yirmibirinci yüzyılda aşkın tanımı
Şerife Karaçayır Mutlu
60′lı yıllar yeni başlamıştı. Sinemayla yeni tanışmıştım. Hatırladığım ilk filmde küçük bir çocuk yanaklarını içe çekip dudaklarını dışarı çıkararak ördekleri taklit ediyordu. Neşeli bir film olduğunu da hatırlıyorum. Sinemaya gitmeden önce film başladığında konuşmamam konusunda tembihlenmiştim. Ara verilip ışıklar yandığında bile konuşmamıştım. O ilk filmden sonra sinemaya gitmek tutkum olmuştu.

Benim en korktuğum doğa olayı yıldırım ve şimşektir. Bir gece amcamlara gittiğimizde yağmur yağıyordu. Kuzenimle konuşurken elektrikler kesildi. Ortalık bir anda karardı ve ben de hemen anneme sarıldım. Odanın içi zifiri karanlıkken aniden bir ışık demeti odayı aydınlattı ve hemen sonra gümbürtü koptu. Ben korktuğumdan anneme daha çok sarıldım. Titriyordum. Annemin yanından ayrılmadım. Sonra elektrikler geldi. Bu beni çok rahatlatmıştı. Ardından çaylarımızı içtik, pastalarımızı yedik. Gitme zamanı gelmişti. Kalktık, yola çıktık. Evimiz yakın olduğu için arabayı almamıştık, yürüyorduk. Yürürken, yine bir ışık Yazının tamamını okuyun »
Tahmin ettiğiniz gibi, bir zamanlar ben de sizin gibi 15 yaşındaydım. O yaştaki günlerimin birinde evde salondayım; annemin çeşitli ev tekstili malzemelerini içine doldurduğu kanepeye uzanmışım. Bu enstantaneyi hiç unutamam. Yılların bana neler getireceğini uzun uzadıya tahmin etmeye çalıştığım o anda, her türlü alternatiflerin yaşamın içinde var olduğunu, acı veya tatlı anların olabileceğini biliyordum. Hatta, hiç yaşayamama riskinin olasılıklar içinde olduğunun da farkındaydım. Yaşamım, gelecekte bir noktada aniden bitebilirdi ancak bunu göz ardı etmek, geçiştirmek zorundaydım. Hala da öyle! Yazının tamamını okuyun »
Bugün Cemal Süreya’nın ölüm yıldönümü imiş. Gazeteleri okurken rastladım bu bilgiye. Süreya, aşkla sevdiğim bir şairdir. Ölüm yıldönümünde sevgiyle ve şiirlerinden dizelerle anmak istedim onu. Anarken biyografik bilgiler vermeyeceğim. Bundan hep kaçındım. Nedeni ise, isteyenin internette bu konuda en sağlıklı bilgileri bulabileceğidir.
Biyografisi ile ilgili sadece şunu yazabilirim; Darphane müdürü iken, zamanın bakanlarından biri teftişe gelmiş Darphane’yi. Süreya’yı da hiç sevmediği için, bir bahane bulmak amacıyla ‘ Çok pis buldum Darphane’yi ‘ demiş. Süreya’nın cevabı ise şu olmuş; siz gelmeden önce temizdi… Yazının tamamını okuyun »
Biliyorum, yine inat ettin, en geç sen açacaksın.. Düş pembesi çiçeklerini küskünlüğünden geç gösterdiğini biliyorum.
Tabii sana hak veriyorum.. Dokuz katlı bir apartmanın gölgesindesin.. Ilık meltem esintisini alamıyorsun, güneşi hiç göremiyorsun.. Güney rüzgarı yaşama can katıyor, bunu da biliyorum..
Düşünüyorum da bazen, değişiyor herşey gibi zaman içinde benim olanlar da, bende kalanlarda….
Yıllar önceleri,kırmızı renkti en sevdiğim renk. Genç yüreğimin hızlı çarpmasından mı, kanımın deli deli akmasından bilmem severdim işte kırmızı rengi… her şeyi kırmızı olsun düşlerdim.Fal batırır, oyun kağıtlarından fal bakardım sık sık…Kalbalıklarda olmayı, bi başıma bile olsa gezmeyi severdim.
Okuduğum her kitabın içinde unuturdum kendimi, kaybolmak hoşuma giderdi tanıdığım roman kişileriyle, romanın içinde…. gerçeğe dönmek istemezdim.