<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>küçük işler &#187; limonî</title>
	<atom:link href="http://www.kucukisler.com/category/limoni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kucukisler.com</link>
	<description>sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Jan 2012 13:30:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Seni çocuktan saymadılar</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/12/18/seni-cocuktan-saymadilar/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/12/18/seni-cocuktan-saymadilar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 20:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14368</guid>
		<description><![CDATA[Erdal Eren&#8217;e
 
 
Ankara
Aralık ayı
Aralığın 13. günü
Ve yürekleri donduran bir soğuk
Ah be çocuğum daha yaşın 17&#8230;
 
Doğmakta ölmekte insanlar için ama sen daha ne yaşadın ki?
Arkadaşların o gün kartopu oynarken, kardan adam yapıp elleri donarken, senin yaşama hakkını seni sevenlerin de yüreklerini dondurdular!
Öylesine çabuk gittin ölüme
Öylesine çabuk gönderildin ölüme&#8230;
Bu zayıf bedeninden mi korktular?
Bu masum kara gözlerinden mi ürktüler?
Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignright size-full wp-image-14369" title="83511" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/83511.jpg" alt="83511" width="250" height="175" />Erdal Eren&#8217;e<br />
</em> <br />
 <br />
Ankara<br />
Aralık ayı<br />
Aralığın 13. günü<br />
Ve yürekleri donduran bir soğuk<br />
Ah be çocuğum daha yaşın 17&#8230;</p>
<p> </p>
<p><span id="more-14368"></span>Doğmakta ölmekte insanlar için ama sen daha ne yaşadın ki?<br />
Arkadaşların o gün kartopu oynarken, kardan adam yapıp elleri donarken, senin yaşama hakkını seni sevenlerin de yüreklerini dondurdular!<br />
Öylesine çabuk gittin ölüme<br />
Öylesine çabuk gönderildin ölüme&#8230;<br />
Bu zayıf bedeninden mi korktular?<br />
Bu masum kara gözlerinden mi ürktüler?<br />
Bu incecik boynunla mı baş edemediler?</p>
<p>Anacığının dizinde yatıp saçlarının okşanılası yaşındaydın&#8230;<br />
Sakalların çıksın diye gizli gizli günde 3 kez yüzünü traş etme yaşındaydın&#8230;<br />
İlk kez sevdalanıp Kuğulu&#8217;da elini sevgilinin eline değdirme yaşındaydın&#8230;<br />
Mahallenin toprak arsasında top koşturup penaltıydı değildi diye arkadaşlarınla kavga etme yaşındaydın&#8230;<br />
Sınıfın kızlarını koruyup, gizliden sıra altından kopya çekip, teneffüste tuvalette iki fırt sigara çekip, hocalara dayılanıp sonrada okul koridorlarında &#8216;büyüdüm ben ya &#8216; diye hava atma yaşındaydın&#8230;<br />
Yalnızken karanlıktan, köpeklerden, gölgelerden korkup &#8216; KORKMUYORUM&#8217;<br />
Soğuktan donsan da &#8216; ÜŞÜMÜYORUM&#8217;<br />
Canının acısından dudaklarını kanatsan da &#8216; ACIMIYOR&#8217; deme yaşındaydın&#8230;<br />
Sevdiğin artistleri, ağabeylerini taklit etme yaşındaydın&#8230;</p>
<p>Yani büyüme çağındaydın<br />
Büyük değildin ki! Hele öldürülme yaşında hiç değil!</p>
<p>Ah be çocuğum&#8230;<br />
Seni çocuktan saymadılar,<br />
Seni evlattan saymadılar,<br />
Seni kardeşten saymadılar&#8230;<br />
Yani seni SAYMADILAR!<br />
Ama ben seni SAYIYORUM&#8230;</p>
<p>Ve<br />
Her sene saygıyla, acıyla öldürülen bütün çocuklar adına seni anıyorum&#8230;<br />
Artık ana olan yanımla, yıllardır seni öpemeyen koklayamayan anan için her yıl 13 Aralık&#8217;ta delikanlımı öperken &#8216; bu da ERDAL için olsun&#8217; diyorum&#8230;<br />
Ah be çocuğum!</p>
<p> </p>
<p><strong>Sevtap ÖZKAHRAMAN, 2011</strong></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/0bPoNhhMGEU?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/0bPoNhhMGEU?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/12/18/seni-cocuktan-saymadilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>13 yaşında bir ölüyüm ben&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/11/14/13-yasinda-bir-oluyum-ben/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/11/14/13-yasinda-bir-oluyum-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 08:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14284</guid>
		<description><![CDATA[ “Konuşamıyorum kimseyle. Konuşma hakkımı elimden aldılar. 
Uyuyamıyorum geceleri, pembe rüyalarımı çaldılar&#8230; Onlar&#8230;”
 
 
 
 
Sekiz yıl önce öldüm ben. Yeniden yaşama hakkım varmış gibi bedenimi geri bıraktılar. Neden bıraktılar? Soramadım.
 
Kendimi kimseye ispat edecek halim, gücüm yok. Bilen biliyor ki; beni bulduklarında oturamıyor, titriyor, konuşamıyor, uyuyamıyor, kendime bir tek neden hala hayatta olduğumu soruyordum.
 

Yeniden hayata bağladı beni iyi insanlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong><em>“Konuşamıyorum kimseyle. Konuşma hakkımı elimden aldılar. </em></p>
<p><em>Uyuyamıyorum geceleri, pembe rüyalarımı çaldılar&#8230; Onlar&#8230;”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-14285" title="viol" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/viol.jpg" alt="viol" width="448" height="323" /><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Sekiz yıl önce öldüm ben. Yeniden yaşama hakkım varmış gibi bedenimi geri bıraktılar. Neden bıraktılar? Soramadım.</p>
<p> </p>
<p>Kendimi kimseye ispat edecek halim, gücüm yok. Bilen biliyor ki; beni bulduklarında oturamıyor, titriyor, konuşamıyor, uyuyamıyor, kendime bir tek neden hala hayatta olduğumu soruyordum.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-14284"></span></p>
<p>Yeniden hayata bağladı beni iyi insanlar. Bu dünyada iyi insanlar da var, dedim kendime. Bir tek kötü amcamlar yok. Kötü amcamlar&#8230; Benden geçmişimi, çocukluğumu,  geleceğimi, hayallerimi alıp götürürlerken; bana yaptıklarını sonradan kabuslarımda ben defalarca, defalarca, defalarca yaşarken! Adalet tecelli ettiğinde karşılarına geçip soracaktım: “Elinize ne geçti? Ne istediniz küçücük benden? Sizin kızınız, torununuz var mı? Vardır mutlaka. Şimdi böyle sizin gibi 26 kocaman bıyıklı, kelli felli amcalar toplanıp bana yaptıklarınızın aynısını sizin çocuğunuza yapsalar, ne hissedersiniz? Yaşattıklarınızın aynısını sizin canınızdan çok sevdiğiniz bir varlığa yaşatsalar siz ne yaparsınız? Sizin babalık duygunuz var mı? Hayır, bunun olmadığı şüphesiz! Sizler, geceleri nasıl rahat uyuyabiliyorsunuz? Sizler, insan sıfatıyla anılmayı hak etmiyorsunuz!  Elinize ne geçti, ne istediniz benden?” Soramadım&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Yavaş yavaş yeni bir hayata alıştırmaya çalıştılar beni. Bir dizi ameliyat geçirdim. 13 yaşında bir çocuktum ve tüm bir dünya, tüm bir evren, tüm bir insanlık benim küçük omuzlarımın üzerindeydi&#8230; Eziliyordum&#8230; Doktor ablalar elimden tuttu, terapiye aldılar. Konuşmaya çalıştım onlarla ama&#8230; Ne kadar konuşabilirdim yahut, nasıl desem&#8230; Anlatmakla anlamak; izlemekle yaşamak arasında derin bir uçurum var&#8230;</p>
<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-14286" title="trea_MINAUTORE_ASSIS_AU_POIGNARD" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/trea_MINAUTORE_ASSIS_AU_POIGNARD.jpg" alt="trea_MINAUTORE_ASSIS_AU_POIGNARD" width="194" height="269" />Benim yaşımdaki diğer çocuklar bana başka gözle bakmasınlar diye adımı değiştirdiler. Hiç değilse onların göz hapsinden kurtulacaktım. Tutundum o yeni hayata, çok çalıştım, çok uğraştım, evet, bir şekilde oldu ve yeniden bağlandım yaşama&#8230; Kitaplara, kelimelere sıkı sıkı sarıldım. En iyi arkadaşım oldu kitaplar ve tek paydaşımdı yazdığım şiirlerdeki satırlar&#8230; Yine de&#8230; ruhum ve bedenim bana ait değilmiş gibi geldi çok uzun zaman. Şimdi şimdi, ruhum ve bedenimin yarısı benim diyebiliyorum.</p>
<p> </p>
<p>Sokakta gördüğüm ayakları tutmayan, gözleri görmeyen, her hangi bir uzvu olmayan özürlü insanlardan çok özür diliyorum ama biliyor musunuz sizlerin yerinde olmak isterdim ben! İsterdim; göğsümü gere gere özrümü taşıyabilmeyi, “ben, bu kadarım, yarım bir insanım!” diyebilmeyi. Çünkü bunda utanılacak, aşağılanacak hiçbir şey yok! Ya benim? Neden 26 adamın yaptığı ayıbın, işlediği suçun,  canavarca, insanlık dışı bir eylemin bedelini ben ödüyorum?</p>
<p> </p>
<p>Adalet yerini bulacaktı. İnanıyordum! Siz, adaleti de mi satın aldınız? Yargıtay 13 yaşında bir çocuğun nasıl kendi rızasıyla böyle bir işkenceyi kabul edebileceğini düşünür ki? Anlamıyorum&#8230; Sizin hak ve hukuk sisteminizin, akli dengenizin yerinde olup olmadığından şüphe ediyorum? Soramıyorum&#8230; Soramıyorum&#8230;</p>
<p> </p>
<p>13 yaşında bir ölüyüm ben&#8230; Önümde koca bir gelecek vardı, onu benden zorla aldınız&#8230; Ben hepinize inat yaşamak istiyorum&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Not:</strong>  Bu yazıyı bu şekilde kaleme almak benim için gerçekten çok zordu. Her ne kadar empati kurmaya çalışsam da N.Ç&#8217;nin yaşadıklarını anlatabilmem mümkün değil biliyorum. Böyle bir davada böyle bir kararı onayan <strong>Türkiye Cumhuriyeti Adalet, Hukuk ve Yargı Sistemi&#8217;ni eshefle kınıyorum!</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Kasım&#8217;11</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>elif eser</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Q2ZAGLX7VC8?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/Q2ZAGLX7VC8?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/11/14/13-yasinda-bir-oluyum-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seninle ben</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/10/31/seninle-ben/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/10/31/seninle-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2011 16:17:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14205</guid>
		<description><![CDATA[
 
Seninle ben konuşamadıklarımız kadar uzaktık
Aramızda dilsizliğin gizemli dehlizleri.
Oysa dokunsak yaralarımıza
Aynı kana verilmişti rengimiz
Ve aynı rüzgarlar savurur küllerimizi…
 
Mutlak ve kesin bir hükümdür bu:
Yağmur yüklü bulutlar ağlamakla mükelleftir;
Ve bizi doğuran bir damla gözyaşıydı…
Seninle ben; hep yalnızlıkları kutsadık;
Ve bir halvet haliydi kimsesiz yolculuklarımız.
Sonra bildik ki;
Yasadışı bir işlemdi ruhumuzda gezinen.
Onun için de hep anarşist kaldık…
Ellerimi üşüten buğulu gözlerindeki hüzündü.
Ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-14206" title="6152900905_e78c3ac93e" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/6152900905_e78c3ac93e.jpg" alt="6152900905_e78c3ac93e" width="500" height="333" /></p>
<p> </p>
<p>Seninle ben konuşamadıklarımız kadar uzaktık<br />
Aramızda dilsizliğin gizemli dehlizleri.<br />
Oysa dokunsak yaralarımıza<br />
Aynı kana verilmişti rengimiz<br />
Ve aynı rüzgarlar savurur küllerimizi…</p>
<p> </p>
<p><span id="more-14205"></span>Mutlak ve kesin bir hükümdür bu:<br />
Yağmur yüklü bulutlar ağlamakla mükelleftir;<br />
Ve bizi doğuran bir damla gözyaşıydı…</p>
<p>Seninle ben; hep yalnızlıkları kutsadık;<br />
Ve bir halvet haliydi kimsesiz yolculuklarımız.<br />
Sonra bildik ki;<br />
Yasadışı bir işlemdi ruhumuzda gezinen.<br />
Onun için de hep anarşist kaldık…</p>
<p>Ellerimi üşüten buğulu gözlerindeki hüzündü.<br />
Ve esmer bir özlemdi ömrümün kıyılarına vuran.<br />
Bilmem kaç kere düşlerimi kırıp parçaladım<br />
Yıllarıma kahreden paslı bir akrebin zehrini kusarak…</p>
<p>Şimdi ezberini bozarak bozgunlara uğrayanınım.<br />
Şimdi kavgalarla barışarak yılmadan koşanınım.<br />
Gel yüzünü düşür düşlerime vuslatı yakın kıl!<br />
Gel gör kelimelerin kifayetsiz çığlığını….</p>
<p> </p>
<p><strong>CAFER DEMİRTAŞ, 29 Ekim 2010, Mersin</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/hi-3KodUcyE?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/hi-3KodUcyE?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/10/31/seninle-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Otobüste bu sabah</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/otobuste-bu-sabah/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/otobuste-bu-sabah/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 17:34:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[fıstıkî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14136</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
Hiç belediye otobüsünde ıslak bir koltuğa oturdunuz da , o  hain ıslaklığı fark eder etmez ayağa fırladıktan sonra, hemen yanındaki koltuğa, münhal durumda olan; “Islak Koltuk Bekçiliği” kadrosuyla tayin oldunuz mu?
Her nekadar insanlara “Islanmış,oturmayın lütfen” demekten yorulmuş olsam da, bu durum bana; “Otobüste Boş Durumda Bulunan Koltuğa Yönelik İnsan Davranışları” konusunda minik bir “doğal gözlem” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-14138" title="4384" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/4384.jpg" alt="4384" width="440" height="262" /></p>
<p> </p>
<p style="text-align: left;">Hiç belediye otobüsünde ıslak bir koltuğa oturdunuz da , o  hain ıslaklığı fark eder etmez ayağa fırladıktan sonra, hemen yanındaki koltuğa, münhal durumda olan; “Islak Koltuk Bekçiliği” kadrosuyla tayin oldunuz mu?<br />
Her nekadar insanlara “Islanmış,oturmayın lütfen” demekten yorulmuş olsam da, bu durum bana; “Otobüste Boş Durumda Bulunan Koltuğa Yönelik İnsan Davranışları” konusunda minik bir “doğal gözlem” imkanı verdi..İşte izlenimlerim ve insan davranış çeşitlemeleri:</p>
<p style="text-align: left;"> </p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-14136"></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>1. Önyargılı ve öfkeli tip:<br />
</em></strong><br />
Otobüse bindiği andan itibaren şahsımla öfkeli bir göz teması kuran , içinden çektiği”la havle” nidasını ve, “yan tarftaki koltuğa kaysan da millet de rahatça otursa be adam!” söylenmesini bakışlarıyla yansıtan abilerim, ablalarım, teyzelerim, amcalarım, size ne diyeyim? Allah aynı duruma düşürmesin..</p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>2. Dalgın ve düşünceli tip:<img class="size-full wp-image-14140 alignright" title="4392(2)" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/43922.jpg" alt="4392(2)" width="262" height="198" /></em></strong></p>
<p style="text-align: left;">Artık kafasının içinde; kız meselesi midir, ödevini yapmadığı için hocadan yiyeceği fırça meselesi midir,”ülen bu gün de matematik sınavı var, zamanı akşam kahvede okeye verdik, hiç çalışmadık” meselesi midir.. ne varsa? Geçiş yolunu kapatmış olmama ve “ıslak kardeşim” uyarıma rağmen, direkt olarak gözü kapalı bir şekilde koltuğa yönelirken ayağıma basan, son anda geçişini kollarımla engelleyebildiğim dalgın öğrenci kardeşim,”Bu kafayla gidersen askere, biraz zor alırsın teskere” haberin olsun..</p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>3. Uyanık ve “senin anan güzel mi” tipi:</em></strong></p>
<p style="text-align: left;">O koltuk orada boşken ve bir sürü insan koridorda ayaktayken durumu bal gibi anladığı halde yanıma kadar gelip ,” abi yana kaysan da biz de otursak “ diyen uyanık tip.. sana verdiğim yanıt yukarıda yazıyor ..</p>
<p style="text-align: left;"><strong><em><img class="alignleft size-full wp-image-14141" title="4382" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/4382.jpg" alt="4382" width="199" height="231" />4. Kararlı ve “Asacaksın Taksim&#8217;in göbeğinde üç kişiyi, bak bakalım terör merör kalıyor mu” tipi:</em></strong></p>
<p>Yanıma kadar gelip,belki yüzüncü kez bıkkın bir şekilde söylemiş olduğum “koltuk ıslanmış&#8221; uyarıma rağmen, illaki o koltuğa oturacağım kararlılığıyla otobüstekilere, koltuğun üzerine sermek için okunmuş gazete soran ve kimseden ses çıkmamasıyla dumura uğrayıp, (sanki kendisinde varmış gibi )”yahu bizim millet de gazete okumaz ki&#8221; diye cık cık! layan beyefendi; otobüse sonradan binen öğrencinin koltuğunun altındaki gazeteye saldırmanızı anlayabiliyorum da, öğrenci kardeşimin: &#8220; henüz okumadım abi..” ifadesiyle gazeteyi vermemesi karşısında, yine cık cık!layarak kendi kendinize,”bunlar da okuyup adam olucaklar” şeklinde söylenmenizi bir türlü anlayamadım..</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>5. Korkak ve utangaç tip:</strong></em></p>
<p style="text-align: left;">En baştan o ıslak koltuğa oturduğu ve poposu ıslandığı için, o sabah giymiş olduğu açık gri pantolunun &#8211; altına çiş yapmış kıvamında- ıslak görüneceğinin, dolayısıyla gideceği yarım saatlik yolculuğun sonuna kadar- belki kurur umuduyla- yerinden kalkmaması gerektiğinin bilincinde olan ama, bir kadının ya da yaşlı birisinin ıslak koltuğa oturmak isteyeceği, “malesef ıslak” uyarısıyla birlikte, o kadının ve-veya yaşlı insanın, kendisi otururken yanında ayakta dikili vaziyette kalacağı düşüncesiyle ödü kopan bendenizin de kulağına küpe olur inşallah da, bir daha oturacağı yeri önceden dikkatlice bakarak seçer..</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="170_big" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/170_big.jpg" alt="170_big" width="252" height="180" /></p>
<p style="text-align: left;">Son olarak; gece otobüsün camını yağmur altında açık unutarak o koltuğun ıslanmasına neden olan şoför kardeşime hürmetlerimi, gayr-ı kabul-ü olarak rücu ederim..</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İsa BATUMLU<br />
11 Ekim 2011-BURSA</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/mNGV-bfHv_8?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/mNGV-bfHv_8?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/otobuste-bu-sabah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elif&#8217;ten Yılmaz Özdil&#8217;e mektup</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/eliften-yilmaz-ozdile-mektup/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/eliften-yilmaz-ozdile-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 09:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=14131</guid>
		<description><![CDATA[
 
Merhaba Sayın Özdil, 
 
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.
 
Tarih : 06 Ekim 2011
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul
Saat : Geceyarısı 01.30 suları
 
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-14132" title="police-brutality-clip-art" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/police-brutality-clip-art.jpg" alt="police-brutality-clip-art" width="425" height="286" /></p>
<p> </p>
<p>Merhaba Sayın Özdil, <br />
 <br />
Sözü hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum. Şimdi aşağıda anlatacağım olay, bizzat gece yarısı şahit olduğum ve hala etkisinden kurtulamadığım bir konudur ki altının çizilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.<br />
 <br />
Tarih : 06 Ekim 2011<br />
Yer : Kartaltepe Mah. – Bayrampaşa / İstanbul<br />
Saat : Geceyarısı 01.30 suları<br />
 <br />
Burası huzurlu ve sakin bir mahalle. Komşulukları uzun yıllara dayanır. Bitişik nizam apartmanlarda yaşayanların çoğu birbirini en az 20 yıldır tanır.</p>
<p><span id="more-14131"></span> Sinan, Cemil ve Akın&#8230; Yaşları 28 ilâ 30 arasında üç genç adam. Aynı sokakta, karşılıklı ve yan yana binalarda oturuyorlar. Muhtemel iş çıkışı uğradıkları mahalle kahvehanesinden geliyorlar. Kendi halinde, işinde gücünde insanlar üçü de. Cemil ve Akın içeri girince Sinan anahtarı olmadığını fark ediyor ve evinin önünde cep telefonuyla annesini aramak istiyor. Ne oluyorsa o sırada oluyor. Yanına yaklaşan 4 Çevik Kuvvet Polisi (!) Sinan&#8217;a &#8220;ver o telefonu, kimden çaldın sen onu?&#8221; diye küfürler ederek üzerine yürüyor. Sinan &#8220;kimseden çalmadım, anahtarım yok annemi arayacağım, burası benim evim.&#8221; diyor. Polisler tartaklamaya başlayınca anne ve babasına sesini duyurmak için bağırıyor.<br />
 <br />
O sırada evlerine henüz girmiş olan Cemil ve Akın Sinan&#8217;ın sesini duyup girdikleri gibi dışarı çıkıyor. Sinan’a zorla kelepçe takarak apartmanlardan birinin duvar dibine sıkıştırıp coplarla dövmeye başlayan polislerden arkadaşlarını kurtarmak istiyorlar.. 4 polis, 3 savunmasız sivile karşı!  Ve arbede başlıyor.<br />
 <br />
Olay bununla kalmıyor. Çevik Kuvvet Polislerimizden birisi hemen diğer ekiplere telsizle anons geçiyor &#8220;yetişin bizi öldürüyorlar!&#8221; (???) Mahalle sakinleri gece yarısı uykularından bağırma seslerine uyanıyor ve sokak bir anda en az 40 (bu sayı fazla da olabilir ama kesinlikle daha az değildi) kadar polisle doluyor ve 3 kardeşimize karşılık 40 polis insanlık dışı bir eylemle saldırıya geçiyor. Havaya ateş ediyorlar!<br />
 <br />
Havaya ateş ediyorlar Yılmaz Bey! Bitişik nizam apartmanlarda dairelerin her birinden olayın şokuyla donmuş insanlar bakıyor! Silah sesiyle neye uğradığımızı anlayamadan pencerelere fırlıyoruz görebildiğimiz kanlar içinde biri, kendisine saldırmış 20 polisle mücadele ediyor. Diğerleri başka apartman diplerinde aynı kargaşayı yaşıyor! Ve silah sesi yankılanıyor! Bina merdivenleri, duvarları kan-revan içinde!<br />
 <br />
Olay durmak bilmiyor&#8230; Anneler ağlıyor. Çocukların ailelerinin yüzlerine biber gazı sıkılıyor. Akın’ın abisi ve Cemil&#8217;in erkek kardeşi “Abi durun yapmayın, önce bir olayı anlayın” dediği için yere yatırılıp coplanıyor. Keza Akın’ın annesi de aynı şekilde ağır cop darbesi alıyor.<br />
 <br />
Saat 03.00 sularında zorla ekip araçlarına bindirilen bu insanlar (ve olaya karışan yakınları) en yakın polis karakoluna götürülüyor. Sinan’ın bu sabah çıkan hastane raporuna göre; Akciğer ve Karaciğerinde iç kanama olduğu tespit ediliyor. Cemil en çok yüzüne darbe almış! (Bütün gece o halde nezarette tutuluyorlar.) Hepsinin ellerinde raporları var.<br />
 <br />
Aileler başta 4 polis ve olaya karışan diğerleri hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Polislerin savunması şu “biz o çocuğu terörist sanmıştık.” Bizim oturduğumuz bölge Rumeli göçmenlerinin ağırlıklı olduğu bir yerdir. Ve yanı sıra İç Anadolu’dan göç almıştır. Burası kendi halinde bir semttir, terör bölgesi değil! Kaldı ki sarışın, mavi gözlü, eli yüzü düzgün kendi halinde birini cebinden cep telefonunu çıkarttı diye küfürle üzerine yürüyemezsin! Arkasından ikinci savunmaları daha da içler acısı “Bütün bir mahalle bizi dövdü, üzerimize saldırdı.” ??? Öyle ise sizin hastane raporlarınız, aldığınız darbeler neden ortalıkta yok? 40-50 kadar polis vardı Yılmaz Bey! Ve 3 gencin aileleri toplasanız 10 kişi etmezler&#8230; Çünkü silah sesinin korkusundan ve ortalığa sıkılan biber gazından kimse yerinden kıpırdayamadı! Evlerimizin içinde yerlere yattık! Olay yerinde 18 boş mermi kovanı bulundu. (Bu arada sıkılan mermi sayısı 20&#8242;den fazlaydı!)Yanılmıyorsam bir olay sırasında polis iki kez uyarı ateşi etmenin dışında kimseye silah çekemez ve ateş edemez! Yanılsam bile o boş kovanların balistik raporlarının da alınması gerekir!!<br />
 <br />
Bu minvalde polis teşkilatının hepsine elbette mâl edemem bu konuyu. Fakat merak ediyorum; Akademi’de veya açılan sınavlar sonrasında aldıkları eğitimlerde bu arkadaşlarımıza ne öğretiliyor? Çevik Kuvvet Polisi böyle bir durumda sokaktaki herhangi birine müdahale edebilir mi? Merak ediyorum!<br />
 <br />
Ben 37 yaşındayım; dün gece 4.üncü kattaki evimden gördüklerim beni ve ailemi ve bütün bir mahalleyi dehşete düşürdü. 80 darbesi sırasında yaşananlar geldi aklıma –ki küçüktüm o zamanlar- 1980 yılından beri değişen hiçbir şey olmadı mı? Merak ediyorum! Saat kaç olursa olsun, evine gitmek isteyen birine yapılan muamele bu mudur? Merak ediyorum! Bu ülkede polise de güvenmeyeceksem kime güveneceğim Yılmaz Bey? Ben bir kız çocuk annesiyim, ona hangi değerleri öğreteceğim? Ve daha yüzlerce soru sorabilirim size bununla ilgili ve eminim siz de soruyorsunuz kendinize.<br />
 <br />
Bu olayın üzerinin kapatılmasını kesinlikle ve kesinlikle istemiyoruz. İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğunu düşünmesin hiç kimse! Gerekirse İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidileceğini belirtirim. Yeter ki suçlular (sıfatları ve yaptıkları iş ne olursa olsun) hak ettikleri cezayı bulsun. Aileler işin peşini bırakmayacaklarını söylediklerinde dört arkadaşlarını korumak isteyen amirleri &#8220;şikayetçi olmayın, gelin bu işin orta yolunu bulalım&#8221; demiştir (!)<br />
 <br />
Saygılar sunar, size ve Türk Halkına huzurlu, emniyetli günler dilerim.<br />
 <br />
<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Elif Eser<br />
</strong><strong>7 Ekim 2011, İstanbul</strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/mIhNaO3Yp9E?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/v/mIhNaO3Yp9E?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/10/11/eliften-yilmaz-ozdile-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amaçsız Kurbağa</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/09/08/amacsiz-kurbaga/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/09/08/amacsiz-kurbaga/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 00:21:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13953</guid>
		<description><![CDATA[ 
Biz biliyorduk aslında&#8230; On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da&#8230; Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa&#8230;” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img class="size-full wp-image-13965 alignleft" title="body8130URPmAGQbxhNIiQn" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/body8130URPmAGQbxhNIiQn.jpg" alt="body8130URPmAGQbxhNIiQn" width="243" height="214" /></p>
<p>Biz biliyorduk aslında&#8230; On yıl kadar önce. Kendi aramızda evlerde toplanıp konuşuyorduk. Meydanlarda bağıracak cesaretimiz olmadığından mıydı acaba duvarlar arasında konuşmamız? Şimdi düşünüyorum da&#8230; Yanıtsızım. İşte yine öyle bir akşam, bir arkadaşımız “Kurbağa Teorisi” dedi sakince. “Kurbağaları toplayıp içi kaynayan bir suyun içine atarsanız, panikle sudan kaçmaya çalışırlar. Amaa&#8230;” biliyorduk lafın nereye varacağını ya, devam etmesini bekledik, gözlerimiz ellerimizde, masadaki bardakta, yani başka yerlerde&#8230; “Eğer kurbağaları alışık oldukları ısıda su dolu bir kaba koyar, altına da kısık ateşi verirseniz&#8230; Ne olduklarını anlayamadan haşlanırlar.”</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13953"></span>Sonrasında hep izledik. Nasıl şahane haşlanmaya başladığımızı. Daha önce de izlemiştik. Darbeleri, asılan gençleri, kaosları&#8230; İzlemeyi seven bir milletiz sanırım biz. Doğruyu söyleyen birileri çıkınca da; gözlerimizi nerelere devşireceğimizi bilemeyiz. </p>
<p>Bayramın ilk günü, Ramazan ayının rehavetinden silkelenmek için “hadi yürü Beyoğlu’na gidelim” dedim kızıma bir heves. Burada doğdum, burada yetiştim; İstanbul’un bilmediğim köşeleri belki hala var ama, ne olursa olsun, en nefret ettiğimi söylediğim zamanlarda bile sevdim Beyoğlu’nu. İstiklal Caddesi; kimilerine göre bu şehrin kalbi. Bana göre ağzı. Her şeyi yutabilen kocaman bir ağız. Bu şehrin bu kadar kozmopolit, bu denli çeşni ile dolu olmasının nedenlerinden birisi de, İstiklal Caddesi. Kocaman bir panayır yeri. Ruh haliniz nasılsa; öyle gördüğünüz/göründüğünüz, kendinizi kasmadan umarsızca yürüdüğünüz, her nevi ürün, her çeşit insanın gelip geçtiği, oturup eğleştiği, dünyada başka hiçbir büyük kentte rastlanmayan günün 24 saati ayakta belki de tek caddesi. (Başka ülkelerin başka caddelerini bilmiyorum henüz. Bu yüzden başkalarının yalancısıyım.) Seviyorum anılarımın biriktiği bu yeri.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13967" title="grenouille-ea033" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/grenouille-ea033-150x108.png" alt="grenouille-ea033" width="150" height="108" />Bu düşünceler eşliğinde, meydandan pür neşe konuşarak caddeye girdik kızımla. Yürüyemedik ama. Bir yerlerde oturup bir şeyler içemedik. Dahası, oradan nasıl kaçacağımızı bilemedik. İlk defa. Bu yaşımda ilk defa. Pera; yoğun bakım ünitesindeki şuursuz bir hasta. </p>
<p>Kültür seviyesi taban seviyede olan bir ülkeyiz biz. Kim ne derse desin o akşam yaşadıklarımızdan sonra aksini söyleyemez bana. Bu ülke; başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir ve Antalya gibi diğer büyük şehirlerden ibaret değil yalnızca elbette biliyoruz. Buna rağmen bilmekle yaşamak arasındaki korkunç ayrımla bir kez daha yüzleştim o akşam. “Bu kadar mı kötüyüz?” dedim. “Bu kadar mı cahil, yobaz, seviyesiz?”</p>
<p>Eğer biraz daha kalsaydık canım efendim İstiklal Caddesi’nde; İstanbul’un elit, entelektüel, kendini bilen kesiminin tatil için yazlık beldelere çoktan kaçtığı boşluklarını doldurmak adına ortalığa dökülen cehaletin tacizine uğrayacaktık.</p>
<p><img class="alignright size-thumbnail wp-image-13968" title="cuire-grenouille-2" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/cuire-grenouille-2-124x150.jpg" alt="cuire-grenouille-2" width="124" height="150" /> “Ramazan dolayısıyla (!)” masaları kaldırılan (?) Asmalımescit’te periler cirit atıyordu. Oysa biz, Ramazan’ın kış aylarına denk geldiği ve yılbaşı kutlamalarının yapılacağı sırada “kendinizi bildikten sonra sahur vaktine kadar alkol almanın sakıncası yoktur.” diye fetvaların verildiği zamanları da biliyorduk! -İlk ısınma aşamalarımızdı o zamanlar.-  Biz, ne zaman Müslümanlığın kör gözüm parmağına sokulduğu bir ülke olmuştuk? Laiklik bir yerlerde perilerle ip atlıyordu sanırım. Cumhuriyet’i göremedim, nerede olduğuna dair bilgim yazık ki yok. Şaşkın değildim. Hayal kırıklığı değildi üzerimdeki. Kafatasımı çatlatırcasına idrak etmeye çalışıyorum yalnızca. Ve bakıyorum. Öylece bakıyorum. Bir kısmımız gibi (ne de olsa azınlıktayız artık.) </p>
<p>Kızımla ikimiz, yüzümüz eciş bücüş, korkulu gözlerle; sağımızdan solumuzdan geçerken sürtünmeye çalışan, laf atan, salyaları akan bu kendini bilmez çöplüğün içinden nasıl kaçacağımızı bilemedik. Teori çoktan gerçekleşmişti; fokur fokur ne güzel de kaynıyoruz!</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13969" title="grenouille-k" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/grenouille-k-150x118.gif" alt="grenouille-k" width="150" height="118" />Ve bittabi izliyoruz. Yılgın, bitkin, yorgun, dermansız, en çok da umutsuz bir izleme bizimki. Okyanuslar ötesinden işbirliği yaptığı devlette yüksek güvenlik çemberleri içinde yaşadığı söylenen bir adamın; bizi oradan takip ederek ve direktiflerini başımızdakilere yağdırarak “oldu bunlar oldu” deyip ne zaman o ülkeye süslü porselenler içinde servis edeceğini bekliyoruz. </p>
<p>Benim on yıl önce başa geçmiş bu adamlara söyleyecek sözüm yok. Onlar planlarını acele etmeden, sakince, sabırla uyguladılar. Ben; hakkını savunmayan, hakkını aramayan, kendini kurbağa gibi üç kuruşa kendi iradesiyle ve yazık ki cehaletiyle o kazana atan koca bir millete ne söyleyebilirim, ne anlatabilirim, onun derdindeyim. </p>
<p>Bir vatan nasıl bölünüyor, bir millet nasıl yok oluyor, nasıl yabancılaştırılıyor hep birlikte izlemeye devam edelim; “Nassıl diyör siz başka ülkedakilar?” “Cooming Soon.”“Hah okay, tam oyle! Cooming Soon.” </p>
<p> </p>
<p><strong>Eylül/2011 elif eser</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bindik bir alamete/Cem Karaca<br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjEyMzIxMzY0IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjEyMzIxMzY0LTdlMyI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTg3ODY1MCI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMTU0NDA0Mzk7fQ==&amp;autoplay=default" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjEyMzIxMzY0IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjEyMzIxMzY0LTdlMyI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTg3ODY1MCI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMTU0NDA0Mzk7fQ==&amp;autoplay=default" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" wmode="transparent"></embed></object></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-13970" title="1210201016144220831073" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/1210201016144220831073.jpg" alt="1210201016144220831073" width="450" height="575" /> </p>
<p><em>&#8230; vee  şimdi o kız pişmekte!&#8230; Tıpkı &#8220;kısık ateşte pişirilen&#8221; birçok diğerleri gibi üniversitelerde, parklarda, sokaklarda, pahalı ciplerde arz-ı endam ediyor, bugün yavaş yavaş gevşetilip uyuşturulan bir toplumun yakın bir gelecekte &#8220;harlı ateş&#8221;lerde nasıl yok olacağının ayırdına varamıyor  !   (ZA)</em><em> </em></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="343" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/EgMt9KU2NQo?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="343" height="300" src="http://www.youtube.com/v/EgMt9KU2NQo?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p>&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/09/08/amacsiz-kurbaga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış&#8217;ın resmi&#8230;</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/09/01/barisin-resmi/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/09/01/barisin-resmi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 22:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[tali sorek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=8237</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Bir kutu boyam vardı 
Parlak, güzel, göz alıcı
Bir kutu boya 
Soğuk renkler, sıcak renkler
Yaralıların kanını boyamaya kırmızım yok 
 Öksüzün yasını belirtmeye siyah 
Sarı yok ezilmiş kumları renklendirmeye 
Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye
portakal rengi boyam var 
Yapraklar, tomurcuklar için yeşilim var 
Düşler için pembem var 
Oturdum çizdim ben de &#8216;BARIŞ&#8217;ın resmini.&#8221;
(Filistinli Tali SOREK, 1988&#8242;de, 13 yaşında bir çocukken yazmış bu şiiri.)
 

For Peace- Tali Sorek
I [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/PACE.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8238" title="PACE!" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/PACE.jpg" alt="PACE!" width="280" height="209" /></a></p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Bir kutu boyam vardı <br />
Parlak, güzel, göz alıcı<br />
Bir kutu boya <br />
Soğuk renkler, sıcak renkler<br />
Yaralıların kanını boyamaya <span style="color: #ff0000;">kırmızım</span> yok <br />
 Öksüzün yasını belirtmeye <strong>siyah </strong><br />
<span style="color: #ff9900;">Sarı</span> yok ezilmiş kumları renklendirmeye <br />
Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye<br />
<span style="color: #ff6600;">portakal rengi </span>boyam var <br />
Yapraklar, tomurcuklar için <span style="color: #008000;">yeşilim</span> var <br />
Düşler için<span style="color: #ff00ff;"> pembem</span> var <br />
Oturdum çizdim ben de <strong><em>&#8216;<span style="color: #ff6600;">B</span><span style="color: #339966;">A</span><span style="color: #ff99cc;">R</span><span style="color: #ff00ff;">I</span><span style="color: #99cc00;">Ş&#8217;</span></em></strong>ın resmini.&#8221;</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>(Filistinli Tali SOREK, 1988&#8242;de, 13 yaşında bir çocukken yazmış bu şiiri.)</strong></em></p>
<p> </p>
<p><span id="more-8237"></span></p>
<p><strong><em>For Peace- Tali Sorek</em></strong></p>
<p>I had a box of colours<br />
Shining bright and bold.<br />
I had a box of colours,<br />
Some warm, some very cold.<br />
I had no red for the blood of wounds.<br />
I had no black for the orphans&#8217; grief.<br />
I had no white for dead faces and hands.<br />
I had no yellow for burning sands.<br />
But I had orange for the joy of life,<br />
And I had green for buds and nests.<br />
I had blue for bright, clear skies.<br />
I had pink for dreams and rest.<br />
I sat down and painted Peace.</p>
<p>&#8230;<br />
<em><strong>Written by Tali Sorek when she was aged 13, Beersheeba, Israel</strong></em></p>
<p><em>***</em><br />
Avevo una scatola di colori<br />
brillanti, decisi, vivi,<br />
avevo una scatola di colori,<br />
alcuni caldi, alcuni molto freddi.<br />
Non avevo il rosso sangue dei feriti,<br />
non avevo il nero per il pianto degli orfani,<br />
non avevo il bianco per le mani ed i volti dei morti,<br />
non avevo il giallo per le sabbie ardenti:<br />
non avevo l&#8217;arancio per la gioia della vita<br />
ed il verde per i germogli ed i nidi,<br />
ed il celeste dei chiari cieli splendenti,<br />
ed il rose per i sogni e il riposo.<br />
Mi sono seduta<br />
e ho dipinto<br />
la pace.</p>
<p><strong>Tali Sorek</strong></p>
<p><strong>***</strong> </p>
<p>Ζωγράφησα την ΕΙΡΗΝΗ<br />
Είχα ένα κουτί με χρώματα<br />
φωτεινά, δυνατά, ζοηρά..<br />
Είχα ένα κουτί με χρώματα<br />
κάποια ήταν ζεστά και άλλα πιό κρύα<br />
Δεν είχα κόκκινο, για τ&#8217;ανθρώπου τις πληγές.<br />
Δεν είχα μαύρο για των ορφανών το δάκρυ..<br />
Δεν είχα άσπρο για τα χέρια<br />
και τα πρόσωπα των νεκρών.<br />
Δεν είχα κίτρινο για την καυτή άμμο.<br />
Αλλά είχα πορτοκαλί για της Ζωής την χαρά..<br />
και πράσινο για τους βλαστούς και τις φωλιές..<br />
και γαλάζιο για τον καθαρό φωτεινό ουρανό..<br />
και ροζ για το όνειρο και την ξεκούραση.<br />
Μ&#8217;αυτά κάθησα και ζωγράφησα την ΕΙΡΗΝΗ</p>
<p><strong>Tali Sorek <br />
</strong><br />
 </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/Gabbiani-alAlba.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-8243" title="Gabbiani al'Alba" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/Gabbiani-alAlba.jpg" alt="Gabbiani al'Alba" width="510" height="154" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Albeniz- Asturias<br />
<object id="divplaylist" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="335" height="28" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11549551-249" /><param name="name" value="divplaylist" /><embed id="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" width="335" height="28" src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11549551-249" name="divplaylist"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/09/01/barisin-resmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ha-ram-azan</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/ha-ram-azan/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/ha-ram-azan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 19:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13875</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
- Alo, polis karakolu mu ?
Bir erkek sesi yanıtladı :
- Evet bayan, ne istemiştiniz ?
Kadın, telefonda fısıldadı :
- Lütfen din polisini bağlar mısınız ?
 
- Ayrılmayın bayan.
Telefonda bekleme müziği yerine geçen bir iki dakikalık Kuran dinletisinin ardından, biri telefona cevap verdi :
- Buyrun&#8230; Din polisi. Bir sorun mu var ?
Kadın anlattı :
- Ben, 4. Sokakta, Özgürlük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-13876" title="iftar_menu" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/iftar_menu.jpg" alt="iftar_menu" width="342" height="432" /></p>
<p> </p>
<p>- Alo, polis karakolu mu ?</p>
<p>Bir erkek sesi yanıtladı :</p>
<p>- Evet bayan, ne istemiştiniz ?</p>
<p>Kadın, telefonda fısıldadı :</p>
<p>- Lütfen din polisini bağlar mısınız ?</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13875"></span>- Ayrılmayın bayan.</p>
<p>Telefonda bekleme müziği yerine geçen bir iki dakikalık Kuran dinletisinin ardından, biri telefona cevap verdi :</p>
<p>- Buyrun&#8230; Din polisi. Bir sorun mu var ?</p>
<p>Kadın anlattı :</p>
<p>- Ben, 4. Sokakta, Özgürlük Apartmanında oturuyorum. Komşumun düdüklü tenceresi tıngırdıyor. Kadın, mübarek ramazanda yemek yapıyor.</p>
<p>- Yemek yaptığını nereden biliyorsunuz ?</p>
<p>- Söyledim ya size, tenceresi tıngırdıyor&#8230; Ekmek almış, süt almış, yoğurt almış. Gördüm valla&#8230; Saate bakar mısınız ? Saat sabahın on buçuğu daha !</p>
<p>- Adresinizi verir misiniz ? Bu ahlaklı hareketinizden dolayı Allah sizden razı olsun.</p>
<p>- Yazın adresimi. 4. Sokak, Özgürlük Apartmanı, Daire 6. Ama tencere, 5 numarada tıngırdıyor.</p>
<p>- Yazdım, sağ olun.</p>
<p>Polis komiseri, telefondaki kadının söylediklerini araştırmak üzere bir müfettişle iki polis memuru yolladı. Din Polisinin aracı apartmanın önünde durdu. Arabadan sadece müfettiş indi, güvenlik kulübesine doğru yöneldi. Güvenlik görevlisi Azouz, oturduğu taburede tek gözüyle uyuyor, ötekiyle apartmana girip çıkanı denetliyordu. Bir yandan kendisine doğru gelen adamın niyetini anlamaya çalışırken, öte yandan, adamı hiç de önemsemiyormuş gibi görünüyordu. Ama gelenin niyetinin ne olduğunu anlamasına fırsat kalmadı. Polis kendini tanıtır tanıtmaz Azouz taburesinden fırladı, uykusu iyice dağıldı&#8230; Gözlerini ve kulaklarını iyice açtı.</p>
<p>- 5 numarada kim oturuyor ?</p>
<p>- Genç bir çift oturuyor komiserim.</p>
<p>- Evliler mi ? Çocukları var mı ?</p>
<p>- Bir erkek çocukları var.</p>
<p>- Ne iş yaparlar bunlar ?</p>
<p>- Adam, bir şirkette muhasebeci; karısı da garajda çalışıyor.</p>
<p>Müfettiş şaşırdı, güvenlikçinin cevabını düzeltti :</p>
<p>- Tam tersini mi söylemek istedin ?</p>
<p>- Hayır komiserim, olanı söyledim.</p>
<p>- Nasıl insanlar bunlar ?</p>
<p>- Kadın tesettürlü, kocası değil.</p>
<p>- Kocası değil de ne demek ? Nasıl yani ? diye sordu polis hiçbir şey anlamadan.</p>
<p>Azouz kendini toparladı ve düşüncesini açıkladı :</p>
<p>- Kocası sakallı değil !</p>
<p>- Köse mi yoksa okunmuş sakalla dolaşmayı mı reddediyor ?</p>
<p>Azouz, bu konuda kesin bir bilgisi olmadığından, o anda aklına ilk gelen yalanı savurdu :</p>
<p>- Komiserim, adamın bir deri hastalığı var herhalde&#8230; Başka ne olabilir ki ? Zararsız insanlara benziyorlar.</p>
<p>Müfettiş, kafasını kaşıyıp şöyle bir düşündü; bir deri hastalığı yüzünden mübarek ramazanda oruç tutmamak olur muydu yani ? Bunu müftü-komisere danışacaktı. Yanında getirdiği iki polis memurunu çağırdı ve Azouz’dan, üçüncü kata kadar kendileriyle birlikte gelmesini istedi. Asansör durduğunda, asansörden ilk olarak güvenlik görevlisi çıktı ve otomat düğmesine bastı. Koridorun ışığı, bir süre için yandı. Müfettiş, yanındakilere, sessiz olmalarını işaret etti. Kuşku uyandıran bir gürültü işitmek, ya da bir koku duymak için kulaklarını dikti, havayı kokladı, ama hiçbir şey işitmedi, hiçbir koku da gelmedi burnuna. Geç kalmışlardı, tencere artık tıngırdamıyordu, yemek kokusu da dağılmıştı. Bir an için düşündü, sonra 5 numaralı dairenin zilini çalmaya karar verdi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-13878" title="turban" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/turban1.jpg" alt="turban" width="284" height="224" />Genç bir kadın açtı kapıyı. Müfettiş sordu :</p>
<p>- Ahlaklı insanlar bize düdüklü tencerenizin tıngırdadığını ve düdüğünün öttüğünü haber verdiler, doğru mu ?</p>
<p>- Evet müfettiş bey, dünyadaki bütün düdüklü tencereler gibi&#8230;</p>
<p>- Peki bu tencerenin içinde ne pişirdiniz, söyleyin bakalım !</p>
<p>- Öğle yemeğimizi&#8230;</p>
<p>- Peki, siz mübarek ramazanda yemek yemenin yasak olduğunu bilmiyor musunuz ?</p>
<p>- Benim küçük bir çocuğum var, kocam da hasta. Doktor, kocama yemek yemesi için izin verdi&#8230;</p>
<p>- Doktor, kocanızın hastalığını kanıtlayan bir belgeyle, ramazanda yemek yemesinde bir sakınca olmadığını kanıtlayan bir rapor verdi mi peki ?</p>
<p>- Hayır, ama kocam ilaç kullanıyor, reçetesi var ilaçlarının. Hemen gidip getirebilirim.</p>
<p>Kadın içeri girdi, elinde şurup şişeleri ve ilaç kutularıyla dolu plastik bir poşetle geri geldi.</p>
<p>- Bakın, dedi.</p>
<p>- Bunlar yeterli kanıt değil. Kocanız nerede ? Söylediklerinizin doğru olup olmadığını anlamak için onu doktora götürmemiz gerekiyor.</p>
<p>- İş yerinde&#8230;</p>
<p>- Komşularınızın dinî duygularına birazcık saygınız olsaydı yemeğinizi düdüklü tencerede pişirmek yerine, daha sessiz bir tencerede pişirirdiniz&#8230;</p>
<p>- Ee, herhalde ben de hastayım müfettiş bey, şimdi doktora sorsanız, nereden bilecek bunu !</p>
<p>- Vay vay ! Demek üçünüz de oruç yiyorsunuz ramazanda ?</p>
<p>Müfettiş, kadını tutukladı, kocasını da iş yerinden alıp her ikisine soruşturma açtı. Müftü-komiser iki zanlıyı soruşturmaya aldığı sırada, baş komiser okul müdürünü çağırdı ve bu çiftin çocuklarının hangi sınıfta olduğunu sordu.</p>
<p>Saat on altıda, Kuran okuma, okulun bahçesinde topluca namaz kılma, ulusal marş ve bayrağı selamlama işi sona erince müdür, bazı öğrencileri odasına çağırdı. Çocuklar, sıraya girip odanın kapısına gittiler. Müdür, öğrencileri teker teker odasına aldı. Sırası geldiğinde öğrenci kapıyı çaldı, “gir” komutunu duyuncaya kadar bekledi. İçeri girdiğinde, kendini kocaman bir çalışma masasının arkasında çalım satan gözlüklünün karşısında buldu.</p>
<p>- Nerede oturuyorsun sen ?</p>
<p>- 4. Sokak, Özgürlük Apartmanı, 5 numaralı dairede.</p>
<p>- Annen baban ne yapıyorlar ?</p>
<p>- İbadet ediyorlar, efendim.</p>
<p>- Hayır, bir işte çalışıyorlar mı diye sordum.</p>
<p>- Evet, Allah için ve vatan için çalışıyorlar.</p>
<p>- Saat kaçta yemek yiyorsunuz siz ?</p>
<p>- Yemek hazır olunca, efendim.</p>
<p>- Ramazanda oruç tutuyor musunuz peki ?</p>
<p>- Evet efendim, bütün ramazan boyunca&#8230; Pazartesi ve perşembe günleri&#8230; ayrıca diğer bütün mübarek günlerde&#8230;</p>
<p>- Kim öğretti sana bu cevapları vermeyi ? diye sordu müdür.</p>
<p>- Annem öğretti, efendim.<br />
<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Moha SOUAG</strong><strong><br />
</strong><strong><strong>Çeviri: Zelin Artuğ (Eylül 2008)</strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Nz4MWf_ycd4?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="345" src="http://www.youtube.com/v/Nz4MWf_ycd4?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/ha-ram-azan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RAME ADAM</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/rame-adam/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/rame-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 17:55:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[gümüşî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[zifirî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13864</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
-Allo, c’est le commissariat ?
Une voix d’homme répondit :
-Oui, madame, que puis-je faire pour vous ?
La voix de la femme chuchota dans le combiné :
-Passez moi la Police Religieuse, s’il vous plaît.
 
-Ne coupez pas, madame.
Quelques secondes après une lecture de Coran d’attente, une voix surgit du téléphone :
-Oui, je vous écoute. Ici ; Police Religieuse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-13867" title="5053830672_21906d0b99" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/5053830672_21906d0b99.jpg" alt="5053830672_21906d0b99" width="500" height="332" /></p>
<p> </p>
<p>-Allo, c’est le commissariat ?</p>
<p>Une voix d’homme répondit :<br />
-Oui, madame, que puis-je faire pour vous ?</p>
<p>La voix de la femme chuchota dans le combiné :<br />
-Passez moi la Police Religieuse, s’il vous plaît.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-13864"></span>-Ne coupez pas, madame.</p>
<p>Quelques secondes après une lecture de Coran d’attente, une voix surgit du téléphone :<br />
-Oui, je vous écoute. Ici ; Police Religieuse à votre service.</p>
<p>La dame dit :<br />
-J’habite, immeuble de la Liberté, rue n°4 et j’entends une cocotte chuinter chez ma voisine. Elle prépare à manger pendant le mois sacré de ramadan.</p>
<p>-Et comment savez vous qu’elle prépare à manger ?</p>
<p>-J’entends la cocotte chuinter, vous dis-je et je l’ai vue acheter du pain, du lait et des yaourts ; regardez l’heure qu’il est, il n’est que dix heures trente du matin.</p>
<p>-Donnez-moi votre adresse s’il vous plaît ! Dieu vous récompensera pour votre noble geste.</p>
<p>-Ecrivez. Immeuble de la Liberté, appartement n°6, Rue n°4…Mais la cocotte, c’est l’appartement n°5.</p>
<p>-C’est bien noté, madame, merci.</p>
<p>Le commissaire envoya un inspecteur et deux agents en tenue pour vérifier les dires de son interlocutrice. La voiture de la P.R. s’arrêta devant l’immeuble, l’inspecteur descendit seul et se dirigea vers la conciergerie. Azouz, le gardien, somnolait d’un seul œil sur son tabouret et surveillait de l’autre œil les entrées et sorties de l’immeuble. Il fit semblant de n’accorder aucun intérêt au visiteur qui  s’avançait vers lui en attendant de lire ses intentions. Mais celui-ci ne lui laissa pas le temps de terminer sa lecture ; quand le policier se présenta, Azouz s’éjecta de son tabouret et de son sommeil et ouvrit bien grands ses deux yeux et ses deux oreilles.<br />
  <br />
- Qui habite au n°5 ?<br />
  <br />
- Un jeune couple, monsieur le commissaire.</p>
<p>- Mariés ? Des enfants ?</p>
<p>- Un garçon.</p>
<p>- Que font-ils dans la vie ?</p>
<p>- Lui, comptable dans une société ; elle, mécanicien dans un garage.</p>
<p>L’inspecteur surpris rectifia la réponse du concierge.<br />
- Tu veux dire l’inverse ?</p>
<p>- Non, monsieur le commissaire, c’est ce qu’il y a !</p>
<p>-Mœurs ?</p>
<p>- La femme porte le hijab ; le mari, non.</p>
<p>- Quoi, le mari, non ? »  demanda le policier qui ne comprenait pas.</p>
<p>Azouz se ressaisit et précisa sa pensée :<br />
- Le mari ne porte pas la barbe !</p>
<p>- Il est imberbe ou refuse-t-il de porter la barbe rituelle ?</p>
<p>Azouz  avait peur de dire qu’il n’en savait strictement rien, avança au hasard la réponse qui lui vint à l’esprit:<br />
- Il a une maladie de la peau, monsieur le commissaire&#8230;Mais à part cela rien à signaler. Ils paraissent irréprochables.</p>
<p>L’inspecteur se demanda, en se grattant la tête, si une maladie de la peau justifiait le droit de manger pendant le sacré mois de ramadan. Il allait en referer au commissaire-mufti. Il appela les deux agents qui l’accompagnaient et demanda à Azouz de les conduire au troisième étage. Quand l’ascenseur se fut immobilisé, le gardien sortit le premier et appuya sur le minuteur. Le couloir s’éclaira un moment. L’inspecteur fit signe à ses compagnons de se taire. Il dressa l’oreille et se mit à renifler pour capter une odeur ou un bruit suspects mais il n’entendit ni ne sentit rien. Il était arrivé trop tard, la cocotte s’était tue et ses effluves refroidis. Après un moment de réflexion, il se décida à sonner à la porte de l’appartement n°5.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-13868" title="167484" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/167484.jpg" alt="167484" width="246" height="157" /> Une jeune femme ouvrit et l’inspecteur lui dit :</p>
<p>- Madame, des bienfaiteurs nous ont signalés que votre cocotte chuinte et siffle… ?</p>
<p>- Oui, monsieur l’inspecteur, comme toutes les cocottes du monde.</p>
<p>- Et qu’est-ce que vous préparer dans cette cocotte, s’il vous plaît ?</p>
<p>- Le déjeuner de ma famille.</p>
<p>- Mais madame vous savez bien qu’il est interdit de manger pendant le mois sacré de ramadan ! </p>
<p>- Monsieur, j’ai un enfant en bas âge et mon mari est malade. Le médecin lui a permis de manger…</p>
<p>-Est-ce qu’il lui a donné un certificat médical attestant de sa maladie et lui permettant de manger pendant le ramadan ?</p>
<p>- Non, mais il prend des médicaments et il a une ordonnance. Je vais vous chercher tout cela…</p>
<p>Elle rentra chez elle puis revint avec un grand sac en plastique plein de fioles et de boîtes.<br />
- Regardez ! » dit-elle.</p>
<p>- Ce n’est pas suffisant, madame. Où est votre mari ? On va le conduire chez le médecin pour vérifier tout cela.</p>
<p>- Il est au travail…</p>
<p>- Madame, vous auriez dû utiliser une marmite silencieuse au lieu de cette cocotte bruyante par respect aux sentiments religieux de vos voisins…</p>
<p>- De toute façon, monsieur l’inspecteur, moi aussi je suis malade et ce n’est pas le médecin qui vous le dira !</p>
<p>- Ah ! Bon, vous mangez donc tous les trois ?</p>
<p>L’inspecteur embarqua la femme et passa prendre le mari dans son lieu de travail pour un interrogatoire. Tandis que le commissaire-mufti soumettait les deux suspects à la question, le commissaire principal appela le directeur de l’école où étudiait leur fils.<br />
 <br />
A seize heures, après la lecture du Coran et la prière collective dans la cours de l’école, le chant de l’hymne national et la descente des couleurs, le directeur convoqua, par le haut-parleur, les élèves qu’il voulait voir. Ils se dirigèrent en rang vers les locaux de l’administration. Les élèves entraient les uns après les autres. Quand son tour arriva, l’élève frappa à la porte et attendit qu’on lui ordonnât d’entrer. Il se retrouva devant un immense bureau derrière lequel trônait une paire de lunettes.</p>
<p>- Où habites-tu ?</p>
<p>- Immeuble de la Liberté, rue n°4, appartement n°5.</p>
<p>-Que font tes parents ?</p>
<p>-Ils font leurs prières, monsieur.</p>
<p>-Non, est-ce qu’ils travaillent ? »  précisa le directeur.</p>
<p>- Oui, ils travaillent pour Dieu et la patrie.</p>
<p>- Vous mangez à quelle heure ?</p>
<p>- Quand le repas est prêt, monsieur.</p>
<p>- Vous jeûnez pendant le mois du ramadan ?</p>
<p>- Oui, monsieur, pendant tout le mois du ramadan, le lundi et le jeudi et pendant tous les autres jours rituels. »</p>
<p>-Qui t’a appris ces réponses ? demanda le directeur.</p>
<p>- Ma mère, monsieur le directeur. »</p>
<p> </p>
<p><strong>Moha SOUAG,  Rabat, MAROC</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p><object id="iLyROoaf8Wq2" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="iLyROoaf8Wq2" /><param name="flashVars" value="picto=FFFFFF&amp;border=ffffff&amp;btn=D22525&amp;cbar=D22525&amp;width=400&amp;height=300&amp;sig=iLyROoaf8Wq2&amp;playerkey=176e9eb26305&amp;suffix=&amp;autostart=false" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="D22525" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="src" value="http://www.kewego.com/swf/fp.swf" /><param name="flashvars" value="picto=FFFFFF&amp;border=ffffff&amp;btn=D22525&amp;cbar=D22525&amp;width=400&amp;height=300&amp;sig=iLyROoaf8Wq2&amp;playerkey=176e9eb26305&amp;suffix=&amp;autostart=false" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="iLyROoaf8Wq2" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://www.kewego.com/swf/fp.swf" wmode="transparent" bgcolor="D22525" flashvars="picto=FFFFFF&amp;border=ffffff&amp;btn=D22525&amp;cbar=D22525&amp;width=400&amp;height=300&amp;sig=iLyROoaf8Wq2&amp;playerkey=176e9eb26305&amp;suffix=&amp;autostart=false" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" name="iLyROoaf8Wq2"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/08/24/rame-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doludizgin</title>
		<link>http://www.kucukisler.com/2011/08/17/doludizgin/</link>
		<comments>http://www.kucukisler.com/2011/08/17/doludizgin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 18:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zelin artuğ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ebrulî]]></category>
		<category><![CDATA[kurşunî]]></category>
		<category><![CDATA[limonî]]></category>
		<category><![CDATA[şarabî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kucukisler.com/?p=13725</guid>
		<description><![CDATA[ 
Ve çıktım… Ve sonunda… Bir cam kırıldı gövdemin orta yerinde, bir can çürüdü içimde… Bitirdi. Yok etti. Dağıttı gelmişimi, geçmişimi. Hayır, bunu anlatmayacağım, çünkü önemi yok. Bir yerde bir cam kırıldı ve asıl önemli olan nedeni değil, yarattığı etkiyle varılan sonuç.
Cam kırığı pistir. En ücra köşelere kaçar kırıldığı yerde. Parçaları temizlemek için toplamaya kalktığında bile, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-13749 aligncenter" title="flamenco_nocturne" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/flamenco_nocturne.jpg" alt="flamenco_nocturne" width="420" height="343" /> </p>
<p style="text-align: justify;">Ve çıktım… Ve sonunda… Bir cam kırıldı gövdemin orta yerinde, bir can çürüdü içimde… Bitirdi. Yok etti. Dağıttı gelmişimi, geçmişimi. Hayır, bunu anlatmayacağım, çünkü önemi yok. Bir yerde bir cam kırıldı ve asıl önemli olan nedeni değil, yarattığı etkiyle varılan sonuç.</p>
<p style="text-align: justify;">Cam kırığı pistir. En ücra köşelere kaçar kırıldığı yerde. Parçaları temizlemek için toplamaya kalktığında bile, mutlaka günler sonra bulunur bazıları. Minik ve saydam, bu yüzden görünmesi zor, yarattığı hasar parça tesirli… Bana da o cam kırıkları, bata çıka, çıka bata sonunda mutasyona uğrattı.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-13725"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Çelik, çelik olmaya muktedirken; ateşle hem-dem, ateşte eriyip bükülürse nasıl ve nasıl dövülürse tavında önce; ve yine ateş ve yine tav ve derken suyla buluşup şeklini bulursa nasıl… Cam parçaları gövdemi geçip canıma değmeden evveldi benim de ateşle tav, tav ile ateş arasındaki geliş gidişlerim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve daha da garibi, hep böyle gidecek sanırdım, bir yandan umutlar ve hayallerle okşarken ruhumu. Yine de işte hep böyle gitmeyeceğini de söylüyordu içimdeki umut; illa gerçekleşecekti çok yakında kurulan onca düş. Ben, hayallerim ve umutlarım, öylece kendi halimizde takılıyorduk, mahkûmiyetimi kanıksamış bir biçimde.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun, oldukça uzun sürdü. İnsan ömrüne göre kısa, kedi ömrüne göre ise hatırı sayılır bir zamanda olup bitti onca şey. Yolunuz hapishaneye düşmediyse, mahkûm olmadıysanız hiç, bilemeyeceğiniz tek şey zamandır. Çünkü orada böyle bir kavram yoktur. Orada, günler diğer günlerle aynıdır ve zaman’la sidik yarıştırılmaz, ona racon kesilmez. Bu böyledir.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="size-full wp-image-13747 alignleft" title="andalouse" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/andalouse.jpg" alt="andalouse" width="222" height="276" />Düşlerimi beslerken, tatlı hayallerde yüzerken; gelecek kaygısı, geçmiş hesaplaşmaları, bu günün yersiz sıkıntılarıyla boğulurken yeknesak…  Farkında olmadan kelimelerimi yitirmiştim. Farkında değildim çünkü her şey yavaş yavaş nüksediyordu. Kelimelerim… Onlar ki benim en kıymetli varsıllığımdı. Kelimelerim olmadan nefes almam bile neredeyse imkânsızdı. Birileri beni oyuna getirmiş olmalı! Gerçekten oyuna geldiysem onları iç cebimden kim çalmıştı?</p>
<p style="text-align: justify;">Suçu başkasına atmak en kolay seçenektir her zaman. Ben suçlu değildim, kimseyi öldürmedim! Geçmişimdeki herkes suçluydu ama! Hayatıma karışan herkes sorumluydu yaşadığım acılardan! Canım yanıyordu, sebebi bir dönem yaşanan hikâyelerdeki kişilerdi işte. Ben hep haklıydım. Her kişisel savaştan galip çıkma hakkını vermişti hayat bir kere bana. Üstelik çok yorgun bir savaşçıydım ben. Yaşlanıyordum da. ‘Ah zavallı ben… Yazıklar olsun beni bu hale getirenlere! Lanetliyorum sizi!’ Yaptığım bir sürü şeyden pişmandım. En çok da amazon ruhumu yaşatabilmek adına bir mememi kestiğim için pişmandım. Azınlıktaydı ben ve benim gibiler artık. ‘Türümüz tükeniyor, kökümüzü kuruttular!’ Böyle böyle kendime acımaktan, kendimi sürekli şikâyet etmekten, sahte gülücüklerle kendimi kandırmaktan da fevkalade bıkkındım. Ben şuydum, ben buydum, ben öyleydim, ben böyleydim… dim-dım-dum-dün. Dündü bütün bunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Parça tesirli cam patladı ya hani… Tavında dövülen çeliğe su verildiği an o andır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden hiçbir şey eskisi gibi değil şimdi. Bir cam kırıldı ve maktuldüm artık ben. Yeniden doğmak gibi bir derdim? Ha evet, bir aralık öyle bir şeyler de zırvalamıştım. Şimdi bakıyorum da; ben öldüğüm gün asıl gözlerimi dünyaya yeni açmışım. Mahpusluk bitti. Özgürüm şimdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki neyim ben? – Hiçbir şeyim. Kimliğim, kişiliğim? – Her şey olabilirim. Bir gaz kütlesiyim belki. İçine fitili yerleştirilmiş bir parafin ya da ayarı bozuk bir saat… Yahut kapitalist-faşist düzenin kölesi olmuş bir halkı, içine hapsolduğu sistemden kurtarmak, gözünü açmalarına yardımcı olmak adına, kendini ortaya atan Vendetta’yım mesela! Düne kadar adını, sanını, ideolojisini, yaptıklarını bilmedikleri halde, bir suikast sonucu öldürüldükten sonra ellerinde pankartlar gövde gösterisi yapan “hepimiz Hrant Dink’iz!” diye bağıran kitlenin içinde değilim ama o kitleyi, sukiast öncesini, bir devletin neden aydınlarına düşman olduğunu, aydınlarını sindirmeye çalıştığını ve kıvıl kıvıl binlerce ayrıntıyı sorgulayanım? Yani bir şey olmuşum, olmamışım ne fark eder? Kafa kâğıdımın, yaşımın, kişiliğimin renginin, dini inancımın/inançsızlığımın, mertebemin, mezhebimin önemi var mı? – Bence yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yerde olabilirim. Herkes olabilirim. Ne olduğumdan ziyade neden var olduğumu sorgulayacaksak eğer; -ki asıl sorulması gereken budur!-  kaybettiğim, bir yerlerde, belki bir sokak dönemecinde, belki başıma aldığım bir darbe sonucu travmatik bir şekilde hafızamdan uçup giden fakat başka bir darbeyle yeniden iç cebime geri dönen kelimelerimle anlatacağım şeyler için varım.</p>
<p style="text-align: justify;">Buz gibiyim. Keskin, sivri ve deliciyim.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-13750 aligncenter" title="tableau-huile-sur-toile-daniel-densborn" src="http://www.kucukisler.com/wp-content/uploads/tableau-huile-sur-toile-daniel-densborn.jpg" alt="tableau-huile-sur-toile-daniel-densborn" width="378" height="278" /></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi yüksek müsaadelerinizle;<br />
Bilinen veya bilinmeyen, söylenmiş ya da söylenmeye korkulmuş, unutulmuş yahut hiç yazılmamış, faili meçhul tüm kelime cinayetlerini çözmek, tüm hayal avcılarını yok etmek, sormak, sorgulamak, yeniden düşünen ve üreten bir beyinden ibaret olduğumu kimseye değil, kendime ispat için buradayım.</p>
<p style="text-align: justify;">“Merhaba” ve de hoş bulduk.</p>
<p style="text-align: left;"> <br />
<strong>Ağustos&#8217;11</strong></p>
<p><strong>elif eser</strong></p>
<p><strong> <object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="477" height="295" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Ftd8tIdiYq4?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="477" height="295" src="http://www.youtube.com/v/Ftd8tIdiYq4?version=3&amp;hl=en_US" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kucukisler.com/2011/08/17/doludizgin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

