Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 1112345»...Son »

‘zifirî’ Kategorisi için Arşiv

mezarın açılışı


Leman TOGO

Nisanda Kar adlı romanımdan bir bölüm daha. (1936)

 

f83ac76f284011172e3d7d932a46ea97

 

Şehirdeki yeni yapılanma mezarlığın yerinin değişmesini gerektirmişti. Mezarlığın yerine hastane yapılması kararlaştırılmıştı. Gülayşe Ana’nın Hamursuz dağının dibindeki tarlasını yeni mezarlık amacıyla istimlak etmişlerdi. Kadere bakın ki eskiden tütün tarlası olan ve çoğu kez işçilerin başında giden Halide’nin kemikleri, kendi arazilerine taşınacaktı. Murat ilgilenmedi bu işle. Gülayşe Ana’ya düşmüştü mezarları açtırmak ve taşıtmak. Feyza bunu duyunca anneannesiyle birlikte gitmek için ısrar etmişti. Zaten yalnız olan kadıncağız önceleri karşı çıksa da sonunda kabul etmişti. Küçüktü ama çocuk gibi değildi Feyza. Kolay ağlamaz, korkusuz, dirençli, yorulmaz, yardımsever, kardeşlerini kıskanmayan olgun bir çocuktu.

 

Yazının tamamını okuyun »

Nisanda Kar


Leman TOGO

(Romandan bir bölüm)

 

 

Pakayla_Biehn_Double_Exposure

 

Bu yağmur eskisi kadar değilse de oldukça zarar vermişti ürünlere. Murat zarar gören yerleri düzeltmekle uğraşıyordu yağmur altında. İşleri olmayanlar evlerinden dışarı çıkmıyorlardı. Hayvanlar damlarındaki kuru otlarla idare ediyorlardı. Çiftlikte yaşam şartlar elverdiği şekilde devam ediyor, çamur, balçık da olsa ürünler toplanıyor, gerekli yerlere gönderiliyordu.

Murat körüklü çizmelerini, muşamba yağmurluğunu giyer, işçilerin başına giderdi. İşiyle mutlaka kendisi ilgilenir, tarlasını devamlı gözetim altında tutardı. Geceleri çiftliğin sulanmasıyla çoğunlukla kendisi ilgilenirdi. Murat’ın uzun süre oturup dinlendiği görülmemişti hiç.

Ocaktaki meşe kütüğünün önüne yığılan odunlar çıtırtılarla yanıyor, odayı ısıtıyor,  duvarlarda gölgeler oluşturuyordu. Odanın giriş kapısının sağındaki duvarın yanında Pakize’nin yatağı vardı. Üşümesin diye yatağını ocaklı odaya almışlardı. Odaların hepsinde ocak yoktu. Bazı odalar mangalla ısıtılırdı. Pakize hastalığı ağırlaşmış, boylu boslu kızdan eser kalmamıştı artık. İki yorganın altında ufacık kalmış bedeniyle sırtını ağrılardan kurtarmak için kıpırdanıyor, kısık bir sesle inliyordu.

Pakize son zamanlarda iyice yatağa düşmüştü. Üstüne üstlük bir de ishal olmuştu. Doktorlar ishaline bir türlü çare bulamamışlardı. Zaten ayakları da tutmuyordu. On sekiz yaşına gelmişti ama hastalığı her yıl biraz daha artmış, doktorlar ondan ümidi kesmişlerdi artık. Kalp romatizması onu daha fazla yaşatmayacaktı. Ama bu ishal neydi böyle? Ona da dizanteri demişlerdi. İlaçların hiçbir yararı olmuyor, ishali kesilmiyor, zayıfladıkça zayıflıyordu kızcağız. Bir deri bir kemik kalmıştı. Kırk kilo ya var ya yoktu.

 

Yazının tamamını okuyun »

Köpekli köyde değneksiz dolaşmak


Bingöl GÖÇMEN

a (12)

Bir canlının yaşama kabiliyeti; yaşama olanaklarını elde edebilme kabiliyeti ile onları, aynı yaşama olanaklarına ihtiyaç duyan diğer canlıların yağmalama girişimlerinden koruyabilme kabiliyetinin toplamıdır.

Her yağmalama kabiliyeti, hedef canlıdaki yağmalatmama kabiliyeti ile birlikte gelişir. Bu kabiliyetlerin karşılaşmasında, üstünlüğün el değiştirmesi; yağmalamayı ortadan kaldırabileceği gibi, bazen de sadece yağmalamanın yönünü değiştirir.

Emekçi insan; yaşama olanaklarını elde edebilme bilgisini, becerisini sömürücü insana yağmalatmama konusunda başarısızdır. Bu sonuç; sömürücü insanın yağmalamak için, emekçi insanın ise yağmalatmamak için ortaya koyduğu somut güçlerle alakalıdır.

Sömürücülük; doğası gereği akıldışı, mantıkdışı, adaletdışı ilişkileri dayatır. Dolayısıyla sömürücü; sömürü ilişkilerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için, sömürüye maruz kalan insanın bir şekilde bu olan bitene karşı çıkmamasını sağlamak; onu, akıldışılığın ve adaletdışılığın içindeki akılla ve adaletle idare etmeye razı etmek zorundadır.

 

Yazının tamamını okuyun »

Haklılık kazanana kadar!…


Bingöl GÖÇMEN

 Le-cycle-capitaliste

Her canlının, canlı olmaktan kaynaklanan “ihtiyaçlar”ı vardır. Her ihtiyaç kendine özgü “dayanılmazlık”larla belli eder kendini. Dayanılmazlıklar, canlının ihtiyaçlarına yönelmesinin itici gücüdür. İhtiyaç nesnelerinin çeşitlenmesi veya değişmesi çevresel olanaklarla ilgilidir. Çeşitlenme ve değişme, iyi yönde ve yapıcı olabileceği gibi; kötü yönde ve yıkıcı da olabilir. Örneğin; hareket eden canlıların otoburlukla başlayan asalak beslenme süreçlerinin etoburlukla ve emek sömürücülüğüyle çeşitlenmesi, sömürücü insanı dışarıda tutarak baktığımızda, bir şekilde doğal dengenin devam etmesi olarak yorumlanabilecekken; sömürücü insanın otoburluğu için de, etoburluğu için de, emek sömürücülüğü için de söylenecek tek söz vardır: Doğayı ve dengesini tahrip etmektedir.

Yazının tamamını okuyun »

Biz seçtik


Şerife Karaçayır Mutlu

 

1093_869

 

Çocukluğumun ana rahmi
varoluşumun en güvenli
büyüdüğüm sokakları
tek katlı badanalı
mis gibi sevgi kokan…

Yazının tamamını okuyun »

Hatırla


Şerife Karaçayır Mutlu

 gemicik

Yine ölüm çekti

kurrasını birine,

sela verilmekte

yakındaki camide.

Bir ardıç kuşu gibi

hayata tutunmak varken,

bu kavga, bu hırs,

bu rekabet, bu şiddet niye?

 

Yazının tamamını okuyun »

13 yaşında bir ölüyüm ben…


Elif Eser

 “Konuşamıyorum kimseyle. Konuşma hakkımı elimden aldılar.

Uyuyamıyorum geceleri, pembe rüyalarımı çaldılar… Onlar…”

 

 

viol 

 

Sekiz yıl önce öldüm ben. Yeniden yaşama hakkım varmış gibi bedenimi geri bıraktılar. Neden bıraktılar? Soramadım.

 

Kendimi kimseye ispat edecek halim, gücüm yok. Bilen biliyor ki; beni bulduklarında oturamıyor, titriyor, konuşamıyor, uyuyamıyor, kendime bir tek neden hala hayatta olduğumu soruyordum.

 

Yazının tamamını okuyun »

Elif’ten Yılmaz Özdil’e mektup


Elif Eser

police-brutality-clip-art

 

Merhaba Sayın Özdil, 
 
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.
 
Tarih : 06 Ekim 2011
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul
Saat : Geceyarısı 01.30 suları
 
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. Bitişik nizam apartmanlarda yaşayanların çoğu birbirini en az 20 yıldır tanır.

Yazının tamamını okuyun »

Amaçsız Kurbağa


Elif Eser

 body8130URPmAGQbxhNIiQn

Biz biliyorduk aslında… On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da… Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa…” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam etmesini bekledik, gözlerimiz ellerimizde, masadaki bardakta, yani başka yerlerde… “Eğer kurbağaları alışık oldukları ısıda su dolu bir kaba koyar, altına da kısık ateşi verirseniz… Ne olduklarını anlayamadan haşlanırlar.”

 

Yazının tamamını okuyun »

Galyalı Wardo’nun göğsünde kararan gül


Cafer Demirtaş

 

 

Boynuz ölüm çanları çalıyor insanın eksildiği yerde.
Aç bir fitilin lambasında can çekişiyor onurun aydınlık dili.
Sarı salyalı İblisin elinde İncil;
Ayaklarının altında aç bi ilaç Afrika perileri.

 

Yazının tamamını okuyun »