Ümit Kaftancıoğlu
Küçük İşler
11 Nisan 1980′de TRT İstanbul Radyosundaki görevine gitmek üzere çıktığı evinin önünde karanlıksever gericiler tarafından alçakça öldürülen Ümit Kaftancıoğlu anısına, saygıyla… (Zelin Artuğ)
11 Nisan 1980′de TRT İstanbul Radyosundaki görevine gitmek üzere çıktığı evinin önünde karanlıksever gericiler tarafından alçakça öldürülen Ümit Kaftancıoğlu anısına, saygıyla… (Zelin Artuğ)
“ Siz, yirmi yaşında çocukların umudunu kesemezsiniz! Bu kadar büyük travmayla karşı karşıya bırakamazsınız!” (NihatGenç)
Yeni kurulmakta olan imparatorluğun ilk payitahtı olan Bursa’da, Musevi ve Hıristiyan tüccarların ticarethanelerinin bulunduğu, o zamanlar adına “Çıfıt Çıkmazı” denilen (Şimdiki Arap Şükrü Sokağı) bir çıkmaz sokakta nasıl olduysa Müslüman bir tüccar da boy göstermeye başlamış.
Dinleri imanları para olan bu tacirler, galiba biraz da “yol olur” korkusuyla yeni tacire iş yaptırtmamak için her türlü hile, desiseye başvururken; üstüne üstlük asıl kazığı Müslüman ahalinin umursamazlığı ile yiyerek, güvendiği dağlara kar yağan kahramanımız, çok içerlediği bu durumu kendince protesto etmek adına; Çıfıt Çıkmazı’nın tam girişine bir hayrat çeşme yaptırıp üzerine de “Her kula helal, Müslümana haram çeşmesi ..” yazdırmış.
Çocuktum, işçi çocuğuydum. Belki on günde bir, belki daha da seyrek yirmi beş kuruş verirdi anam; git kıyma al derdi. Bir koşu gider alırdım. Çocuktum, hep ama hep açtım, aç kediler gibiydim, bahçede beklerdim, pişen etin kokusunu duyardım, mahalledeki çocuklar da bizim evde pişen etin kokusunu duyardı. Ben o gün onlardan farklı hissederdim, iyi hissederdim, o gece tok yatacağımı bilirdim. Dumanından başım dönerdi, kokusundan aklım karışırdı, kulağımı anamın sesine sabitlerdim, her sesi o sanırdım, her sesi ona yorardım, sonunda anam bağırırdı,” geeel et soğuyacak”, gelmek ne demekti, uçardım uçar…
Osmanlı Döneminde “Ases” diye bilinen gece bekçileri, güvenliğinden sorumlu oldukları mahalle ile adeta bir aile üyesi gibi özdeşmişlerdi. Her evin sevincine, derdine ve de yasına ortak olurlar, mahallenin sorunlarını yakından saptar, bunları üstlerine yansıtırlardı. Bir anlamda bölgenin velisi gibiydiler. Geceleri sopalarını kaldırım taşlarına vurarak saati, vukuat olmadığını bağırarak duyururlar; bazen de bir yangını haber verirlerdi. Çocuklar için mahallenin “Bekçi Babası” idiler. Benim kuşağın döneminde koyu tütün rengi üniformalarıyla geceleri sokakları tek tek dolaşır; zaman zaman da düdüklerini çalarak “ben burdayım” derlerdi. Hepsi geride kaldı. “Bekçi Baba”lar tarihe karıştı. Onların yerini sokakları kolaçan ederek “Mavi – Kırmızı” ışıklarla kendini belli eden “polis devriyesi” aldı. Ne ki sokakların güvenliği hızla azalmağa başladı, hırsızlık, kapkaççılık, hak arama cinayetleri çeteler yaygınlaştıkça yaygınlaştı.Bahar… Toprak … insan … güne sakin uyanıyoruz.
Eyüp sırtlarında bir kır kahvei… Piyer Loti. İstanbul, ayaklarımızın altında.
Ödünç alınmış bir suskunun ağırlığı tüner geceye ve buluta.
Hiç bu kadar kararmamıştır zamanın kötümserlik yanı.
Her doğan gün, faili meçhul bir kurbandır ve sen korkak bir tetikçisin,…
Kol gezer yasalara sarınmış yasasız yarasalar…