Toprak
Yucel Evren - Zelin Artuğ
Haber..
Baba ölmüş oğlum!..
Ağlayacağım bilirdim..
Ağlanamazlığı yeni gördüm.
Söylenemezliği..
Ne çok söyleyemezlik birikmiş içimizde,
Ne çok susmuşuz,
Sus…
…..
ma!..
Haber..
Baba ölmüş oğlum!..
Ağlayacağım bilirdim..
Ağlanamazlığı yeni gördüm.
Söylenemezliği..
Ne çok söyleyemezlik birikmiş içimizde,
Ne çok susmuşuz,
Sus…
…..
ma!..
Duymadı… !
Sanmak farklı… Ama beklemek zorlu… Nasıl da endişeleniyor.
“Bir şey oldu mutlaka!… Olumsuz düşünmek mi gerekli hem de tam bu sırada…”
Hızla dönen bir çark gibi!…
Son sürat hızla koşuyorum. Nereye? İşin aslı nereye olduğu belli değil. Biri beni önce bir güzel icat etmiş, sonra programı yüklemiş ve “başlat” butonuna basmış. Pek bir güzel çalışıyorum. Ortaçgil’in “mekanikleştirme beni” demesine benziyorum. Evet! Mekanik-im ben.
Bunu ne zaman fark ediyorum peki?
Eve gidince bir yazı yazacaktı. “Bir canlıyı ağlatmak” üzerine… “Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak” üzerine… “Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı” üzerine !… “Yaşamanın anlamı” üzerine!…
Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.
Bir kahve yaptı kendine. Bilgisayar geç açılıyordu bu sıralarda.. Arkasına yaslandı, açılmasını bekledi. Beklerken düşündü:
“Bir canlıyı ağlatmak, ne demek?”

sabaha karşı 04.30 suları…
kısa devre
uyku… sessizlik..
bir yerlerden kulağa çalınan horultu sesleri
pencere açık… kim bu?
bu evde kimse olmadığına göre başka bir evdeki başka biri.
kapat gözlerini ve duvarların yankısını dinle
olmadı
Onunla ilk karşılaşmamızı unutamıyorum. Hafızamdan defalarca çıkarıp atmaya çalıştıysam da bunu bir türlü başaramadım. Ne zaman yeniden hatırlasam, -kendini anımsatacak bir yol bulsa- aynı sıcak Temmuz öğlenine geri döndüm. Belki de bazı şeyler gibi onu da unutmam veya hayatımdan söküp atabilmem için zaman denen mefhum gerçekliğe gereksinimim var. Neticede onunla tanışmak, hayatın karşısındaki ilk büyük yenilgimdi diyebilirim.
Bahar geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar.
Gerçek, gerçek değil ; düş kurmaksa yasak!
Terk etme duruşunun içinde epey birikim var…
Sevgiliyi, hayatı… Okumayı neden terk eder?…. Yazmayı, okulu… İşi… neden terk eder insan?…
Bir protestodur terkin ana amacı.. çekip gitmez, terk eder… Aşkını , işini, okulu…..
Yenilgi midir?… Hayır ! hiç bir terk yenilgi değildir özünde, hiç bir terkin sonucu bilinemez… terk eden bilir ancak sonucu.. terk edilense adı ne olursa olsun.. terk edilmiştir.
Neden terk eder insan?…