en güzel kim?….
Hatice Atalay
Her
Gün bitiminde
Geçip aynanın karşısına
Sor kendine
“ b u g ü n h i ç g ö n ü l k ı r d ı n mı ?”
Her
Gün bitiminde
Geçip aynanın karşısına
Sor kendine
“ b u g ü n h i ç g ö n ü l k ı r d ı n mı ?”
Islak çimenler üzerinde çıplak ayaklarla yürüdün mü hiç?
Yağmur yağmış. Sabahın ilk ışıklarıyla, ışık bilyeleri yuvarlanıyor, geceden yıkanmış yaprakların üstünde. Yaprağın ucunda bir damla, kararsız beklemekte. Orada öylece kalıp sabah güneşinin tadını mı çıkarsın, yoksa yavaşça çimenlere yuvarlanıp, oradan da toprağa mı ulaşsın?
Eğer gerçekten bir Susam Sokağı varsa, o bizim sokağımızdı. Sokağımızın başında demirciler vardı. Küçük bir çocuk
için demirci demek; yüzüne koyu renk pencereli koruyucusu olan kaynak maskesini dayamış, eli, yüzü, giysisi kararmış adam demekti. Tabii aynı zamanda kaynak makinesiyle rengarenk kıvılcımlar ve cızırtılı sesler çıkaran adam da demekti. Okul dönüşü demircilerin maskeyle baktığı kıvılcımlara çıplak gözle bakmak oyun gibi gelirdi bize.
Su ve ekmek…Her ikisinin de anlamı yaşamla özdeş. Her ikisinin de mecâzi anlamı yaşamı sürdürmeyi, alınterini çağrıştırıyor. Sevgisiz bile yaşayabiliyor insan; ama susuz ve ekmeksiz yaşayamıyor. Bu yüzden sevdiğini görmeyince; aşka susuyor, gözlerine susuyor…
Bir kaydırakta
Buluversem kendimi
Çocukluğumun geçtiği o sokakta
60′lı yıllar yeni başlamıştı. Sinemayla yeni tanışmıştım. Hatırladığım ilk filmde küçük bir çocuk yanaklarını içe çekip dudaklarını dışarı çıkararak ördekleri taklit ediyordu. Neşeli bir film olduğunu da hatırlıyorum. Sinemaya gitmeden önce film başladığında konuşmamam konusunda tembihlenmiştim. Ara verilip ışıklar yandığında bile konuşmamıştım. O ilk filmden sonra sinemaya gitmek tutkum olmuştu.
Biliyorum, yine inat ettin, en geç sen açacaksın.. Düş pembesi çiçeklerini küskünlüğünden geç gösterdiğini biliyorum.
Tabii sana hak veriyorum.. Dokuz katlı bir apartmanın gölgesindesin.. Ilık meltem esintisini alamıyorsun, güneşi hiç göremiyorsun.. Güney rüzgarı yaşama can katıyor, bunu da biliyorum..