Susarız…
Haşmet Ahmet Şenses
Otobüs asık suratlı, mutsuz İstanbullulardan oluşmuş yüküyle, arap saçı trafiğin ortasında burnunu çıkaracak yer arıyordu. Şirinevler’de durağa yanaştı. Binali, orta kapının hemen yanında, cam kıyısında bir yer bulmuştu kendine. Yanındaki kamburu çıkmış cılız adam düğmeye bastı, indi. Binali beyaz, ince keten pantolonunun içinden paçalı donu görünen adamın arkasından baktı, belli belirsiz gülümsedi.
Otobüsün ön tarafındaki kırmızı ışıklı levhada her durakta “duracak” yazar, yine de inenler o düğmeye basmadan rahat edemezlerdi. Babanne kılıklı bir kadın ön kapıdan binmiş, dokunsalar ağlayacakmış gibi yorgun ve hasta bir suratla sağına soluna bakarak arkalara doğru ilerliyordu. Dudağının üstünde incecik bıyıkları olan, kolları kıllı, iri gövdeli bir adam yaşlı kadını kolundan tutup, Binali’nin yanındaki boş koltuğa oturttu. Kadın, yerine yerleşip, takma dişleriyle adama gülümseyip teşekkür etti. Adam, dünyanın en iyi adamıymış gibi gururlandı bu teşekkürden, gözlerini yumup gülümseyerek karşılık verdi. Yaşlı kadın başını biraz geri çekip, Binali’nin suratına baktı dik dik. “Gördün mü bak, ne iyi adamlar var! Sen yerinden bile kıpırdamadın!” dermiş gibi Binali’yi tepeden tırnağa süzüp kucağındaki rugan, siyah çantayı sımsıkı kavradı.
Tsoka, güzelliği ve zerafeti ile adını duyurmuş genç bir kızdır. Soyludur. Pek çok prens
oğluna ister. Kim isterse istesin, kendisine evlenme teklif edenleri geri çevirir. Tsoka, onları beğenmediğinden değil, aklına koyduğu bir işten dolayı tüm adaylara olmaz der. Kararlıdır.
Günlerden bir gün, köyde bir evde ‘yün tarama günü’ düzenlenir. Yün tarama işini kızlar yapar. Yün taratacak aile, köyün tüm genç kızlarını çağırır. Köyün genç kızları ailenin belirlediği gün taraklarını yanlarına alarak toplanırlar. Tsoka da gelir, köyün gençlerine gün doğmuştur. Kızlar akşama kadar yün tarayacaklar, gece de eğlence düzenlenecektir. Köyden, bazı gençler yakın köylerdeki arkadaşlarına haber verirler. Yakın köylerdeki gençler yanlarına kız kardeşlerini veya komşu kızlarını da alarak katıldılar.

Ve sen, tanrının kelamıyla
Habil’i Kabil’le yok eden nefret;
Yırtılır gülistanda
Barışın taç yaprakları
Ekilir tohum tohum
Kin ve acı.
Bugüne gelinsin diye,
Ve bir kefen sallanır
Mendirekte sevgi görünür m’ola?
Ömer, askere çağrıldığında Kızı Luisa yeni doğmuş beşikte yatıyordu. Genç karısı ve kızını geride bırakıp cepheye
gitmişti. Naziler var gücüyle Sovyetlere saldırmış, ülkenin ortalarına kadar ilerlemişlerdi. Bütün erkekler cepheye çağrılıyor, genç yaşlı demeden, herkes savaşa gidiyordu. Ömer de bu askerlerden biri olmuştu.
Stalin tüm askerlere şu emri vermişti. “Mermilerinizden birini ayırıp ve göğüs cebinizde saklayınız. Esir düşmek zorunda kalırsanız eğer sakın teslim olmayın göğüs cebinizde sakladığınız mermiyi namluya sürün ve kendinizi öldürünüz.”Esir olmak insana daha çok acı verir ölümden.

v a p u r d a y ı m…
yanımda yüreğim, karşımda martılar ve deniz…
elimde orta şekerli, bol köpüklü bir fincan kahve
kahve bitene kadar ikimizin de ağzını bıçak açmıyor…
biten fincanımı ters çeviriyorum alışkanlıktan.
şair olmak istedi
şair ceketli çocuk oldu
masallarla büyüdü
ninesinden dinlediği.
masalla büyüyen
başkaları gibi
hayatın da “başka”
olduğunu
çok sonra öğrenecekti…