Gece Yarısı: Saat: 2:50
Şerife Karaçayır Mutlu

Emperyalistlerce geri bırakılmış ülkelerin en büyük umudu, o ülkenin aydınlarıdır. Global bir emek sömürüsü karşısında dünyanın bütün emekçileri birleşmeli diyorsak, öncelikle üçüncü dünya ülkelerini, onların sorunlarını, kültürlerini, toplumsal yapılarını, aydınlarını tanımalıyız.
Çünkü düşman yalnızca dışarıda değil; nifak tohumları saçıp, nifak fidanları büyüten gerici çevrelerde de yuvalanmış durumda!
İstiklal Caddesi’nde yürüyorum. Nil’le buluşacağım birazdan. O “birazdan buluşma”, iki saat erteleniyor onun trafiğe takılması yüzünden… Cadde, mağazalar, lavantacı kadın, piyangocu, kitaplar, CD’ler… kedi, hepsi beni bir güzel ezberliyor. Adımlarım ilkin ezgi, sonra nakarat, sonra eziyete dönüşüyor ki kulağımın dibinde bir ses: “Bir iki dakikanızı verir misiniz?” Dönüp bakıyorum. Caddenin kıyısında temiz yüzlü, temiz giyimli bir genç adam, sırtında çantası, elinde kitaplar.. Bir çırpıda anlatıyor.
Burası iyi bir yerlerden..
çok güzel insanlar da var..
ne güzel!..
Milliyet Blog’da artık yazmayacağım..
burada yazacağım…
yucel.
“
Öğrenciliğim, emekçilerin bir “sosyalist devrim hayali” olduğu dönemlerde geçti. Hesaplaşan insanların ruh hali içindeydik. Emekçi insanların sömürüye karşı çıkarak onurlarına sahip çıktıkları zamanlardı. Patron olmayı bedava verseler, bir alan çıkar mıydı içimizde ? Şüpheliyim. Emeğimiz neyimize yetmezdi ki …”
Umutlarımı kaybetmiş, evin içinde o çekmece senin, bu çekmece benim, umutlarımı arıyordum. Ararken, bu taşları buldum. Yazının tamamını okuyun »
Anadolu ekini, Anadolu toprağından yeşeren uygarlığın başka bir adı, Anadolu düşüncesinin biçimlendirdiği
bir yaratı türüdür. Bu türün oluşturucu odağını, kurucu öğelerini düzenleyen, ona bir düşünsel nitelik kazandıran felsefedir. (…) Anadolu ekini denince uygarlığın belli bir kesimi değil bütünü, bu kavram altında toplanan buluşların oluşturduğu birikim anlaşılmalıdır.
İsmet Zeki Eyuboğlu (Anadolu Ekini, sayı 1, 15 Şubat 1990)
İsmet Zeki Eyuboğlu, [1925-2003] 12 Kasım 2003′te o bilinmeyen karanlığa bir yıldız gibi kaydı. Acı haberi aldığımda yıkıldım. O gün ağzımı bıçak açmadı. Son bir kez onu hasta yatağında görmeye gidecektim, gidemedim, olmadı. Telefonda son sözü: ” Sen gel Kadıköy’e kadar, bizimkiler alır seni oradan… gel kızım, seni göreceğim geldi..” olmuştu. Gelemedim İsmet abi, bağışla beni! Dershanenin birinde birçok dershane öğretmeni gibi “taş kırma işi” yapıyordum. İsmet Zeki Eyuboğlu’ nun adından, eserlerinden habersiz dershane patronlarının emrinde köle gibi çalışıyordum. Şimdiki aklım olsa, dayattıkları karşılıksız etüt derslerinde enerjimi tüketmez, izin mizin de almadan kuş olur, uçar gelirdim yanına. Sonra kovulursam kovulayım, zaten para da ödemiyorlardı çalışanlarına ! Yazının tamamını okuyun »
“Gez,göz arpacık
buluştu tavşanın
yüreğinde,
çığlık dondu
zamanın karesinde,