Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 3712345»...Son »

‘gümüşî’ Kategorisi için Arşiv

Düşle gerçeğin sınırındaki dost


Zelin Artuğ

 

33767_149903468385716_3010254_n

Yaz, çöl sıcaklarıyla geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar.

Gerçek, gerçek değil; düş kurmaksa sakıncalı! Yasaklardan, yanılsamalardan, boşluklardan, düşlerden yorgunum. Hep bir dost beklerim, çocuk yanımla.Çocuk yanım, “ bekle, gelecek!” der, olgun yanım “sen daha çok beklersin!” diye gülümser.
Çocuk yanım iki yanı bahar çiçekleriyle bezeli bir yolda düş kurar, olgun yanım gerçeğe giden sarp yolu gösterir. Hangi yöne gideceğimi bilemem. Hangi yandan çıkıp gelecek bakalım, düşle gerçeğin sınırındaki dost? Hiç gelmeme olasılığı da var!

Yazının tamamını okuyun »

TAYLAN


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

-Yağmur adamlara ve gökkuşağı analara…

tttt

Tuz gölü, beyaza çalar mavisiyle, çimen yeşili bozkırın ortasında kocaman bir leke gibi duruyordu. Gökyüzü, tam ufuk çizgisinde durgun göle kavuşmuş, gölle sarmaş dolaş olmuştu. Kıyılarda kum öylesine inceydi ki toprak demek daha uygun düşerdi. Göl kıyısını dalga dalga saran pembe kristal tuz tabakası, uçuk mavi gölün kıyısında, gölü çevreleyen bir fisto gibi dolanıyordu. Kıyılardaki kristal pembeliğe akşam güneşinin kızıllığı vuruyor, suyun kıyısında kızıl pembe ışıklar oynaşıyordu. Serin bir rüzgâr esiyordu kuzeyden güneye…

 

Yazının tamamını okuyun »

Küçük Kız ve Yağmur


Zelin Artuğ

 

 

zz

 

Düş kurmak istiyorum. Deniz kıyısında tek katlı bir ev… Evin girişinde camekândan bir odacık… Küpe çiçekleri yerleştirilmiş cam önlerine. Ama bir de oturma yeri var cam kıyısında. Ambalaj sandıklarının üzerine çiçekli basmadan yüzleri olan minderler atılmış, yumuşacık bir köşe yapılmış. Yazın, evdeki kışlıklar, kışın da yazlıklar doldurulur bu sandıklara. Ara sıra sandıkların üzerindeki minderlerle basma çiçekli örtüler kaldırılır, açılan sandıklardan bir yün yelek, bir yün çorap çıkarılır, ya da açılan sandığa başka fazlalıklar konur.

 

Yazının tamamını okuyun »

Kendini okuyan kitap


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

il_570xN.571905594_7tx3

 

 

Kitap kendini okuyabilir mi? Bir süredir bu soru takıldı aklıma. Bir tür düşünme, ya da içe bakış mıdır kitabın kendisini okuması? İnsandan ne farkı var kitabın? Kitap da yazarının yaşadığı sancılı bir süreç sonunda doğmuyor mu? Çoğu kitap ölümlü, bazıları da ölümsüz değil mi kimi insanlar gibi?
Bugün sayfalarımı en başa çevirip kendimi okumaya karar verdim. Duyan gelmiş, derler ya tam bir cümbüş! Yazarımı tebrik ediyorum. Her kişiye nasibolmaz bu kadar mevsimi, coğrafyayı, çiçeği, börtü böceği, ırmağı, denizi, dağı, köylüyü, kentliyi, kasabalıyı raftaki bir kitaba sığdırmak… Sıradan bir yazar olmak da yetmez böyle bir mahşer-i cümbüş yaratmaya! Biraz uçuk, biraz kaçık olmalı beni yazan. Meğer ne çok yaşamlar barındırıyormuşum sayfalarımda da haberim yokmuş! Yazarıma ne demeli? İşini gücünü bırakmış, yazmış da yazmış!

 

Yazının tamamını okuyun »

Evvel zaman çocukluğu


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

ul

Her şey o kadar yeni ki yaşamda, ev, sokak, büyükler… Her biri yeni bir keşif!
Acıkmaya, susamaya, uyumaya kendim karar veremeyecek kadar yabancıyım dünyaya. Zamanımın büyük çoğunluğunda sırt üstü yatıyorum. Sürekli başucumda gördüğüm büyükler beni yattığım yerden aldıklarında seviniyorum. Böylesi daha güvenli. Sırt üstü yatıp, aynı noktaya bakmaktan kurtuluyorum.
En sevdiğim şey de beni kucağına alan büyüğün işaret parmağını çeneme dokundurması. Bir tür gıdıklanma mı yoksa iletişim mi bu, bilemiyorum. Gözlerimi kırpıştırıp, kucakta dimdik ayakta durmak istiyor, konuşabilmek için güç topluyorum, ama boşuna! Şimdilik yalnızca ünlü sesler çıkarmaya dilim dönüyor.

 

Yazının tamamını okuyun »

sarı kız


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

12106995_408548759340775_7574089536417261791_n

Güz mevsiminin başlarıydı. Birlikte oynadığım, birlikte çitlembik ağaçlarına tırmandığım çocukların ağzından düşmez olmuştu sarı kız sözü. Söylediklerine göre sarı kız götürecekti bizi okula. Saçları sarı olmalıydı, ama saçları uzun mu kısa mı hiçbir fikrim yoktu. Kimse onu tarif etmemişti bana. Bir tek adını biliyordum. Sarı kız…

Evimizin bahçesiyle, az ötedeki kumsal ve iri kefallerin yüzdüğü derenin kıyısı tek oyun alanımdı. Kıyısındaki söğütlerin dallarını serin sularına sarkıttığı bu dere evimizin yakınındaki kumsalda iyice sığlaşır, denize dökülürdü. Çocukluk eğlencelerimizden biri de derenin sığlaştığı kumsalda paçalarımızı sıvayıp, naylon ayakkabılarımızla dereye dalmak, bir yakadan öte yakaya geçmekti.. Böylece büyük bir iş başardığımızı kanıtlamış oluyorduk. Yorulunca karşı yakadaki kayanın üzerine oturur, naylon ayakkabılarımızı ayağımızdan çıkarıp içindeki suyu boşaltırdık. Uzaktan annemin çağırdığını duyunca ayakkabılarımı elime alır, karşı tarafa yalın ayak geçerdim. Kumsalı geçip üç basamaklı merdivenin başına gelince ayaklarıma yapışan kumları silkeler, ayakkabılarımı giyer, annemi daha fazla kızdırmadan eve koşardım.

Bütün yaz koşup oynadığım kumsalda deniz çekilmiş; dışı çok hoş desenli, içi sedefli istiridyeler, denizyıldızları vurmuştu kumsala. Martılar kumsala doğru süzülüyor, gagalarında avlarıyla havalanıyorlardı. Havalar serinlemiş, gökyüzünün mavisi solmuştu. Rüzgâr sert esiyor, ağaç dalları arasında ıslık çalarak dolaşıyordu.

Yazının tamamını okuyun »

Özlem


Şerife Karaçayır Mutlu

t

 

 

Hani nerde

hafta sonları

annemin

haşhaşla katmerlediği

sacüstüleri

çıkın edip semaverle

bir faytonun atının yorguluğuna

yüklediğimiz mutluluklar?

Yazının tamamını okuyun »

Nisanda Kar


Leman TOGO

(Romandan bir bölüm)

 

 

Pakayla_Biehn_Double_Exposure

 

Bu yağmur eskisi kadar değilse de oldukça zarar vermişti ürünlere. Murat zarar gören yerleri düzeltmekle uğraşıyordu yağmur altında. İşleri olmayanlar evlerinden dışarı çıkmıyorlardı. Hayvanlar damlarındaki kuru otlarla idare ediyorlardı. Çiftlikte yaşam şartlar elverdiği şekilde devam ediyor, çamur, balçık da olsa ürünler toplanıyor, gerekli yerlere gönderiliyordu.

Murat körüklü çizmelerini, muşamba yağmurluğunu giyer, işçilerin başına giderdi. İşiyle mutlaka kendisi ilgilenir, tarlasını devamlı gözetim altında tutardı. Geceleri çiftliğin sulanmasıyla çoğunlukla kendisi ilgilenirdi. Murat’ın uzun süre oturup dinlendiği görülmemişti hiç.

Ocaktaki meşe kütüğünün önüne yığılan odunlar çıtırtılarla yanıyor, odayı ısıtıyor,  duvarlarda gölgeler oluşturuyordu. Odanın giriş kapısının sağındaki duvarın yanında Pakize’nin yatağı vardı. Üşümesin diye yatağını ocaklı odaya almışlardı. Odaların hepsinde ocak yoktu. Bazı odalar mangalla ısıtılırdı. Pakize hastalığı ağırlaşmış, boylu boslu kızdan eser kalmamıştı artık. İki yorganın altında ufacık kalmış bedeniyle sırtını ağrılardan kurtarmak için kıpırdanıyor, kısık bir sesle inliyordu.

Pakize son zamanlarda iyice yatağa düşmüştü. Üstüne üstlük bir de ishal olmuştu. Doktorlar ishaline bir türlü çare bulamamışlardı. Zaten ayakları da tutmuyordu. On sekiz yaşına gelmişti ama hastalığı her yıl biraz daha artmış, doktorlar ondan ümidi kesmişlerdi artık. Kalp romatizması onu daha fazla yaşatmayacaktı. Ama bu ishal neydi böyle? Ona da dizanteri demişlerdi. İlaçların hiçbir yararı olmuyor, ishali kesilmiyor, zayıfladıkça zayıflıyordu kızcağız. Bir deri bir kemik kalmıştı. Kırk kilo ya var ya yoktu.

 

Yazının tamamını okuyun »

Eskiye dair


Cafer Demirtaş

539521_3607809200035_609708597_n

Eski bir kent ölüsü, küllenmiş bir dağın mağrur gölgesi
Islak sokaklara okunmuş bir eski şiir
Titretir nazlı nergis kokulu dudaklarımı.
Neye yarar kandan bu kalbim, ki olmasa
Hala içimde ipek dokuyan zamansız sevgili…

CAFER DEMİRTAŞ, 2012 Eylül

Yazının tamamını okuyun »

Yürüdüm


Cafer Demirtaş

giacometti

 

Yol boyunca kalbimi eskitirken
İçimde dağların isyankar hüznü
Ayaklarımda tepinen karıncalar yorgunluğumu içerdi….
Ve ben tutunamadan yol yorgunluğuna
Ensemde cıvıl cıvıl kuşlar,
Bulutların sirrus öfkesini dağıtarak
Dingin molalar getirirdi…

Hep yürüdüm koşarkenki sevinçle
Bana sonsuz kadar rengin güzelliği
Sonsuz kadar gözlerin sınırsız feriyle…
Sunaklara sungu olup yatmış Babil’li kadınların
Ruhlarıyla bilişen İbrani kentlerine yürüdüm…

Yazının tamamını okuyun »