Anasayfa Anasayfa

Sayfa 4 / 25« İlk...«23456»...Son »

‘şarabî’ Kategorisi için Arşiv

Sokak şairi


Zelin Artuğ

 

beyogliİstiklal Caddesi’nde yürüyorum. Nil’le buluşacağım birazdan. O “birazdan buluşma”, iki saat erteleniyor onun trafiğe takılması yüzünden… Cadde, mağazalar, lavantacı kadın, piyangocu, kitaplar, CD’ler… kedi, hepsi beni bir güzel ezberliyor. Adımlarım ilkin ezgi, sonra nakarat, sonra eziyete dönüşüyor ki kulağımın dibinde bir ses: “Bir iki dakikanızı verir misiniz?” Dönüp bakıyorum. Caddenin kıyısında temiz yüzlü, temiz giyimli bir genç adam, sırtında çantası, elinde kitaplar.. Bir çırpıda anlatıyor.

 
Yazının tamamını okuyun »

İstanbul’da çalınmış bir özgürlük…


Elif Eser

 

FENTRE~1Bundan on beş yıl önce, büyümeye pek hevesli bir çocukmuş henüz. Sonradan başına geleceklerden habersiz, boyundan ve yaşından büyük; ‘kimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan, kendi rızası ile’ atılmış bir zorlu maceraya. Masallar her zaman “bir varmış bir yokmuş” diye başlar sanıyormuş ve hep mutlu sonla bittiğine inanıyormuş fakat yanıldığını anlamış kısa zamanda.

‘Çocuktum ufacıktım, top oynadım acıktım’ (*) mısralarını ip atlarken tekrarlarken sokakta, bir el almış onu küçük dünyasından; pencereleri demir parmaklıklı, ‘bahçesinde ebruliii hanımeli’ (**) açmayan, odaları rutubetli bir eve kapatmış. Aylarca tutsak kalmış o evde. Gökyüzünde süzülen kuşlar kadar özgür, bulutlarla saklambaç oynadığı günleri geldikçe aklına, gözlerinden akan yaşları varamazmış farkına.

 

Yazının tamamını okuyun »

buluntu taşlar


Zelin Artuğ

                                      Öğrenciliğim, emekçilerin bir “sosyalist devrim hayali” olduğu dönemlerde geçti. Hesaplaşan insanların ruh hali içindeydik. Emekçi insanların sömürüye karşı çıkarak onurlarına sahip çıktıkları zamanlardı. Patron olmayı bedava verseler, bir alan çıkar mıydı içimizde ? Şüpheliyim. Emeğimiz neyimize yetmezdi ki …”

Umutlarımı kaybetmiş, evin içinde o çekmece senin, bu çekmece benim, umutlarımı arıyordum. Ararken, bu taşları buldum. Yazının tamamını okuyun »

Yaredir yüreğime eski sevgili


Aynur Akkaya

Bilir misiniz ? Gün içinde neyi yaşayacağınızı , sabah uyandığınızda Pauseaçtığınız pencereden aydınlanan gün haber verir.
30 Mart Salı.

Hava , sabah rüzgarlı, biraz da ayazdı. Belki yağmur yağacaktı. Yağmur ise sevdiğimdi. Şemsiyesiz yakalanmak neşesiydi.

Nasılsa ıslanacaktım. Hatta öyle olmasını diliyordum.

Kıştan kalma bir bahar vardı dışarıda ve bahar da eli kulağında şakasını yapacaktı birkaç gün sonra.

Su yeşili bir etek ve üzerinde ince bir merserize giyindim, tam teşekküllü makyajımı da yaptım. Kulaklarıma küpemi, boynuma kolyemi de taktım. Kendimden memnun edayla aynanın karşısında bir sağa bir sola dönüm kendime baktım. Boynuma mat pembe uzun fularımı taktım hani artık konsept oldu, fuları atkı gibi bağlamak, öylede bağladım. Askıdan fuşya kabanımı da aldım ve siyah çizmelerimi de giyindim. Deri ceketimi giysem acaba diye de geçirdim içimden.

Vazgeçtim neden sonra.

 

Yazının tamamını okuyun »

Bir Asi’den, İsa’ya..


İsa Batumlu

 

attendre-les-transports-en-commun“Yaş otuz beş yolun yarısı eder..” demiş ya  Şair Cahit Sıtkı Tarancı..Tam 14 yıl olmuş otuzbeşi geçeli.
“Ortada kuyu var yandan geç”  demek geliyor içimden..

Dünyanın en karışık coğrafyasında yeralan en yalnız  ülkesinin ,en karışık dönemlerinde şekillenmiş bir gençlikten arta kalan ne varsa, hangi bilinmeyenlere gebe olduğu belli olmayan sisli  bir şafak vakti, ıssız bir limandan yelken açan sonsuzluğun gemisine bindi ve gitti..

“Gördüğü en uzun boylu beklenti:
Zaman..
Sıfırlanamayacak kadar erken.

“Önce; kalbi şişman genç,
Sonra ;aklı tıknaz ortayaşlı ..

 

 

Yazının tamamını okuyun »

Adımı ağzında unuttuğum adam!…


Nazan Kutlu (güzaltı)

250371409_3353e735e1 

Aylardan MART… Günlerden belki SALI, belki HİÇ…
Kalbim ne vakittir bitmez bir yatılı okul yalnızlığında…
Cemrelerde alamadı bozkırın ayazını. Güneş, hükmünü gösteremiyor ne üşüyen şehre, ne etime… Her daim soğuk hükümdardır, havası, memur nefesi bu kente…
 
Yazsam, YAZ gelir mi acaba? Düşer mi içimi ısıtacak son cemre dudaklarıma? Tırnak içine alabilir miyim baharı? Altını çizebilir miyim altın sarısı güneşin, kırmızı bir kalemle? Taze badem ağacı dalına, aşılayabilir miyim kurumuş bedenimi? Yenilmekten yorulmuş kalbim, yenilenebilir mi? Ve sen sevgili, tutabilir misin yeniden ellerimi?

 

Yazının tamamını okuyun »

Şair olsam


Şerife Karaçayır Mutlu

Şair olsam

“Şiirin hasınıpic00039ou5
 
Ayak seslerinden
 
Tanısam,
 
Bir köy türküsünde”
 
Kızarsa yanaklarım,
 
Yemeni oyalarına,
 
Nakış olsam

 

Yazının tamamını okuyun »

Ova


Zelin Artuğ


4244205542_4056070eebYemyeşil bir ovada, yumuşacık çimenlerin üzerinde yürüyordu. Sepetinin sapını sımsıkı kavramış, mantar topluyordu. Her yağmurdan sonra çayır, mantarla dolardı. “Bak bu ortası beyaz olanları almayacaksın, bunlara köpek mantarı derler, bunlar zehirlidir” demişti annesi. “Şu, içi pembe mantarlardan topla, bunlara içi kızıl, derler.”

Pembeyle tanışıklığı yeni değildi. Kenan Reis’in ağlarına takılan balıklardan en çok akşam kızıllığında pembe pullarıyla ışıl ışıl parlayan mercan balıklarını severdi. Mis gibi yosun kokardı, deniz kokardı ışıltılı pembe!

 

Yazının tamamını okuyun »

Yağmur


Nazan Kutlu (güzaltı)

 anim_pfs_pluieb

Çiçekli bahçem…

İki gündür ağlıyor sanki bu şehir…

Dört gözle  baktım bizim için, yağan yağmura…

Şehir, her çeşit ağladı.

Tırnak kenarları, hayat karası bir işçi mağrurluğuyla…

 

Yazının tamamını okuyun »

Kayısı ağacı


Şerife Karaçayır Mutlu

 

kayisi2

 

20. yüzyılın kaybolan erdemleri arasında, cömertlik de baş sırada yerini aldı. Buna bahçemdeki Kayısı Ağacı çok üzüldü, kalemimden insanlığa bir e-mail gönderdi. Bu Kayısı Ağacı geçen yıl bahçemize küçücük bir dal geldi, bu yıl boyundan büyük meyveler verdi, cömertlikte tez canıyla, hayretime ilham verdi. Bu şiirimle Kayısı Ağacı’ndan, insanlığa  e-mail!..
 

Yazının tamamını okuyun »