İnanırsan gerçek olur
Elif Eser
Işık…
Sana; kaosu bol, ekonomisi çalkantılı, siyasetçileri dalavereci, gelir düzeyi dengesiz, hakları eşitsiz insanları yorgun ama yine de umutlu bir ülkenin en gürültülü şehrinden yazıyorum…
Işık…
Sana; kaosu bol, ekonomisi çalkantılı, siyasetçileri dalavereci, gelir düzeyi dengesiz, hakları eşitsiz insanları yorgun ama yine de umutlu bir ülkenin en gürültülü şehrinden yazıyorum…
Mesut Güner’e,

Başını ellerinin arasına almış, şilteye oturmuş, karışıklığın içinden görebildiği kadarıyla zemindeki karoya dalgın dalgın bakıyordu. Bütün kitaplar yerdeydi. Kitaplar gibi kendi düşünceleri de alt-üst olmuştu. Hiçbirini hiçbir rafa yerleştirmek içinden gelmediği gibi, hiçbir düşüncesini de değiştirmek, kendine teselli vermek istemiyordu.
Bakmayın Anadolu’nun içinde, ülkenin tam ortasında olduğuna… Tıpkı doğunun öksüz şehirleri gibi kalbi kırıktır Ankara’nın. Ne vakit uğrasam, acıyla büyüyen bir çocuk gibi gelir bana bu gariban şehir. Hep “keşke daha fazla büyümese acısı” diye geçiririm içimden, o gri çehresine bakıp.
Ev deyince gülümsüyorum. Ev dediğin bol ışıklı olmalı. Ahşap seviyorum ben. Bir de çatı katı. Deniz gören. Hele bir de mevsimlerden baharsa değme keyfime…
Merdiven altını ve hemen yanındaki duvarı kitaplık yaptığımız iyi oldu. Bir CD seçiyorum. En sevdiklerimden. Ilık bir esinti yayılıyor verandanın açık kapısından, müziğin sesi de eklenince…
“Su olsam, ateş olsam/ Göklerdeki güneş olsam…
Konuşmasam, taş olsam / Yine de oynar mısın benimle?” Ortaçgil… Ne güzel insansın…
Duygular duygular,
Duyu ile gelen
DuyGu ile içselleşen
Hem uçuran
Hem uçurtan
İki ucu keskin bıçak
ağır adımlarda bir telaş gizlidir
ve kaldırımlarında yitik aşklar bu sokağın
adına nice şairin şiir yazdığı
ve nice rutubetli rastlantının kol gezdiği bu kent’in…
kimi zaman eşkıya
kimi zaman politika muhabbetler içeren..
Kendime yeni yalnızlıklar arıyorum
Savuruyorum ütopyalarımı sonsuz bir boşluğa
Ve başlamadan bitiyor,
nedense en uzun yolculuğum
Yaslanıyorum kimsesiz bir çocuk gibi anılarıma..