Doğumgünü armağanı…
Muzaffer Tokmak
Ankara’dan… Sevgideğer Muzaffer Tokmak dosttan bir armağan. Sevgi ve saygılar Muzaffer dost!
Bu güzel armağanını Tharıkoflu bütün dostlarla paylaşıyorum izninle… İyi ki varsın, dost! (ZA)
Ankara’dan… Sevgideğer Muzaffer Tokmak dosttan bir armağan. Sevgi ve saygılar Muzaffer dost!
Bu güzel armağanını Tharıkoflu bütün dostlarla paylaşıyorum izninle… İyi ki varsın, dost! (ZA)
Onu ben çizdim sana.
Gür bir ormanı anımsatan kirpiklerini,
Ve arasına uzun yeşil gözlerini ben koydum.
Ağzını Ay,
Gülüşünü şiir yapan bendim.
Bir yangın merdiveni yalnızlığında yangınlarımı harlıyorum.
Sigaramın ucundaki küçücük korda donarak…
Beynimin kıvrımlarında debisi yüksek onlarca düşünce akıyor…
Ve
Kulaklarımda birbirine karışan sözlerin yankısı,
Duymaktan sıkıldığım…
Uzaklaş diyor,
Ya akla!
Ya uzlaş!
Ya aş!
Oysa ben dördüncü seçeneğin peşindeyim…
Yaşanacaklarla hayata “ bis “ yaptıracak bir seçenek olmalı mutlak…
Karaya vurmuş kelimelerin ölü gözlerinde seyrediyorum bozkırı, geceyi ve geçmişi…
Bir bir kaybediyorlarsa değerlerini,
Uzaklaşıp gidiyorlarsa özlerinden,
Bırakalım gitsinler, sevgiyi özçekirdeğine geçiremeyenler!..
Biz bize yeteriz! Belki de kabuk değişimimizdir gidenler…
Ezginin Günlüğü’nün bir şarkısı var dinlediniz mi bilmiyorum.
Şarkının sözlerini özellikle yazıyorum, lütfen hep birlikte söyleyelim n’olur…..
Musluğu çevirdim, sular akıyor
Perdeyi araladım, güneş duruyor yerli yerinde
Kapıyı açtım, savaş-mavaş çıkmamış hala
Oh be dedim, her şey yolunda
Telefon çaldı, sevgilim, beni unutmamış
Bakkal gazete koymuş kapıya, çalan olmamış
Hava lodosa dönmemiş, trafik açık hala
Oh be dedim, her şey yolunda
Her şey yolunda, her şey yolunda, her şey yolunda bu sabah
Her şey yolunda, her şey yolunda, her şey yolunda bu sabah
Bugün aşk yüzünden ölmedim
Serseri bir kurşun da düşmedi payıma
İmamın kayığına binmedim daha
Oh be dedim, her şey yolunda
Uyandım ter içinde, dünya karanlık
Bir sinek başımda dönüp dönüp duruyor
Bir çocuk yüzü ekranda paramparça
Oh be dedim her şey yolunda
Her şey yolunda, her şey yolunda, her şey yolunda bu sabah
“Eti yok, kanı yok bir uçar kuştur / O kuşun adını bilenler gelsin”
(Pir Sultan Abdal)
Tüylerini okşamaya, gagasından öpmeye doyamadığım, mis kokulu mavi kuşum… Küçücük bir kuş, kocaman bir dosttu o.
Nice dost geldi geçti dost kervanımdan. Kimi, acısını bırakıp geride.. çekip gitti. Unuttuklarım da oldu belki, unutturduklarım da..
Işık giderek azaldı,
Ortalık zifiri karardı,
İkiliğin gölgesi
Düştü İNSAN üstüne,
Kadın,erkek,
BİRLİK sarardı,
İNSANLIK karardı,
Ahhh İstanbul…
Hadi beni sevmedin…
Başka birini sevebildin mi ki?
Boğazında akıntı çok diyorlar..
Olmaz mı?…
Hepimizin deli zamanları senin boğazında kaldı..
Çok aşkın vebali var surlarında..
………Saatlerin gece suskunluğunu gösterdiği anlarda ürkerek açık kalan apartmanın sokak kapısından süzülüp kapına çocukluğumun masum yüzünü asıyorum… Ürkekliğime masum cesaretimi ekleyerek üçer beşer merdivenlerden atlayarak noktası olmayan yollara düşüyor, çocukluğuma doğru üşüyorum…
………Esnafın dükkanını yeni açtığı saatlerde kimsenin geçmediği, bilmediği yollar arıyorum, yönü yalnızlığımda keşfetmek, onca hatalar içinde doğruyu ve gerçeği ve bulmak için… Onca yanlış içinde bulduğum tek doğrum, uzun karanlık yolda tek ışığım ol diye, ruhumu, beynimi varlığınla öyle gebe bırak ki doğrularımı doğurayım sancılarımda diye… Her doğumda hep eksik, hep yarım kalan yanlarım, çocuksu yaralarım kapansın diye…
Çevik bir sperm,
şanslı yumurta isek,
Ana rahmine..
Oradan ana kucağına..
Büyüdükçe;
Bir kalbe..
Akla..
Aşk’a.