<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>küçük işler &#187; limonî</title>
	<atom:link href="http://www.kucukisler.com/category/limoni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kucukisler.com</link>
	<description>sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 24 Jul 2010 11:54:05 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İnanırsan gerçek olur</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/06/17/inanirsan-gercek-olur/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/06/17/inanirsan-gercek-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 20:37:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8500</guid>
		<description><![CDATA[
           Işık&#8230;
Sana; kaosu bol, ekonomisi çalkantılı, siyasetçileri dalavereci, gelir düzeyi dengesiz, hakları eşitsiz insanları yorgun ama yine de umutlu bir ülkenin en gürültülü şehrinden yazıyorum&#8230;
 

Burada yaşam zor. Sen, bu ülkenin küçük bir kentinden yıllar önce arkana bakmadan çekip gittiğinden beri daha da zor. Değişen değerler, kaybolan gelenekler, Avrupa ve Asya&#8217;nın arasında sıkışmış kültürüyle dengesini bulamayan, bocalayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/foules-rues-istanbul-turquie-8426629901-888794.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8502" title="foules-rues-istanbul-turquie-8426629901-888794" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/foules-rues-istanbul-turquie-8426629901-888794.jpg" alt="foules-rues-istanbul-turquie-8426629901-888794" width="440" height="292" /></a></p>
<p style="text-align: left;">           Işık&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Sana; kaosu bol, ekonomisi çalkantılı, siyasetçileri dalavereci, gelir düzeyi dengesiz, hakları eşitsiz insanları yorgun ama yine de umutlu bir ülkenin en gürültülü şehrinden yazıyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-8500"></span></p>
<p style="text-align: left;">Burada yaşam zor. Sen, bu ülkenin küçük bir kentinden yıllar önce arkana bakmadan çekip gittiğinden beri daha da zor. Değişen değerler, kaybolan gelenekler, Avrupa ve Asya&#8217;nın arasında sıkışmış kültürüyle dengesini bulamayan, bocalayan halkı ne kadar suçlayabilirim? Ya da illâ birilerini suçlamam mı gerekiyor, artık emin değilim.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/med-moulins-en-hollande-visoterra-11423.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/med-moulins-en-hollande-visoterra-11423.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8501" title="med-moulins-en-hollande-visoterra-11423" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/med-moulins-en-hollande-visoterra-11423.jpg" alt="med-moulins-en-hollande-visoterra-11423" width="274" height="206" /></a>Senin yaşadığın ülkeyi hiç görmedim. Avrupa&#8217;nın her yerine sinmiş steril yaşamlarınızı ancak uzaktan; dergilerden, kitaplardan, filmlerden takip edebiliyorum. Bir de buraya gelen turistlerden. Empati kuramasam da anlamaya çalışıyor, lisanını hiç bilmediğim insanlarıyla kendi insanım arasında küçük de olsa ortak yön bulmaya çabalıyorum. Gurbetliğin ne demek olduğunu senin gibi bilmem mümkün değil. Aileye, toprağa, dostlara, sevdiğin bir sürü şeye hasretlik nasıldır, yaşamadığım bir duyguyu tanımlamam imkânsız. Hani hep deriz ya “kendini benim yerime koy&#8230;” İşte burada kendimi senin yerine koyamıyorum, bağışla. Çünkü ben kuralsızlıkların, yasakların, direnişlerin, kayıpların, darbelerin orta yerine gözlerimi açtım. İçimin asi çocuğu bu yüzden hiç uslanmadı, dik başını eğmeyi bilemedi.</p>
<p style="text-align: left;">Yıllarca birbirimizi hiç görmeden, seslerimizi duymadan, dokunmadan, göz göze bakmadan mektuplaştık. Hiç kimseye anlatamadıklarımızı, içimizde çürümüş kalmış, kurumuş ezilmiş, mutlu olmuş gülmüş ne varsa geçmişlerimizde, şimdimizde, gelecek hayallerimizde; kana kana içmek istercesine parmaklarımız ağrıyana, ellerimiz uyuşana dek yazdık, paylaştık. Birbirimizin kalbi olduk, kalbimizin derinliklerinden duyumsamaya çalıştık. Bana kalırsa başardık da.</p>
<p style="text-align: left;">Başardık ki; mesafelerin ve zamanın bizi örselemesine izin vermedik. Başardık ki; birbirimize olan sevgimiz ve inancımız koşulsuz devam ediyor.</p>
<p style="text-align: left;">Birbirimizi görmeye çok da gereksinim duymuyorduk. Çünkü önce yüreklerimiz tanıştı, buluştu, beyinlerimiz aynı anda düşündü, anladı, hissetti insana dair ne varsa.</p>
<p style="text-align: left;">Sonra sen geldin. Dokunuşum oldun. Kurumaya yüz tutmuş içimin pınarına çağlayan oldun.  Galata Kule&#8217;de gün<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/galata_kulesi4.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8503" title="galata_kulesi4" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/galata_kulesi4.jpg" alt="galata_kulesi4" width="273" height="320" /></a> batımının, şehrin üzerine çöken akşamın alacasının seyrine daldığımız sıra, tam da o  esnada ezan sesini duyup irkildin. Derin bir soluk alıp şehrin her yerinden yankılanan ezanı tüm hücrelerinle hasretle dinleyişin, dudağının kenarındaki o titrek kıvrım, gözlerinin buğusuyla hayretim oldun. İşte o zaman gördüm; karanlıkların ardına sakladığın, kimselere açmadığın kalbindeki sonsuz ışığı&#8230; O zaman anladım, köklerinden sökülüp başka topraklarda gövdesini kalkan yapan çınarın tarifsiz hüznünü&#8230; Ve bana çok benzeyen asi ruhunun inatçı gücünü.</p>
<p style="text-align: left;">Geldiğin ülkeye geri döndüğünde; her daim ensende küçük bir kuyruk yaptığın açık kumral saçların, hüzünlendiğinde neftileşen, mutlu olduğunda ise berraklaşan yeşil-elâ gözlerin, sarı pırıltılarla şavkıyan sakalın, bana göre dünyanın en şahane gülümsemesine sahip biçimli dudakların gözümün önünden bir an olsun silinmedi.</p>
<p style="text-align: left;">Geçenlerde, “bir şey oldu! Burada bir kaza geçirdim, ayaklarım tutmuyor! Kulaklarımda korkunç bir uğultu var, hiçbir şeyi net duyamıyorum. Sen yine de korkma, iyi olacağım” dediğinde titreyen puslu sesinle, önce sendeledim. Kızdım sonra sana. Çok sevdiklerine kötü şeyleri konduramayan, yakıştıramayan insanların çocuksu öfkesiyle kızdım. “Güçlü ol. Sen güçlüsün. Çok güçlü. Unutma bunu.” diyebildim sanırım.</p>
<p style="text-align: left;">Sonra yine arayıp iyi olduğunu, telaşlanmamı söyledin. Hala hastanede yattığını, belki ameliyat olacağını, henüz hiçbir şeyin netlik kazanmadığını en sakin ve kısık sesinle anlatmaya çalıştın. Bense avaz avaz bağırıyordum sesimi duy diye&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Sen iyiyim diyorsun ama ben inanamıyorum. Dün akşam servisle değil de dolmuşla eve dönüyorum. Kulağıma radyonun kulaklıklarını takıp, frekansı bozup cızırtıyı son ses açıyorum. Korna sesi, dışarının gürültüsünü duymamak için. Altı yol ağzı bir ana caddeden geçmem gerekiyor. Gözüm trafik ışıklarında, bana yeşil yanarsa geçeceğim. Kulağımı yırtan o cızırtıdan başka hiçbir şey duymuyorum. Önümden geçen araçları anlamsız izliyorum.  &#8220;Korna çalıyorlar mı? Sen de böyle mi hissediyorsun? Bak üzülme, bu gürültüyü duymuyorsun diye bir şey kaybetmiyorsun inan.. Sadece biraz şaşkın olduğunu söylüyorsun. Şükret ki gözlerin görüyor, ellerin tutuyor, yediğin yemeğin tadını alabiliyorsun. Yakında yürüyeceksin yine, bana koşarak geleceksin. Sımsıkı sarılacağız. Bak, bende duymayacağım senin uğultun düzelene kadar, hep böyle kulaklarımı kapatacağım dışarının seslerine, içimin seslerine kulak vereceğim bir tek&#8230; Çünkü onlar daha güzel şarkılar söylüyor&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/antalya%20dolmus.jpg"></a><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/94798432.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8505" title="94798432" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/94798432-200x150.jpg" alt="94798432" width="200" height="150" /></a>Dolmuştan indikten sonra yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum&#8230; Seslerin daha az duyulacağı, sessizliğin hakimiyet kazandığı yere geldiğimde duruyorum. Kulağımdan kulaklıkları, ayağımdan ayakkabılarımı çıkarıyorum. Toprağa basıyor ayaklarım. Onlar sen iyileşene dek ikimizin ayakları. Ellerimi iki yana açıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Bedenimi bırakıyorum salınsın, karışsın, kaybolsun. Hafif bir rüzgâr esiyor. Parmaklarımın, saçlarımın arasından geçiyor, yüzümü okşuyor. Rüzgârın ninnisini duyuyorum. Arının mor salkıma aşk şarkısını duyuyorum. Kelebeğin papatyaya masalını ve benimle “bir tek Periler masal anlatmaz ya” diye alay edişini duyuyor, gülümsüyorum. Kulağımla değil, içimin ücrasınla duyuyorum. Bir yağmur boşalıyor aniden. Yağmurun yanağımdan boynuma doğru süzülüşündeki nihavent ezgiyi duyuyorum&#8230; Yüreğimin ortasında sıcacık, şefkatli elin&#8230; İşte buradasın. Hoş geldin ışığım, seni kucaklıyorum. Bu an hiç bitmesin istiyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Aşkın tek bir çeşidi olmadığını defalarca konuşmuştuk. Aşkın her türlüsünü saç diplerime dek hissedebildiğim için nasıl mutluyum&#8230;<br />
&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Sana; her bir yerinden mantar gibi alış veriş merkezi türeyen, insanları tüketim çılgını haline gelmiş, trafiği, egzoz dumanı, insanın üzerine yapışan ağdalı sıcağı, düşüncenin değil, yapay zekânın klonlandığı ve beyinleri anti-virüs<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/sendikahakki.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8506" title="sendikahakki" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/sendikahakki.jpg" alt="sendikahakki" width="235" height="176" /></a> programı olmadan işlevselliğini koruyamayan; aşkı, sevgiyi ayaküstü yiyecekler gibi çabucak yenilip yutulan bir şey zanneden yeni nesil ile; gelenekçi, baskıcı eski nesil arasında sıkışıp kalmış, kültür karmaşası yaşayan bir dev kentten yazıyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Bizim buralar, senin oralara hiç benzemiyor biliyorum. Ve her şeye rağmen, tüm zıtlıklara rağmen, gözlerimi kapadığımda nasıl ki seni görebiliyorsam, senin de beni duyabildiğini biliyorum.</p>
<p style="text-align: left;">Her şey iyi olacak. İnan. Yeter ki inan&#8230; Ben inanıyorum.</p>
<p><strong>Haziran / 2010</strong></p>
<p><strong>elif eser</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>SezenAksu-Ah İstanbul, İstanbul olalı&#8230;<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11734672-431" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11734672-431" name="divplaylist"> </embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/06/17/inanirsan-gercek-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yirminci yüzyıl</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/06/17/yirminci-yuzyil/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/06/17/yirminci-yuzyil/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 17:19:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8416</guid>
		<description><![CDATA[
 

YİRMİNCİ YÜZYILIN İLK YARISI
Yirminci yüzyılın ilk yarısı
Ölüm çağı oldu
Zulüm çağı oldu
Yalan çağı oldu.
Yirminci yüzyıl insanları
Asıp kestiler
Kesip biçtiler
Tepeler gibi ölü yığıp
Deryalar gibi kan içtiler.
Çocukları ağlattılar
Kadınların ırzına geçtiler.
Yirminci yüzyılın insanları
Ağlamasın da kimler ağlasın!
Cahit Külebi
***
CAHİT KÜLEBİ&#8217;YE
Ağlasınlar, ağlasınlar da
Cahit Külebi,
Kim aldırır, kim duyar onları
Kaybolur sesleri
Yankı vermez kör kuyularda,
Duyulmaz hıçkırıkları,
Boğulur kabuslu rüyalarda
20. Yüzyılda,
Vahşet dehşete,
Dehşet, nefrete çare oldu,
Kim duyar, kim koşar,
Kim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object id="divflv" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="446" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/video2?myId=11712431-818&amp;new_design=true" /><param name="name" value="divflv" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="divflv" type="application/x-shockwave-flash" width="446" height="345" src="http://www.divshare.com/flash/video2?myId=11712431-818&amp;new_design=true" allowfullscreen="true" name="divflv"></embed></object></p>
<p> </p>
<p><span id="more-8416"></span></p>
<p><em><strong>YİRMİNCİ YÜZYILIN İLK YARISI</strong></em></p>
<p><em>Yirminci yüzyılın ilk yarısı<br />
Ölüm çağı oldu<br />
Zulüm çağı oldu<br />
Yalan çağı oldu.</em></p>
<p><em>Yirminci yüzyıl insanları<br />
Asıp kestiler<br />
Kesip biçtiler<br />
Tepeler gibi ölü yığıp<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/untitled9.bmp"><img class="alignright size-full wp-image-8424" title="untitled" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/untitled9.bmp" alt="untitled" /></a><br />
Deryalar gibi kan içtiler.<br />
Çocukları ağlattılar<br />
Kadınların ırzına geçtiler.<br />
Yirminci yüzyılın insanları<br />
</em><em>Ağlamasın da kimler ağlasın!</em></p>
<p><strong><em>Cahit Külebi</em></strong></p>
<p><em>***</em></p>
<p><em><strong>CAHİT KÜLEBİ&#8217;YE</strong></em></p>
<p><em>Ağlasınlar, ağlasınlar da</em></p>
<p><em>Cahit Külebi,<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/iraq-war-soldiers.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8427" title="iraq-war-soldiers" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/iraq-war-soldiers-160x200.jpg" alt="iraq-war-soldiers" width="160" height="200" /></a></em></p>
<p><em>Kim aldırır, kim duyar onları</em></p>
<p><em>Kaybolur sesleri</em></p>
<p><em>Yankı vermez kör kuyularda,</em></p>
<p><em>Duyulmaz hıçkırıkları,</em></p>
<p><em>Boğulur kabuslu rüyalarda</em></p>
<p><em>20. Yüzyılda,</em></p>
<p><em>Vahşet dehşete,</em></p>
<p><em>Dehşet, nefrete çare oldu,</em></p>
<p><em>Kim duyar, kim koşar,</em></p>
<p><em>Kim yetişir imdada?!<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/18953_1182041479971_1496245922_30408525_6409708_s.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8426" title="18953_1182041479971_1496245922_30408525_6409708_s" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/18953_1182041479971_1496245922_30408525_6409708_s.jpg" alt="18953_1182041479971_1496245922_30408525_6409708_s" width="130" height="97" /></a></em><br />
<strong></strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Şerife Karaçayırmutlu, 18.06, 1997, İzmit</strong></p>
<p><em></em></p>
<p><a href="http://blog.milliyet.com.tr/Bir_Tharikof_sofrasi_yetisir_imdada/Blog/?BlogNo=174963">http://blog.milliyet.com.tr/Bir_Tharikof_sofrasi_yetisir_imdada/Blog/?BlogNo=174963</a></p>
<p>(19.04.2009)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/06/17/yirminci-yuzyil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaçıncı Mevsim</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/06/13/kacinci-mevsim/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/06/13/kacinci-mevsim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 17:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8348</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;bu kaçıncı mevsim
ben neredeyim
ömrümün hangi yılı
bu kaçıncı hazanım?&#8221;
(Gaipten bir anons duyuluyor kadının kulak zarından içre):
—“Lütfen parçayı hızlı ve yüksek sesle önce okuyunuz, sonra da oynayınız!&#8221;
(Yanıt veriyor kadın gayri ihtiyari avuçlarıyla kulaklarını kapatıp):
— Hı? Kim var orada?! Kim konuşuyor beynimin hava kabarcığı boşluklarında?
(Sorularına cevap alamayınca pencereye doğru seyir ediyor ve başlıyor kendi yazgısını dillendirmeye)
 

— Camdan dışarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/214-351-large.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8349" title="214-351-large" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/214-351-large.jpg" alt="214-351-large" width="270" height="270" /></a></p>
<p><em>&#8220;bu kaçıncı mevsim<br />
ben neredeyim<br />
ömrümün hangi yılı<br />
bu kaçıncı hazanım?&#8221;</em></p>
<p>(Gaipten bir anons duyuluyor kadının kulak zarından içre):<br />
—“Lütfen parçayı hızlı ve yüksek sesle önce okuyunuz, sonra da oynayınız!&#8221;</p>
<p>(Yanıt veriyor kadın gayri ihtiyari avuçlarıyla kulaklarını kapatıp):<br />
— Hı? Kim var orada?! Kim konuşuyor beynimin hava kabarcığı boşluklarında?</p>
<p>(Sorularına cevap alamayınca pencereye doğru seyir ediyor ve başlıyor kendi yazgısını dillendirmeye)</p>
<p> </p>
<p><span id="more-8348"></span></p>
<p>— Camdan dışarı bakıyorum&#8230; Kocaman kocaman kar yağıyor&#8230; Hızlı hızlı&#8230; Gecenin karası dahi yutamıyor karın aklığını. Sessiz ve de lütufkâr bir bekleyiş mi bu yaptığım? Avuçlarıma konsun istiyorum kar kristali fakat içimden camı açmak gelmiyor. Dedemden kalma radyonun cızırtılı titreşimleri arasından harika bir şarkının çaldığını duyuyorum şimdi de&#8230; Eskilerden&#8230; Çok eskilerden;</p>
<p>&#8220;böyle bir kara sevda<br />
ayrılıklarla biter&#8230;&#8221;</p>
<p>(Odanın ortasında bir elinle etekliğini hafifçe kaldırarak, başını bir omzuna doğru eğmiş yavaş ve aheste dönüyor dönüyor kadın);</p>
<p>— Sonra sen geliyorsun aklıma&#8230; Kim bilir neredesin? Sen kaçıncı mevsimindesin yaşamının? Ne güzel günlerdi değil mi? Aklıma geldikçe gülümsüyorum hâlâ. Peki ya sen; gözlerini kısarak ve biraz da acıyarak mı bakıyorsun geçmiş günlerine? Bozuk para gibi harcadığını mı düşünüyorsun yıllarını? Boşa geçirdiğin onca zamanı gerekli ıvır zıvırla dolduramadın mı? Ah benim canım, haklısın; zamanın ehemmiyetini ve aslında paha biçilmez bir mücevher gibi kıymetli oluşunu, ancak üzerinden mevsimler; takvim yaprakları misali buruşturulup atıldığında fark ediyor insan değil mi? Meşguliyetlerinin bile sadece, yüreğindeki boşlukları doldurmak amacıyla gayri ihtiyari hayatına karıştığını ve bunu, senin ayrımsayamadığın reflekslerle yaptığını çok sonra anlıyorsun. Hayat ne kadar kısa ve zaman aslında ne kadar değerli sevgilim? Ah mevsimim&#8230; Son mevsimim&#8230;</p>
<p>— Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Gün olup yeniden kesişir mi yolumuz? Hangi güzergâha doğru seyir halindesin şimdi? İnsan, biraz durur dinlenir. Hep yol almakla, şehir şehir dolaşmakla ömür mü tükenir? Merak ediyorum&#8230; Aç mısın, susuz musun? Var mısın iki gözüm, yok musun?</p>
<p>(Durur ve bekler, pencereye yönelir tekrar, gökyüzüne çevirir başını);<br />
— Tamam, istersen sen gelme yorulursun&#8230; Ben geliversem, sen uzağımdayken üşüyorum çok, yoksun, yoksunluğumsun&#8230;</p>
<p>— Gelmeyenlerin ardından gitmek yok artık kadın! Hâlâ akıllanmadın!</p>
<p>(Duymak istemezmişçesine başını iki yana sallıyor bu kez, kaldığı yerden devam ediyor aynı ağırlıkta konuşmasına); </p>
<p>— Yarım kalmış satır araları&#8230; Uzun suskunluklar&#8230; Pencereden izlediğim kar, ölüm melekleri gibi önce havalanıp sonra düşüyor yere&#8230; Sessizce&#8230; Upuzun bir yalnızlık akşamı yaşatacağım bu gece kendime&#8230; “Şimdiden hazırlan kadın; bu akşam senin akşamın!”</p>
<p>(Az evvelki ağır devinimlerine tezat çılgınca bir koşturmaca başlıyor odanın içerisinde. Şimdiye dek köşe bucakta gizlenmiş mumlar saman alevi misali parıldamaya başlıyorlar yerde, masada, duvar diplerinde. Aydınlanıyor oda, oradan oraya koşturan gölgesi bir uzayıp bir kısalıyor. Avaz avaz haykırıyor kadın, gecenin sessizliğine );<br />
— BÜTÜN MUMLARI YAKACAĞIM, İÇİMİ ISITSINLAR DİYE!  BİP PANAYIR KURACAĞIM ODANIN ORTA YERİNE! KIRMIZI GİYECEĞİM EENN CAN ALICISINDAN&#8230; SİYAH SÜRME ÇEKECEĞİM GÖZLERİME VE DUDAKLARIM ATEŞ KIRMIZI&#8230; BİR ŞİŞE ŞARAP ARKADAŞIM VE DAHA DA YÜKSELECEK SESİM : “RAKKASE, DANS ET! AKŞAM SENİN AKŞAMIN!”</p>
<p>(Tüm bu hazırlıklar yapılırken ve tamamlarken makyajını, sonunda elinde şarap kadehi tiz ve müstehzi bir kahkaha boğazından acı acı sızıyor, kadeh kalkıyor, raks başlıyor deli divane);</p>
<p>&#8220;gül, şal ve gül&#8230;<br />
bu bahçede raksın bütün hızı&#8230;&#8221;</p>
<p>— Tek kişilik bir tango yaşadığım&#8230; Elimde şarap sunağı&#8230; Bu gece&#8230; Bütün yalnızlık akşamlarıma, kimsesizliğime içiyorum&#8230; İşte, mumlarım yanıyor, içimdeki koyu karanlığı aydınlatsın diye&#8230; Bütün geçmiş mevsimlerim, sözüm biraz da size, ne çabuk unuttunuz beni böyle bir köşede? Hele sen son mevsim,  gittin amma, kokun ve hatıran kaldı geride…</p>
<p>“şarap, mum ve kadın…<br />
bir şarkının kırılgan ezgisinde<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/207-344-large.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8351" title="207-344-large" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/207-344-large-200x200.jpg" alt="207-344-large" width="200" height="200" /></a><br />
gezinirken yüreği<br />
bir martının kanatları ağladı<br />
sonsuzmuş gibi gözüken bozkırda<br />
sayıklarken aheste adımları<br />
görünmez umutlara bel bağladı.</p>
<p>Şarap, mum ve kadın…<br />
Önce damla damla şarap,<br />
Sonra huzme huzme mum<br />
Ardından yorgun yorgun kadın<br />
Tane tane dağıldı.”</p>
<p>(Ve kendi yazdığı şiirde yazgısını anlatıp,  tragedyasını oynar&#8230; Seyircisi: yalnızlık&#8230;) ;</p>
<p>— Güçlüyü oynamak mıdır zor olan, yoksa gerçekten güçlü olmak mı? Başım dönüyor, bu yalnızlık illeti beni fena çarptı.</p>
<p>— Hayalini kurduğun gecen başladı kadın, peki neden şimdi bu bıkkınlığın? Odanın her köşesi şenlik yeri, müzik senin için çalıyor ve kendin için dans ediyorsun. İnsanlardan uzak münzevi gecene kimseyi davet etmeme fikri de senindi. Ve giden onlar değildi, mevsimlerin hepsi senindi, onları birer birer sen yok ettin!</p>
<p>—Gece benim doğru&#8230; Gelin görün ki, kendime verdiğim armağanlardan sıkıldım&#8230; Güçlü olmaktan da&#8230;</p>
<p>— Sen, sana verilenle yetinmeyi bilmedin kadın!</p>
<p>—Yok! Beni yanlış anladınız sayın yargıç! Ben aslında pek de mutsuz sayılmam&#8230; Gerçi mutlu olduğumu da üzülerek söyleyemiyciiim&#8230; Ne deseniz haklısınız&#8230; Ama inanın onları ben öldürmedim!</p>
<p>— İtirafların bilânçosunu tutmaya kalksan; altında ezilirsin&#8230; Ne çok yalan,  ne çok dolan&#8230; Kendine gel, be hey cahil kadın!</p>
<p>—Rica ederim, ithamlarınızı başkalarına yöneltiniz. Bu şekilde sıkıştırmayınız beni sayın yargıç. Lakin sizin tanımadığınız mizacımın baskıya ve yaptırımlara allerjisi vardır! Biraz daha üzerime gelmeye devam ederseniz, billahi kurdeşen dökmem işten değil&#8230;</p>
<p>— Her şeyi biliyoruz kadın! Boşuna kaçmaya kalkışma. Buradaki mevzu bahis; seri cinayetlerin faili olan sizsiniz! Topladığımız deliller ve takiplerimiz neticesi gösteriyor ki…</p>
<p>—Yeter! Susunuz! Sözleriniz kati surette ızdırap vericidir.</p>
<p>(Biraz durur, düşünür. Kulağının içinde yankılanan sesin acıması yoktur.)<br />
—Pekâlâ, itiraf ediyorum sayın yargıç! Eğer duymak istediğiniz buysa; evet, ben öldürdüm!</p>
<p>(Kısa bir sessizlik. Usulca koltuğun kenarına ilişir. Ellerine bakarak konuşmasını sürdürür)<br />
— Mevsimlerin katil zanlısı benim! Her birini sırası gelmeden öldürüyorum. Hah hahh hahahh! Çok affedersiniz sayın yargıç gülmem geldi, tutamadım&#8230; Velhasıl, asap bozukluğu. Pardon, ne diyordum? Ha, bütün mevsimlerimi öldürüyorum&#8230; Vücutlarında darp izleri bulamazsınız. Çünkü onlara kimyası henüz bulunmamış bir zehri yavaş yavaş zerk ediyorum ki, acı çekmenin tadına varsınlar&#8230; Biri hariç&#8230; O benim son mevsimimdi&#8230; Kıyamadım&#8230; Son anda elimden kaçmasına izin verdim&#8230; Yaralı bir aslan gibi kükreyerek gitti&#8230; Kim bilir nerede şimdi?</p>
<p>— Oturduğun yerde ileri geri sallanıp durma kadın! Nasıl böylesine küstah ve acımasız olabiliyorsun? Yazık değil mi onca mevsimin çektiği naçar sancıya? Burnun Kaf Dağında, sen kendini ne sanıyorsun?</p>
<p>(Sinirlenir. Oturduğu yerden el kol hareketleriyle kalkar)<br />
—Bana bu üslûpla hitap etmeniz hiç hoş değil sayın yargıç. Bilakis, mevsimlerin her biriyle olan münasebetimde aciz <a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/212-349-large.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8352" title="212-349-large" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/212-349-large-200x200.jpg" alt="212-349-large" width="200" height="200" /></a>olan bendim efenim. Bana yaşattıkları kırgınlıkları tahayyül dahi edemezsiniz. Her sabrın bir ödülü, her kötülüğün de cezası vardır&#8230; Onlar, hak ettikleri cezaya çarptırıldılar ama ben hâlâ ödüllendirilmedim? Bu nasıl bir adalet, hak ve hukuk sistemidir sayın yargıç! Sorarım size? İstediğim tek şey&#8230; bilirsiniz&#8230; Bilmelisiniz&#8230;</p>
<p>— Her mevsimde ben&#8230; Yeniden dirildim. Bazen kardelenler gibi zamansızdı dirilişim; yine de ayaza ve tipiye karşı durabildim. Bazen de geç&#8230; Bilemedi hiçbir mevsim; bu kadın topraktan, havadan ve sudan ne bekler? Her mevsim ben… Yenilendim. Fakat onlar benim için bir kuru dalı yeşertemediler&#8230; Sonucu görüyorsunuz işte; tek başınayım. Üstelik hiç hak etmediğim biçimde&#8230; Öyleyse şimdi izin verin de bu son gecemde; Çigan müziğinin buğulu ezgileri eşliğinde, son dansımı meşk edeyim&#8230; Kimseye değil&#8230; Yalnızca kendime&#8230; Madem siz de mevsimlerin cezasına çarpacaksınız beni, izin verin hiç değilse ben ödüllendireyim kendimi&#8230;</p>
<p>&#8230;.</p>
<p>kan, ateş ve kadın&#8230;.</p>
<p>ve mevsimleri&#8230;</p>
<p>kendi yalazlarında yandılar&#8230;</p>
<p>Müzik sustu, raks son buldu, kadın bir elinde şarap kadehi, diğerinde kırmızı bir gül&#8230; Bileklerinden sızan ince kanla mum aydınlığı puslu bir sabahta; küçük bir odanın dört duvara hâkim manzarası arasında, ateş kırmızı dudaklarında hoş bir gülümseme, yerde ölü bulundu&#8230;<br />
<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şubat / 2005</strong></p>
<p><strong>elif eser</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&#8230;</p>
<p>Hani benim gençliğim nerde &#8211; ŞükriyeTutkunAhmetKaya<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11691629-bd6" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11691629-bd6" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/06/13/kacinci-mevsim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Terorist&#8221;in babası&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/06/01/teroristin-babasi/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/06/01/teroristin-babasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 16:53:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8249</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Bir kutu boyam vardı / Parlak, güzel, göz alıcı / Bir kutu boya / Soğuk renkler, sıcak renkler / Yaralıların kanını boyamaya kırmızım yok / Öksüzün yasını belirtmeye siyah /Sarı yok ezilmiş kumları renklendirmeye / Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye portakal rengi boyam var / Yapraklar, tomurcuklar için yeşilim var / Düşler için pembem var / [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em><strong><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/palestine.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8251" title="palestine" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/palestine.jpg" alt="palestine" width="286" height="372" /></a><br />
&#8220;Bir kutu boyam vardı / Parlak, güzel, göz alıcı / Bir kutu boya / Soğuk renkler, sıcak renkler / Yaralıların kanını boyamaya kırmızım yok / Öksüzün yasını belirtmeye siyah /Sarı yok ezilmiş kumları renklendirmeye / Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye portakal rengi boyam var / Yapraklar, tomurcuklar için yeşilim var / Düşler için pembem var / Oturdum çizdim ben de &#8216;BARIŞ&#8217;ın resmini.&#8221; </strong></em><br />
<em><br />
<strong>Tali SOREK (Filistin)</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yıl 1987. David Grossman&#8230; İsrailli genç bir romancı. İsrail&#8217;de çıkan haftalık dergi &#8220;Koteret Rashit&#8221; İsrail-Arap savaşının 20. yıldönümü nedeniyle Grossman&#8217;dan Filistin&#8217;le ilgili bir söyleşi yapmasını ister. Savaşın başlangıcında, 1967&#8242;de henüz 13 yaşında olan Grossman, 1987&#8242;de karısı ve iki çocuğuyla Kudüs&#8217;te yaşamaktadır. Gözünü budaktan esirgemeden ve yansız bir gözlemcilikle hemen işe girişir. &#8220;Koteret Rashit&#8221;in &#8220;İşgalde yolculuk&#8221; başlığıyla 29 Nisan 1987&#8242;de eksiksiz yayımladığı bu söyleşinin ardından Grossman&#8217;ın &#8220;Sarıyel&#8221; adlı kitabı, İbranice&#8217;den Fransızca&#8217;ya çevrilmiş olarak adını duyurur. Yalnızca bir yılda 50.000 adet satan bu kitap, İsrail&#8217;de gerçek bir şok yaratır.<br />
</em> </p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-8249"></span>Mahmad Ali Al-Kalilah 49 yaşında, uzun boylu, ağırbaşlı bir adam. Hebron&#8217;un güneyindeki Samua köyünde doğmuş. Samua, gelirini tarımda ve yakındaki taş ocaklarında çalışarak sağlayan insanların yaşadığı 10.000 nüfuslu bir Müslüman köyü. Özel olarak hazırlanmış taşlar, Ürdün&#8217;e gönderiliyor. Bu, bir anlamda, &#8220;Kutsal Topraklar&#8221;ın taşınması gibi algılanabilir.</p>
<p style="text-align: left;">1985 mayısında güvenlik güçleri Mahmad Ali Al-Kalilah&#8217;ı tutuklamışlar. O sırada, Ölü Deniz&#8217;in otellerinden birinde kat görevlisi olarak çalışıyormuş. Oradan Hebron Hapishanesi&#8217;ne götürüp hücreye atmışlar. Başından geçenleri, İbranice anlattı bana:</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Çok kalabalıktılar. Dövmek için üzerime çullandılar. &#8216;Köpeoğlu köpek!&#8217; diye bağırdılar bana. &#8216;Neden?&#8217; diye sordum. &#8216;Seni neden buraya getirdiğimizi bilmiyor musun?&#8217; dediler. &#8216;Oğlun nerde?&#8217; Şöyle dedim onlara: &#8216;Oğlum, Ramallah&#8217;taki evinde. Karısı ve çocuklarıyla birlikte kendi evinde oturuyor.&#8217; &#8216;Hayır, orada değil!&#8217; dediler bana, &#8216;Söylesene, nerde o?&#8217; &#8220;</p>
<p style="text-align: left;">Oğlu Ali Mahmad Al-Sheda Al-Kalilah, 18 yaşında Samua&#8217;daki baba evinden ayrılıp Ramallah&#8217;ta bir ev kiralamış. Öğretmenlik yapıyormuş orada. Karısı ve Afaf, Mahmad, Amar adlarındaki üç çocuğuyla birlikte oturuyormuş.</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Bana, &#8216;Oğlunu arıyoruz, Yerini bilen tek insan sensin!&#8217; dediler. &#8216;Bilmiyorum!&#8217; dedim. &#8216;Orospu çocuğu! Köpek!&#8217; diye bağırdılar. Dövmek için üzerime yürüdüler. İçlerinden biri, &#8216;Vurmayın! Birazdan bülbül gibi konuşacak!&#8217; dedi. &#8216;Hiçbir şey bilmiyorum ben!&#8217; dedim. Dediler ki bana: &#8216; Karını getirip, gözünün önünde &#8230;.iz onu!&#8217;</p>
<p style="text-align: left;">Bu işkence böylece tam bir hafta sürdü. Vurmadan&#8230; Yalnızca sözle taciz ederek. Sonunda sert bir şekilde bağırdılar: &#8216;Şimdi defol! Karını ve gelinini getir buraya. Mahabarat* bürosunda kalacaksınız. Her gün sabah 7&#8242;den akşam 7&#8242;ye kadar&#8230;&#8217; dediler.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/oan.jpg"></a><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/baba.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8254" title="baba" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/baba.jpg" alt="baba" width="213" height="318" /></a>Getirdim onları. Gelinimin kucaktaki bebeği de dahil olmak üzere, tam kırk gün kaldık orada. Ailece&#8230;Görevliler yanımızdan her geçişlerinde suratımıza tükürüyorlar, &#8216;Tuu! Köpeoğlu köpekler!&#8217; diyorlardı bize! Her akşam saat dokuzda salıyorlardı bizi. Taksi tutup eve gidiyorduk. Mahabarat&#8217;takiler sabahın dördünde yine eve dalıyorlardı. Gömme dolaplara kadar her yeri didik didik edip çocukları uyarıyorlardı. Kocaman köpekleriyle geliyorlardı eve. &#8216;İnşallah çocuklarınız köpeklerin korkusundan delirir!&#8217; diyorlardı bize.</p>
<p style="text-align: left;">Sonunda Hebron Hapishanesi işi son buldu. Ama Mahabarat geceleri evime gelip arama yapmaya devam etti. Yaklaşık üç ay sonra Ölü Deniz Oteli&#8217;ndeki işime geri döndüm. Oteldeki televizyonda askerlerin Hebron yakınlarında bir grupla çatıştığını, gruptan biri yaralı, biri ölü olarak ikisinin ele geçirildiğini öğrendim. Karım telefon edip, eve çağırdı beni. Gittim. Evimin bir buldozerle yıkıldığını gördüm. Taş üstünde taş kalmamıştı.&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Böylesine aranacak kadar ne yapmıştı oğlunuz?&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;İsraillileri öldürdüğünü söylediler. Bilmiyorum. Bana hiçbir şey söylemezdi.&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Gerçekten bilmiyor musunuz? Bugün de mi hiçbir şey bilmiyorsunuz?&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Bilmiyorum gerçekten. Aramız iyi değildi. Birşey anlatmazdı bana!&#8221;</p>
<p>**********</p>
<p style="text-align: left;">Olaylar şöyle gelişiyor:Al-Kalilah&#8217;ın oğlu Ali, 1978 Nisanında tutuklanıyor ve &#8220;El-Fetih&#8221;e katılmakla suçlanıyor. Sonra serbest bırakılıyor. İlkelerine ters düşen bir pazarlığı kabul etmiş görünerek serbest bırakıldığını söylüyor. 1979&#8242;da aynı suçtan yeniden tutuklanıp dört ay hapse mahkum ediliyor. Cezası bir yıl erteleniyor. Hapisten kurtulduğuna sevinemiyor. Bir yandan güvenlik güçleri, attığı her adımda onu izlerken, öte yandan eski dostları, onu işbirlikçilikle suçluyorlar. Herkes bucak bucak kaçıyor ondan. O dönemde ona rastlayanlar, aklını yitirmiş biri gibi ortalıkta dolaştığını söylüyorlar. Her an, sonunun geldiğini düşünen bir av hayvanı gibi geçiriyor günlerini.</p>
<p style="text-align: left;">Bazı işgal durumlarında kan dökmektense, kişilerin karakter gücünü ve onurunu zedeleme arzusu öne çıkar. Kuşkusuz, insanlıklarını yitirenlerin çoğu, işgal edenlerle, toprağı işgal edilenler arasında sıkışıp kalmış olanlardır.</p>
<p style="text-align: left;">Al-Kalilah&#8217;ın oğlu, arkadaşlarının güvenini yeniden kazanmak için bir yıl önce Ghivonlu Ramallah Zalman Aboulnik&#8217;i öldürmüş olan terörist bir komandonun yanına, dağa çıkıyor. Dağda, Ali Mahmad Al -Sheda Al Kalilah, komando talimi yapıyor. Beit-Shemesh Ormanı&#8217;nda, Mikhal Kohen ve Mein Ben Yair&#8217;i; Mavo Beitar yakınlarında da Mordehai Swissa ve Edna Harari&#8217;yi öldürüyor.</p>
<p style="text-align: left;">Babayla konuştuktan bir hafta sonra oğlunun yaptıklarını öğrenince, babanın ağzından bu hikayeyle ilgili hiçbir şey duymak istemediğimi düşündüm. Moti ve Edna&#8217;nın saf, çocuksu yüzlerini, Mikhal Cohen ve Mein Ben Yair&#8217;in ailelerini getiriyordum gözümün önüne. Oğlu için ağlayan, hiç değilse evinin enkazını toplamaya izin verilmesini isteyen babanın dramı beni hiç ilgilendirmiyordu artık. Üç hafta boyunca bu adamı düşünmek bile istemedim. Olaylar, açılıp mikrop kapmış bir yara gibi görünüyordu gözüme. Şöyle düşünüyordum. &#8220;Evini başına mı yıkmışlar? Oh olsun! Hiç acımayacağım ona! Acıma duygularımı bu adamın oğlunun öldürdüğü gerçek kurbanlara saklayacağım!&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">Böylece onu ziyaret etmekten vazgeçtim. Ancak üç hafta geçtikten sonra, gerek mutsuzluklarının nedenini bilmeyen, gerekse temelsiz düşüncelerinden ötürü mutsuz olan bir çok Arap ve Yahudi&#8217;yle karşılaştıktan sonra, giderek kendimi karamsar ve boşlukta hissettim. Çıkış yolu ve kurtulma olasılığı olmayan bir çukura düşmüş gibiydim. Bitmez tükenmez keder bir yana, yanılgının giderek artması söz konusuydu. Yeniden Mahmad Ali Al- Kalilah&#8217;ı görmem gerektiğini düşündüm. Kinimin ve nefretimin en yoğun döneminde bakışlarımı net bir şekilde ona çevirmek ve hikayesini sonuna kadar dinlemek zorundaydım. Çünkü bin bir çeşit anlatılan, içinde ne iyinin ne de yeninin bulunduğu, yalnızca ölümün, yıkıntının, alınyazılarına uğursuzlukla bağlı insanların yer aldığı sıkıntılı ve kötü bir hikaye söz konusu olsa da tek bir gerçek vardı ortada.</p>
<p style="text-align: left;">Mahmad Ali Al-Kalilah uzun boylu, bıyıklı bir adamdı. Ağır başlıydı. Gözlerinin altında mor torbacıklar vardı. Samua&#8217;da dört odalı, büyük bahçeli bir ev edinmiş. Bahçesinde incir ağaçları, üzüm asmaları, zeytin ağaçları, sebzeler yetiştirmiş. Evin odaları, karısının kendi elleriyle dokuduğu halılarla kaplıymış. Bir tek halı dokumak, dört ayını alıyormuş kadının. Bir sabah askerler gelmişler. Kadına, kızlarını dışarı çıkarıp evi boşaltması için 15 dakika süre tanıdıklarını söylemişler. Evi yıkacaklarmış.</p>
<p style="text-align: left;">Bazen, Filistin&#8217;de evlerin yıkıldığını duyarım da, 15 dakikada evden ne çıkarılabilir, diye düşünürüm hep. En gerekli eşyalar&#8230; büyük olasılıkla da, yatak yorgan ve mutfak eşyası&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Al-Kalilah&#8217;ın karısı şilte, battaniye, bir gaz ocağı, içine aile albümünü sokuşturduğu bir valiz dolusu giysi çıkarmış dışarı. İki kızı Ifbtisam ve Noual&#8217;la birlikte, bir köşede ağlayarak, askerlerin evi yıkmalarını seyretmiş. Baba, yıkımdan sonra gelmiş. Komşulardan biri, evlerinin bir odasını vermiş onlara, yatmaları için. Mahmad Al-Kalilah yıkıntıyla ilgilenmeye çalışınca, güvenlik güçleri yeniden gelmişler.</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Bana dediler ki: &#8216;Gel, ia&#8217;ars, ia&#8217;gaouad, ** gel şimdi bizimle!&#8217; Sordum: &#8216;Daha ne istiyorsunuz benden?&#8217; &#8216;Oğlunu öldürdük!&#8217; dediler. &#8216;Siz güçlüsünüz&#8217; dedim, &#8216;hepimizi öldürebilirsiniz. Ben tek başınayım. Siz yönetimsiniz.&#8217;</p>
<p style="text-align: left;">Beni kelepçeleyip soruşturma için Hebron&#8217;a götürdüler. &#8216;Size söyleyecek hiçbir şeyim yok&#8230; Oğlumu çoktandır görmedim.&#8217; dedim onlara. Oğlumun kana bulanmış kimlik kartını gösterip, dediler ki: &#8216;Bak, bu onun kanı! Şimdi önce şunu söyle bize. Biz onu ararken nerede saklanıyordu?&#8217; &#8216;Bilmiyorum&#8217; dedim. İnanmadılar bana. Benim de ölüden farkım yoktu yanlarında. Oğlumu öldürmüşler, evimi yıkmışlardı. İşten çıkarılmıştım. Geriye ne kaldı ha? Ne kaldı?</p>
<p style="text-align: left;">Beni sorguya çektiler. Ellerime, vücudumun her yerine gelişigüzel vuruyorlardı. Duvara doğru fırlattılar sonra, . Bir sandalyeye çöktüm. Birden, arkamdan ittikleri gibi, yerlere yuvarlandım. Asker tam karşımda, yüksek bir sandalyeye oturmuştu. Ayağındaki postallarla kıyasıya tekmeliyordu beni. Tepeden tırnağa tükürüyordu bana. Ağzında tükürük kalmayınca gidip kahve içiyor, yeniden tükürmeye başlıyordu. Sonunda beni oğluma yataklık etmekle suçlayıp, dört ay hapse mahkum ettiler.</p>
<p style="text-align: left;">Oğluma yataklık etmemiştim. Evimde saklamamıştım onu. Ramallah&#8217;ta oturuyordu o. Resmi kayıtlarda bile, yıllardır benimle oturmadığı yazılı. Eğer bütün bu İsraillileri öldürmüşse, bunu sorumlusu odur. Neden benim evimi yıktılar? Neden oğlumu öldürdükten sonra beni sorguya çekip tekmelediler. Ben zaten ölmüşüm. Bana böyle yapmanın ne yararı olacaktı? Neden böyle yaptılar?&#8221;<br />
<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/palestine_3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8250" title="palestine_3" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/palestine_3.jpg" alt="palestine_3" width="147" height="135" /></a><br />
Ona, işinden kovulduğundan beri ailesine nasıl baktığını sordum. Önce yanıtlamak istemedi. Sonra, dilendiğini anlattı bana. Köy köy dolaşıp sadaka istediğini&#8230; Yalnızca Samua&#8217;ya gitmiyormuş. Utanıyormuş oraya gitmeye. Bazen bir köye geliyor, yere oturup avucunu açıyormuş. Yanından onu tanıyan biri geçerse, ikisi de başlarını çeviriyorlarmış. Utançtan&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">* İsrail İstihbarat Servisi<br />
** Ia&#8217;ars (İbranice): pezevenk; ia&#8217;gaouad (İbranice): işbirlikçi</p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>Le Nouvelle Observateur&#8217;den çeviren: Zelin Artuğ</em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>(Nisan 1990)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Grup Yorum- Filistin günlüğü<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11557040-a91" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11557040-a91" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/06/01/teroristin-babasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış&#8217;ın resmi&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/05/31/barisin-resmi/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/05/31/barisin-resmi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 20:51:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[tali sorek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8237</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Bir kutu boyam vardı 
Parlak, güzel, göz alıcı
Bir kutu boya 
Soğuk renkler, sıcak renkler
Yaralıların kanını boyamaya kırmızım yok 
 Öksüzün yasını belirtmeye siyah 
Sarı yok ezilmiş kumları renklendirmeye 
Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye
portakal rengi boyam var 
Yapraklar, tomurcuklar için yeşilim var 
Düşler için pembem var 
Oturdum çizdim ben de &#8216;BARIŞ&#8217;ın resmini.&#8221;
(Filistinli Tali SOREK, 1988&#8242;de, 13 yaşında bir çocukken yazmış bu şiiri.)
 

For Peace- Tali Sorek
I [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/PACE.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8238" title="PACE!" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/PACE.jpg" alt="PACE!" width="280" height="209" /></a></p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Bir kutu boyam vardı <br />
Parlak, güzel, göz alıcı<br />
Bir kutu boya <br />
Soğuk renkler, sıcak renkler<br />
Yaralıların kanını boyamaya <span style="color: #ff0000;">kırmızım</span> yok <br />
 Öksüzün yasını belirtmeye <strong>siyah </strong><br />
<span style="color: #ff9900;">Sarı</span> yok ezilmiş kumları renklendirmeye <br />
Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye<br />
<span style="color: #ff6600;">portakal rengi </span>boyam var <br />
Yapraklar, tomurcuklar için <span style="color: #008000;">yeşilim</span> var <br />
Düşler için<span style="color: #ff00ff;"> pembem</span> var <br />
Oturdum çizdim ben de <strong><em>&#8216;<span style="color: #ff6600;">B</span><span style="color: #339966;">A</span><span style="color: #ff99cc;">R</span><span style="color: #ff00ff;">I</span><span style="color: #99cc00;">Ş&#8217;</span></em></strong>ın resmini.&#8221;</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>(Filistinli Tali SOREK, 1988&#8242;de, 13 yaşında bir çocukken yazmış bu şiiri.)</strong></em></p>
<p> </p>
<p><span id="more-8237"></span></p>
<p><strong><em>For Peace- Tali Sorek</em></strong></p>
<p>I had a box of colours<br />
Shining bright and bold.<br />
I had a box of colours,<br />
Some warm, some very cold.<br />
I had no red for the blood of wounds.<br />
I had no black for the orphans&#8217; grief.<br />
I had no white for dead faces and hands.<br />
I had no yellow for burning sands.<br />
But I had orange for the joy of life,<br />
And I had green for buds and nests.<br />
I had blue for bright, clear skies.<br />
I had pink for dreams and rest.<br />
I sat down and painted Peace.</p>
<p>&#8230;<br />
<em><strong>Written by Tali Sorek when she was aged 13, Beersheeba, Israel</strong></em></p>
<p><em>***</em><br />
Avevo una scatola di colori<br />
brillanti, decisi, vivi,<br />
avevo una scatola di colori,<br />
alcuni caldi, alcuni molto freddi.<br />
Non avevo il rosso sangue dei feriti,<br />
non avevo il nero per il pianto degli orfani,<br />
non avevo il bianco per le mani ed i volti dei morti,<br />
non avevo il giallo per le sabbie ardenti:<br />
non avevo l&#8217;arancio per la gioia della vita<br />
ed il verde per i germogli ed i nidi,<br />
ed il celeste dei chiari cieli splendenti,<br />
ed il rose per i sogni e il riposo.<br />
Mi sono seduta<br />
e ho dipinto<br />
la pace.</p>
<p><strong>Tali Sorek</strong></p>
<p><strong>***</strong> </p>
<p>Ζωγράφησα την ΕΙΡΗΝΗ<br />
Είχα ένα κουτί με χρώματα<br />
φωτεινά, δυνατά, ζοηρά..<br />
Είχα ένα κουτί με χρώματα<br />
κάποια ήταν ζεστά και άλλα πιό κρύα<br />
Δεν είχα κόκκινο, για τ&#8217;ανθρώπου τις πληγές.<br />
Δεν είχα μαύρο για των ορφανών το δάκρυ..<br />
Δεν είχα άσπρο για τα χέρια<br />
και τα πρόσωπα των νεκρών.<br />
Δεν είχα κίτρινο για την καυτή άμμο.<br />
Αλλά είχα πορτοκαλί για της Ζωής την χαρά..<br />
και πράσινο για τους βλαστούς και τις φωλιές..<br />
και γαλάζιο για τον καθαρό φωτεινό ουρανό..<br />
και ροζ για το όνειρο και την ξεκούραση.<br />
Μ&#8217;αυτά κάθησα και ζωγράφησα την ΕΙΡΗΝΗ</p>
<p><strong>Tali Sorek <br />
</strong><br />
 </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/Gabbiani-alAlba.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8243" title="Gabbiani al'Alba" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/Gabbiani-alAlba.jpg" alt="Gabbiani al'Alba" width="510" height="154" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Albeniz- Asturias<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11549551-249" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11549551-249" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/05/31/barisin-resmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın en acımasız hayvanı insandır!..</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/05/31/dunyanin-en-acimasiz-hayvani-insandir/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/05/31/dunyanin-en-acimasiz-hayvani-insandir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 10:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8209</guid>
		<description><![CDATA[Sabah işe gelirken, arabada yine gazete haberlerini dinliyorum. Duyduklarım karşısında; ne yapsam, ne yazsam, ne söylesem bilemedim&#8230;
Nietzsche&#8217;nin sözü dilime dolandı yeniden&#8230;.
&#8220;Dünyanın en acımasız hayvanı insandır&#8221;.
Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve bunlar karşısında her geçen gün artan duyarsızlığımız, tepkisizliğimiz bu cümleyi haklı kılıyor ne yazık ki.
Ne dersiniz ? Nietzsche haksız mı &#8220;dünyanın en acımasız hayvanı insandır&#8221; derken&#8230;
Dünyaca ünlü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah işe gelirken, arabada yine gazete haberlerini dinliyorum. Duyduklarım karşısında; ne yapsam, ne yazsam, ne<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/659815-805855.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8212" title="659815-805855" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/659815-805855-200x200.jpg" alt="659815-805855" width="200" height="200" /></a> söylesem bilemedim&#8230;</p>
<p>Nietzsche&#8217;nin sözü dilime dolandı yeniden&#8230;.</p>
<p><strong>&#8220;Dünyanın en acımasız hayvanı insandır&#8221;.</strong></p>
<p>Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve bunlar karşısında her geçen gün artan duyarsızlığımız, tepkisizliğimiz bu cümleyi haklı kılıyor ne yazık ki.</p>
<p>Ne dersiniz ? Nietzsche haksız mı &#8220;dünyanın en acımasız hayvanı insandır&#8221; derken&#8230;</p>
<p><span id="more-8209"></span>Dünyaca ünlü bir piyano virtüözü konser vermek üzere salona giriyor. Dinleyicileri büyük bir ciddiyetle selamlayarak daha önceden tuşları sökülmüş piyanosunun başına geçiyor ve çalmaya başlıyor&#8230; Elbette piyanodan ses çıkmıyor ama virtüöz her parçadan sonra yine büyük bir ciddiyetle dinleyicileri selamlıyor ve diğer eseri çalmaya devam ediyor. Dinleyiciler önce birbirlerine şaşkın şaşkın bakıyorlar ve ne yapıyor bu sorusunu gözleriyle soruyorlar ama yinede çılgınlar gibi alkışlıyorlar sanatçıyı. Konserin bitimine kadar bu böyle sürüyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/moiiiii.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8213" title="moiiiii" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/moiiiii.jpg" alt="moiiiii" width="164" height="187" /></a>Konser bitiyor ve kapıda kendisini bekleyen basın mensuplarının karşısına çıkıyor sanatçı. Gazetecilerden biri diyo rki;&#8221;siz çalıyor gibi yaptınız biz de siz çalmışsınız gibi çılgınca alkışladık, ama ne yapmaya çalıştığınızı anlamadım&#8221;.</p>
<p>&#8220;Sahi ne yapmaya çalıştınız&#8221;?</p>
<p>Yanıtlamış sanatçı:</p>
<p><strong>&#8220;İnsanların tepkisizliğinin boyutunu merak etmiştim, meğer sonsuzmuş&#8230;</strong>**</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8221; Barış; yanına &#8220;ama&#8221; kabul etmez&#8230;<br />
</strong><br />
Barış istiyorum &#8220;ama&#8221; diyemezsiniz yani. Dememelisiniz de zaten&#8230;</p>
<p>Öte yandan; <strong>teröre karşıyım &#8220;ama&#8221;</strong> deyip yanına</p>
<p>mesela; <strong>nereden ve kimden geldiğine bakmaksızın karşıyım</strong> diyebilirsiniz..</p>
<p><strong>Terörü her anlamda; siyasal, ideolojik ve felsefi anlamda reddetmek koşuluyla&#8230;.<br />
</strong><br />
Doğrusu da bu değil midir?<br />
<a href="http://blog.milliyet.com.tr/_Dunyanin_en_acimasiz_hayvani_insandir__/Blog/?BlogNo=246202">http://blog.milliyet.com.tr/_Dunyanin_en_acimasiz_hayvani_insandir__/Blog/?BlogNo=246202</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mayıs- 2010- haticeatalay</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Seventeen Pieces from three.. Baba Zula/Religious night<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11545363-ea8" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11545363-ea8" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/05/31/dunyanin-en-acimasiz-hayvani-insandir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/05/29/toprak/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/05/29/toprak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 21:52:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8151</guid>
		<description><![CDATA[
 
Haber..
Baba ölmüş oğlum!..
Ağlayacağım bilirdim..
Ağlanamazlığı yeni gördüm.
Söylenemezliği..
Ne çok söyleyemezlik birikmiş içimizde,
Ne çok susmuşuz,
Sus&#8230;
&#8230;..
ma!..
 
 

 ***
Başın sağolsun bilirdim..
Kafan sağolsun yeni duydum..
O yaşlarda mı!.. hayat?..
hemen anımsadım..
Ali sözlerini&#8230; Baba yitişiydi demişti!..
&#8220;*Cingi taşlara vurdum oğlum!..
Yaş gelsin gözlerimden&#8221;
***
Başının sağlığı&#8230;
Başı çekenlerin sağlığı..
Her ölünün ardından
Başı çekenler daha bir sağalır
Başları sağ olur, sağlam olur başların!
Kafası daha da karışırken kafası karışıkların,
Başlar ayak olur, ayaklar baş!
Ölen, bir kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/untitled8.bmp"></a></p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/untitled8.bmp"><img class="size-full wp-image-8156 alignleft" title="untitled" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/untitled8.bmp" alt="untitled" width="266" height="302" /></a> </p>
<p style="text-align: left;">Haber..<br />
Baba ölmüş oğlum!..</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ağlayacağım bilirdim..<br />
Ağlanamazlığı yeni gördüm.<br />
Söylenemezliği..<br />
Ne çok söyleyemezlik birikmiş içimizde,<br />
Ne çok susmuşuz,<br />
Sus&#8230;<br />
&#8230;..<br />
</strong><strong>ma!..</strong></p>
<p> </p>
<p> <br />
<span id="more-8151"></span><br />
 ***</p>
<p>Başın sağolsun bilirdim..<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/hiyeroglif.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8173" title="hiyeroglif" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/hiyeroglif.jpg" alt="hiyeroglif" width="74" height="1221" /></a><br />
Kafan sağolsun yeni duydum..<br />
O yaşlarda mı!.. hayat?..<br />
hemen anımsadım..<br />
Ali sözlerini&#8230; Baba yitişiydi demişti!..<br />
&#8220;*Cingi taşlara vurdum oğlum!..<br />
Yaş gelsin gözlerimden&#8221;</p>
<p>***</p>
<p><strong>Başının sağlığı&#8230;<br />
Başı çekenlerin sağlığı..<br />
Her ölünün ardından<br />
Başı çekenler daha bir sağalır<br />
Başları sağ olur, sağlam olur başların!<br />
Kafası daha da karışırken kafası karışıkların,<br />
Başlar ayak olur, ayaklar baş!<br />
Ölen, bir kez ölür,<br />
Kafası karışanlar bin kez!<br />
Kafan sağ olsun!<br />
Kafası çalışanlardansan,<br />
Kafan sağ olsun yeter!<br />
Ölene de aynıydı ölümün acısı..<br />
*Cingi taşlara vurmuştu da<br />
Yaş gelmemişti gözünden!<br />
O, öyle cansız bedeniyle yatarken..<br />
Ağlayabilmek de neyin nesi!</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>hiç söyledikleri gibi değil..<br />
<strong>değil!&#8230;<br />
</strong>öğrenmemek iyi&#8230;<br />
<strong>iyi&#8230; öğrenmemek!</strong><br />
&#8220;Ne&#8221;&#8216;yi kötü onların!..<br />
&#8220;Neler&#8221;i de..<br />
Neden hiç demediler!..<br />
<strong>demezler!&#8230;<br />
Suskunlukları, suskunluğuna benzemez!<br />
</strong>Haydi!..</p>
<p>*** </p>
<p>yaz..<br />
<strong>yazsana çocuk!<br />
Ancak bir çocuk yazabilir böylesine saf ve temiz!<br />
henüz&#8230; kirlenmemiş sözcüklerle!..<br />
</strong>&#8220;bunların&#8221; tanımlarıyla<br />
tarif et!..<br />
yok!..<br />
<strong>yok!&#8230;</strong></p>
<p>***</p>
<p>dene!.. &#8220;bunların&#8221; dışında ne kaldıysa!..<br />
<strong>N i h i l i s t !?<br />
A n a r ş i s t!<br />
ist..<br />
</strong><strong>ist&#8230;</strong></p>
<p>hadi, konuş!<br />
Söyle!</p>
<p>***<br />
Aşağıda!..<br />
 <br />
Toprak..<br />
haber..<br />
Baba ölmüş oğlum!..<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/hiyeroglif21.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8176" title="hiyeroglif2" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/hiyeroglif21.jpg" alt="hiyeroglif2" width="76" height="577" /></a><br />
Hazır değilsin!..<br />
<strong>Ne bunu duymaya,<br />
Ne de&#8230;<br />
</strong>Ortak ekmek fırını..<br />
meydan..<br />
 kafan sağolsun..<br />
yeni..<br />
<strong>kafan sağolsun!..<br />
</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>cesedini..<br />
gözler..<br />
mutsuz..<br />
gözleri..<br />
<strong>&#8220;Cingi taşlara vurdum, oğul!&#8221;<br />
Zordur, canından can yitirmek!<br />
Ölümle yitirmeninse hiç dönüşü yokmuş!</strong></p>
<p>***<br />
2&#8242;ye.. 2<br />
yeniden..<br />
yıllar sonra..<br />
en köşede sıçmış altına gözaltıdaki..<br />
en sıcak yer orası öyle mi?..<br />
donacakları izle!.. televizyonda!..<br />
<strong>Cingi taşlara vururlar da, yaş gelmez gözlerinden!<br />
İzle!&#8230;<br />
Sıcacık köşende otur&#8230;</strong><strong> <br />
ve izle!</strong><br />
<strong>Uzun reklam aralarında da tuvalete gidersin,<br />
Kaçırsan da fark etmez!<br />
Yok, daha neler!<br />
Altına kaçırmaz sıcak köşesinde oturan&#8230;<br />
Demem oydu ki, reklamları.. kaçırsan, misal&#8230;<br />
<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/hiyeroglif2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8175" title="hiyeroglif2" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/hiyeroglif2.jpg" alt="hiyeroglif2" width="76" height="577" /></a>Nasılsa bin kez izletecekler her birini!<br />
Kafanı oya oya&#8230;</strong></p>
<p>***</p>
<p>Anne tarifi soba yanışı tarifi..<br />
&#8220;pop.. popp.. poppp!.. bak! oğlum&#8230; ne güzel çekiyor soba!&#8221;<br />
Çay kokusu mu anımsattı sana..<br />
donmayacaksın!..<br />
<strong>Sobanın üstünde,<br />
çay!..<br />
İçin dışın ısınsın!<br />
Anne tarifiyle ısınacaksın!</strong></p>
<p><strong>&#8230;<br />
</strong>Cingi taş!..<br />
cingi..<br />
&#8230;<br />
gözlerin dolmasın!..<br />
&#8220;Baba ölmüş oğlum&#8221; sözcükleri..<br />
Nasıl konuşmayı öğrendiğini anımsanmadığı günler gibi!..<br />
sözcükler..</p>
<p>&#8230;<br />
işaret dili değil ki!..<br />
harflerin tınısı hiç değil!..<br />
<strong>Gönül dili&#8230;<br />
Kafa dili&#8230;</strong></p>
<p><strong>Ağıt gibi.. bozlak gibi<br />
</strong><br />
***</p>
<p>yaz bakalım!..</p>
<p>***</p>
<p>bitti.<br />
<strong>Bitmedi, yaz!&#8230;<br />
CİNGİ TAŞINA&#8230;<br />
Cingi taşına yaz ki, silemesin dalgalarla&#8230;<br />
</strong></p>
<p><strong>dalgasına taş atılanlar!..<br />
</strong><strong>silemesin keyfince&#8230;</strong></p>
<p><strong>DÜŞÜNCE&#8217;nin izlerini! </strong></p>
<p> </p>
<p><em>**cingi taş<br />
*çok sert kaya parçası</em></p>
<p> </p>
<p><em><strong>NOT: </strong>Bu yazının orijinali Yucel Evren&#8217;e; <strong>koyu renk (bold) yazılar</strong> Zelin Artuğ&#8217;a aittir.</em></p>
<p>Tamburam rebab oldu -EfkanŞeşen<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11520076-4bd" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11520076-4bd" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/05/29/toprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dışarıdan kendini görmek&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/05/27/disaridan-kendini-gormek/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/05/27/disaridan-kendini-gormek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 16:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8141</guid>
		<description><![CDATA[
Dışarıdan kendini mi gördün?
Saçmalama nasıl dışarıdan kendini gördün!&#8230;
&#8221; Kendime dışarıdan baktım tıpkı bir yabancı gibi&#8230; Bu nasıl biri?&#8230; Önce ellerime, ayaklarıma&#8230; görebildiğim heryerime &#8230; Önce bir ürperti&#8230; Tanıyamadım kendimi. Ellerim, bunlar benim mi?&#8230; Nasıl da yalnızlığım var halime bakar mısın dedi &#8230; çözmedin mi hala kendini?&#8230; &#8220;
İyi bir destek alsan !&#8230;
&#8221; Sorunlar salt kendimle mi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/1213411712DS7ILMm.jpg"><img class="size-full wp-image-8144 aligncenter" title="1213411712DS7ILMm" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/1213411712DS7ILMm.jpg" alt="1213411712DS7ILMm" width="504" height="403" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Dışarıdan kendini mi gördün?</p>
<p style="text-align: left;">Saçmalama nasıl dışarıdan kendini gördün!&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-8141"></span>&#8221; Kendime dışarıdan baktım tıpkı bir yabancı gibi&#8230; Bu nasıl biri?&#8230; Önce ellerime, ayaklarıma&#8230; görebildiğim heryerime &#8230; Önce bir ürperti&#8230; Tanıyamadım kendimi. Ellerim, bunlar benim mi?&#8230; Nasıl da yalnızlığım var halime bakar mısın dedi &#8230; çözmedin mi hala kendini?&#8230; &#8220;</p>
<p>İyi bir destek alsan !&#8230;</p>
<p>&#8221; Sorunlar salt kendimle mi ilgili&#8230; Ya yalnızlığım?&#8230; En büyük desteğim, dışarıdan gören kendimi&#8230;&#8221;</p>
<p>Öyle yutturdularki hayatı&#8230; Hele duyarlıysan !</p>
<p>&#8221; Dinleyemem artık seni&#8230; Sende yutturucuysan nereden bilirimki?&#8230; Güven duygum bitti artık benim, aşk koca bir yalan&#8230; Dostluk yok, sahte&#8230; Bunca çabam boşa çıktı ve destek olucu arayacağım &#8230;&#8221;</p>
<p>Bana izin vermen gerek!&#8230;</p>
<p>&#8221; Değişen ne olacak peki?&#8230; Nereden çıktın sen?&#8230; Kolayca çözüm bulacağını mı sanıyorsun?&#8230; Kendi haline bakmayı dene&#8230; Benim sorunlarıma destek olacak sen!&#8230; Ne haldesin?&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8221; Dışarıdan kendime bakmayı garipseyen sen dene bakalım neler olacak&#8221;</p>
<p>Kendime dışarıdan bakmayı deneyeceğim öylemi?&#8230;</p>
<p>&#8221; Evet dinliyorum seni&#8221;</p>
<p>Ellerim benim ellerim, yabancı değil bana&#8230;</p>
<p>&#8221; Ürpermedin mi? halâ&#8221;</p>
<p>&#8221; Ya hayatı kavrayışına dışarıdan bakmayı denemek, duruşun örneğin&#8230; evde, işte.. sözedeyim mi daha!&#8230; ne oldu? sustun&#8230; Duyarlılıktan söz eden sen, neden birden durdun? &#8221;</p>
<p>Ama bunlar çok duyarlılığın yansımaları olamaz mı?&#8230; henüz bu denli birikimsizlik varken yok etmez mi bizi?&#8230;</p>
<p>&#8221; Coğrafyana sığın, birikime sığın&#8230; aşka sığın, yalnızlığa sığın&#8230; sorumluluklarına sığın&#8230; sorumsuzluklarına sığın&#8230; çıkarlarına sığın&#8230; cinselliğe sığın&#8230; açlığa sığın&#8230; işsizliğe sığın&#8230; bilime sığın&#8230; dostluğa sığın&#8230; bitireyim mi ?&#8230;&#8221;</p>
<p>Ne yapmalı adına salt kişisel çabalar mı? seninkisi&#8230; örneğin Aşık olduğunda, sevdiğinde, sevildiğinde bitecek mi?&#8230; iyi bir ev, araba?&#8230; tatil&#8230; iyi yemek&#8230;</p>
<p>&#8221; Sen bir tiyatro düşlüyorsun&#8230; yaşanası bir tiyatro ve başrollerine hep olacak iyi birileri..&#8221;</p>
<p>Kapitalizm; insan ilişkilerinde yalnızlaştırmayı, tekbaşınalığı körüklüyor&#8230; yapay sorunlar yaratıyor, nispi ferahlamalarla sahte ilişkiler yaratıyor&#8230; çelişkileri temelden alıp tekilleştiriyor&#8230; tükettiği her şey gibi.</p>
<p>İnsanı tüketir&#8230;</p>
<p>Kanmayın!&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Yucel Evren, Mayıs 2010, İstanbul</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong>Erdal Erzincan- Yaram var benim<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11506925-f8b" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11506925-f8b" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/05/27/disaridan-kendini-gormek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mavi yazma bağlama!&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/05/26/mavi-yazma-baglama/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/05/26/mavi-yazma-baglama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 18:42:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8131</guid>
		<description><![CDATA[

Duymadı&#8230; !
Sanmak farklı&#8230; Ama beklemek zorlu&#8230; Nasıl da endişeleniyor.
&#8220;Bir şey oldu mutlaka!&#8230; Olumsuz düşünmek mi gerekli hem de tam bu sırada&#8230;&#8221;
Hızla dönen bir çark gibi!&#8230;
Nasıl anlatmalı acaba?&#8230; Nelerden söz etmeli rahatlaması adına&#8230; Belki tam şu sırada hayatının sonunda.. Birikimin adına yalvarmak mı gerek.. garip değil mi?&#8230; Henüz sıcaklığı bile yok oysa!&#8230;
Bir kutsal kitap olsa&#8230; Sayfalarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<img class="aligncenter size-full wp-image-8137" title="BWSIM2~1" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/BWSIM21.JPG" alt="BWSIM2~1" width="350" height="238" /></p>
<p>Duymadı&#8230; !</p>
<p>Sanmak farklı&#8230; Ama beklemek zorlu&#8230; Nasıl da endişeleniyor.<br />
&#8220;Bir şey oldu mutlaka!&#8230; Olumsuz düşünmek mi gerekli hem de tam bu sırada&#8230;&#8221;<br />
Hızla dönen bir çark gibi!&#8230;</p>
<p><span id="more-8131"></span>Nasıl anlatmalı acaba?&#8230; Nelerden söz etmeli rahatlaması adına&#8230; Belki tam şu sırada hayatının sonunda.. Birikimin adına yalvarmak mı gerek.. garip değil mi?&#8230; Henüz sıcaklığı bile yok oysa!&#8230;<br />
Bir kutsal kitap olsa&#8230; Sayfalarının ortasında yazsa&#8230;. Çıkarıp verecekti ona oku ve rahatla&#8230; Önemsemen bu denli yoğun oysa!..<br />
Adları hiç fark etmedi!&#8230;</p>
<p>Sıkıntıda&#8230; zorda&#8230; ya da hasta!.. İnsan canı taşımakta. Kollarını yukarılara da açmadılar. Kederleri keder, sevgileri sevgi gibi görmek dışında&#8230; Can sesine kulak vermek, dedi&#8230; Ne! Gölgesi gibi mi?&#8230; Önemli miydi izafi güzelliği?&#8230; İki elinin arasında kafası, dolaşıp yardım edilemez ki&#8230; Sunduğu çözüm adına&#8230; paylaşma adına.</p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/cezaevi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8138" title="cezaevi" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/cezaevi-200x150.jpg" alt="cezaevi" width="200" height="150" /></a>Madalya kazanmak uğruna!&#8230;<br />
Değildi&#8230; Özeleştiri yaparken de bilincine takılacak bir madalya istemedi&#8230; Tıpkı sevgi gösterisi gibi değildi&#8230; Gösteriyi yapmaktan hep çekinilmeli öyle değil mi?&#8230;<br />
Henüz bildiğimiz, sıkıntı karşısında; kendinden vermekti&#8230; İçtenliği o sıkıntıdayken, yemek bile yiyememek gibi.. Oysa o yiyebilirdi&#8230; Uykusuz geçmeli bir sorun karşısında gece&#8230; O uyuyabilirdi&#8230; Sevgi adına.. paylaşma adına bu küçücük bedeli ödememeli miydi?&#8230;<br />
Bir çift göz yakınlığında olmadı belki&#8230; yan yana&#8230; tarlada, makine parkurunda&#8230; bir park sırasında&#8230; deniz kıyısında&#8230; tanımadığı, selamlaşmadığı bir çift göz için bile aynı endişe miydi?&#8230;</p>
<p>Bir mahalle kavgasında haksız yere üzerine çullanılmış biri gibi hissetmek&#8230; Bilinçli bir &#8220;açlık&#8221; yaşamak için aç olmak mı gerek?&#8230; İşte tam o anda!&#8230; Onların yanında&#8230; Onlar gibi düşünmek de<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/BWSIM21.JPG"></a> bedel ödetmeli insana&#8230;<br />
Şehrimde değil&#8230; Ülkemde de belki&#8230; Ama bu değil salt endişelenmek.. Duyarlı&#8230; Öneren de değil tam anlamı&#8230;<br />
Bir can taşıyan herkes için yüreği değil elbet, ortaya koyacakları&#8230;<br />
Fark ettirmek gerek, sunmak gerek&#8230;<br />
Öfkeden deliye döndürmek de değil..<br />
Çözüm üretmek gerek&#8230;<br />
Paylaşmak, önemsemek, insanı farklı kılmaktan öte geliştiriyor . Bilmek gibi tıpkı&#8230; Korkuyu, sevgiyi&#8230; katkıyı&#8230;.</p>
<p>Bitti.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong>Yucel Evren, Mayıs 2010, İstanbul</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.nartube.com/404ca455e13f45c3dbd21494cf004160ab556fd4:V6m-T3R4gCw:false.v" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="300" src="http://www.nartube.com/404ca455e13f45c3dbd21494cf004160ab556fd4:V6m-T3R4gCw:false.v" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/05/26/mavi-yazma-baglama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Butonlar</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2010/05/25/butonlar/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2010/05/25/butonlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 15:11:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[fıstıkî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8104</guid>
		<description><![CDATA[Son sürat hızla koşuyorum. Nereye? İşin aslı nereye olduğu belli değil. Biri beni önce bir güzel icat etmiş, sonra programı yüklemiş ve “başlat” butonuna basmış. Pek bir güzel çalışıyorum. Ortaçgil&#8217;in “mekanikleştirme beni” demesine benziyorum. Evet! Mekanik-im ben.
Bunu ne zaman fark ediyorum peki?
 
Şöyle oluyor:
Evde dekorasyon değişikliği yapılıyor. Eşyalar oradan oraya çekilmiş, okunmuş, okunmaya hazır kitaplar ayrılmış. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/elif.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8119" title="elif" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/elif.jpg" alt="elif" width="190" height="145" /></a>Son sürat hızla koşuyorum. Nereye? İşin aslı nereye olduğu belli değil. Biri beni önce bir güzel icat etmiş, sonra programı yüklemiş ve “başlat” butonuna basmış. Pek bir güzel çalışıyorum. Ortaçgil&#8217;in “mekanikleştirme beni” demesine benziyorum. Evet! Mekanik-im ben.</p>
<p>Bunu ne zaman fark ediyorum peki?</p>
<p> </p>
<p><span id="more-8104"></span>Şöyle oluyor:</p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/parachute2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8118" title="71080625" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/parachute2.jpg" alt="71080625" width="149" height="149" /></a>Evde dekorasyon değişikliği yapılıyor. Eşyalar oradan oraya çekilmiş, okunmuş, okunmaya hazır kitaplar ayrılmış. Objeler ve başka bir sürü şey bir yere istiflenmiş, atılacaklar, verilecekler, geri dönüşüm için kullanılacaklar poşetlenmiş. Her yer, her yerde.</p>
<p>İşi gücü bırakıyorum. Telefona sarılıyorum. Uzunca bir süre konuşuyoruz. O benim çocukluk miraslarımdan biri. Haylaz, yaramaz çocukluğumun, ele avuca gelmez ilk gençliğimin, yaşamımın en önemli anlarının yakın şahidi. Anne dostum; Sebuş&#8217;um. Sesi kısılmış.</p>
<p>“Bak ağlama, ben çok üzülüyorum. İyi olacaksın, yeter ki sen iste.” diyorum.<br />
“Kemiklerim acıyor artık, yemek yiyemiyorum.” deyince, tutamıyorum artık kendimi, o hissetmesin istiyorum bir yandan.<br />
“Ama sen böyle ağlarsan ben bir daha arayamam ki seni. Ben üzüyorum diye düşünürüm.”<br />
“Tamam, ağlamayacağım, tamam söz.”<br />
“Hem bak saçların bu sefer dökülmedi, sevinmelisin. Sen iyi olacaksın ve yeniden hep birlikte yazlıkta vur patlasın çal oynasın eğleneceğiz.” Gülmek sırıtmak arası bir mimik yerleşiyor suratıma. Kimi kandırıyorum bu sözlerle? Kendimi mi, onu mu?</p>
<p>O beni çok seviyor, ben de onu. İçim ılık ılık acıyor sanki. Hani kalbimin olduğu yer&#8230; Yanıyor orada bir şey. Kapatıyorum telefonu.</p>
<p>Burnumu çeke çeke işlere dönüyorum. Unutmuyorum, hastalığı ilerlediğinden beri Sebuş aklımın bir köşesinde çengelli iğne gibi asılı duruyor. Acıtıyor. Unutmuyorum fakat bu evin bir an önce hale yola girmesi gerekiyor. Daha yapılacak başka bir sürü iş&#8230;</p>
<p>Yorgunluktan ağrımayan eklemim kalmamış. Akşam yemeği hazırlanıyor. Televizyonu açıyorum. Haber saati. &#8216;Ne<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/parachute-25279.jpg"></a> oldu Zonguldak Madencileri?&#8217; Merak ediyorum, hep birlikte ediyoruz.</p>
<p>“Ve&#8230; Zonguldak Maden&#8217;deki 30 işçinin 28&#8242;inin cansız bedenine ulaşıldı..” İçimde yine de bir umut vardı&#8230; Mum ışığı kadar da olsa. Söndü şimdi. Kaç ocak birden söndü&#8230; İştah mı kaldı?</p>
<p>“&#8230; Kırsalında bugün bir şehit daha verdik&#8230;” Kan ağlayan anneler. Kıpkırmızı ay yıldızlı bir bayrağa sarılmış&#8230; Elimdeki çatalı usulca bırakıyorum “ben doydum afiyet olsun.”</p>
<p>Biliyorum, boğazımda düğümlenen ve yediğim yudumun dizilmesine neden olan o şey bir saat sonra geçecek. Unutmayacağım ama karnımın acıkmasına da engel olamayacağım. Yaşamam için yemem gerekiyor. Herkes kalktıysa masadan bulaşıkları makineye yerleştireceğim&#8230;</p>
<p>Ertesi gün iş yerinde neredeyse tüm dünyayı unutmamı sağlayan programım devreye giriyor. Telefonlar, yanıtlanması gereken elektronik postalar, son organizasyonla ilgili görüşülmesi gereken firmalar&#8230; Biri bana sesleniyorsa hemen yerimden fırlıyorum “geliyorum!” Raporlar veriliyor, talimatlar alınıyor, öğlen olmuş, “yemek yiyecek misiniz?” sorusuna “şimdi hiç vaktim yok, belki sonra, rica etsem bana bisküvi türü bir şey alabilir misin?” Her yerden adım yankılanıyor, on kol, beş kafa, beş ağız, on kulak oluyorum.</p>
<p>“Tamam yaparız.”<br />
“Birazdan bakıyorum.”<br />
“Hallederiz merak etmeyin.”<br />
“Sana bir haberim var; iyi mi kötü mü sen karar vereceksin.”<br />
“Söyle dinliyorum.”<br />
“Bir fincan çay alabilir miyim lütfen?”<br />
“Alooo! Fuat Bey, şimdi biz konuştuk arkadaşlarla, ne zaman müsaitseniz o zaman ziyaretinize gelmek istiyorum. Karşılıklı konuşmak en güzeli.”</p>
<p>Mesai saati bitiyor. İşler bitmiyor.</p>
<p>“Herkese iyi tatiller&#8230;”</p>
<p>Sürünerek apartman merdivenleri tırmanıyorum. Biraz dinlenmek istiyorum. Şöyle gözlerimi kapatıp biraz uzansam&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/2556279789_97a9b7838e.jpg"></a><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/c-lia.jpg"></a><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/12.gif"><img class="alignright size-full wp-image-8127" title="12" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/12.gif" alt="12" width="80" height="129" /></a>Kapıyı açmamla kızım tüm enerjisiyle üzerime üzerime geliyor:</p>
<p>“Hoş geldiinn!”</p>
<p>Ve talimatlarla bildirimlere başlıyor:</p>
<p>“Karnım çok acıktı.”<br />
“Tarih ödevini İnternet&#8217;ten birlikte araştırabilir miyiz?”<br />
“Yarın İngilizce Dersane&#8217;nin toplantısına gitmen gerekiyor. Ben de oralarda olacağım.”<br />
“Toplantıdan sonra alış verişe, sonra da yemeğe gider miyiz?”<br />
Bir anda sesi düşüyor;<br />
“Ha bir de unutuyordum&#8230; Sebuş&#8217;u hastaneye yatırmışlar.”</p>
<p>Son cümleye kadar “tamam, bakarız, olur” diyen mekanik sesim kesiliyor. Hemen telefona sarılıyorum. Sebuş her şeyden önemli. “Geleyim ister misin? Kim kalıyor yanında? Bu gece ben de kalmak istiyorum.” Gerek yok, diyorlar. Ameliyat olursa, ameliyattan sonra bana daha çok ihtiyaçları olacağını söylüyorlar, sen de çalışıyorsun, diyorlar. Çaresiz, “Peki” diyorum.</p>
<p>Toplantıya gidiliyor. Oradan hastaneye. Kızım ve annem de geliyor benimle. İyi görünüyor Sebuş&#8217;um. Lütfen iyi ol Sebuş&#8230; Lütfen. “Aa, hiç olmamış tatlım, hani senin ojelerin nerede? Sedefli pembe seversin sen, yarın getireyim sürelim ister misin?” diyorum, hali yok gülmeye biliyorum ama gülüyor. “Dur deli kız, ojelik halim mi kaldı?” Her yerinde hortumlar var o gülüyor ya, ben de sanki gözlerim gülmekten yaşarmış gibi yapıyorum. Daha yaşlı değil ki o&#8230; Annemden küçük. Daha çok şey için erken.</p>
<p>Hastane çıkışı alış veriş için sözüm var. Ben sevmiyorum ama o seviyor, mağaza geziyoruz. Çıkışta bir bakıyorum sağanak başlamış.</p>
<p>“Hemen bir taksiye binelim, ıslanacağız.” diyorum aceleyle.<br />
“Hadi ıslanalım.” diyor.</p>
<p>Elimizde poşetler, çantalar ıslanıyoruz.</p>
<p>Saçından sular damladıkça gülüyor. “Çok mu komik görünüyorum?” Park halindeki araç camlarından dönüp dönüp kendine bakmaya çalışıyor “Ay şu halime bakar mısın?” Yine gülüyor. Gülemeyecek kadar yorgun ve üzgün olduğumu fark ediyorum. Dudağım yana doğru bükülüyor. Aldırmıyor bana. Küçük bir çığlık atınca, yan yan şaşkın bir bakış atıyorum ben de. “Şey, burnuma bir damla düştü de, gıdıklandım.” Kıkırdıyor. Eh artık ben de gülüyorum. O mutlu ya, ben de mutlu olmalıyım&#8230;</p>
<p>Arkadaşım arıyor:</p>
<p>“Yarın Simay&#8217;ın düğün törenini unutma.”</p>
<p>Nasıl da aklımdan çıktı?</p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/fallschirm009_1400x1050.jpg"></a>Pazar günü; ev işleri, okul arkadaşlarıyla önceden planlanan görüşme, hastane, düğün olarak paydalara bölünüyor. Sebuş&#8217;a aldıklarımı götürüyorum. Çok seviniyor. Oradan çıkışta hazırlanmak için ev, törene gitmemiz gerekiyor.</p>
<p>Gecenin bir yarısı yorgun eve döndüğümde, yüzümdeki makyajı ağır devinimlerle silmeye çalışırken, nedenini bilmediğim bir sebepten (yağmurda ıslanmaktan olabilir) kısılmış sesimle kızıma bir şeyler anlatırken fark ediyorum butonları.</p>
<p>Beni kim icat etti bilmiyorum. Fakat icadının -şimdilik- kusursuz çalıştığını biliyorum. Ensemde, kocaman kırmızı bir “BAŞLAT” butonu var. Ona bir kere basman yeterli. Kırmızı yanıyor. Sonra diğer işlevler devreye giriyor.</p>
<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/robot-1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8126" title="robot-1" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/robot-1.jpg" alt="robot-1" width="189" height="252" /></a></p>
<p>Uyuma butonu.<br />
Yemek yeme butonu.<br />
Diğer ihtiyaçlar butonu.<br />
Son hızla hareket edebilme butonu.<br />
Her yere yetişme ve iletişim ağlarıyla ilgili konvansiyonel butonu.<br />
Üzülme butonu.<br />
Ağlama butonu.<br />
Gülme butonu.<br />
Sevinme butonu.<br />
Acı çekme butonu.<br />
Umut etme butonu.<br />
Mutlu olma butonu.</p>
<p>Şöyle bir gözden geçiriyorum da&#8230; “Karamsarlık butonu” yok! Eklesek mi? Yok, yok&#8230; Böyle iyi. E öyleyse?</p>
<p>Hadi mutlu olalım!<a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/66.gif"><img class="alignright size-full wp-image-8124" title="(66)" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/66.gif" alt="(66)" width="150" height="199" /></a><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/66.gif"></a><br />
Hadi mutlu olalım!<br />
Hadi mutlu olalım!</p>
<p>Peki nasıl?<br />
<strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Mayıs/2010</em></strong></p>
<p><strong><em>elif eser</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2010/05/25/butonlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
