16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı!
Küçük İşler
Eylemin hedefi AKP hükümetinin tamamlamak üzere olduğu “Sağlıkta Dönüşüm Projesi”ni teşhir etmek. Sosyal devleti tümüyle yok eden, piyasacı ve özelleştirmeci bir program bu. Orta ve uzun vadede toplumun büyük kesiminin sağlık hizmetlerinden yararlanma düzeyini düşürecek. Sağlık çalışanları içinse yakın plandaki olası bazı iyileştirmeler ötesinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

8 Mart, Dünya EMEKÇİ KADINLAR Günüdür!
Bunu, işi gücü yemekçilik ve ayakçılık olanlar bilmez! Bunu, sofralarında, kadına öküzden sonra yer veren ve bu durumu toplumsal bir kuralmış gibi kakalayan “öküz”ler bilmez! Nazım, o ünlü şiirinde, “öküz muamelesi gören” kadınlardan çok, ona “öküz muamelesi yapan” öküz oğlu öküzleri vurguluyordu. Ama onlar, yüz yıl daha geçse bile, Nazım’ı da onun nazımını da anlayamazlar!

Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.
Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…
Suyun ve toprağın piç çocukları
ağulu zıpkınınızı batırsanız da tenimize;
akan kanlar yeni kentler kuracak,
ve kristal plazalarda güzel gözlü çocuklar doğuracak…
Elimde boş bir fanusla kalakaldım bir çölün ortasında
dün kırmızı bir balıktın derya denizdi dünya.
Gül çürümüş bir sevdaydı dil sarhoş bir sesti ihanetten.
Yalnızlığın lanetli bir hoyratlığındayım ki ak sakallı bir bilgeydi aradığım.
Öylece bir başına zamana sığmayan bir hüznün asasıydı elimde kalan;
belki de acıydı bizi bu kadar anlamlı kılan ve hep acı olmak istiyorum…

Susuşlarımı biriktiriyorum hergün büyüyor gözlerimdeki yangın
Her gün yaralı kuş sesleri kalabalıklara rengini veriyor.
Üşütken bir bulut kaldırsa da başını
Serinliğini rüzgarın diline dolasa bekliyorum.
Zulamdaki çığlığın anlamı bilinse de çalınsa kapım…
“hak”tan bahsetmesinden
nefret ediyorsun.
İstiyorsun ki
alınıp satılsın adalet.
Dede olduğundan
bahsediyorsun.
Tüküreyim senin dedeliğine
Melanet!..