bir “mekan” şiiri
Gökhan Öztürk
Bazı içkili eğlence yerleri vardır… yok damsız girilmez, kravatsız girilmez, simokinsiz girilmez.. fino köpeği olmayanlar giremez.. yok topuklu pabuçsuz girilmez.. abiye olmayanlar giremez.. çok fonksiyonlu cep telefonu olmayanlar… şurasına burasına piercing taktırmayanlar.. estetiksiz olanlar, silikonsuz olanlar, sırt dekoltesi olmayanlar giremez.. yok otobüsle yolculuk edenler giremez, marka giyinmeyenler giremez, saç ektirmeyenler, solaryuma girmeyenler, adi jöle kullananlar, imitasyon mücevher takanlar giremez… Yazının tamamını okuyun »
Sevgideğer (zelin) sayfan ne güzel…Dedim!..
Hayır dedi..
Hepimizin..
Yol arkadaşları..
Hayata çağıran!…
bir kaç yol arkadaşı!..
Yarin yanağından gayri..
Paylaşan yol arkadaşları!.. Yazının tamamını okuyun »
Hayata buradayız!..
Tarifleri çok açık etmek gerek hepinize!..
Buradayız biz!..
“Aksırıncaya” değil!..
Hayata!.. çocuklara.. güneşe!.. diğerlere.. canlılara… Buradayız!..” Yazının tamamını okuyun »
Uzun yürüme günlerinde, artık ayakların bedenini çekmez olduğunda, bir kahve iskemlesine çöküyorsun. Yürümek, yoruyor insanı, dinlenmek de öyle.. Dinlenmede garip bir yoruculuk var. Sanki yorulmaya dinleniyor bedenin. Rakı beyazı puslu gökyüzünün altında, cehennemin dibine kadar yürüsen, böyle yorulmazdın dedirtecek kadar ….
Yürürken düşünüyorlar. Düşünmek yorucu değil ki… Bunları konuşmak ne saçma, evsizler…açlar…. “birkaç”la sınırlı olamayacak kadar çok aç ve ne bilemez durumda insan!.. bedelsiz ve saçma.

Yıl 1988. Taşrada yaşıyorum o sıralar. Dr.Erdal Atabek için bir imza günü düzenlendi. Düzenleme komitesindekiler, imza gününün ardından, bir de söyleşi yapılmasını istediler yazarla. Söyleşiyi ben yapacaktım. O güne kadar kimseye görünmeden, bir kenarda oturup yazılar çiziktirip duruyordum kendi halimde. Atabek’in ”İnsan Sıcağı”nı okuyup bitireli daha bir iki hafta olmuştu. Hani tadı damağımda kaldı derler ya aynen öyle bir etki bırakmıştı kitap bende.
Yazının tamamını okuyun »
O, pek konuşmaz. Konuşsa da soyut bir zirvedeki yalnız insanın ses tonuyla konuşur. Sanki kendisine en yakın bulduğu kişiler, başkaca soyut zirvelerdeki başkaca yalnız insanlardır. Dünyanın en iyi insanı değildir o; en iyi insan kavramı da içi boş bir kavram değil mi zaten! Kimsenin de dünyanın en iyi insanı olmasını beklemez. Çünkü kimseden iyilik beklemez aslında. Bu konuda çok uzlaştığımızı söyleyebilirim. Bertolt Brecht’ in şu dizeleri onun dünyayı kavrayış biçimine ne kadar da uyuyor:
“Öyle iyi bir yere götürün ki dünyayı, iyilik beklenmesin!” Yazının tamamını okuyun »