<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>küçük işler &#187; zifirî</title>
	<atom:link href="http://www.kucukisler.com/category/zifiri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kucukisler.com</link>
	<description>sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 16:00:41 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>13 yaşında bir ölüyüm ben&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/11/14/13-yasinda-bir-oluyum-ben/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/11/14/13-yasinda-bir-oluyum-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 08:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14284</guid>
		<description><![CDATA[ “Konuşamıyorum kimseyle. Konuşma hakkımı elimden aldılar. 
Uyuyamıyorum geceleri, pembe rüyalarımı çaldılar&#8230; Onlar&#8230;”
 
 
 
 
Sekiz yıl önce öldüm ben. Yeniden yaşama hakkım varmış gibi bedenimi geri bıraktılar. Neden bıraktılar? Soramadım.
 
Kendimi kimseye ispat edecek halim, gücüm yok. Bilen biliyor ki; beni bulduklarında oturamıyor, titriyor, konuşamıyor, uyuyamıyor, kendime bir tek neden hala hayatta olduğumu soruyordum.
 

Yeniden hayata bağladı beni iyi insanlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong><em>“Konuşamıyorum kimseyle. Konuşma hakkımı elimden aldılar. </em></p>
<p><em>Uyuyamıyorum geceleri, pembe rüyalarımı çaldılar&#8230; Onlar&#8230;”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-14285" title="viol" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/viol.jpg" alt="viol" width="448" height="323" /><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Sekiz yıl önce öldüm ben. Yeniden yaşama hakkım varmış gibi bedenimi geri bıraktılar. Neden bıraktılar? Soramadım.</p>
<p> </p>
<p>Kendimi kimseye ispat edecek halim, gücüm yok. Bilen biliyor ki; beni bulduklarında oturamıyor, titriyor, konuşamıyor, uyuyamıyor, kendime bir tek neden hala hayatta olduğumu soruyordum.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-14284"></span></p>
<p>Yeniden hayata bağladı beni iyi insanlar. Bu dünyada iyi insanlar da var, dedim kendime. Bir tek kötü amcamlar yok. Kötü amcamlar&#8230; Benden geçmişimi, çocukluğumu,  geleceğimi, hayallerimi alıp götürürlerken; bana yaptıklarını sonradan kabuslarımda ben defalarca, defalarca, defalarca yaşarken! Adalet tecelli ettiğinde karşılarına geçip soracaktım: “Elinize ne geçti? Ne istediniz küçücük benden? Sizin kızınız, torununuz var mı? Vardır mutlaka. Şimdi böyle sizin gibi 26 kocaman bıyıklı, kelli felli amcalar toplanıp bana yaptıklarınızın aynısını sizin çocuğunuza yapsalar, ne hissedersiniz? Yaşattıklarınızın aynısını sizin canınızdan çok sevdiğiniz bir varlığa yaşatsalar siz ne yaparsınız? Sizin babalık duygunuz var mı? Hayır, bunun olmadığı şüphesiz! Sizler, geceleri nasıl rahat uyuyabiliyorsunuz? Sizler, insan sıfatıyla anılmayı hak etmiyorsunuz!  Elinize ne geçti, ne istediniz benden?” Soramadım&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Yavaş yavaş yeni bir hayata alıştırmaya çalıştılar beni. Bir dizi ameliyat geçirdim. 13 yaşında bir çocuktum ve tüm bir dünya, tüm bir evren, tüm bir insanlık benim küçük omuzlarımın üzerindeydi&#8230; Eziliyordum&#8230; Doktor ablalar elimden tuttu, terapiye aldılar. Konuşmaya çalıştım onlarla ama&#8230; Ne kadar konuşabilirdim yahut, nasıl desem&#8230; Anlatmakla anlamak; izlemekle yaşamak arasında derin bir uçurum var&#8230;</p>
<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-14286" title="trea_MINAUTORE_ASSIS_AU_POIGNARD" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/trea_MINAUTORE_ASSIS_AU_POIGNARD.jpg" alt="trea_MINAUTORE_ASSIS_AU_POIGNARD" width="194" height="269" />Benim yaşımdaki diğer çocuklar bana başka gözle bakmasınlar diye adımı değiştirdiler. Hiç değilse onların göz hapsinden kurtulacaktım. Tutundum o yeni hayata, çok çalıştım, çok uğraştım, evet, bir şekilde oldu ve yeniden bağlandım yaşama&#8230; Kitaplara, kelimelere sıkı sıkı sarıldım. En iyi arkadaşım oldu kitaplar ve tek paydaşımdı yazdığım şiirlerdeki satırlar&#8230; Yine de&#8230; ruhum ve bedenim bana ait değilmiş gibi geldi çok uzun zaman. Şimdi şimdi, ruhum ve bedenimin yarısı benim diyebiliyorum.</p>
<p> </p>
<p>Sokakta gördüğüm ayakları tutmayan, gözleri görmeyen, her hangi bir uzvu olmayan özürlü insanlardan çok özür diliyorum ama biliyor musunuz sizlerin yerinde olmak isterdim ben! İsterdim; göğsümü gere gere özrümü taşıyabilmeyi, “ben, bu kadarım, yarım bir insanım!” diyebilmeyi. Çünkü bunda utanılacak, aşağılanacak hiçbir şey yok! Ya benim? Neden 26 adamın yaptığı ayıbın, işlediği suçun,  canavarca, insanlık dışı bir eylemin bedelini ben ödüyorum?</p>
<p> </p>
<p>Adalet yerini bulacaktı. İnanıyordum! Siz, adaleti de mi satın aldınız? Yargıtay 13 yaşında bir çocuğun nasıl kendi rızasıyla böyle bir işkenceyi kabul edebileceğini düşünür ki? Anlamıyorum&#8230; Sizin hak ve hukuk sisteminizin, akli dengenizin yerinde olup olmadığından şüphe ediyorum? Soramıyorum&#8230; Soramıyorum&#8230;</p>
<p> </p>
<p>13 yaşında bir ölüyüm ben&#8230; Önümde koca bir gelecek vardı, onu benden zorla aldınız&#8230; Ben hepinize inat yaşamak istiyorum&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Not:</strong>  Bu yazıyı bu şekilde kaleme almak benim için gerçekten çok zordu. Her ne kadar empati kurmaya çalışsam da N.Ç&#8217;nin yaşadıklarını anlatabilmem mümkün değil biliyorum. Böyle bir davada böyle bir kararı onayan <strong>Türkiye Cumhuriyeti Adalet, Hukuk ve Yargı Sistemi&#8217;ni eshefle kınıyorum!</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Kasım&#8217;11</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>elif eser</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Q2ZAGLX7VC8?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/Q2ZAGLX7VC8?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/11/14/13-yasinda-bir-oluyum-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elif&#8217;ten Yılmaz Özdil&#8217;e mektup</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/eliften-yilmaz-ozdile-mektup/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/eliften-yilmaz-ozdile-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 09:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14131</guid>
		<description><![CDATA[
 
Merhaba Sayın Özdil, 
 
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.
 
Tarih : 06 Ekim 2011
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul
Saat : Geceyarısı 01.30 suları
 
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-14132" title="police-brutality-clip-art" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/police-brutality-clip-art.jpg" alt="police-brutality-clip-art" width="425" height="286" /></p>
<p> </p>
<p>Merhaba Sayın Özdil, <br />
 <br />
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.<br />
 <br />
Tarih : 06 Ekim 2011<br />
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul<br />
Saat : Geceyarısı 01.30 suları<br />
 <br />
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. Bitişik nizam apartmanlarda yaşayanların çoğu birbirini en az 20 yıldır tanır.</p>
<p><span id="more-14131"></span> Sinan, Cemil ve Akın&#8230; Yaşları 28 ilâ 30 arasında üç genç adam. Aynı sokakta, karşılıklı ve yan yana binalarda oturuyorlar. Muhtemel iş çıkışı uğradıkları mahalle kahvehanesinden geliyorlar. Kendi halinde, işinde gücünde insanlar üçü de. Cemil ve Akın içeri girince Sinan anahtarı olmadığını fark ediyor ve evinin önünde cep telefonuyla annesini aramak istiyor. Ne oluyorsa o sırada oluyor. Yanına yaklaşan 4 Çevik Kuvvet Polisi (!) Sinan&#8217;a &#8220;ver o telefonu, kimden çaldın sen onu?&#8221; diye küfürler ederek üzerine yürüyor. Sinan &#8220;kimseden çalmadım, anahtarım yok annemi arayacağım, burası benim evim.&#8221; diyor. Polisler tartaklamaya başlayınca anne ve babasına sesini duyurmak için bağırıyor.<br />
 <br />
O sırada evlerine henüz girmiş olan Cemil ve Akın Sinan&#8217;ın sesini duyup girdikleri gibi dışarı çıkıyor. Sinan’a zorla kelepçe takarak apartmanlardan birinin duvar dibine sıkıştırıp coplarla dövmeye başlayan polislerden arkadaşlarını kurtarmak istiyorlar.. 4 polis, 3 savunmasız sivile karşı!  Ve arbede başlıyor.<br />
 <br />
Olay bununla kalmıyor. Çevik Kuvvet Polislerimizden birisi hemen diğer ekiplere telsizle anons geçiyor &#8220;yetişin bizi öldürüyorlar!&#8221; (???) Mahalle sakinleri gece yarısı uykularından bağırma seslerine uyanıyor ve sokak bir anda en az 40 (bu sayı fazla da olabilir ama kesinlikle daha az değildi) kadar polisle doluyor ve 3 kardeşimize karşılık 40 polis insanlık dışı bir eylemle saldırıya geçiyor. Havaya ateş ediyorlar!<br />
 <br />
Havaya ateş ediyorlar Yılmaz Bey! Bitişik nizam apartmanlarda dairelerin her birinden olayın şokuyla donmuş insanlar bakıyor! Silah sesiyle neye uğradığımızı anlayamadan pencerelere fırlıyoruz görebildiğimiz kanlar içinde biri, kendisine saldırmış 20 polisle mücadele ediyor. Diğerleri başka apartman diplerinde aynı kargaşayı yaşıyor! Ve silah sesi yankılanıyor! Bina merdivenleri, duvarları kan-revan içinde!<br />
 <br />
Olay durmak bilmiyor&#8230; Anneler ağlıyor. Çocukların ailelerinin yüzlerine biber gazı sıkılıyor. Akın’ın abisi ve Cemil&#8217;in erkek kardeşi “Abi durun yapmayın, önce bir olayı anlayın” dediği için yere yatırılıp coplanıyor. Keza Akın’ın annesi de aynı şekilde ağır cop darbesi alıyor.<br />
 <br />
Saat 03.00 sularında zorla ekip araçlarına bindirilen bu insanlar (ve olaya karışan yakınları) en yakın polis karakoluna götürülüyor. Sinan’ın bu sabah çıkan hastane raporuna göre; Akciğer ve Karaciğerinde iç kanama olduğu tespit ediliyor. Cemil en çok yüzüne darbe almış! (Bütün gece o halde nezarette tutuluyorlar.) Hepsinin ellerinde raporları var.<br />
 <br />
Aileler başta 4 polis ve olaya karışan diğerleri hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Polislerin savunması şu “biz o çocuğu terörist sanmıştık.” Bizim oturduğumuz bölge Rumeli göçmenlerinin ağırlıklı olduğu bir yerdir. Ve yanı sıra İç Anadolu’dan göç almıştır. Burası kendi halinde bir semttir, terör bölgesi değil! Kaldı ki sarışın, mavi gözlü, eli yüzü düzgün kendi halinde birini cebinden cep telefonunu çıkarttı diye küfürle üzerine yürüyemezsin! Arkasından ikinci savunmaları daha da içler acısı “Bütün bir mahalle bizi dövdü, üzerimize saldırdı.” ??? Öyle ise sizin hastane raporlarınız, aldığınız darbeler neden ortalıkta yok? 40-50 kadar polis vardı Yılmaz Bey! Ve 3 gencin aileleri toplasanız 10 kişi etmezler&#8230; Çünkü silah sesinin korkusundan ve ortalığa sıkılan biber gazından kimse yerinden kıpırdayamadı! Evlerimizin içinde yerlere yattık! Olay yerinde 18 boş mermi kovanı bulundu. (Bu arada sıkılan mermi sayısı 20&#8242;den fazlaydı!)Yanılmıyorsam bir olay sırasında polis iki kez uyarı ateşi etmenin dışında kimseye silah çekemez ve ateş edemez! Yanılsam bile o boş kovanların balistik raporlarının da alınması gerekir!!<br />
 <br />
Bu minvalde polis teşkilatının hepsine elbette mâl edemem bu konuyu. Fakat merak ediyorum; Akademi’de veya açılan sınavlar sonrasında aldıkları eğitimlerde bu arkadaşlarımıza ne öğretiliyor? Çevik Kuvvet Polisi böyle bir durumda sokaktaki herhangi birine müdahale edebilir mi? Merak ediyorum!<br />
 <br />
Ben 37 yaşındayım; dün gece 4.üncü kattaki evimden gördüklerim beni ve ailemi ve bütün bir mahalleyi dehşete düşürdü. 80 darbesi sırasında yaşananlar geldi aklıma –ki küçüktüm o zamanlar- 1980 yılından beri değişen hiçbir şey olmadı mı? Merak ediyorum! Saat kaç olursa olsun, evine gitmek isteyen birine yapılan muamele bu mudur? Merak ediyorum! Bu ülkede polise de güvenmeyeceksem kime güveneceğim Yılmaz Bey? Ben bir kız çocuk annesiyim, ona hangi değerleri öğreteceğim? Ve daha yüzlerce soru sorabilirim size bununla ilgili ve eminim siz de soruyorsunuz kendinize.<br />
 <br />
Bu olayın üzerinin kapatılmasını kesinlikle ve kesinlikle istemiyoruz. İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğunu düşünmesin hiç kimse! Gerekirse İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidileceğini belirtirim. Yeter ki suçlular (sıfatları ve yaptıkları iş ne olursa olsun) hak ettikleri cezayı bulsun. Aileler işin peşini bırakmayacaklarını söylediklerinde dört arkadaşlarını korumak isteyen amirleri &#8220;şikayetçi olmayın, gelin bu işin orta yolunu bulalım&#8221; demiştir (!)<br />
 <br />
Saygılar sunar, size ve Türk Halkına huzurlu, emniyetli günler dilerim.<br />
 <br />
<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Elif Eser<br />
</strong><strong>7 Ekim 2011, İstanbul</strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/mIhNaO3Yp9E?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/mIhNaO3Yp9E?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/eliften-yilmaz-ozdile-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amaçsız Kurbağa</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/09/08/amacsiz-kurbaga/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/09/08/amacsiz-kurbaga/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 00:21:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13953</guid>
		<description><![CDATA[ 
Biz biliyorduk aslında&#8230; On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da&#8230; Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa&#8230;” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img class="size-full wp-image-13965 alignleft" title="body8130URPmAGQbxhNIiQn" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/body8130URPmAGQbxhNIiQn.jpg" alt="body8130URPmAGQbxhNIiQn" width="243" height="214" /></p>
<p>Biz biliyorduk aslında&#8230; On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da&#8230; Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa&#8230;” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam etmesini bekledik, gözlerimiz ellerimizde, masadaki bardakta, yani başka yerlerde&#8230; “Eğer kurbağaları alışık oldukları ısıda su dolu bir kaba koyar, altına da kısık ateşi verirseniz&#8230; Ne olduklarını anlayamadan haşlanırlar.”</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13953"></span>Sonrasında hep izledik. Nasıl şahane haşlanmaya başladığımızı. Daha önce de izlemiştik. Darbeleri, asılan gençleri, kaosları&#8230; İzlemeyi seven bir milletiz sanırım biz. Doğruyu söyleyen birileri çıkınca da; gözlerimizi nerelere devşireceğimizi bilemeyiz. </p>
<p>Bayramın ilk günü, Ramazan ayının rehavetinden silkelenmek için “hadi yürü Beyoğlu’na gidelim” dedim kızıma bir heves. Burada doğdum, burada yetiştim; İstanbul’un bilmediğim köşeleri belki hala var ama, ne olursa olsun, en nefret ettiğimi söylediğim zamanlarda bile sevdim Beyoğlu’nu. İstiklal Caddesi; kimilerine göre bu şehrin kalbi. Bana göre ağzı. Her şeyi yutabilen kocaman bir ağız. Bu şehrin bu kadar kozmopolit, bu denli çeşni ile dolu olmasının nedenlerinden birisi de, İstiklal Caddesi. Kocaman bir panayır yeri. Ruh haliniz nasılsa; öyle gördüğünüz/göründüğünüz, kendinizi kasmadan umarsızca yürüdüğünüz, her nevi ürün, her çeşit insanın gelip geçtiği, oturup eğleştiği, dünyada başka hiçbir büyük kentte rastlanmayan günün 24 saati ayakta belki de tek caddesi. (Başka ülkelerin başka caddelerini bilmiyorum henüz. Bu yüzden başkalarının yalancısıyım.) Seviyorum anılarımın biriktiği bu yeri.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13967" title="grenouille-ea033" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/grenouille-ea033-150x108.png" alt="grenouille-ea033" width="150" height="108" />Bu düşünceler eşliğinde, meydandan pür neşe konuşarak caddeye girdik kızımla. Yürüyemedik ama. Bir yerlerde oturup bir şeyler içemedik. Dahası, oradan nasıl kaçacağımızı bilemedik. İlk defa. Bu yaşımda ilk defa. Pera; yoğun bakım ünitesindeki şuursuz bir hasta. </p>
<p>Kültür seviyesi taban seviyede olan bir ülkeyiz biz. Kim ne derse desin o akşam yaşadıklarımızdan sonra aksini söyleyemez bana. Bu ülke; başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir ve Antalya gibi diğer büyük şehirlerden ibaret değil yalnızca elbette biliyoruz. Buna rağmen bilmekle yaşamak arasındaki korkunç ayrımla bir kez daha yüzleştim o akşam. “Bu kadar mı kötüyüz?” dedim. “Bu kadar mı cahil, yobaz, seviyesiz?”</p>
<p>Eğer biraz daha kalsaydık canım efendim İstiklal Caddesi’nde; İstanbul’un elit, entelektüel, kendini bilen kesiminin tatil için yazlık beldelere çoktan kaçtığı boşluklarını doldurmak adına ortalığa dökülen cehaletin tacizine uğrayacaktık.</p>
<p><img class="alignright size-thumbnail wp-image-13968" title="cuire-grenouille-2" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/cuire-grenouille-2-124x150.jpg" alt="cuire-grenouille-2" width="124" height="150" /> “Ramazan dolayısıyla (!)” masaları kaldırılan (?) Asmalımescit’te periler cirit atıyordu. Oysa biz, Ramazan’ın kış aylarına denk geldiği ve yılbaşı kutlamalarının yapılacağı sırada “kendinizi bildikten sonra sahur vaktine kadar alkol almanın sakıncası yoktur.” diye fetvaların verildiği zamanları da biliyorduk! -İlk ısınma aşamalarımızdı o zamanlar.-  Biz, ne zaman Müslümanlığın kör gözüm parmağına sokulduğu bir ülke olmuştuk? Laiklik bir yerlerde perilerle ip atlıyordu sanırım. Cumhuriyet’i göremedim, nerede olduğuna dair bilgim yazık ki yok. Şaşkın değildim. Hayal kırıklığı değildi üzerimdeki. Kafatasımı çatlatırcasına idrak etmeye çalışıyorum yalnızca. Ve bakıyorum. Öylece bakıyorum. Bir kısmımız gibi (ne de olsa azınlıktayız artık.) </p>
<p>Kızımla ikimiz, yüzümüz eciş bücüş, korkulu gözlerle; sağımızdan solumuzdan geçerken sürtünmeye çalışan, laf atan, salyaları akan bu kendini bilmez çöplüğün içinden nasıl kaçacağımızı bilemedik. Teori çoktan gerçekleşmişti; fokur fokur ne güzel de kaynıyoruz!</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13969" title="grenouille-k" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/grenouille-k-150x118.gif" alt="grenouille-k" width="150" height="118" />Ve bittabi izliyoruz. Yılgın, bitkin, yorgun, dermansız, en çok da umutsuz bir izleme bizimki. Okyanuslar ötesinden işbirliği yaptığı devlette yüksek güvenlik çemberleri içinde yaşadığı söylenen bir adamın; bizi oradan takip ederek ve direktiflerini başımızdakilere yağdırarak “oldu bunlar oldu” deyip ne zaman o ülkeye süslü porselenler içinde servis edeceğini bekliyoruz. </p>
<p>Benim on yıl önce başa geçmiş bu adamlara söyleyecek sözüm yok. Onlar planlarını acele etmeden, sakince, sabırla uyguladılar. Ben; hakkını savunmayan, hakkını aramayan, kendini kurbağa gibi üç kuruşa kendi iradesiyle ve yazık ki cehaletiyle o kazana atan koca bir millete ne söyleyebilirim, ne anlatabilirim, onun derdindeyim. </p>
<p>Bir vatan nasıl bölünüyor, bir millet nasıl yok oluyor, nasıl yabancılaştırılıyor hep birlikte izlemeye devam edelim; “Nassıl diyör siz başka ülkedakilar?” “Cooming Soon.”“Hah okay, tam oyle! Cooming Soon.” </p>
<p> </p>
<p><strong>Eylül/2011 elif eser</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bindik bir alamete/Cem Karaca<br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjEyMzIxMzY0IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjEyMzIxMzY0LTdlMyI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTg3ODY1MCI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMTU0NDA0Mzk7fQ==&amp;autoplay=default" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjEyMzIxMzY0IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjEyMzIxMzY0LTdlMyI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTg3ODY1MCI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMTU0NDA0Mzk7fQ==&amp;autoplay=default" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" wmode="transparent"></embed></object></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-13970" title="1210201016144220831073" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/1210201016144220831073.jpg" alt="1210201016144220831073" width="450" height="575" /> </p>
<p><em>&#8230; vee  şimdi o kız pişmekte!&#8230; Tıpkı &#8220;kısık ateşte pişirilen&#8221; birçok diğerleri gibi üniversitelerde, parklarda, sokaklarda, pahalı ciplerde arz-ı endam ediyor, bugün yavaş yavaş gevşetilip uyuşturulan bir toplumun yakın bir gelecekte &#8220;harlı ateş&#8221;lerde nasıl yok olacağının ayırdına varamıyor  !   (ZA)</em><em> </em></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="343" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/EgMt9KU2NQo?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="343" height="300" src="http://www.youtube.com/v/EgMt9KU2NQo?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p>&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/09/08/amacsiz-kurbaga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Galyalı Wardo&#8217;nun göğsünde kararan gül</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/09/07/galyali-wardonun-gogsunde-kararan-gul/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/09/07/galyali-wardonun-gogsunde-kararan-gul/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 14:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13927</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
Boynuz ölüm çanları çalıyor insanın eksildiği yerde.
Aç bir fitilin lambasında can çekişiyor onurun aydınlık dili.
Sarı salyalı İblisin elinde İncil;
Ayaklarının altında aç bi ilaç Afrika perileri.
 
Hani nerde bulutların zenginliği
Ve tanrıların cömertliği nerde?
Göksel şarkılarla kaç filizin kanı demlenir…
Belki pirinç bulamaçlarıyla doğacak mutluluğun büyüsü.
1300 yıllık ejderhanın midesinde büyür Galya’lının hatasız ruhu…
Voyant olmak mı gerek söylemek için:
Ölü çiçekler sulanmaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
<object id="embid787852" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="303" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="wmode" value="opaque" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="flashvars" value="hideController=no&amp;itemid=787852&amp;orgClipWidth=1280&amp;orgClipHeight=720&amp;debug=no&amp;hqFLV=yes&amp;filetype=flv&amp;server=prod&amp;cj=yes" /><param name="src" value="http://www.pond5.com/pond5FlashPlayer2.swf" /><embed id="embid787852" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="303" src="http://www.pond5.com/pond5FlashPlayer2.swf" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" wmode="opaque" flashvars="hideController=no&amp;itemid=787852&amp;orgClipWidth=1280&amp;orgClipHeight=720&amp;debug=no&amp;hqFLV=yes&amp;filetype=flv&amp;server=prod&amp;cj=yes"></embed></object><br />
 </p>
<p>Boynuz ölüm çanları çalıyor insanın eksildiği yerde.<br />
Aç bir fitilin lambasında can çekişiyor onurun aydınlık dili.<br />
Sarı salyalı İblisin elinde İncil;<br />
Ayaklarının altında aç bi ilaç Afrika perileri.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13927"></span>Hani nerde bulutların zenginliği<br />
Ve tanrıların cömertliği nerde?<br />
Göksel şarkılarla kaç filizin kanı demlenir…<br />
Belki pirinç bulamaçlarıyla doğacak mutluluğun büyüsü.<br />
1300 yıllık ejderhanın midesinde büyür Galya’lının hatasız ruhu…</p>
<p>Voyant olmak mı gerek söylemek için:<br />
Ölü çiçekler sulanmaz artık, kokmasını beklemeyin!<br />
Devşirme menekşeler çürütür<br />
Bu bakır kızılı toprakların bereketini…</p>
<p>Ateşin hırsızlarını dillerine sinen kül kokusundan<br />
Gözlerine pusan ihanetten tanırım.<br />
Ve yitip giden uygarlıkların terli memesinden fışkırır<br />
Tek dişli canavarlar…</p>
<p>Wardo’ nun esmer göğsünde kanar inci dişli karanfiller.<br />
Emperyal neo-nizamın nizamnamesi kan denizidir.<br />
Ne Muhammed, ne İsa, ne Musa’yı tanırım<br />
Ne de kucağında İsmail; elinde kör baltasıyla İbrahim’i.<br />
Bin yılların dönüştüren uğultusudur içimdeki deli çığlık…</p>
<p> </p>
<p><strong>Cafer Demirtaş, 07 Eylül 20011, Mersin</strong></p>
<p><strong> <img class="size-full wp-image-13928 alignleft" title="65618080" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/somali-aclik-kitlik07.jpg" alt="65618080" width="427" height="284" /></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=18153098&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=18153098&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/18153098">Histoire Oubliée</a> from <a href="http://vimeo.com/user5564927">KayaManga</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/09/07/galyali-wardonun-gogsunde-kararan-gul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ha-ram-azan</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/ha-ram-azan/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/ha-ram-azan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 19:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13875</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
- Alo, polis karakolu mu ?
Bir erkek sesi yanıtladı :
- Evet bayan, ne istemiştiniz ?
Kadın, telefonda fısıldadı :
- Lütfen din polisini bağlar mısınız ?
 
- Ayrılmayın bayan.
Telefonda bekleme müziği yerine geçen bir iki dakikalık Kuran dinletisinin ardından, biri telefona cevap verdi :
- Buyrun&#8230; Din polisi. Bir sorun mu var ?
Kadın anlattı :
- Ben, 4. Sokakta, Özgürlük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-13876" title="iftar_menu" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/iftar_menu.jpg" alt="iftar_menu" width="342" height="432" /></p>
<p> </p>
<p>- Alo, polis karakolu mu ?</p>
<p>Bir erkek sesi yanıtladı :</p>
<p>- Evet bayan, ne istemiştiniz ?</p>
<p>Kadın, telefonda fısıldadı :</p>
<p>- Lütfen din polisini bağlar mısınız ?</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13875"></span>- Ayrılmayın bayan.</p>
<p>Telefonda bekleme müziği yerine geçen bir iki dakikalık Kuran dinletisinin ardından, biri telefona cevap verdi :</p>
<p>- Buyrun&#8230; Din polisi. Bir sorun mu var ?</p>
<p>Kadın anlattı :</p>
<p>- Ben, 4. Sokakta, Özgürlük Apartmanında oturuyorum. Komşumun düdüklü tenceresi tıngırdıyor. Kadın, mübarek ramazanda yemek yapıyor.</p>
<p>- Yemek yaptığını nereden biliyorsunuz ?</p>
<p>- Söyledim ya size, tenceresi tıngırdıyor&#8230; Ekmek almış, süt almış, yoğurt almış. Gördüm valla&#8230; Saate bakar mısınız ? Saat sabahın on buçuğu daha !</p>
<p>- Adresinizi verir misiniz ? Bu ahlaklı hareketinizden dolayı Allah sizden razı olsun.</p>
<p>- Yazın adresimi. 4. Sokak, Özgürlük Apartmanı, Daire 6. Ama tencere, 5 numarada tıngırdıyor.</p>
<p>- Yazdım, sağ olun.</p>
<p>Polis komiseri, telefondaki kadının söylediklerini araştırmak üzere bir müfettişle iki polis memuru yolladı. Din Polisinin aracı apartmanın önünde durdu. Arabadan sadece müfettiş indi, güvenlik kulübesine doğru yöneldi. Güvenlik görevlisi Azouz, oturduğu taburede tek gözüyle uyuyor, ötekiyle apartmana girip çıkanı denetliyordu. Bir yandan kendisine doğru gelen adamın niyetini anlamaya çalışırken, öte yandan, adamı hiç de önemsemiyormuş gibi görünüyordu. Ama gelenin niyetinin ne olduğunu anlamasına fırsat kalmadı. Polis kendini tanıtır tanıtmaz Azouz taburesinden fırladı, uykusu iyice dağıldı&#8230; Gözlerini ve kulaklarını iyice açtı.</p>
<p>- 5 numarada kim oturuyor ?</p>
<p>- Genç bir çift oturuyor komiserim.</p>
<p>- Evliler mi ? Çocukları var mı ?</p>
<p>- Bir erkek çocukları var.</p>
<p>- Ne iş yaparlar bunlar ?</p>
<p>- Adam, bir şirkette muhasebeci; karısı da garajda çalışıyor.</p>
<p>Müfettiş şaşırdı, güvenlikçinin cevabını düzeltti :</p>
<p>- Tam tersini mi söylemek istedin ?</p>
<p>- Hayır komiserim, olanı söyledim.</p>
<p>- Nasıl insanlar bunlar ?</p>
<p>- Kadın tesettürlü, kocası değil.</p>
<p>- Kocası değil de ne demek ? Nasıl yani ? diye sordu polis hiçbir şey anlamadan.</p>
<p>Azouz kendini toparladı ve düşüncesini açıkladı :</p>
<p>- Kocası sakallı değil !</p>
<p>- Köse mi yoksa okunmuş sakalla dolaşmayı mı reddediyor ?</p>
<p>Azouz, bu konuda kesin bir bilgisi olmadığından, o anda aklına ilk gelen yalanı savurdu :</p>
<p>- Komiserim, adamın bir deri hastalığı var herhalde&#8230; Başka ne olabilir ki ? Zararsız insanlara benziyorlar.</p>
<p>Müfettiş, kafasını kaşıyıp şöyle bir düşündü; bir deri hastalığı yüzünden mübarek ramazanda oruç tutmamak olur muydu yani ? Bunu müftü-komisere danışacaktı. Yanında getirdiği iki polis memurunu çağırdı ve Azouz’dan, üçüncü kata kadar kendileriyle birlikte gelmesini istedi. Asansör durduğunda, asansörden ilk olarak güvenlik görevlisi çıktı ve otomat düğmesine bastı. Koridorun ışığı, bir süre için yandı. Müfettiş, yanındakilere, sessiz olmalarını işaret etti. Kuşku uyandıran bir gürültü işitmek, ya da bir koku duymak için kulaklarını dikti, havayı kokladı, ama hiçbir şey işitmedi, hiçbir koku da gelmedi burnuna. Geç kalmışlardı, tencere artık tıngırdamıyordu, yemek kokusu da dağılmıştı. Bir an için düşündü, sonra 5 numaralı dairenin zilini çalmaya karar verdi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-13878" title="turban" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/turban1.jpg" alt="turban" width="284" height="224" />Genç bir kadın açtı kapıyı. Müfettiş sordu :</p>
<p>- Ahlaklı insanlar bize düdüklü tencerenizin tıngırdadığını ve düdüğünün öttüğünü haber verdiler, doğru mu ?</p>
<p>- Evet müfettiş bey, dünyadaki bütün düdüklü tencereler gibi&#8230;</p>
<p>- Peki bu tencerenin içinde ne pişirdiniz, söyleyin bakalım !</p>
<p>- Öğle yemeğimizi&#8230;</p>
<p>- Peki, siz mübarek ramazanda yemek yemenin yasak olduğunu bilmiyor musunuz ?</p>
<p>- Benim küçük bir çocuğum var, kocam da hasta. Doktor, kocama yemek yemesi için izin verdi&#8230;</p>
<p>- Doktor, kocanızın hastalığını kanıtlayan bir belgeyle, ramazanda yemek yemesinde bir sakınca olmadığını kanıtlayan bir rapor verdi mi peki ?</p>
<p>- Hayır, ama kocam ilaç kullanıyor, reçetesi var ilaçlarının. Hemen gidip getirebilirim.</p>
<p>Kadın içeri girdi, elinde şurup şişeleri ve ilaç kutularıyla dolu plastik bir poşetle geri geldi.</p>
<p>- Bakın, dedi.</p>
<p>- Bunlar yeterli kanıt değil. Kocanız nerede ? Söylediklerinizin doğru olup olmadığını anlamak için onu doktora götürmemiz gerekiyor.</p>
<p>- İş yerinde&#8230;</p>
<p>- Komşularınızın dinî duygularına birazcık saygınız olsaydı yemeğinizi düdüklü tencerede pişirmek yerine, daha sessiz bir tencerede pişirirdiniz&#8230;</p>
<p>- Ee, herhalde ben de hastayım müfettiş bey, şimdi doktora sorsanız, nereden bilecek bunu !</p>
<p>- Vay vay ! Demek üçünüz de oruç yiyorsunuz ramazanda ?</p>
<p>Müfettiş, kadını tutukladı, kocasını da iş yerinden alıp her ikisine soruşturma açtı. Müftü-komiser iki zanlıyı soruşturmaya aldığı sırada, baş komiser okul müdürünü çağırdı ve bu çiftin çocuklarının hangi sınıfta olduğunu sordu.</p>
<p>Saat on altıda, Kuran okuma, okulun bahçesinde topluca namaz kılma, ulusal marş ve bayrağı selamlama işi sona erince müdür, bazı öğrencileri odasına çağırdı. Çocuklar, sıraya girip odanın kapısına gittiler. Müdür, öğrencileri teker teker odasına aldı. Sırası geldiğinde öğrenci kapıyı çaldı, “gir” komutunu duyuncaya kadar bekledi. İçeri girdiğinde, kendini kocaman bir çalışma masasının arkasında çalım satan gözlüklünün karşısında buldu.</p>
<p>- Nerede oturuyorsun sen ?</p>
<p>- 4. Sokak, Özgürlük Apartmanı, 5 numaralı dairede.</p>
<p>- Annen baban ne yapıyorlar ?</p>
<p>- İbadet ediyorlar, efendim.</p>
<p>- Hayır, bir işte çalışıyorlar mı diye sordum.</p>
<p>- Evet, Allah için ve vatan için çalışıyorlar.</p>
<p>- Saat kaçta yemek yiyorsunuz siz ?</p>
<p>- Yemek hazır olunca, efendim.</p>
<p>- Ramazanda oruç tutuyor musunuz peki ?</p>
<p>- Evet efendim, bütün ramazan boyunca&#8230; Pazartesi ve perşembe günleri&#8230; ayrıca diğer bütün mübarek günlerde&#8230;</p>
<p>- Kim öğretti sana bu cevapları vermeyi ? diye sordu müdür.</p>
<p>- Annem öğretti, efendim.<br />
<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Moha SOUAG</strong><strong><br />
</strong><strong><strong>Çeviri: Zelin Artuğ (Eylül 2008)</strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Nz4MWf_ycd4?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="345" src="http://www.youtube.com/v/Nz4MWf_ycd4?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/ha-ram-azan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RAME ADAM</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/rame-adam/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/rame-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 17:55:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13864</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
-Allo, c’est le commissariat ?
Une voix d’homme répondit :
-Oui, madame, que puis-je faire pour vous ?
La voix de la femme chuchota dans le combiné :
-Passez moi la Police Religieuse, s’il vous plaît.
 
-Ne coupez pas, madame.
Quelques secondes après une lecture de Coran d’attente, une voix surgit du téléphone :
-Oui, je vous écoute. Ici ; Police Religieuse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-13867" title="5053830672_21906d0b99" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/5053830672_21906d0b99.jpg" alt="5053830672_21906d0b99" width="500" height="332" /></p>
<p> </p>
<p>-Allo, c’est le commissariat ?</p>
<p>Une voix d’homme répondit :<br />
-Oui, madame, que puis-je faire pour vous ?</p>
<p>La voix de la femme chuchota dans le combiné :<br />
-Passez moi la Police Religieuse, s’il vous plaît.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13864"></span>-Ne coupez pas, madame.</p>
<p>Quelques secondes après une lecture de Coran d’attente, une voix surgit du téléphone :<br />
-Oui, je vous écoute. Ici ; Police Religieuse à votre service.</p>
<p>La dame dit :<br />
-J’habite, immeuble de la Liberté, rue n°4 et j’entends une cocotte chuinter chez ma voisine. Elle prépare à manger pendant le mois sacré de ramadan.</p>
<p>-Et comment savez vous qu’elle prépare à manger ?</p>
<p>-J’entends la cocotte chuinter, vous dis-je et je l’ai vue acheter du pain, du lait et des yaourts ; regardez l’heure qu’il est, il n’est que dix heures trente du matin.</p>
<p>-Donnez-moi votre adresse s’il vous plaît ! Dieu vous récompensera pour votre noble geste.</p>
<p>-Ecrivez. Immeuble de la Liberté, appartement n°6, Rue n°4…Mais la cocotte, c’est l’appartement n°5.</p>
<p>-C’est bien noté, madame, merci.</p>
<p>Le commissaire envoya un inspecteur et deux agents en tenue pour vérifier les dires de son interlocutrice. La voiture de la P.R. s’arrêta devant l’immeuble, l’inspecteur descendit seul et se dirigea vers la conciergerie. Azouz, le gardien, somnolait d’un seul œil sur son tabouret et surveillait de l’autre œil les entrées et sorties de l’immeuble. Il fit semblant de n’accorder aucun intérêt au visiteur qui  s’avançait vers lui en attendant de lire ses intentions. Mais celui-ci ne lui laissa pas le temps de terminer sa lecture ; quand le policier se présenta, Azouz s’éjecta de son tabouret et de son sommeil et ouvrit bien grands ses deux yeux et ses deux oreilles.<br />
  <br />
- Qui habite au n°5 ?<br />
  <br />
- Un jeune couple, monsieur le commissaire.</p>
<p>- Mariés ? Des enfants ?</p>
<p>- Un garçon.</p>
<p>- Que font-ils dans la vie ?</p>
<p>- Lui, comptable dans une société ; elle, mécanicien dans un garage.</p>
<p>L’inspecteur surpris rectifia la réponse du concierge.<br />
- Tu veux dire l’inverse ?</p>
<p>- Non, monsieur le commissaire, c’est ce qu’il y a !</p>
<p>-Mœurs ?</p>
<p>- La femme porte le hijab ; le mari, non.</p>
<p>- Quoi, le mari, non ? »  demanda le policier qui ne comprenait pas.</p>
<p>Azouz se ressaisit et précisa sa pensée :<br />
- Le mari ne porte pas la barbe !</p>
<p>- Il est imberbe ou refuse-t-il de porter la barbe rituelle ?</p>
<p>Azouz  avait peur de dire qu’il n’en savait strictement rien, avança au hasard la réponse qui lui vint à l’esprit:<br />
- Il a une maladie de la peau, monsieur le commissaire&#8230;Mais à part cela rien à signaler. Ils paraissent irréprochables.</p>
<p>L’inspecteur se demanda, en se grattant la tête, si une maladie de la peau justifiait le droit de manger pendant le sacré mois de ramadan. Il allait en referer au commissaire-mufti. Il appela les deux agents qui l’accompagnaient et demanda à Azouz de les conduire au troisième étage. Quand l’ascenseur se fut immobilisé, le gardien sortit le premier et appuya sur le minuteur. Le couloir s’éclaira un moment. L’inspecteur fit signe à ses compagnons de se taire. Il dressa l’oreille et se mit à renifler pour capter une odeur ou un bruit suspects mais il n’entendit ni ne sentit rien. Il était arrivé trop tard, la cocotte s’était tue et ses effluves refroidis. Après un moment de réflexion, il se décida à sonner à la porte de l’appartement n°5.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-13868" title="167484" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/167484.jpg" alt="167484" width="246" height="157" /> Une jeune femme ouvrit et l’inspecteur lui dit :</p>
<p>- Madame, des bienfaiteurs nous ont signalés que votre cocotte chuinte et siffle… ?</p>
<p>- Oui, monsieur l’inspecteur, comme toutes les cocottes du monde.</p>
<p>- Et qu’est-ce que vous préparer dans cette cocotte, s’il vous plaît ?</p>
<p>- Le déjeuner de ma famille.</p>
<p>- Mais madame vous savez bien qu’il est interdit de manger pendant le mois sacré de ramadan ! </p>
<p>- Monsieur, j’ai un enfant en bas âge et mon mari est malade. Le médecin lui a permis de manger…</p>
<p>-Est-ce qu’il lui a donné un certificat médical attestant de sa maladie et lui permettant de manger pendant le ramadan ?</p>
<p>- Non, mais il prend des médicaments et il a une ordonnance. Je vais vous chercher tout cela…</p>
<p>Elle rentra chez elle puis revint avec un grand sac en plastique plein de fioles et de boîtes.<br />
- Regardez ! » dit-elle.</p>
<p>- Ce n’est pas suffisant, madame. Où est votre mari ? On va le conduire chez le médecin pour vérifier tout cela.</p>
<p>- Il est au travail…</p>
<p>- Madame, vous auriez dû utiliser une marmite silencieuse au lieu de cette cocotte bruyante par respect aux sentiments religieux de vos voisins…</p>
<p>- De toute façon, monsieur l’inspecteur, moi aussi je suis malade et ce n’est pas le médecin qui vous le dira !</p>
<p>- Ah ! Bon, vous mangez donc tous les trois ?</p>
<p>L’inspecteur embarqua la femme et passa prendre le mari dans son lieu de travail pour un interrogatoire. Tandis que le commissaire-mufti soumettait les deux suspects à la question, le commissaire principal appela le directeur de l’école où étudiait leur fils.<br />
 <br />
A seize heures, après la lecture du Coran et la prière collective dans la cours de l’école, le chant de l’hymne national et la descente des couleurs, le directeur convoqua, par le haut-parleur, les élèves qu’il voulait voir. Ils se dirigèrent en rang vers les locaux de l’administration. Les élèves entraient les uns après les autres. Quand son tour arriva, l’élève frappa à la porte et attendit qu’on lui ordonnât d’entrer. Il se retrouva devant un immense bureau derrière lequel trônait une paire de lunettes.</p>
<p>- Où habites-tu ?</p>
<p>- Immeuble de la Liberté, rue n°4, appartement n°5.</p>
<p>-Que font tes parents ?</p>
<p>-Ils font leurs prières, monsieur.</p>
<p>-Non, est-ce qu’ils travaillent ? »  précisa le directeur.</p>
<p>- Oui, ils travaillent pour Dieu et la patrie.</p>
<p>- Vous mangez à quelle heure ?</p>
<p>- Quand le repas est prêt, monsieur.</p>
<p>- Vous jeûnez pendant le mois du ramadan ?</p>
<p>- Oui, monsieur, pendant tout le mois du ramadan, le lundi et le jeudi et pendant tous les autres jours rituels. »</p>
<p>-Qui t’a appris ces réponses ? demanda le directeur.</p>
<p>- Ma mère, monsieur le directeur. »</p>
<p> </p>
<p><strong>Moha SOUAG,  Rabat, MAROC</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><object id="iLyROoaf8Wq2" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="iLyROoaf8Wq2" /><param name="flashVars" value="picto=FFFFFF&amp;border=ffffff&amp;btn=D22525&amp;cbar=D22525&amp;width=400&amp;height=300&amp;sig=iLyROoaf8Wq2&amp;playerkey=176e9eb26305&amp;suffix=&amp;autostart=false" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="D22525" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="src" value="http://www.kewego.com/swf/fp.swf" /><param name="flashvars" value="picto=FFFFFF&amp;border=ffffff&amp;btn=D22525&amp;cbar=D22525&amp;width=400&amp;height=300&amp;sig=iLyROoaf8Wq2&amp;playerkey=176e9eb26305&amp;suffix=&amp;autostart=false" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="iLyROoaf8Wq2" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://www.kewego.com/swf/fp.swf" wmode="transparent" bgcolor="D22525" flashvars="picto=FFFFFF&amp;border=ffffff&amp;btn=D22525&amp;cbar=D22525&amp;width=400&amp;height=300&amp;sig=iLyROoaf8Wq2&amp;playerkey=176e9eb26305&amp;suffix=&amp;autostart=false" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" name="iLyROoaf8Wq2"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/rame-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik, Özgürlük, Türban</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/08/15/laiklik-ozgurluk-turban/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/08/15/laiklik-ozgurluk-turban/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 10:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13899</guid>
		<description><![CDATA[ 

 Türban birçok sorunu örtmenin aracı iken, AKP nin gerçek yüzünü ortaya çıkarma açısından ‘ önemli ’ bir rol oynadı.Türban her şeyden önce ülkemizin içinde bulunduğu yoksulluğu, açlığı ve sefaleti gizlemenin bir aracı olarak gündemde tutulmaktadır.
 
AKP ve MHP nin girişimi sonucu türbanın serbest olmasıyla ilgili anayasa değişikliğinin toplumsal uzlaşmaya dayanmadığı açıktır.
Toplumsal uzlaşmayı yalnızca parlamentodaki yeterli oy [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-13902" title="yenikzkulesiyp2" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/yenikzkulesiyp2.jpg" alt="yenikzkulesiyp2" width="369" height="480" /></strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Türban</strong> birçok sorunu örtmenin aracı iken, AKP nin gerçek yüzünü ortaya çıkarma açısından ‘ önemli ’ bir rol oynadı.Türban her şeyden önce ülkemizin içinde bulunduğu yoksulluğu, açlığı ve sefaleti gizlemenin bir aracı olarak gündemde tutulmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13899"></span>AKP ve MHP nin girişimi sonucu türbanın serbest olmasıyla ilgili anayasa değişikliğinin toplumsal uzlaşmaya dayanmadığı açıktır.</p>
<p>Toplumsal uzlaşmayı yalnızca parlamentodaki yeterli oy sayısı olarak yorumlamak büyük hatadır. Toplumun özgürce tartışmadığı, konuşmadığı ortamda toplumsal uzlaşmanın yaratılması mümkün değildir. Bunun da ötesinde başörtü sorununu özgürlüklere dayanarak gündeme getiren hükümet 301 nci madde gibi tüm Özgürlüklerin temeli sayılan ifade özgürlüğünün önündeki engeli kaldırmayı ağzına bile almamaktadır.</p>
<p>Bugün gözlemlenen gerilim türban sorunun tek başına ele alınamayacağını ve çözülemeyeceğini bir kez daha kanıtlamaktadır. İnanç özgürlüğünü içtenlikle temel alan bir yaklaşımın zorunlu din derslerine karşı çıkması, alevi yurttaşların taleplerine, gayri Müslim yurttaşların sorunlarına ve Kürt sorununa kadar özgürlükçü bir yaklaşım getirmesi gerekir.</p>
<p>Dolayısıyla hükümetin bu girişimi güvensizliği ve çatışmayı körükleyen bir yaklaşımdır.    </p>
<p>Toplumun önemli bir kesimi AKP politikalarının Türkiye yi laiklikle bağdaşmayan bir düzene götüreceği kaygısını taşımaktadır. Bu kuşkuyu Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başlayıp giderek devletin tüm kurumlarında yaptıkları kadrolaşmayla yaratmışlardır.</p>
<p><img class="size-full wp-image-13900 alignleft" title="turban_burka" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/turban_burka.jpg" alt="turban_burka" width="203" height="152" />AKP ve MHP nin girişimi şimdiden toplumda bir gerilim ve kutuplaşmayı doğurmuştur. Bu girişim sorunu çözmenin ötesinde toplumu yeni kamplara bölmüştür. Cumhuriyetin kazanımlarını geriye götürecek Türkiye yi çağdaş dünyadan uzaklaştıracak bir girişimdir.</p>
<p>Türban sorunu masum bir özgürlük sorunun ötesinde dinsel bir simge ve yaşam biçimi olarak gündemde tutulmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak 1950 lerden bu yana Türkiye sağ ve Amerikancı hükümetlerin yönetiminde Cumhuriyetin kazanımlarını ve aydınlığın temel taşı olan köy enstitülerini kaldırarak ülkemizi baştanbaşa imam hatip okulları ve kuran kursları ile donattılar.</p>
<p>Dine dayalı bir eğitimin getirdiği sonuçlar buradadır. Halen Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi sekiz Bakanlığın bütçesinden daha fazladır.</p>
<p>Bir ülke Diyanete; bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa doktordan, öğretmenden, kimyagerden, mühendisten fazla imam yetiştiriyorsa hastane, okul değil cami yaptırıyorsa kütüphaneden çok kuran kursu açıyorsa gelinen sonucu doğal karşılamak gerekir. Ve bu tehlikenin artarak devam edeceğinin işaretidir.</p>
<p>Dini eğitim veren din işlerine bu kadar bütçenin ayrıldığı dine dayalı bu kadar okul ve kurum varken Türkiye nin ne kadar laik olduğunu hep birlikte düşünmemiz gerekir.</p>
<p>Türban masum bir özgürlük talebinin ötesinde amaçlarına ulaşmak için dini bir simge olarak kullanılmaktadır.<br />
                                             <br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>MEHMET TÜM<br />
SODEV Genel Sekreteri</strong><br />
<a target="_blank">ALEVİ HABER AJANSI</a> &#8211; 26 Şubat 2008</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=16292359&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=16292359&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/08/15/laiklik-ozgurluk-turban/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SHIRIN NESHAT ve Allah&#8217;ın kadınları</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/07/16/shirin-neshat-ve-allahin-kadinlari/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/07/16/shirin-neshat-ve-allahin-kadinlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jul 2011 11:26:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Shirin Neshat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13589</guid>
		<description><![CDATA[
 
İnsan bedenleri tüm diğer insanla ilgili toplumsal mekânlar gibi iktidarların, tahakküm ilişkilerinin, makro ve mikro-siyasetlerin kendilerini tanımladığı, hegemonya mücadelesi yürüttüğü, biçimlendirdiği ve dönüştürdüğü alanlardır. Bize en çok ait olduğunu sandığımız mekânlar olarak bedenlerimiz aslında dışımızdaki sosyal/siyasal ilişkilerden, kurgulardan azade değillerdir. Savaşlar, insan bedeni üzerindeki göstergesel ve fiziki ifadeleriyle sürerler. İktidarlar öz olarak insan bedenine sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-13590" title="270331_2087721507146_1068428181_32397432_3275758_n" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/270331_2087721507146_1068428181_32397432_3275758_n.jpg" alt="270331_2087721507146_1068428181_32397432_3275758_n" width="227" height="340" /></p>
<p> </p>
<p>İnsan bedenleri tüm diğer insanla ilgili toplumsal mekânlar gibi iktidarların, tahakküm ilişkilerinin, makro ve mikro-siyasetlerin kendilerini tanımladığı, hegemonya mücadelesi yürüttüğü, biçimlendirdiği ve dönüştürdüğü alanlardır. Bize en çok ait olduğunu sandığımız mekânlar olarak bedenlerimiz aslında dışımızdaki sosyal/siyasal ilişkilerden, kurgulardan azade değillerdir. Savaşlar, insan bedeni üzerindeki göstergesel ve fiziki ifadeleriyle sürerler. İktidarlar öz olarak insan bedenine sahip olmak, onu kullanmak, dönüştürmek ve her şeyden ötesi onda var olmak üzere belirirler. Bu tüm toplumsal sistemler için geçerli bir olgudur.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13589"></span>Toplumsal hareketler, siyasal fikirler ve dinler kendilerine özgü beden politikaları ve stratejileriyle hüküm sürerler. Hiçbirinde beden üzerinde ikamet eden sosyal bireyin kendisine ait değildir. Bizden bir şeyler için ölmemiz, yaşamamız, acı çekmemiz, vücudumuzda belirli işaretler taşımamız, bazı organlarımızdan ya da onların belli kısımlarından vazgeçmemiz, istenildiğinde doğurmamız, istenildiğinde öldürmemiz, gerektiği gibi hareket etmemiz, uygun görüldüğü şekilde yine uygun görülen insanla sevişmemiz, bizim karar vermediğimiz bir estetik ve güzellik anlayışına göre kendimizi dönüştürmemiz beklenir. Bir siyasal sistemi diğerinden, bir dini diğerinden ayıran beden politikaları olabilir. Fakat, temel olarak insan bedeni daima bireyin iradesi dışında, yapısal olarak işleyen otoritelerin nesnesidir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13591" title="15721(1)" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/157211-132x200.jpg" alt="15721(1)" width="132" height="200" />Shirin Neshat&#8217;ın sanatındaki başlıca problem genel olarak Ortadoğu&#8217;da, özel olarak İran&#8217;da kadınların, içinde bulundukları sistemlerin ya da muhalif grupların üyeleri olarak yaşadıkları deneyimler ve İslami rejimlerin veya siyasal hareketlerin yarattığı atmosferde kadın bedeninin maruz kaldığı hegemonya mücadelesidir. Neshat, fotoğrafları ve video enstalasyonlarıyla fazlasıyla politize olmuş bir coğrafyada kadın kimliğinin nasıl belirdiğini, onaylamak ya da reddetmekten öte, tanık olmak olarak tanımlayabileceğimiz bir yaklaşımla sanatında ifade etmektedir.</p>
<p>Shirin Neshat 1957, İran doğumludur. Lisans ve Güzel Sanatlar Yüksek Lisans öğrenimini 1979-82 yıllarında Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley&#8217;de yapmıştır. Dünyanın birçok önemli sanat etkinliğinde ve önemli uluslararası galerilerde yapıtları sergilenen Shirin Neshat 5. Uluslararası İstanbul Bienali&#8217;nin (1997) katılımcıları arasında yer almıştı. Çağdaş sanatlarla ilgilenenler ve feminist çevreler Shirin Neshat&#8217;ın yapıtlarını yakından tanırlar.</p>
<p>Sanatçının hayatındaki en önemli kırılma noktası 1979&#8242;da gerçekleşen İran İslam Devrimi&#8217;dir. Neshat 1979-1990 arasındaki dönemi Amerika&#8217;da sürgünde geçirdikten sonra ülkesine döndüğünde, yaşanan değişimin boyutlarını görünce oldukça şaşıracaktır. Artık İran, Şah döneminden bütünüyle farklı, teokratik bir yönetimle yönetilmektedir. Toplumun tamamı politize olmuştur ve dini politizasyonun kadın bedeni üzerinde devam eden stratejilerinin göstergesi siyah çarşaftır. Kadın, İslami rejim altında kamusal yaşama ancak çarşaf altında vücudunu gizleyerek, örtünerek katılabilmektedir. Neshat, 11 yıllık bir kesintinin yarattığı şoktan beslenen sarsıcı deneyimin etkisiyle 1993-1997 yıllarında Allah&#8217;ın Kadınları başlıklı fotoğraflar serisini üretir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13592" title="Shirin_Neshat_12" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/Shirin_Neshat_12-158x200.jpg" alt="Shirin_Neshat_12" width="158" height="200" />Allah&#8217;ın Kadınları &#8216;nda Shirin Neshat, genellikle kendisini model olarak alıp, siyah beyaz fotoğraflarla çarşaflı kadın imajlarını yineler. Neshat&#8217;ın yarattığı kurgusallıkta kadınların yüzlerinde, ellerinde, ayaklarında (dinen görünmesinde sakınca bulunmayan yerlerde) Arap harfleriyle Farsça yazılar yer alır. Sanatçı bu yazıları fotoğrafların üzerine yerleştirmiştir. Yine aynı seri içinde yinelenen bir öğe kadınların ellerinde tuttuğu, vücutlarına ve yüzlerine değen silahlardır. Yazılar ve silahlar toplum içinde kadınların politikleşmesinin ve militarize edilmesinin sembolleri gibidir. Batı&#8217;dan bakıldığında -ki Neshat&#8217;ın sanatının Doğu&#8217;da ve ülkesinde ciddi bir izleyici potansiyeli yoktur; o daha çok Avrupalı ve Amerikalı entellektüellere seslenmektedir- Arap harfleri hangi dilde yazılırsa yazılsın ve hangi metni içerirse içersin İslam&#8217;ı sembolize eder. Allah&#8217;ın Kadınları &#8216;nda beliren anlam, Ortadoğu&#8217;daki İslami iktidarların beden politikalarının etkisi altında ortaya çıkan müslüman kadın kimliğinin oluşumuna işaret eder. Kadının vücudunda gösterebildiği sınırlı yerler (eller, yüz ve ayaklar) sosyal yaşam içinde kadının var olabildiği sınırlandırılmış alanlara benzer. Gösterilmesi serbest olan vücut kısımları veya kadının varolmasının mümkün olduğu sosyal /kamusal alanlar tanrısal kelamın otoritesi altında şekillenir. Kelam ise yazılıdır. Kadın burada kendi iradesiyle değil Tanrı&#8217;nın buyurduğu yönde hareket edecektir. Arapça harflerin ellerde, yüzlerde, ayaklarda yer alması sosyal yaşamda yine aynı harflerle yazılmış olan dini hukukun kadın öznelerin nasıl davranacağını belirlemesinin simgesel anlatımı olarak kabul edilebilir. Fotoğraflarda Shirin Neshat&#8217;ın kendisinin ve diğer modellerin bakışlarında teslimiyet okunur. Kendilerini kuşatan otoriteye karşı direnir gibi değildirler. Zaten “müslüman” kelimesi de “teslim olan” anlamına gelir. Fakat ilginç olan şudur ki, Neshat fotoğraflarda doğrudan izleyicinin gözlerinin içine bakar. Buradaki örtük anlam Batılı izleyiciler için yeterince açık değildir. Tensel hazların dolu dizgin aktığı Batılı ülkelerde Müslüman kadının yabancı bir erkekle göz göze gelmemesi gerektiğini, eğer bu kazayla bir kez gerçekleşse dahi ikinci kez yinelenmemesi gerektiğini, bunun günah olduğunu anlamak kolay değildir. Neshat&#8217;ın bu dini kuralla ilişkilendirilerek okunabilecek olan göstergesel nüansı yüzeysel oryantalist yaklaşımlar aşıldığında kavranabilir. Neshat izleyicinin gözleri içine bakarken, bu izleyicilerin bir kısmının erkek olduğu düşünüldüğünde, “günah”a doğru adım atmaktadır. Ama bu “teslim olma” halini aşan bir adım değildir. Çünkü Neshat&#8217;ın imgeleri fotoğraf karelerindedir, hiçbir zaman İslam açısından kabul edilemez olan o ikinci bakışı yapamayacaklardır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13593" title="neshat_02" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/neshat_02-200x151.jpg" alt="neshat_02" width="200" height="151" />Neshat ne bir radikal feminist ne de içinden geldiği toplumu kökten reddeden bir devrimcidir. O bir sanatçıdır. Çağına tanıklık eder. “Arada” olma hali Shirin Neshat&#8217;a sadece İran&#8217;da kadın olmanın anlamını değil, Amerika&#8217;da, diaspora&#8217;da yabancı olmanın getirdiği problemleri de sorunsallaştırma imkanını tanır. Neshat, İranlı Mollalar için istenmeyen bir sürgün, Amerikan devletinin ideolojik aygıtları için “Otadoğulu diktatörlükler”in kurbanı kadınların acılarının bir sözcüsü olabilir. Fakat, onun sanatının önemi bu iki eğilimin dışında bir yerde bulunmaktadır. Asıl olan, Neshat&#8217;ın tarihsel bir dönemin kadın tanığı olmasıdır. Bilindiği gibi İslam&#8217;da iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine denktir. Genel olarak da tarihte kadınların tanıklığı dikkate alınmamıştır. İnsanlık tarihi erkeklerin tarihidir, denebilir. Sanırım, bu açıdan bakıldığında Shirin Neshat&#8217;ın bir kadın sanatçı olarak tanıklığının neden önemli olduğu görülecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kubilay Akman</strong></p>
<p><em>(İzinsiz Gösteri, Sayı:71 , 05 Ocak 2006)</em></p>
<p><span style="color: #454545;"><a href="mailto:mkakman@mail.com">mkakman@mail.com</a></span> <span style="color: #454545;"><br />
</span></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="349" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/sOjqX4rgS9c?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/v/sOjqX4rgS9c?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/07/16/shirin-neshat-ve-allahin-kadinlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adı ÖZGÜR olacak!..</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/06/03/adi-ozgur-olacak/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/06/03/adi-ozgur-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2011 13:33:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13200</guid>
		<description><![CDATA[ 
Paslı bir filintanın tutuklu dilinden
Kalakaldık içimizdeki acıyla
Haykırsak dağların karnı yırtılacak
Haykırsak yediverenlerin dehşetiyle
Korkular solacak;
Korkular aç bir itin kuyruğunda sefil ve çaresiz…
 
Kan kokusu uzak memleketler gibi
Tahayyülanın en tanımsız keskinliğinde…
Suskunluk usanacak mahşeri uğultudan
Yosun kayasından utanacak metruk kıyılarında
Hipnotize edilmiş paytak zamanın…
Yeni giysiler içinde tiranlar.
Geceye simden janjanlar giydirerek
Ellerinde zehir kusmuklu bumerang…
Oysa ruh aynı ruh Neandartal ve nobran
Çaldıkça direncin uslanmaz kalbine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <object id="embid1401081" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="303" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="wmode" value="opaque" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="flashvars" value="hideController=no&amp;itemid=1401081&amp;orgClipWidth=1920&amp;orgClipHeight=1080&amp;debug=no&amp;hqFLV=yes&amp;filetype=flv&amp;server=prod&amp;cj=yes" /><param name="src" value="http://www.pond5.com/pond5FlashPlayer2.swf" /><embed id="embid1401081" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="303" src="http://www.pond5.com/pond5FlashPlayer2.swf" wmode="opaque" flashvars="hideController=no&amp;itemid=1401081&amp;orgClipWidth=1920&amp;orgClipHeight=1080&amp;debug=no&amp;hqFLV=yes&amp;filetype=flv&amp;server=prod&amp;cj=yes" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Paslı bir filintanın tutuklu dilinden<br />
Kalakaldık içimizdeki acıyla<br />
Haykırsak dağların karnı yırtılacak<br />
Haykırsak yediverenlerin dehşetiyle<br />
Korkular solacak;<br />
Korkular aç bir itin kuyruğunda sefil ve çaresiz…</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13200"></span>Kan kokusu uzak memleketler gibi<br />
Tahayyülanın en tanımsız keskinliğinde…</p>
<p>Suskunluk usanacak mahşeri uğultudan<img class="alignright size-full wp-image-13201" title="1" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/19.jpg" alt="1" width="101" height="151" /><br />
Yosun kayasından utanacak metruk kıyılarında<br />
Hipnotize edilmiş paytak zamanın…</p>
<p>Yeni giysiler içinde tiranlar.<br />
Geceye simden janjanlar giydirerek<br />
Ellerinde zehir kusmuklu bumerang…</p>
<p>Oysa ruh aynı ruh Neandartal ve nobran<br />
Çaldıkça direncin uslanmaz kalbine zulüm kırbacını;<br />
Ne yokuşlar tırmanacak<br />
Debisi küçülen sarsak ırmaklar…</p>
<p>Büyüdükçe bu nekropoller<br />
Çoğaldıkça sayıları bu engerek sürülerinin<br />
Ölüm kanıksanan bir ayindir artık<br />
Yaşam ucundan sallanan bir yalım dil<br />
Asalarının;<br />
Yangın etekli, saralı ve sarhoş şamanların…</p>
<p>Bütün bulvarlar martyrium döşeli<img class="alignright size-thumbnail wp-image-13202" title="3" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/310-150x112.jpg" alt="3" width="150" height="112" /><br />
Yankıları öte yakadan sarkan<br />
Ve karşılıklı imha kusarak türlerine<br />
Ağızlarında en arsız küfürleriyle…</p>
<p>Dinelsek içimizdeki vakur taylarla<br />
Yelesinde kardelenler savurarak zemherilere.<br />
Büyütsek içimizdeki çocuğu<br />
Kırsak prangaların küflü dişlerini<br />
Tüm bebeklerin adı özgür olacak…</p>
<p> </p>
<p><strong>CAFER DEMİRTAŞ…</strong></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="349" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/NQeXLfsInMk?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/v/NQeXLfsInMk?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/06/03/adi-ozgur-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müftülük hutbe okuttu: Grev caiz değil!</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/05/21/muftuluk-hutbe-okuttu-grev-caiz-degil/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/05/21/muftuluk-hutbe-okuttu-grev-caiz-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 14:59:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13083</guid>
		<description><![CDATA[  
Düzce’de DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için 120 işçinin işten çıkarılmasının ardından camilerde okuttuğu hutbeyle işverenlere destek verdi. Cemaate okunan hutbede “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve işyerine zarar vermek, karı ve karlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar” denildi.
Dört aydan bu yana Mas-Daf fabrikasındaki işlerinden atılan 120 işçinin direnişine sahne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><em> </em><em> <img class="aligncenter" title="cumahutbesi" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/cumahutbesi.jpg" alt="cumahutbesi" width="408" height="301" /></em></div>
<p>Düzce’de DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için 120 işçinin işten çıkarılmasının ardından camilerde okuttuğu hutbeyle işverenlere destek verdi. Cemaate okunan hutbede “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve işyerine zarar vermek, karı ve karlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar” denildi.<br />
<span id="more-13083"></span>Dört aydan bu yana Mas-Daf fabrikasındaki işlerinden atılan 120 işçinin direnişine sahne olan Düzce’de müftülük tartışmalı bir hutbenin altına imza attı. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran eylemlere imza atan Mas-Daf işçilerini kovan patronlara destek veren hutbe 29 Nisan günü kılınan Cuma namazında okundu.</p>
<p>İslam’a göre dünya ve âhiret mutluluğunun temelinin çalışmadan, alınteri dökmekten ve helal kazançtan geçtiğinin vurgulandığı hutbede “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak veya işyerine zarar vermek, karı ve karlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak, çalışanı ağır dini mesuliyet altına koyar” diyerek grevin günah olduğu ifade ediliyor.</p>
<p>Gölkaya İlçesine bağlı Kuyudüzü Mahalle Camii imamı-hatibi Nevzat Özal tarafından hazırlanan ve Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından da onaylanan metin Düzce’nin tüm camiilerindeki cemaate duyuruldu.</p>
<p>Diyanet daa önce de Ankara’daki camiilerde yılbaşı öncesinde okutulan hutbede “Yılbaşı çerçevesinde yapılan kutlamalar, esasen bizim milletimiz yönünden; dini, ahlaki, kültürel ve geleneksel hiçbir temele sahip değildir. Aklı ve sağlığı tehdit eden içki tüketimini, aile bütçesini tahrip eden kumarı, savurganlığı ve cinsel taşkınlıkları; dini, milli ve ahlaki değerlerimizle bağdaştırmak asla mümkün değildir” ifadelerine yer vermişti.</p>
<p><strong>MAS-DAF İŞÇİLERİNİN DİRENİŞİ</strong></p>
<p>MAS-DAF işçileri 2010 yılının ilk aylarında anayasal haklarını kullanarak Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye olmuşlar, ancak işyerinde sendikalaşmayı hazmedemeyen işveren taraından kovulmuşlardı. Bu süreçte işçiler fabrika önünde direnişe geçmiş, fabrika müdürü direnişteki işçileri arabasıyla ezmeye kalkmıştı. Olayın kamuoyunda geniş yankı bulması üzerine işçileri yeniden işe alan işveren, daha sonra 4 Nisan 2011 tarihinde bu defa işçilerin tümünü tazminatsız olarak işten çıkardı.</p>
<p>112 MAS-DAF işçisi, bu yılın nisan ayında fabrikadan çıkmama eylemi yaparken jandarma tarafından gözaltına alınmıştı.</p>
<p><em>Kaynak: ANF</em></p>
<div><em>19 Mayıs 2011  </em></div>
<div><em> </em></div>
<div><em>***</em></div>
<p><strong>Grevi günah sayan hutbeye ilahiyatçılardan tepki</strong></p>
<p><em>Ömer Çelik </em></p>
<p>Diyanet İşleri Bakanlığının onayıyla Düzce’deki tüm camilerde yurttaşlara okunan “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve iş yerine zarar vermek, kârı ve kârlılığı azaltıcı da davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar” ifadelerinin yer aldığı cuma hutbesine ilahiyatçılardan tepki geldi.</p>
<p>Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu işçilerin hakları için greve gitmesini “günah” olarak gösteren hutbe metni eleştirirken, Yrd. Doç. Dr. Ahmet İnan ise ortaya bir düşünüş konulduğunda din de, o düşünüşe ait referanslar kadar, karşıt referansların da bulunmasının mümkün olduğu üzerinde durarak, “Dini bu işlere karıştırmanın yersiz olduğunu” söyledi.</p>
<p>İşten atılan Mas-Daf işçilerinin 4 aydır işlerine geri dönmek için canla başla direnişe geçtiği Düzce’de bulunan tüm camilerde yurttaşlara okunan “işçi ve işverenin sorumlulukları” başlığındaki cuma hutbesinde işçilere dönük olarak “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve iş yerine zarar vermek, kârı ve kârlılığı azaltıcı da davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar” ifadelerine yer verilmişti. İşçilerin hak arayışına çıkmaları “günah” olarak tanımlanmıştı.<br />
Açıktan sermayeyi destekleyen böylesine bir hutbenin hazırlanması ve bunun camilerde yurttaşlara okunmasına ilahiyatçılar da tepki gösterdi.</p>
<p><strong>DİYANET TARAFSIZ DEĞİL</strong></p>
<p>Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığının yapısına bakıldığında devleti temsil eden, tarafsız olmayan bir kurumun karşılarına çıktığını belirterek konuya yaklaşan Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, “statükonun kurumu” olarak tanımladığı Diyanetin bu nedenle işçi sınıfından yana, emekten yana bir hutbe okunmasını beklemenin imkansız olduğunu söyledi.</p>
<p>Kırbaşoğlu, Okunan hutbenin, genel olarak resmi dini kurumların bildik, alışıldık tavrı olduğunun altını çizdi. İslami kesimde işvereni kollayan ama emeğe, işçiye karşı olan bir çizginin hakim olduğunu dile getiren Kırbaşoğlu, bu konuda “Sendikacılığın en cılız olduğu kesimin İslami sermaye olduğu söyleniyor. Bu da bana göre, İslam’ın tamamen tepe taklak edilmesi gerekiyor. İslami sermaye denilen muhafazakar kesimlerin çalışma şartlarının seküler laik olduğu söylenen şirketlere göre daha kötü olduğu söyleniyor. Bunlar tabi araştırma sonuçları. Ben bu durumu Marx’ın din ile ilgili yorumlarının da tam da böyle bir dine uygun dolduğunu düşünüyorum” yorumunda bulundu.</p>
<p>Kırbaşoğlu, işçi mücadelesini hedef alan söz konusu hutbenin başka bir şehirde değil de, 120 işçinin işten atıldıkları Düzce’de okunmasını da anlamlı bulduğunu söyledi.</p>
<p><strong>BU İŞE DİN KARIŞTIRILMAMALI</strong></p>
<p>Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet İnan söz konusu hutbe için “Bu tür şeyleri daha çok böyle dini karıştırmadan insani durumlar olarak görmek gerekiyor. Bence hukuki olarak bakmak lazım. İşçi ve memurların elbette ki sendikal gerek evrensel gerek ulusal kendi sınırları içerisinde meşru hak aramaları da vardır. Bu nedenle bundan orta bir denge bulmak lazım. Dini de çok fazla bu işlere karıştırmamak lazım” diye konuştu. <strong>(İstanbul/DİHA</strong></p>
<p><strong>***<br />
</strong></p>
<p><strong>Müftülük hutbe okuttu: Grev caiz değil!</strong></p>
<div id="content-content-content"><!-- start node.tpl.php --></div>
<div id="node-42663">
<div><span> </span></div>
<div><span>19.05.2011 &#8211; 16:47</span></div>
</div>
<p><strong>120 işçinin grevde olduğu Düzce&#8217;de müftülük camilerden okuttuğu hutbede grev yapmanın &#8220;insanı ağır dini mesuliyet altına sokacağını&#8221; söyledi!</strong></p>
<p>Düzce&#8217;de müftülük, DİSK&#8217;e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için 120 işçinin işten çıkarılmasının ardından camilerde okuttuğu hutbeyle işverenlere destek verdi. Cemaate okunan hutbede &#8220;İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve işyerine zarar vermek, kârı ve kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar&#8221; denildi.</p>
<p><em>ANF</em>&#8216;de yer alan habere göre, dört aydan bu yana Mas-Daf fabrikasındaki işlerinden atılan 120 işçinin direnişine sahne olan Düzce&#8217;de müftülük tartışmalı bir hutbenin altına imza attı. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran eylemlere imza atan Mas-Daf işçilerini kovan patronlara destek veren hutbe 29 Nisan günü kılınan Cuma namazında okundu.</p>
<p><strong>İslam&#8217;a göre dünya ve âhiret mutluluğunun temelinin çalışmaktan, alınteri dökmekten ve helal kazançtan geçtiğinin vurgulandığı</strong> hutbede “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak veya işyerine zarar vermek, kârı ve kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak, çalışanı ağır dini mesuliyet altına koyar&#8221; diyerek grevin günah olduğu ifade ediliyor.</p>
<p>Gölkaya İlçesine bağlı Kuyudüzü Mahalle Camii imamı-hatibi Nevzat Özal tarafından hazırlanan ve Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından da onaylanan metin Düzce&#8217;nin tüm camiilerindeki cemaate duyuruldu.</p>
<p>Diyanet daha önce de Ankara&#8217;daki camiilerde yılbaşı öncesinde okutulan hutbede &#8220;Yılbaşı çerçevesinde yapılan kutlamalar, esasen bizim milletimiz yönünden; dini, ahlaki, kültürel ve geleneksel hiçbir temele sahip değildir. Aklı ve sağlığı tehdit eden içki tüketimini, aile bütçesini tahrip eden kumarı, savurganlığı ve cinsel taşkınlıkları; dini, milli ve ahlaki değerlerimizle bağdaştırmak asla mümkün değildir&#8221; ifadelerine yer vermişti.</p>
<p><strong>soL</strong></p>
<p> </p>
<p><strong> <object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="349" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/7F7JnWHNkDE?fs=1&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/v/7F7JnWHNkDE?fs=1&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></strong></p>
<p> &#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/05/21/muftuluk-hutbe-okuttu-grev-caiz-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

