Barış yanına “ A M A “ kabul eder mi ?
Hatice Atalay
Yüzyıllardır;
Kaç kez indiniz
Karanlık vadilerine
Bumerang dilli ateşiyle yoksulluğun?
Ve yobaz gericiliğiniz kaç kez biledi
Damarı paslı hançereleri?
Neden duyulur hala
Köhne tarih gıcırtıları?
Pervazı dökülmüş pencereler kadar
Hoyrat gözlerinizle
Neden hala çevirirsiniz geceye
Herkese ait bu dünyayı?
Can Şerife’nin şu dizeleri çok etkiledi beni:
“Yetimin hakkı, emeğin alın teri geçtiyse üzerine….”
“Kurban olması gereken kuzular değil, nefsin….”
“Nefsine gücün yetmez, kuzular olur diyetin….”
…
Öyle bir isyan duygusu dolanıyor ki yüreğimde, sormayın gitsin!
Be hey gözü kana doymayanlar! Be hey cennetin anahtarını kanlı törelerin, çağdışı gelenek ve göreneklerin örtüsü altında arayanlar! Be hey karanlık dünyalarında karanlık uykularına doyamayanlar!
Yeter gayrı insana… hayvana… yeşil doğaya ettiğiniz zulüm!
Adam, iş yerinde bir soğuk hava deposunda mahsur kalmıştı, panik içinde ne yapacağını şaşırmış, çareler arıyordu, duyuramadığı sesi, umudunu giderek kaybetmesine neden oldu.
Çaresiz donarak ölmek kaçınılmaz kaderi olduğunu düşündü, Giderek sızıyor, belleğini, yitiriyor, ölüme teslimiyetiyle, kendinden geçİyordu.
Evet donarak ölmüştü, soğutma deposu içinde kalan ve sesini duyuramadığı için çaresizliğin kucağında olan insanın sonu başka ne olabilirdi?
Aldatan gözlere her baktığımda, aldananlar geliyor aklıma.
Hangi bakış daha gerçek, ayırt edemiyorum. Aldananların gözlerindeki inanç ve o inanca inanma azmi, beni hayrete düşürüyor.
Gözler arasında ayrım yapmaya çalışırken, aldanan insanların, bir an gözlerinde gördüğüm, inanmazsam mutsuz olurum ifadesi, onları, aldatanlardan daha masum kılıyor aslında.
Oysa mutsuz olma pahasına, aldatanlara direnen insanlar var. Direnişçiler…
Aldanmak onursuzluktur diyemem ama aldanmamak, direnmek ONURDUR diyebilirim.
Bilen, gören, anlayan ve aldanmayan onurlu insanlar…
Bitkindim!…
Hani uzaktan gördüğünüz, sizi yetişeceğinize inandıran yalancı duruşuyla, bir trene delice koşarsınız da, ciğerleriniz yanar ya…Son anda kalkar gider… Kaçırırsınız… Onun ateşi bu, iki yanımda yanıp duran.
Sen gitmiştin!…
Kıyıda hasır bir tabureye çöktü bedenim. İçime oturur gibi oturdum. Karşımda , gece mavisi, satenden bir çarşaf …Bostancı’da, bana doğru gelen ada vapuru, yırtıyordu onu orta yerinden. Biraz önce yırtılan ciğerlerimi, zehirli bir denizanasının kucağında gördüm … Sanırım öpüyordu şeffaf dudaklarıyla.
Güneş, bakire kanı gibi aktı maviye. Mavinin oldu kızıl…Denizin zifaf gecesi bugün…
Su gibi inledim…Ahhhh dedim…ahhh… Şimdi gök ağlayacak… Ve tanrı, karakuru ruhumu ıslatacak.