Anasayfa Anasayfa

Sayfa 2 / 41«12345»...Son »

‘şarabî’ Kategorisi için Arşiv

Gök Donun Büzmesi (Nisanda Kar romanından…)


Leman TOGO

73419c21d09966127b52d56a41092d1f

 

Aşağı köyde düğün vardı. Düğün evinin dikişlerinin hepsini Feyza dikmişti. Okuntu olarak lokum getirmişlerdi. Buralarda kâğıt davetiye basılmaz, aileden birileri davet edilecek kişiye okuntu getirirdi. Kendilerine göre değerli bulduklarına bir kutu lokum ya da peşkir, yakın bulduklarına küçük su bardağı, diğer köylülere de birer kibrit kutusu gönderilirdi. Bu küçük hediyeler düğüne çağrı içindi.  Düğün sahipleri bunun karşılığına hediye beklemezlerdi. İsteyenler düğünde takabildikleri kadar para takarlardı. Bir köyde düğün olunca diğer köyler ve uzak mahalleler hepsi oraya giderlerdi. Delikanlılar kız bakmaya gelirlerdi düğüne. Kızlar, gelinler ve kadınlar, hepsi oynar, beğenilen kızın başından para çevrilir,  çalgıcıya verilirdi. Bir kıza para çevrilmişse çevirenin o kıza talip olduğu anlaşılırdı. Düğünün sonuna doğru meydanı delikanlılar alır,  üç beş kişi diz çökerek zeybek oynar, yan gözle beğendikleri kızların kendilerini seyredip seyretmediklerini kontrol ederlerdi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Asude


Leman TOGO

 

 

e177ba56b76161a5ebb596aa58062e44

 

Naciye elindeki danteli öre öre mahalleye çıktı. Sabah işlerini üvey kızı Asude’ye bırakmıştı. Kış bahara dönmüş, kapı önleri şenlenmeye başlamıştı. Karşıdan gelen kara köpek Naciye’ye zıt zıt baktı. Naciye köpekten korkardı. Köpeğe yan bakarak ses çıkarmadan duvara doğru kayıp köpekten uzaklaştı. Köpek kadını korkuttuğunu anlamıştı. Yolun daha da ortasına giderek onu tedirgin etmeyi ister gibi gözleriyle Naciye’yi takip etti.  Sonra umursamaz bir havayla yoluna devam etti. Naciye derin bir soluk aldı. Arkasına dönüp bakmadı bile. Daha önce bu kara köpek yerden taş almaya çalışan bir çocuğun üstüne atlamış, çocuğu ağzından zor almışlardı.    Naciye cebindeki kukayı çıkardı, tığını kukaya sokarak danteliyle birlikte cebine koydu. İlerde Semiha’nın evi görünüyordu.  Tek katlı evin dört basamaklı merdiveninde şimdiden Şengül ile Vesile gelmişler, sohbete başlamışlardı bile. Naciye yaklaşırken hepsi başlarını ona çevirdiler.

 

Yazının tamamını okuyun »

Seyran Bacı


Leman TOGO

Seyran Bacı

 

Kars’ta 1975 yılında öğretmenlik yapıyorduk. Dünya tatlısı bir kızımız oldu. Doğum sonrası kırk iki gün iznim vardı. Acilen bir bebek bakıcısı bulmamız gerekiyordu. Okula başlamıştım ve yaz olduğu için bebeğimi yanımda okula götürüyor, pusetinin içinde bir köşede yatırıyordum. Müdür yardımcısıydım, okul müdürü ve diğer müdür yardımcıları askere alınmışlardı. Eşim de folklor yarışması kazanan öğrencilerimizi Fransa’daki yarışmaya götürmüştü. Okulda yalnızdım. Yatılı okul olduğu için atamalar duyurulacak, yeni kayıtlar için sınav hazırlığı yapılacak, iki yıllık eğitim enstitüsüne ön kayıtla öğrenci alınacaktı. Başımı kaşıyacak zamanım olmadığı halde yanımda bir buçuk aylık bebeğimle kalakalmıştım.

 

Yazının tamamını okuyun »

Cumhuriyet tokadı


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

 

5ac1207529a765965f2e7fd4ac670e43

 

Ortaçağlarda batıda şövalyelik kültü vardı. İyi bir şövalye tanrıya tapındığı ölçülerde kadına da tapınmak zorundaydı. Tabi bu, romantik bir tapınmaydı. Karı koca arasında aşk olmazdı. Aşk, evlilik dışı ilişkilerde mümkündü yalnızca. Bir erkeğin karısı olmak, kadın için ne kadar aşağılanma nedeniyse, bir erkeğin sevgilisi olmak da o denli kadını üstün kılardı. Bir bakıma, aşkın kendisi feodalleştirilmişti. Çünkü aşık, sevgilisine köle gibi hizmet etmek zorundaydı. Bütün aşk şiirleri sevgiliye yazılırdı. Dolayısıyla aşk, evliliğin dışında aranmalıydı.

 

Yazının tamamını okuyun »

Düşle gerçeğin sınırındaki dost


Zelin Artuğ

 

33767_149903468385716_3010254_n

Yaz, çöl sıcaklarıyla geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar.

Gerçek, gerçek değil; düş kurmaksa sakıncalı! Yasaklardan, yanılsamalardan, boşluklardan, düşlerden yorgunum. Hep bir dost beklerim, çocuk yanımla.Çocuk yanım, “ bekle, gelecek!” der, olgun yanım “sen daha çok beklersin!” diye gülümser.
Çocuk yanım iki yanı bahar çiçekleriyle bezeli bir yolda düş kurar, olgun yanım gerçeğe giden sarp yolu gösterir. Hangi yöne gideceğimi bilemem. Hangi yandan çıkıp gelecek bakalım, düşle gerçeğin sınırındaki dost? Hiç gelmeme olasılığı da var!

Yazının tamamını okuyun »

Bir bayram daha geliyor


Leman TOGO

fft5_mf801366

 

Bazıları tatil planlarını yapmış, bavullarına gerek duydukları, duymadıkları eşyaları tıkıştırmakla meşgul. Bazıları hediyelerini almış, memleketlerindeki ailelerine gitmeye hazırlanıyor. Biletler günler öncesinden alınmış. Bir kısım ise evlerinde kalıp bayramı konu komşu ve akrabalarıyla geçirmeye hazırlanıyor. Bayramda kimlere ziyarete gidilecek, kimler onlara gelecek hesapları var.
Ben ise gelecek bayram heyecanında değil, bu bayram da yine olmayacakların özlemindeyim.

Yazının tamamını okuyun »

TAYLAN


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

-Yağmur adamlara ve gökkuşağı analara…

tttt

Tuz gölü, beyaza çalar mavisiyle, çimen yeşili bozkırın ortasında kocaman bir leke gibi duruyordu. Gökyüzü, tam ufuk çizgisinde durgun göle kavuşmuş, gölle sarmaş dolaş olmuştu. Kıyılarda kum öylesine inceydi ki toprak demek daha uygun düşerdi. Göl kıyısını dalga dalga saran pembe kristal tuz tabakası, uçuk mavi gölün kıyısında, gölü çevreleyen bir fisto gibi dolanıyordu. Kıyılardaki kristal pembeliğe akşam güneşinin kızıllığı vuruyor, suyun kıyısında kızıl pembe ışıklar oynaşıyordu. Serin bir rüzgâr esiyordu kuzeyden güneye…

 

Yazının tamamını okuyun »

Küçük Kız ve Yağmur


Zelin Artuğ

 

 

zz

 

Düş kurmak istiyorum. Deniz kıyısında tek katlı bir ev… Evin girişinde camekândan bir odacık… Küpe çiçekleri yerleştirilmiş cam önlerine. Ama bir de oturma yeri var cam kıyısında. Ambalaj sandıklarının üzerine çiçekli basmadan yüzleri olan minderler atılmış, yumuşacık bir köşe yapılmış. Yazın, evdeki kışlıklar, kışın da yazlıklar doldurulur bu sandıklara. Ara sıra sandıkların üzerindeki minderlerle basma çiçekli örtüler kaldırılır, açılan sandıklardan bir yün yelek, bir yün çorap çıkarılır, ya da açılan sandığa başka fazlalıklar konur.

 

Yazının tamamını okuyun »

Kendini okuyan kitap


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

il_570xN.571905594_7tx3

 

 

Kitap kendini okuyabilir mi? Bir süredir bu soru takıldı aklıma. Bir tür düşünme, ya da içe bakış mıdır kitabın kendisini okuması? İnsandan ne farkı var kitabın? Kitap da yazarının yaşadığı sancılı bir süreç sonunda doğmuyor mu? Çoğu kitap ölümlü, bazıları da ölümsüz değil mi kimi insanlar gibi?
Bugün sayfalarımı en başa çevirip kendimi okumaya karar verdim. Duyan gelmiş, derler ya tam bir cümbüş! Yazarımı tebrik ediyorum. Her kişiye nasibolmaz bu kadar mevsimi, coğrafyayı, çiçeği, börtü böceği, ırmağı, denizi, dağı, köylüyü, kentliyi, kasabalıyı raftaki bir kitaba sığdırmak… Sıradan bir yazar olmak da yetmez böyle bir mahşer-i cümbüş yaratmaya! Biraz uçuk, biraz kaçık olmalı beni yazan. Meğer ne çok yaşamlar barındırıyormuşum sayfalarımda da haberim yokmuş! Yazarıma ne demeli? İşini gücünü bırakmış, yazmış da yazmış!

 

Yazının tamamını okuyun »

Evvel zaman çocukluğu


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

ul

Her şey o kadar yeni ki yaşamda, ev, sokak, büyükler… Her biri yeni bir keşif!
Acıkmaya, susamaya, uyumaya kendim karar veremeyecek kadar yabancıyım dünyaya. Zamanımın büyük çoğunluğunda sırt üstü yatıyorum. Sürekli başucumda gördüğüm büyükler beni yattığım yerden aldıklarında seviniyorum. Böylesi daha güvenli. Sırt üstü yatıp, aynı noktaya bakmaktan kurtuluyorum.
En sevdiğim şey de beni kucağına alan büyüğün işaret parmağını çeneme dokundurması. Bir tür gıdıklanma mı yoksa iletişim mi bu, bilemiyorum. Gözlerimi kırpıştırıp, kucakta dimdik ayakta durmak istiyor, konuşabilmek için güç topluyorum, ama boşuna! Şimdilik yalnızca ünlü sesler çıkarmaya dilim dönüyor.

 

Yazının tamamını okuyun »