ben hayatta en çok babamı sevdim
Zelin Artuğ
Havalı bir cam
İnfilak ettin yüreğimde
Kırıkların kanıyor hücrelerimde
Sıcacık,ana yüreği sesiyle güvende duyup kendini sürdürürken varolmayı her an değişen bedeni, çarpan minicik yüreği ile insan,
ayrılınca anasının bedeninden bir gün sorulmadan, yanıt beklenmeden ondan açınca dünyaya gözünü daha o an anlar aslında başına gelecekleri…
daha o an bilir soğuktur dünya… Güvencesiz, karanlık, kocaman…
Anlar ki çok canı yanacak çok… Ama ona sormadılar ki? O istemedi ki bu dünyada olmayı, o seçmedi ki ölümü…
İşte böylesi korku, telaş ve acı içinde ciğerlerine dolan havanın ağır kokusu, yüreğinin hızla çırpınışı değil mi Ona o ağlama çığlığını atttıran?
Kaybolan erdemleri arasında
cömertlikte başsırada
yerini aldı,
buna bahçemdeki kaysı ağacı
çok üzüldü,
kalemimden insanlığa
bir e-mail gönderdi. Yazının tamamını okuyun »
60′lı yıllar yeni başlamıştı. Sinemayla yeni tanışmıştım. Hatırladığım ilk filmde küçük bir çocuk yanaklarını içe çekip dudaklarını dışarı çıkararak ördekleri taklit ediyordu. Neşeli bir film olduğunu da hatırlıyorum. Sinemaya gitmeden önce film başladığında konuşmamam konusunda tembihlenmiştim. Ara verilip ışıklar yandığında bile konuşmamıştım. O ilk filmden sonra sinemaya gitmek tutkum olmuştu.

Benim en korktuğum doğa olayı yıldırım ve şimşektir. Bir gece amcamlara gittiğimizde yağmur yağıyordu. Kuzenimle konuşurken elektrikler kesildi. Ortalık bir anda karardı ve ben de hemen anneme sarıldım. Odanın içi zifiri karanlıkken aniden bir ışık demeti odayı aydınlattı ve hemen sonra gümbürtü koptu. Ben korktuğumdan anneme daha çok sarıldım. Titriyordum. Annemin yanından ayrılmadım. Sonra elektrikler geldi. Bu beni çok rahatlatmıştı. Ardından çaylarımızı içtik, pastalarımızı yedik. Gitme zamanı gelmişti. Kalktık, yola çıktık. Evimiz yakın olduğu için arabayı almamıştık, yürüyorduk. Yürürken, yine bir ışık Yazının tamamını okuyun »
Tahmin ettiğiniz gibi, bir zamanlar ben de sizin gibi 15 yaşındaydım. O yaştaki günlerimin birinde evde salondayım; annemin çeşitli ev tekstili malzemelerini içine doldurduğu kanepeye uzanmışım. Bu enstantaneyi hiç unutamam. Yılların bana neler getireceğini uzun uzadıya tahmin etmeye çalıştığım o anda, her türlü alternatiflerin yaşamın içinde var olduğunu, acı veya tatlı anların olabileceğini biliyordum. Hatta, hiç yaşayamama riskinin olasılıklar içinde olduğunun da farkındaydım. Yaşamım, gelecekte bir noktada aniden bitebilirdi ancak bunu göz ardı etmek, geçiştirmek zorundaydım. Hala da öyle! Yazının tamamını okuyun »