İçime oturdum!….
Nazan Kutlu (güzaltı)
Bitkindim!…
Hani uzaktan gördüğünüz, sizi yetişeceğinize inandıran yalancı duruşuyla, bir trene delice koşarsınız da, ciğerleriniz yanar ya…Son anda kalkar gider… Kaçırırsınız… Onun ateşi bu, iki yanımda yanıp duran.
Sen gitmiştin!…
Kıyıda hasır bir tabureye çöktü bedenim. İçime oturur gibi oturdum. Karşımda , gece mavisi, satenden bir çarşaf …Bostancı’da, bana doğru gelen ada vapuru, yırtıyordu onu orta yerinden. Biraz önce yırtılan ciğerlerimi, zehirli bir denizanasının kucağında gördüm … Sanırım öpüyordu şeffaf dudaklarıyla.
Güneş, bakire kanı gibi aktı maviye. Mavinin oldu kızıl…Denizin zifaf gecesi bugün…
Su gibi inledim…Ahhhh dedim…ahhh… Şimdi gök ağlayacak… Ve tanrı, karakuru ruhumu ıslatacak.



Bir insan nasıl sanatçı olabilir diye her zaman merak etmişimdir. Sanatçılık doğuştan gelen bir yetenek midir yoksa eğitim, düzenli ve titiz çalışmalar sonucunda kazanılan deneyimlerin ürünü müdür? Sanırım sanatçılık, bir kişilik özelliği olmasının yanında, düşünsel bir öğretinin özgürce uygulanabilmesi yöntemidir de. Ayrıca sanatçılar da o yöntemi nasıl olduysa özümseyebilen kişilerden var oluşmuşlardır. 




