Anasayfa Anasayfa

Sayfa 2 / 8«12345»...Son »

‘Öykü’ Kategorisi için Arşiv

Kral öldü, yaşasın kral!


Zelin Artuğ

Saat gecenin on biri… Gün boyu rüzgâr ağaçların dalları arasında ıslık çalıp durmuş, bahçelere gece çökünce etekleriyle çatıların üzerini yalayıp, bacalardan çıkan isli dumanı da ardına takarak kasabayı terk etmişti. Kuru bir ayaz gelip yerleşmişti evlerin duvarlarına, kapılarına, pencere kıyılarına.
Yazının tamamını okuyun »

Can erikleri


Zelin Artuğ

Çalışanlar iş yerlerinde, sıfırı tüketmiş, üstüne bir de trafik çilesi çekip evlerine kapağı zor atmışlardı. Kent derin bir yalnızlığın içine gömülmüştü. Sokaklar neredeyse bomboştu. Kolay kazanmış olmanın yolunu bulmuş olanlar, belli semtlerdeki eğlence mekânlarına doluşmuş, sokaklar yersiz yurtsuz evsizlere, sokak çocuklarına ve cılız sokak hayvanlarına kalmıştı. Büyüklü küçüklü yapılar, otobüs durakları, kaldırım taşları, köşe başındaki asırlık çınar ağacı, kepenkleri kapalı mağazalar derin bir uykudaydı.

Zümrüd-ü Anka’nın yeniden doğuşu


Zelin Artuğ

Çok değil daha dün yağmurlar dövüyordu ağaçları, kiremitleri, dev yapıların duvarlarını, kayalıkları, toprağı… Her biri yağmurun şiddetinden nasibini aldı da bir toprak yüksünmedi. Belli ki susamıştı yağmurlara. Kana kana içti. Bağrında kök salmış, masmavi göğe yüzünü göstermek için baharı bekleyen canları sımsıkı sarıp sarmalayarak, yağmurdan güç almalarını izledi.

Sonra bir gece kara bulutlar eteklerini toparlayıp kaçarcasına başka diyarlara gittiler. Gökyüzü ışıl ışıl yıldızla doldu. Büyük denizlerin kayıp gemilerine yol gösteren, balkonda kaçamak sigara içen gençlere ışık tutan, sevgilinin yüzünü aydınlatıp kirpiklerinin gölgesini yanaklarına düşüren yıldızlar kapladı gök kubbeyi. Gün ağarmaya başlayınca tek tek çekildiler pembe kızıl şafağın ardına. Güneş parlak kaftanıyla ufukta göründü. Bulutların ağır adımlarla taşıdığı tahterevallide bütün haşmetiyle doğayı selamlayarak yol aldı; mavi gökyüzündeki tahtına parlak gökkuşağı kaftanının eteklerini yayıp oturdu.

Yazının tamamını okuyun »

Bayram


Zelin Artuğ

Bayram bütün gece, ceketini başının altına yastık yapmış, sırt üstü çimende yatıp yıldızları seyretmişti. Ne çok yıldız vardı gökte. Çocukluğu, ilk gençlik yılları hep yıldızların altında yatıp düş kurmakla geçmişti. Çok küçükken nenesi her yıldızın dünyadan göçüp gitmiş kimseler olduğunu, ta oralardan hayatta olan sevdiklerini izlediklerini söylemişti. Bayram yıldızlara bakar, o çocukken dereye düşüp boğulan anası Sultan’la, daha on iki yaşında asfaltta çiçek satarken acemi bir sürücünün arabası altında kalıp oracıkta can veren küçük kardeşi Cennet’i arar, bulamazdı. Nasıl bulsun ki? Bütün yıldızlar birbirine benziyordu.

Uykusuz bir gece


Zelin Artuğ

Asuman, sağına döndü, soluna döndü, uyuyamadı. Başucundaki okuma lambasını yaktı, saate baktı. Saat sabahın dört buçuğuydu. Lambayı kapadı, gözlerini yumdu. Karanlıkta içi daraldı. Uyumak için, yan döndü. Kolunu yastığının altına uzattı, olmadı! Başını yastığın altına gömdü, olmadı! . Sımsıkı kapadı gözlerini. Az önce sesi soluğu kesilen karasinek sinsice yaklaşıp kulağının dibinde sinir bozucu bir sesle vızıldadı. Elini boşlukta sallayıp sineği uzaklaştırdı kulağından. Yazının tamamını okuyun »

Can kenarı yolculuk


Zelin Artuğ

“Kes yüreğine giden bir bilet; ‘can’ kenarı olsun.” (Cemal Süreya)
Adiloş, çocukluk arkadaşı Meral’in daveti üzerine, Mersin’e gidiyordu. Çok heyecanlıydı. İstanbul’dan trenle Ankara’ya gitmiş, Ankara’dan Mersin’e otobüsle devam edecek, Meral onu terminalde karşılayacaktı. Otobüsle gece yolculuğunu severdi Adiloş. Gece, kendisi gibi birkaç kişinin daha uyanık olduğunu görmek, içini rahatlatıyordu. Uyumak, ölmek gibi bir şey, diye düşünür, sevmezdi uykuyu. Otobüste herkes uyusa da sürücü uyumuyordu en azından. Kollarını kavuşturup, tekli koltuğuna iyice gömüldü. Muavin, elinde listeyle, otobüsün koridorunda sağlı sollu yolcuları kontrol ederek arkaya doğru yürüdü.

Yağmur


Zelin Artuğ

Yağmur başladı. Birazdan gök gürüldeyecek. Her yağmur yağdığında gökyüzü ilençle inilder böyle.

“Turnalara bir semahı çok gördün” diyordu şairin biri. Hangisiydi, anımsamıyorum.

Tozlu köy yolları nasıldır şimdi? Yağmur damlaları iri iri yola düştüğünde, kalın toz tabakası suyu yutar, toprak bir süre kuru kalır. Sonra, yağmur suları ince dereciklere dönüşür, kıvrılarak akar yokuş aşağı.

Yazının tamamını okuyun »

Kafkaslar’a yolculuk


Zelin Artuğ

“Alev sarısı” bozkırlara düştü yolumuz yine. Başımızın üzerinde dost selamı, Hidalgo’nun terkisinde bin bir çeşit kır çiçeğinin rengi, doludizgin yollardayız. Tepemizde sarı sıcak bir güneş. Güneşin hışmından başımızın üstündeki dost selamı koruyor bizi. Gökyüzünün mavisi, güneşin sarı sıcağından bakır çalmış, açık kirli yeşil bir renk almış. Bir süre sonra güneş sıcak sarısını maviliklerden sıyırıp tepelerin ardına çekilecek. Yerkürenin öteki yüzündeki halklara dost selamı göndermeliyiz hemen. Selamlarımızı baş üstüne alıp, sarı sıcaktan korunmaları için. Yağmurları küstürenler, yer küreyi sarı sıcaklara mahkûm edenler gizliden gizliye sevinemesinler diye! Bu halk düşmanlarına karşı, dünyanın dört bir yanında sarı sıcak savaşlar çıkaran bu silah tüccarlarına karşı bütün halklar dayanışma içinde olmalı.

Yazının tamamını okuyun »

Güğüm


Zelin Artuğ

Ali, dirseğini deniz kıyısındaki korkuluğa dayadı, ağır ağır suya batan teneke güğüme kaçamak bir bakış attı. Yarısı su dolu güğüm, sapına iple bağlanmış iki bardakla birlikte denizin derinliğine inip gözden yiterken o günkü kazancı, yarına dair umudu, insana inancı da yitiyordu. Elini cebine attı, o günkü kazancını yokladı. Yeni bir güğüm almaya çıkışmazdı parası. Bir an, soyunup suya atlamayı, zabıtalar gelmeden güğümü çıkarıp kaçmayı geçirdi aklından. Yüzme bilmiyordu. Suya dalıp bir daha çıkamamak da vardı işin ucunda. Biri atlar, kurtarırdı belki, ama kim yapacaktı? Kıyıdaki kalabalığa bir göz attı. Eminönü, insan kaynıyordu. Çımacılar, dolmuş taksi kâhyaları, halka tatlısı, şambali, turşu suyu, sepette lahmacun, balık ekmek satıcıları, midyeciler, allı morlu giysileriyle Anadolu’nun her yanından, iş arayan erlerinin ardı sıra gelmiş köylü kadınlar… Gördükleri her ilginç şeye sümüğünü çeke çeke bakarak analarının ardında sürüklenen, bazen analarının elinden kurtulup koşarken düşüp yaygarayı basan çocuklar…

 

Yazının tamamını okuyun »

Paris Hilton


Zelin Artuğ

Uçak Paris semalarında… Takım elbiseli, sarışın, genç adam, yuvarlak uçak penceresinden bakıyor. Hiçbir şey göremiyor. Bembeyaz bulutlar var uçağın altında. Uçak, sanki pamuk yığınlarının üzerinde süzülüyor. Birazdan bir anons gelecek. Yolcular kemerlerini bağlayacaklar. Uçağın Orly’ye inmesi biraz daha sonra… Hilton’daki toplantıya geç kalması söz konusu değil. Hava limanından alacaklar onu.

Yazının tamamını okuyun »