Zamanın Gizemi
Şerife Karaçayır Mutlu
Ayakları bedenine direnmeye başlamıştı yokuşun sonunda. Üç beş adım daha çıktı mı tepeye varacaktı. Durdu. Ellerini beline dayayıp soluklandı. Ne olacaktı ki üç adım daha yükseğe çıkınca! Büyüyecek miydi! Vazgeçti çıkmaktan. Olduğu yere çöktü. Ellerini arkaya, toprağa dayadı, ayaklarını yokuş aşağı sopa gibi dümdüz uzattı. Yanında biri varmış gibi sesini yükseltip, “Ne olacak ki üç adım daha yükseğe çıkınca? Büyüyecek miyim?! Yetmedi mi büyüdüğüm?” dedi.
Koca bir yaşamı sözcüklerden inşa edebileceğimize inanacak kadar saf çocuklardık. Yüreğimizde yeşeren karşılıksız ve çıkarsız sevgilerimizi fakirlere ve kimsesizlere dağıtacak kadar cömert ve de yürekli… ”Yere oturma! Sırtını duvara yaslama! Zemin, duvar nemdir çeker ciğerlerin…” derdi, sokağımızın ihtiyar bilgesi. Söz dinleyecek kadar akıllıydık, uysaldık. Masal kahramanlarının aramızda dolaştığını düşünecek kadar da hayalperest…
Sevgideğer Elif Eser için, “Çingene sevgilim”in KÜÇÜKİŞLER versiyonu…
Senaryo: Yucel Evren
Görüntü ve ses yönetmeni: Zelin Artuğ
Küçükişler’in HİT şarkısı RAMBİ…RAMBİ…
(ZA)
***
Kaldır kollarını havaya!..
Orta yere..
Orta yere gülüşlerin…
Gülüşlerin!..
Ellerin havada!..
Koştu biri daha!..
Neşelenme nedenin, genlerinde var senin..
Nefesin!.. haydi derken ne güzel senin!..
Soframızda; Elif Eser Hanım’ın “Üçüncü Evre” yazısını okuyup bitirdiğimde birden bir ışık çakıverdi beynimde,”Evrekaaaaaaa” diye bağırarak dışarı atasım geldi kendimi.Çözmeye çalıştığım , M.Ö. 210 yılında Arşimet’in bulduğu “sıvıların dengesi kanunu” ndan daha kolay bir problem değildi inanın.
Zaten bu muammayı çözebilme konusunda ilk işaretler, yine soframızda;Aynur Akkaya Hanım’ın ; “Yaredir Yüreğime Eski Sevgili” yazısını yorumlayıp, aldığım yanıttan sonra ortaya çıkmıştı.
Masamdaki dosyaları toparlıyorum. Bir yandan da sataşmaya devam ediyorum;
- Ya sen deli misin?
- Neden?
- Sabahtan beri benimle uğraşmaya bıkmadın mı?
- Ben seni böyle mızmız, ekşimiş bir suratla görmeye alışık değilim. Hiç yakışmıyor sana.
- Ne yapabilirim sen söyle?
- İşe, aşağı sarkmış dudaklarını yukarı doğru kıvırmakla başlayabilirsin.
Gülümsüyorum;
- Pekâlâ… Sana söz veriyorum, bu akşam biraz hava alırsam yarına kendimi daha iyi hissedeceğim.
- Gerçekten mi?
Bilir misiniz ? Gün içinde neyi yaşayacağınızı , sabah uyandığınızda
açtığınız pencereden aydınlanan gün haber verir.
30 Mart Salı.
Hava , sabah rüzgarlı, biraz da ayazdı. Belki yağmur yağacaktı. Yağmur ise sevdiğimdi. Şemsiyesiz yakalanmak neşesiydi.
Nasılsa ıslanacaktım. Hatta öyle olmasını diliyordum.
Kıştan kalma bir bahar vardı dışarıda ve bahar da eli kulağında şakasını yapacaktı birkaç gün sonra.
Su yeşili bir etek ve üzerinde ince bir merserize giyindim, tam teşekküllü makyajımı da yaptım. Kulaklarıma küpemi, boynuma kolyemi de taktım. Kendimden memnun edayla aynanın karşısında bir sağa bir sola dönüm kendime baktım. Boynuma mat pembe uzun fularımı taktım hani artık konsept oldu, fuları atkı gibi bağlamak, öylede bağladım. Askıdan fuşya kabanımı da aldım ve siyah çizmelerimi de giyindim. Deri ceketimi giysem acaba diye de geçirdim içimden.
Vazgeçtim neden sonra.