Sanal dünya
Şerife Karaçayır Mutlu
insan = sanı
ne sanalsın
gerçek değil
bir sanısın
sanıyı sınasam dedim
bir ekran da ben istedim
SEVGİYİ tuşlayın
yeter dedim
insan = sanı
ne sanalsın
gerçek değil
bir sanısın
sanıyı sınasam dedim
bir ekran da ben istedim
SEVGİYİ tuşlayın
yeter dedim
“ben” çıkarcılığını anlamak
ne kötü şeylerden…
“ağlıyorum”, “ölüyorum”u
anlamam…
Korkmak,
“henüz”
saygı duyulacaklardan…
Ürkmek
saygı duyulacaklardan..
Bir yazımda dünyada saf bir dilin, ırkın ve kültürün olmadığını, olmayacağını söylemiştim. Hala bu inançtayım. Mitolojiler ait olduğu halkın ortak aklının ürünüdür. Halkları birbirinden farklı kılan ise dilleridir. Halkın kendi dili ile anlattığının adına ister mitoloji, epope, söylence; ister masal deyin, bunların hepsi de halkın ortak aklını, yaşam felsefesini, tarihini yansıtır.
Kapıyı açtım. Habersiz gelmişti. Kapıdan uzattı kafasını, “Ne o hala çalışıyor musun?” dedi.
Belki fazla oturmaz diye düşünerek, “gelsene biraz laflarız” lafı çıktı ses tellerimden; isteksizliğimin belli olmamasını umarak. Yüzü yere bakıyor, gözleri, başımın biraz üstünü nişanlıyordu. Başını azıcık eğse, göz göze gelecektik. O zaman da sağa sola oynatacaktı onları biliyordum. Son olaydan sonra gözlerini bir türlü görememiştim. Yazının tamamını okuyun »
Pıce ve Pızğeş
Nartların bir altın elma ağacı vardı. Her yıl tek bir elma verirdi ağaç. Elmanın yarısı kıpkırmızı, diğer yarısı apaktı. Elmanın olgunlaştığı gün elma yok olurdu. Elma nereye gider, elmayı kim koparıp alır bir türlü bilemezlerdi. Bunun üzerine Nartlar elma ağacının etrafını surlarla çevirdiler, bekçiler korumalar koydular. Elmayı bir türlü koruyamadılar. Sonunda Boşboğaz Werserij’e gidip danıştılar Werserij, Nartlara adları Pıce ve Pızğeş olan ikiz kardeşlerden başkası elma ağacını koruyamaz, diye öğüt verdi.
Sağanak yağmurlara yakalanır bazen yüreğin. Hele de şemsiyesizsen o sıra, yüreğinin iliklerine kadar işler soğuk damlalar. Her doğa olayının bir nedeni olduğu gibi, bu apansız bastıran sağanak da esaslı bir nedene dayanıyordur. Ne kadar esaslı olursa olsun bu neden, yine de boşunadır onca soğuğu yemen. Çünkü sen ağrıdan, sancıdan kıvranırken, esaslı neden her neyse, ıslık çalarak, keyifle yoluna devam ediyordur. Bir tas sıcak çorba verip, bir iki cümleyle seni yatıştıracak kimsen de yoksa yanında -ki böyle durumlarda herkesin çok önemli işleri çıkar – koyu bir karanlığa yumup gözlerini, sağanağın dinmesini beklersin. Yine de kimse görmesin istersin yüreğinin sırılsıklam, buz gibi ıslandığını. Dost bildiklerini gözden geçirirsin birer birer. Bir omuz ararsın, bir insan sıcağı ararsın. Çölde bir yudum su arar gibi…