Sekiz yıl önce öldüm ben. Yeniden yaşama hakkım varmış gibi bedenimi geri bıraktılar. Neden bıraktılar? Soramadım.
Kendimi kimseye ispat edecek halim, gücüm yok. Bilen biliyor ki; beni bulduklarında oturamıyor, titriyor, konuşamıyor, uyuyamıyor, kendime bir tek neden hala hayatta olduğumu soruyordum.
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.
Tarih : 06 Ekim 2011
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul
Saat : Geceyarısı 01.30 suları
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. Bitişik nizam apartmanlarda yaşayanların çoğu birbirini en az 20 yıldır tanır.
Biz biliyorduk aslında… On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da… Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa…” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam etmesini bekledik, gözlerimiz ellerimizde, masadaki bardakta, yani başka yerlerde… “Eğer kurbağaları alışık oldukları ısıda su dolu bir kaba koyar, altına da kısık ateşi verirseniz… Ne olduklarını anlayamadan haşlanırlar.”
Boynuz ölüm çanları çalıyor insanın eksildiği yerde.
Aç bir fitilin lambasında can çekişiyor onurun aydınlık dili.
Sarı salyalı İblisin elinde İncil;
Ayaklarının altında aç bi ilaç Afrika perileri.
Türban birçok sorunu örtmenin aracı iken, AKP nin gerçek yüzünü ortaya çıkarma açısından ‘ önemli ’ bir rol oynadı.Türban her şeyden önce ülkemizin içinde bulunduğu yoksulluğu, açlığı ve sefaleti gizlemenin bir aracı olarak gündemde tutulmaktadır.
İnsan bedenleri tüm diğer insanla ilgili toplumsal mekânlar gibi iktidarların, tahakküm ilişkilerinin, makro ve mikro-siyasetlerin kendilerini tanımladığı, hegemonya mücadelesi yürüttüğü, biçimlendirdiği ve dönüştürdüğü alanlardır. Bize en çok ait olduğunu sandığımız mekânlar olarak bedenlerimiz aslında dışımızdaki sosyal/siyasal ilişkilerden, kurgulardan azade değillerdir. Savaşlar, insan bedeni üzerindeki göstergesel ve fiziki ifadeleriyle sürerler. İktidarlar öz olarak insan bedenine sahip olmak, onu kullanmak, dönüştürmek ve her şeyden ötesi onda var olmak üzere belirirler. Bu tüm toplumsal sistemler için geçerli bir olgudur.
Paslı bir filintanın tutuklu dilinden
Kalakaldık içimizdeki acıyla
Haykırsak dağların karnı yırtılacak
Haykırsak yediverenlerin dehşetiyle
Korkular solacak;
Korkular aç bir itin kuyruğunda sefil ve çaresiz…
Düzce’de DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için 120 işçinin işten çıkarılmasının ardından camilerde okuttuğu hutbeyle işverenlere destek verdi. Cemaate okunan hutbede “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak ve işyerine zarar vermek, karı ve karlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar” denildi. Yazının tamamını okuyun »