Anasayfa Anasayfa

Sayfa 37 / 39« İlk...«3536373839»

‘kurşunî’ Kategorisi için Arşiv

iblis, beklediğimden erken geldi


Zelin Artuğ

Uzun kış gecelerinde İblis‘le saatlerce karşı karşıya oturdum. Sivri dişleri ve boynuzlarıyla, cehennem alevine benzer sakalıyla, yılan yuvasına benzeyen kıvrımlı suratındaki iki küçük delikten oluşan gözleriyle bana bakıp duruyordu monitörden. Farklı bir dilden konuşuyordu, yanındaki yöresindeki kişilerle. Bazen de bir anda görünmez oluyor, monitörü kendisi gibi başkaca karanlık yüzlere bırakıyordu. Başkan Dush Cold gibi…Hepsi de farklı bir dilden konuşuyorlardı, ama konuşulanları çok iyi anlıyor, masa üstündeki bir word dosyasına kendi anadilimde kaydediyordum.

Yazının tamamını okuyun »

laik, antilaik farkı


Zelin Artuğ

“Konya’nın Balcılar beldesinde dini içerikli eğitim veren kız öğrenci yurdu tüp patlaması sonucu çöktü. Çökmenin etkisiyle bina yerle bir olurken ilk belirlemede yaşları 12 ile 16 arasında değişen 50′den fazla öğrenci enkaz altında kaldı. Kurtarma çalışmalarının devam ettiği binadan 15 öğrencinin cesedi çıkartıldı. Enkaz altında hâlâ yaralılar var.”

Geçtiğimiz haftanın sinir bozucu haberlerinden biri de buydu. Bu ülkede sinirlerimiz bozulmadan bir gün geçiremeyecek miyiz ? Ölen çocuklara mı yanalım ? Cahil halkın din duygularını sömürüp, hiçbir üretim yapmadan, dayanaksız, kanunsuz, işlerine geldiği gibi davranıp kendilerine tatlı kazanç kapıları açan ve bu işi ülke genelinde tehlikeli boyutlara ulaştıran fırsatçılara mı kızalım ? Yoksa oy avcısı siyasetçilerin böyle cinayetlere göz yummalarına mı kahrolalım?

Yazının tamamını okuyun »

yağmurları da küstürdüler


Zelin Artuğ


Annesi, pencere kanadını yukarı kaldırıp  mandallıyor. Camdan yağmuru seyreden küçük kız, ellerini arkasına saklıyor. Bir keresinde pencere kanadı mandalından kurtulup, parmakları pervazla kanat arasında kaldığından beri uzak duruyor açık pencereden. Mis gibi toprak kokusu doluyor odaya. Kümesteki horoz ötüyor. Tavuklar, gıdılarından sarkan koyu pembe gerdanlarını titreterek canlı yem arıyorlar ıslak çimenlerin arasında.
Yazının tamamını okuyun »

ben bir sokak çocuğuyum


Zelin Artuğ

Bir sokak çocuğuyum ben,
Polislerden duydum.
Onlarla
          saklambaç oynuyordum.

Yazının tamamını okuyun »

fantazmagori eğilimlileri


Zelin Artuğ

Nereden geldi bu “fantazmagori” sözcüğünü kullanmak aklıma, anlatayım.
Anlamı şu: Karanlık bir mekanda göz yanıltma yoluyla görüntüler gösterme sanatı, görüntü oyunu.

Blogları dolaşıp, rasgele okuyordum. Eski eğitimcilerdenim ya, “Eğitim” kategorisindeki bir yazı dikkatimi çekti. “Fantezist Öğretmenler”. Türkçe’de hiç duymamıştım böyle bir önad. Bu Fransızca sözcüğün anlamları bir hayli kalabalık. Üşenmeyip bakalım: Keyfince iş yapan, canının istediği gibi davranan, kaprisli, üçkağıtçı, uyduruk, uydurma, gece kulüplerinde şarkılar söyleyen, taklitler yapan kişi…vb.

Yazıyı okuduktan sonra , bu yazının üzerine bir yazı yazmak boynumun borcu oldu, bir eğitimci olarak, şu ölümlü dünyada. Ama önce bir başlık gerekiyordu yazacağım yazıya. “Fantezist” sözcüğüne karşı “fantazmagori” ; konu eğitimle ilgili olduğu için, “eğitim” sözcüğüne karşı da “eğilim” sözcüğünü kullanmayı uygun buldum. Yazının tamamını okuyun »

kendi yurdunda sürgün


Zelin Artuğ

Atabek-Zelin

Yıl 1988. Taşrada yaşıyorum o sıralar. Dr.Erdal Atabek için bir imza günü düzenlendi. Düzenleme komitesindekiler, imza gününün ardından, bir de söyleşi yapılmasını istediler yazarla. Söyleşiyi ben yapacaktım. O güne kadar kimseye görünmeden, bir kenarda oturup yazılar çiziktirip duruyordum kendi halimde.  Atabek’in ”İnsan Sıcağı”nı okuyup bitireli daha bir iki hafta olmuştu.  Hani tadı damağımda kaldı derler ya aynen öyle bir etki bırakmıştı kitap bende.
Yazının tamamını okuyun »

arkadaş


Zelin Artuğ

O, pek konuşmaz. Konuşsa da  soyut bir  zirvedeki yalnız insanın ses tonuyla konuşur. Sanki kendisine en yakın bulduğu kişiler, başkaca soyut zirvelerdeki başkaca yalnız insanlardır. Dünyanın en iyi insanı değildir o; en iyi insan kavramı da içi boş bir kavram değil mi zaten! Kimsenin de dünyanın en iyi insanı olmasını beklemez. Çünkü kimseden iyilik beklemez aslında. Bu konuda çok uzlaştığımızı söyleyebilirim. Bertolt Brecht’  in  şu dizeleri onun dünyayı kavrayış biçimine ne kadar da uyuyor:

“Öyle iyi bir yere götürün ki dünyayı, iyilik beklenmesin!” Yazının tamamını okuyun »

güneşi batıranlar


Zelin Artuğ

İnsanlık tarihi boyunca dünyanın yörüngesini değiştirip, güneşi batırmak isteyen zorbalar oldu, olmaya da devam ediyor. Son yüzyıl, insanlığın yüz karası olarak duruyor tarih sayfalarında. Dünün Dünyası , bu utanç çağının belgelerle verilmiş öyküsü. Avusturyalı yazar Stefan Zweig , biyografisinde “Kudurmuş Avrupa ” diye niteliyor ikinci dünya savaşını. Savaş öncesi Avrupa insanının dünya görüşünü, burjuva düzeninin durmuş, oturmuş zevk anlayışına uygun kalıplara sıkıştırılmasının ardındaki “ikiyüzlü toplum ahlakını” gizli tutulmuş bilinçaltı arzuların er geç ortaya nasıl çıktığını anlatıyor bize. Yazının tamamını okuyun »

Yabancı


Zelin Artuğ

L'Etrangere

 

“Yabancı”yı ilk kez yirmili yaşlarda okumuştum. Yaratısız bir başkaldırma duygusu uyanmıştı içimde. Sıradan bir genç insan tepkisi… Bilinçsiz duyguların kör bir karanlıktan ne farkı var ? Gençliğin renkleri ne denli parlak olursa olsun, gençliğin kendisi bir kör karanlık değil mi ? Albert Camus’nün yabancısı da sokaktan geçen yüzlerce yabancıdan biriydi. Yıllar sonra, aynı yabancı bir kez daha çaldı kapımı. Uzun uzun anlattı. Soluk almadan dinledim.

Kitabı rafa kaldırırken o , ardına bile bakmadan çoktan yola koyulmuş, birbirine yabancı insanların arasına karışıp, gözden yitmişti bile. Kulağımda, giderken fısıldadığı belli belirsiz  sesi kalmıştı: “Hoşçakal yabancı.”

 

Yazının tamamını okuyun »

‘umut için senfoni’ dinliyorum


Zelin Artuğ

Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.

Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…

Yazının tamamını okuyun »