Yalnızlık…
Yücel Yarımbatman (Sokak Şairi)

kara kaşları ve
kara gözleriyle
karaya vurmuş
bir şarkıydı yalnızlık…ve ben bir doğulu çocuktum
çocukluğumun doğusunda
pus tutmuş eteklerinde yalın ayak
ve yaşamak ya da ölmemek korkusunda;

kara kaşları ve
kara gözleriyle
karaya vurmuş
bir şarkıydı yalnızlık…ve ben bir doğulu çocuktum
çocukluğumun doğusunda
pus tutmuş eteklerinde yalın ayak
ve yaşamak ya da ölmemek korkusunda;
Eş zamanlarda düşmüşler aydınlık dilimli uzantılardan pat edip karanlık bir yola. Yan yana yürümüşler epey bir süre. Beriki ötekinin gölgesi, öteki berikinin sureti. Yürümüşler, yürümüşler. Bir arpa boyundan daha fazla yol gitmişler. Dokunmadan, bakmadan, görmeden.
Karşılarına başkaları çıkmış. O başkaları “merhaba” demiş ikisine de yakın süreçlerde. İkisinin de başı ya hep önde ya hep karşıdaymış. Bu sebeple başkalarını selamlamışlar da, yana doğru bakmayı akıl edememişler. Beriki sağa, öteki sola çevirse başını göreceklermiş birbirlerini halbuki, ama demek ki bu gayri ihtiyari devinimi düşünememişler.
Bahar geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar.
Gerçek, gerçek değil ; düş kurmaksa yasak!

Upuzun bir bekleyiş bu. Öyle hemen geçecek türden değil. Dağarcığındaki kelimelerin seni sensizliğe/sessizliğe terk ettiği, eline almak istediğin her kelimenin yeşil ve ışıltılı birer baharken avuçlarında solup eylül kırığına ve hışırtısına dönüşmesi hayret verici! Fakat öyle!
Sonsuzmuş gibi gelen bir bekleyiş bu. Belki birine, bir sevgiliye, bir sıcak dost yüreğe ilintilenebilir, -illa bir isim vermek gerekmese de-, adlandırılabilir; uzay denebilir mesela. Mesela imge, ütopya, sıla, gurbet de denebilir… Anlamlı veya anlamsız olması, yakışması ya da yakışmaması hiç önemli değildir. Demek istediğim; bekleyişin sonunda bir vuslata ermek olacaksa şayet, biliniyorsa bekleyişin başından itibaren kavuşmalarla nihayete ereceği…
Ee-evet! Olasıdır, muhtemeldir. Fakat değil işte! Bu bekleyişin herhangi bir amacı, başı, sonu, adı, sanı, kimliği, kimliksizliği, somutluğu, soyutluğu, varsıllığı yok!
Ortaokul yıllarımın geçtiği sokaklardan yürüyoruz. Uzun zaman olmuş buralara gelmeyeli, geçerken ayrımsıyorum.
—Aa! Dilek vardı hani, bu evde oturmuyor muydu?, diye soruyorum, bir anlığına, gözümde o yılların büyüsü…
—Evet. Doğum günü partisine gelmiştik. diyor, muzipçe gülümseyerek.
Ergenlik, başa bela… Kendini, hayatı, insanları tanımaya çalışma yıllarımız… Dünyayı keşfimiz… Çocukluğumun sokak aralarında çocukluğumuz önümüzde, biz arkalarında, o yanımda hep birlikte yürüyoruz.
Sevgideğer Şerife’nin kendi sesinden…
Şiir: Şerife Mutlu
Seslendiren: Şerife Mutlu
Görsel: Şerife Mutlu’nun bir rölyef çalışması