Dilce susup….
Aysel Çetinkaya
Seteney, birgün Psıj ırmağının kıyısında çamaşır yıkamaktadır. Karşı kıyıda inek otlatan
bir çoban, Seteney’in cazibesine kapılır. Seteney’in yanına gelmek için bir iki kez suya girer. Suyu geçemez. Bunun üzerine Seteney’e doğru bir ok fırlatır. Ok Seteney’in yanıbaşındaki bir taşa saplanır.( Eros’un oku gib..i MT) Seteney yıkadığı çamaşıları toplayıp ordan ayrılırken çoban karşı kıyıdan seslenir.
“Seteney, okumun saplandığı taşı da yanında götür!”
Bu mitolojide yer alan kahramanlardan biri de Sosırıko’dır. Bu kahramanların biri hariç hiçbirinin tanrısal gücü ve niteliği yoktur. Tanrısal gücü olanı da yanlış hatırlamıyorsam THA’dır. Tha tanrıdır, Çerkesçe’deki Thamade sözcüğü burdan gelir. Thamade tanrı elçisidir, konumu tanrıdan sonra gelir. Peygamber de denilebilir. Thamadelik toplumsal bir kurum olarak günümüze ulaşmış, Kafkasya’da ve Rusya ve pek çok komşu halk arasında benimsenmiş ve yaşamıştır.
En az iki Çerkes bir araya gelse yaşça büyük olanı Thamade’dir. Yaşça küçük olan daima Thamade’nin solunda yürür, oturur. Yaşı küçük olan Thamade’den gözünü ayırmaz; onun söylediği her işi emir sayar ve yerine getirir.
Çerkeslerin kim olduklarını ve kültürlerini bilmenin tarihlerini bilmekten geçtiğine inanıyorum. Çerkesler çok eski bir halk. Doğal olarak kültürleri de eski. Çerkeslerin Nart Mitolojisi adı ile bilinen bir mitolojileri (Yaradılış Efsaneleri) var. Ben burada Nart efsanelerinden kısa kısa bahsedeceğim.
Nart efsanelerinde olaylar ve anlatımlar manzum şekilde anlatılırmış: Fakat günümüze ulaşan bu anlatımlar, süreç içinde nesir şekline dönüşmüş ve günümüze böyle ulaşmıştır. Nazım şeklinde olanlarından bazıları da az çok günümüze kadar gelmiştir Bu konuda Türkiye dışında( var ise de ben bilmiyorum MT) pek çok ülkede bilim adamları araştırmalar, derlemeler yapmışlar, kitaplar yayınlamışlardır. Türkiye’de de yayınlanan bazı kaynaklar vardır. Fakat bunlar da bilimsellikten uzak, amatörce yapılan çalışmalardır.
Elbruz, evrensel adıdır Kafdağı’nın. Kafdağı ise masallardaki adıdır Elbruz’un. Elbruz ne anlama gelir bilmiyorum, ama Türkçe’dir. Çerkezler Oşhamahua derler. Kutsal, uğurlu, aydınlık anlamına gelir.
Kafdağı, masallardaki gibi gizemlidir. Masallardaki iki güzel varlıktan biri Zümrüdü Anka ise, bir diğeri de Kafdağıdır. Çerkez Nart Mitolosinde, tanrıların yurdudur. Oşhamahua adı verilir bu dağa. Çerkezler Elbruz’u bu isimle bilirler. Nart mitolojisinde Çerkezlerin tanrıları burada yaşar, burada Şarap günleri düzenlerlerdi.
Ne kadar çok bilinmeyeni var yaşıyor olmanın… Böylesine bilinmeyenli yaşamaktır belki de yaşamı vazgeçilmez kılan.. En azından bu vakitler…her şey panoramik bir durumda! Yaşamın ucunu kaçırmamak adına koşuştururken tutulduğumuz bir esrikliğin med-cezirindeyiz. Hercai agnostizm…var olmanın derin vadilerinde…Zamanın çemberini ne kadar büyütür.. ya da ne kadar çok itersen durmadan, Gnostizm’in doruklarına ulaşmak o kadar olası.. ki o zaman, kesinlikle güneş bir daha doğmayacak. Bir daha doğmayacak olan güneşin gizemlerini keşfetmenin kime ne yararı var?
O sabah, aceleyle giyinip aşağıya indik. Kapının önünde kuyu vardı. Birinin kuyudan su çekmesi gerekiyordu. Hepimiz birbirimizin yüzüne bakıyor, hiç birimiz cesaret edemiyorduk. Gönül, “Ben çekerim!” dedi. Sessizce izledik onu. İpe bağlı kovayı kuyuya indirdi, çıkrığın koluna asıldı, ip, kovanın bağlı olduğu silindire dolanmaya başladı ve kova yavaş yavaş yukarı çıktı. Gönül, büyük bir zafer kazanmış edasıyla, kovayı sapından tutup dışarı çıkardı, taşlığa koydu. Hepimiz kuyuya eğilip baktık.
Kırk yıl Önce
Lise yıllarım… Lise ikinci sınıftayım. Kayseri’de özel bir yurtta kalıyorum. Okullar açıldı. Ağabeyim Ankara’ya taşındı, beni de yanında götürdü.
1966 Kasım ayında Ankara Gazi Lisesine kayıt yaptırdım. Okul müdürü Deli Veli diye tanınan Veli Soysal’dı. Matematik öğretmenimiz… Sınıfımızda her sosyal kesimden, hemen hemen her mahalleden, öğrenci arkadaşlarımız vardı. Ankara’nın Kızılcahamam İlçesinde bir dağ köyü olan Karaşar’dan öğrenci arkadaşlarımız da vardı. İstisnasız hepsi çok temiz ve şık giyiniyorlardı. Bakımlılardı da. Bu arkadaşlarımızdan biri, -adını yanlış hatırlamıyorsam- Münir Doğan idi. Okullar arası bilgi yarışmasında Ankara veya Türkiye birincisiydi. Aynı mahallede oturuyorduk.
Endülüs toprağının mağrur çiçeği
Ezilmiş coğrafyanın bahar coşkusu
Ve sen vasiyetsiz ananın sıska çocuğu;
Manuel Benites…