‘şarabî’ Kategorisi için Arşiv
Zelin Artuğ
Uzun kış gecelerinde İblis‘le saatlerce karşı karşıya oturdum. Sivri dişleri ve boynuzlarıyla, cehennem alevine benzer sakalıyla, yılan yuvasına benzeyen kıvrımlı suratındaki iki küçük delikten oluşan gözleriyle bana bakıp duruyordu monitörden. Farklı bir dilden konuşuyordu, yanındaki yöresindeki kişilerle. Bazen de bir anda görünmez oluyor, monitörü kendisi gibi başkaca karanlık yüzlere bırakıyordu. Başkan Dush Cold gibi…Hepsi de farklı bir dilden konuşuyorlardı, ama konuşulanları çok iyi anlıyor, masa üstündeki bir word dosyasına kendi anadilimde kaydediyordum.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kurşunî, şarabî | 5 Yorum »
Zelin Artuğ
“Atımı, hiç durmamanın ağacına bağladım.” diyordu Kemal Özer, bir şiirinde. O, şiirlerini severek okuduğum şairlerden biridir. Bir ağaç var. Çam gibi, ladin, köknar, söğüt, ardıç gibi bir ağaç. Ama bu ağacın adı “hiç durmamanın ağacı”. At, hiç durmamanın ağacına bağlanırsa ne olur? Hidalgo’yu böyle bir ağaca bağlasam ne yapar acaba? Ağacı kökünden söküp bozkırlarda koşmaya mı devam eder ? Yoksa dolapçı beygirleri gibi ağacın çevresinde mi dolanıp durur ? Bu ikinci olasılığı hiç sevmedim. Tehlikeli bir durum gibi görünüyor. Dizginlerine dolanır, başı döner, belki de boğazına dolanan dizginler boğulmasına neden olur. Hidalgo, böyle bir risk almaz. Söker o ağacı kökünden. Hidalgo önde, ağaç arkada bozkırların yolunu tutarlar. Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, fıstıkî, gümüşî, şarabî | 1 Yorum »
Zelin Artuğ

Annesi, pencere kanadını yukarı kaldırıp mandallıyor. Camdan yağmuru seyreden küçük kız, ellerini arkasına saklıyor. Bir keresinde pencere kanadı mandalından kurtulup, parmakları pervazla kanat arasında kaldığından beri uzak duruyor açık pencereden. Mis gibi toprak kokusu doluyor odaya. Kümesteki horoz ötüyor. Tavuklar, gıdılarından sarkan koyu pembe gerdanlarını titreterek canlı yem arıyorlar ıslak çimenlerin arasında.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kurşunî, şarabî | 1 Yorum »
Zelin Artuğ
O, pek konuşmaz. Konuşsa da soyut bir zirvedeki yalnız insanın ses tonuyla konuşur. Sanki kendisine en yakın bulduğu kişiler, başkaca soyut zirvelerdeki başkaca yalnız insanlardır. Dünyanın en iyi insanı değildir o; en iyi insan kavramı da içi boş bir kavram değil mi zaten! Kimsenin de dünyanın en iyi insanı olmasını beklemez. Çünkü kimseden iyilik beklemez aslında. Bu konuda çok uzlaştığımızı söyleyebilirim. Bertolt Brecht’ in şu dizeleri onun dünyayı kavrayış biçimine ne kadar da uyuyor:
“Öyle iyi bir yere götürün ki dünyayı, iyilik beklenmesin!” Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kurşunî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.
Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kurşunî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Eski sandıkları karıştırmak, anılara doğru şöyle bir yolculuk yapmak güzeldir. O tavan aralı eski evler yok
artık! Yine de dolaplar var eski anıların tıkıştırıldığı… Dolapların içinde karton kutular var. Kutularda eski dergiler, eski yazıların yer aldığı eski dosyalar var. Tıpkı sahaf dükkanları gibi kokan dolap rafları… Sararmış, kıyısından köşesinden yırtılmış dergiler… Onları buldum bugün. Nedense o yırtılmış dergilerin kıyısında köşesinde kalmış yazılarımın bazılarını bloğuma taşımak geldi içimden. Eski bir pikapta eski bir 45′liği dostlarına dinletmek gibi bir duygu ile… Düşünsenize, eski bir plak dönüyor, bir 45′lik… Sizi alıp uzaklara, çocukluk, ilk gençlik aşkınıza götürüyor. Ne oluyor götürüyor da ? Ne geçiyor elinize ? Treni kaçırmışsınız bir kere ! Olsun, yine de o şarkıyı dinlemekten tad alıyorsunuz değil mi ? O dergi yazıları da böyle bir duygu verir bana. İlk gençlik aşklarım onlar benim. Belli bir sıraya koymadım yazılarımı. Rastgele seçtim. İlkin 1988 yılında Varlık Dergisi’nde yayımlanan bir yazı: önce insan olmak (Sayı:966/s:4)
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kızıl, şarabî | 1 Yorum »
Zelin Artuğ
1847-1912 yılları arasında yaşamış edebiyatın hiciv ustası Şair Eşref’i, ayrıca Neyzen Tevfik’in de hocası olarak tanıyoruz. Muzaffer arkadaşım Neyzen’le ilgili yazımı okumuş blogda. Neyzen, ona doğal olarak Şair Eşref’i çağrıştırmış tabi. ” (…) İkinci Meşrutiyet’le ilgili bir eleştirisiydi, sanırım…” diyor.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kurşunî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Yıl 1988. Çeşitli edebiyat dergilerine aboneyim. Postadan dergilerimi aldığımda bambaşka bir dünyanın kapıları açılıyor; yazın dünyasının birbirinden renkli , birbirinden güzel sokaklarında uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Bu gezilerde sık sık bir güzel insana, damarlarından insan sevgisi akan bir ihtiyar delikanlıya, Vedat Günyol hocama rastlıyorum. Okudukça öyle yakınımdan geçiyor ki, iki adım daha atsam yetişeceğim sanki. Ona ulaşmak hiç de zor değil. Büyüklüğü de buradan geliyor zaten. O, tam bir halk adamı, halkın aydını.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Bir devadır dedin zehir tattırdın
Gençliğin okunu boşa attırdın
Körlerin yurdunda ayna sattırdın
Çıkmaz sokaklara daldırdın felek
Uyuşmadı gönlüm mert ile zenle
Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
Hicran köşesinde bozuk düzenle
Neyzen’e her telden çaldırdın felek
Neyzen Tevfik
Neyzen’e sormuşlar: “Üstad, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zamanlarda mı çalarsın ?” O sıralarda Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikoduları dolaşıyormuş ortada. Neyzen soruyu şöyle yanıtlamış: “Maliye Vekili değilim ki çalarken zevk alayım.” Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kurşunî, şarabî | 8 Yorum »
Zelin Artuğ

Balona binmiş, sevgilisinin yanına gidiyor. O da ne ? Balon patladı. Düştü adam. Tepede ay olduğuna göre herhalde dünyaya düştü. Bundan sonra aklı başına gelir, ayakları yere basar, diyecektim ki bir başka balona atlayıp geldi yine. Ama bu balonlar hep de ayın sivri ucuna takılıp patlıyor. Uydu karar vermiş, buluşturmayacak aşıkları işte ! İyi ama kız neden eli kolu bağlı bekliyor orada ? Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, fıstıkî, gümüşî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »