Yaşlılık
A. Kadir Paksoy

Bir de baktım ki yaşlanmışım
Toprak gülümsüyor
Yerin hazır evlat, diyerek
Uzaklaşıyor gökyüzü usul usul
Okşuyor gönlümü şefkatli sesiyle doğa ana:
Maceran bitti oğlum
Ne yaparsın hayat bu.

Bir de baktım ki yaşlanmışım
Toprak gülümsüyor
Yerin hazır evlat, diyerek
Uzaklaşıyor gökyüzü usul usul
Okşuyor gönlümü şefkatli sesiyle doğa ana:
Maceran bitti oğlum
Ne yaparsın hayat bu.

Tarihlerini okuyamayanlar
Geleceklerine,
Kıyameti yazarlar.
İleri gider zamanlar,
Geri düşer, akreple yelkovanlar.

Seninle ben konuşamadıklarımız kadar uzaktık
Aramızda dilsizliğin gizemli dehlizleri.
Oysa dokunsak yaralarımıza
Aynı kana verilmişti rengimiz
Ve aynı rüzgarlar savurur küllerimizi…

En çok dokuz yaşımı özledim
Badem çiçeklerini bir de…
Kimsenin olmadığı kadar
En çok sen kaldın içimde…
“Hücre olsam bir çınarın gölgesinde**Asırlara tanık olmayı öğrensem.”
Ş.Karaçayır Mutlu

Asırların gölgesinde, bin metre yüksekte, altı yüz yıllık çınar ağacının, isterseniz, tepesinde Tahtalı Dağı’nı karşınıza alarak çayınız yudumlayabilirsiniz.
Masallara rengini veren hüznüm
Ve çocuksu aritmetik gibi berrak bakışlarım;
Ne çok sevdim
Ne çok ağladım
Büyüdüğümün hesaplarını yaptıkça öğrettiğin rakamlarla…

Sen, Kristalin ardından kırılan ışığa bakar gibi
Baktığında bana
Renkler gördüğünü sanıyorsun
Yeşil-mavi-sarı-kırmızı-mor

Biz biliyorduk aslında… On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da… Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa…” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam etmesini bekledik, gözlerimiz ellerimizde, masadaki bardakta, yani başka yerlerde… “Eğer kurbağaları alışık oldukları ısıda su dolu bir kaba koyar, altına da kısık ateşi verirseniz… Ne olduklarını anlayamadan haşlanırlar.”
Ve çıktım… Ve sonunda… Bir cam kırıldı gövdemin orta yerinde, bir can çürüdü içimde… Bitirdi. Yok etti. Dağıttı gelmişimi, geçmişimi. Hayır, bunu anlatmayacağım, çünkü önemi yok. Bir yerde bir cam kırıldı ve asıl önemli olan nedeni değil, yarattığı etkiyle varılan sonuç.
Cam kırığı pistir. En ücra köşelere kaçar kırıldığı yerde. Parçaları temizlemek için toplamaya kalktığında bile, mutlaka günler sonra bulunur bazıları. Minik ve saydam, bu yüzden görünmesi zor, yarattığı hasar parça tesirli… Bana da o cam kırıkları, bata çıka, çıka bata sonunda mutasyona uğrattı.
Çık özünün dağlarına (2)
“Hayattaki en zor şey; geçeceğin köprülerle, yakacağın köprüleri ayırt etmektir.” (David Russel)

Çıktım Tanrıların Dağı
Olimpos’un zirvesine bu gece,
Çaldım Kutsal ateşlerini gizlice,
İndirdim yeryüzüne,
Geçeceğim köprülere selam olsun!
Yakacağım köprüleri veriyorum ateşe!