Bir şey var içimde, kırgın, üzgün, yıpranmış… Yolumu kesen, acıtmaya yeltenen, düşlerime ket vuran, umutlarımı bertaraf eden, olumsuz öneklere özenen, sürekli sıkıntıyı hatırlatan bir şey.
Diyor ki;
-Ne de güzel döverdi bizi öğretmenimiz, vurduğu yerde gül biterdi..
Şimdi karısını da dövüyordur “O”..
Çoktaaan eşeğe dönmüştür ..
Çocukları da..
……
-Rap rap! yürürdük bayramlarda, ip gibi sıraya girerdik..Heyyy gidi günler heyyy!
…….
Ne verirlerse onu alıyor şimdilerde işte “O”..
İlkokul birinci sınıfta okuyan çocuk, okuldan çıkar çıkmaz, çırak olarak çalıştığı dükkana gidiyor, yerleri siliyor, ustasına çay dolduruyordu, gece geç dönüyordu evine. Avluya açılan kapı, bir şato kapısından farksızdı. Çocuk ayak parmaklarının ucuna kalkıp mandala uzansa da dilini aşağıya çekecek güç cılız kollarında yoktu….
Bendeniz, yürek!… Onların adi(L) düzenlerinin kurbanı!.. Yeri geldi kırıldım, parçalandım; yeri geldi soğudum, buz bağladım; yeri geldi cayır cayır yandım.. işkencelerden işkence beğendim işte böyle! Akıl ve vicdan da bedene az çektirmediler! Bizler; akıl, vicdan ve yürek olarak bedenimize hiç gün yüzü gösterememiş olmanın sıkıntısı, üzüntüsü, kızgınlığı, kırgınlığı, bunaltısı, bunalımı içindeyiz.