Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 1312345»...Son »

‘fıstıkî’ Kategorisi için Arşiv

Düşle gerçeğin sınırındaki dost


Zelin Artuğ

 

33767_149903468385716_3010254_n

Yaz, çöl sıcaklarıyla geldi. Yol boylarındaki ağaçlar, bakımsız çocuklar gibi kavruk, solgun… Düş tarlalarındaki ekinler, susuzluktan kurumuşlar.

Gerçek, gerçek değil; düş kurmaksa sakıncalı! Yasaklardan, yanılsamalardan, boşluklardan, düşlerden yorgunum. Hep bir dost beklerim, çocuk yanımla.Çocuk yanım, “ bekle, gelecek!” der, olgun yanım “sen daha çok beklersin!” diye gülümser.
Çocuk yanım iki yanı bahar çiçekleriyle bezeli bir yolda düş kurar, olgun yanım gerçeğe giden sarp yolu gösterir. Hangi yöne gideceğimi bilemem. Hangi yandan çıkıp gelecek bakalım, düşle gerçeğin sınırındaki dost? Hiç gelmeme olasılığı da var!

Yazının tamamını okuyun »

Küçük Kız ve Yağmur


Zelin Artuğ

 

 

zz

 

Düş kurmak istiyorum. Deniz kıyısında tek katlı bir ev… Evin girişinde camekândan bir odacık… Küpe çiçekleri yerleştirilmiş cam önlerine. Ama bir de oturma yeri var cam kıyısında. Ambalaj sandıklarının üzerine çiçekli basmadan yüzleri olan minderler atılmış, yumuşacık bir köşe yapılmış. Yazın, evdeki kışlıklar, kışın da yazlıklar doldurulur bu sandıklara. Ara sıra sandıkların üzerindeki minderlerle basma çiçekli örtüler kaldırılır, açılan sandıklardan bir yün yelek, bir yün çorap çıkarılır, ya da açılan sandığa başka fazlalıklar konur.

 

Yazının tamamını okuyun »

Evvel zaman çocukluğu


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

ul

Her şey o kadar yeni ki yaşamda, ev, sokak, büyükler… Her biri yeni bir keşif!
Acıkmaya, susamaya, uyumaya kendim karar veremeyecek kadar yabancıyım dünyaya. Zamanımın büyük çoğunluğunda sırt üstü yatıyorum. Sürekli başucumda gördüğüm büyükler beni yattığım yerden aldıklarında seviniyorum. Böylesi daha güvenli. Sırt üstü yatıp, aynı noktaya bakmaktan kurtuluyorum.
En sevdiğim şey de beni kucağına alan büyüğün işaret parmağını çeneme dokundurması. Bir tür gıdıklanma mı yoksa iletişim mi bu, bilemiyorum. Gözlerimi kırpıştırıp, kucakta dimdik ayakta durmak istiyor, konuşabilmek için güç topluyorum, ama boşuna! Şimdilik yalnızca ünlü sesler çıkarmaya dilim dönüyor.

 

Yazının tamamını okuyun »

sarı kız


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

12106995_408548759340775_7574089536417261791_n

Güz mevsiminin başlarıydı. Birlikte oynadığım, birlikte çitlembik ağaçlarına tırmandığım çocukların ağzından düşmez olmuştu sarı kız sözü. Söylediklerine göre sarı kız götürecekti bizi okula. Saçları sarı olmalıydı, ama saçları uzun mu kısa mı hiçbir fikrim yoktu. Kimse onu tarif etmemişti bana. Bir tek adını biliyordum. Sarı kız…

Evimizin bahçesiyle, az ötedeki kumsal ve iri kefallerin yüzdüğü derenin kıyısı tek oyun alanımdı. Kıyısındaki söğütlerin dallarını serin sularına sarkıttığı bu dere evimizin yakınındaki kumsalda iyice sığlaşır, denize dökülürdü. Çocukluk eğlencelerimizden biri de derenin sığlaştığı kumsalda paçalarımızı sıvayıp, naylon ayakkabılarımızla dereye dalmak, bir yakadan öte yakaya geçmekti.. Böylece büyük bir iş başardığımızı kanıtlamış oluyorduk. Yorulunca karşı yakadaki kayanın üzerine oturur, naylon ayakkabılarımızı ayağımızdan çıkarıp içindeki suyu boşaltırdık. Uzaktan annemin çağırdığını duyunca ayakkabılarımı elime alır, karşı tarafa yalın ayak geçerdim. Kumsalı geçip üç basamaklı merdivenin başına gelince ayaklarıma yapışan kumları silkeler, ayakkabılarımı giyer, annemi daha fazla kızdırmadan eve koşardım.

Bütün yaz koşup oynadığım kumsalda deniz çekilmiş; dışı çok hoş desenli, içi sedefli istiridyeler, denizyıldızları vurmuştu kumsala. Martılar kumsala doğru süzülüyor, gagalarında avlarıyla havalanıyorlardı. Havalar serinlemiş, gökyüzünün mavisi solmuştu. Rüzgâr sert esiyor, ağaç dalları arasında ıslık çalarak dolaşıyordu.

Yazının tamamını okuyun »

İlyas


Ülkü Öztürk Göçmen (Zelin Artuğ)

 

4f024782180236b0481d244b5e8c04dd

 

Ellerini beline koyup arkaya doğru gövdesini esnetti. Eğildi, gözlerini fal taşı gibi açıp aynaya baktı. Gözlerinin akının kızardığını gördü. Sakalını kaşıdı, aynaya yaklaştı, tekrar gözlerine baktı. “Yok canım, uykusuzluktandır!” diye söylendi.
Giyindi, sokağa çıktı. Bugün izin günüydü. İki sokak ötedeki Göz Kliniği’ne gidecekti. Caddeye çıktı. Köşede bir simitçi vardı. Gitti, simitçinin önünde durdu, simitlere baktı. Simitçi de İlyas’ın yüzüne baktı şaşkın bir ifadeyle. Simitçiye diklendi.
“Ne bakıyorsun kardeşim? Filim mi oynuyor suratımda?”
“Yok, abi estağfurullah! Simit mi alacan?”
“Yok! Vazgeçtim!”

Yazının tamamını okuyun »

Özlem


Şerife Karaçayır Mutlu

t

 

 

Hani nerde

hafta sonları

annemin

haşhaşla katmerlediği

sacüstüleri

çıkın edip semaverle

bir faytonun atının yorguluğuna

yüklediğimiz mutluluklar?

Yazının tamamını okuyun »

O bana hiç benzemez; ama ben onu çok severim!…


Zelin Artuğ

384058_10150473270508397_582378396_8448247_1560103934_n

“Bugün 21 Mart… Senin doğum günün Gökhan. Doğum günün kutlu olsun!” (ZA)”

 

 

Yazının tamamını okuyun »

Zeloş’a mektup


Şerife Karaçayır Mutlu

dogumgunu

Geldik geçiyoruz, Veysel’in iki kapılı Hanı, şu hangi gezegenin cehennemi olduğunu bilmediğimiz fani, ölümün de ani olduğu dünyadan. Vuruyor gölgelerimiz duvarlara, suya düşen yansımalar gibi, çiziyor zaman resimlerimizi, artık mis kokan kireçlerin olmadığı, sentetik boyalı duvarlara.dogumgunu

 

Yazının tamamını okuyun »

Tanı bizi


Cafer Demirtaş

 a (42)

 

 

Sen düşülkem, ilkyaz mutluluğum,

Tok gölgelerin esmer güzelliği,

Çocukça sevincimin üzüm karası!

 

Yazının tamamını okuyun »

Ardıç ağacından efsunlanmak


Şerife Karaçayır Mutlu

 grive

 

Az bir toprakla,
hayata tutunmak,
bir ağaçken,
dalına konan
bir kuşla
akraba olmak
adını *ardıç kuşu*koymak.

 

Yazının tamamını okuyun »