Nevruzum nevruz olsun mu?
Hatice Atalay
Ben ona, “kuşçu teyze” diyordum içimden, “senin hikayen ne?”..
İzmir saat kulesinin çevresindeki banklara oturup çevreyi seyrederken, gözüm hep ona takılırdı.
Meydanın bir köşesinde, plastik taburesinin üzerinde iki büklüm oturmuş, önündeki el kadar tezgahın üzerinde duran kuş yemlerini satan/satmaya çalışan o yaşlı kadın.. Sıra sıra dizili, minik kırmızı kaplara koyulmuş kuş yemleri..
Ankara’dan… Sevgideğer Muzaffer Tokmak dosttan bir armağan. Sevgi ve saygılar Muzaffer dost!
Bu güzel armağanını Tharıkoflu bütün dostlarla paylaşıyorum izninle… İyi ki varsın, dost! (ZA)
Onu ben çizdim sana.
Gür bir ormanı anımsatan kirpiklerini,
Ve arasına uzun yeşil gözlerini ben koydum.
Ağzını Ay,
Gülüşünü şiir yapan bendim.
Kızımın ilkokula gittiği yıllardı. O günlerde öğretmeninden sürekli şikayet ederek, öğretmeninin sınıfta hep bir arkadaşları ile ilgilendiğini, diğerlerine yeterince ilgi göstermediğini söylüyordu. Çocukluğun verdiği duygular da işe karışınca şikayet uzadı. Ben de sorunu yine kendisinin çözebileceğini, öğretmeniyle konuşmasını söyledim. Öğretmenin bu yaşlarda çocuğun algılarında ne denli kutsal, apayrı bir yeri olduğunu kendi çocukluğumdan anımsadığım için, bunun imkansız olduğunu biliyordum. Nitekim konuşamayacağını söyledi.
Birgün onunla vitrinlerin önünden geçiyorduk, heyecanla koştu, vitrindeki bir barbi bebeği göstererek, almamı istedi, sonra da ekleyerek, “ maaşını alınca değil mi?” diye kendisi cevapladı.

İnsanın doğduğu toprakların dışına ilk kez çıkması, değişik duygular yaratıyor. Değişik açılımlar, algılamalar oluyor sanki. Bu konudaki deneyimler, duyguların farkındaki renkler, öyle çeşitli olmalı ki… herkesin parmak izi kadar çeşitlidir diye düşünüyorum. İlk deneyimimdeki bir anımı paylaşmak istedim.
Yurdumun sınırları ötesine ilk çıkışım, bir ana rahmindeki çocuğun, dış dünyayı denemesine benzer yakın bir duygu sanırım. Anavatan’ın anlam birliği ordan geliyor olmalı.
Karadeniz’in bu yakasındaki “Son Wubıh“ anıtından Karadeniz’in öte yakasına uzanan “İlk Adım Kefken” 21 Mayıs sürgün anıtına!
CC Kültür Sanat Departmanı
Gushapsha Arsen, 1962 Nalçik-Kenje doğumludur. Nalçik Sanat Okulunu 9. sınıfa kadar okumuş, ardından 3 yıl Moskova’da orta sanat okuluna devam etmiştir. Daha sonra Moskova Devlet Üniversitesi Resim Sanatları Enstitüsü, Heykeltıraşlık Fakültesinde 6 yıl eğitim almıştır. Diploma çalışması (tezi) olarak yapmış olduğu “Susamış Adam” eseri, SSCB Sanat Akademisi altın madalyası ile ödüllendirilmiştir…
Bir yangın merdiveni yalnızlığında yangınlarımı harlıyorum.
Sigaramın ucundaki küçücük korda donarak…
Beynimin kıvrımlarında debisi yüksek onlarca düşünce akıyor…
Ve
Kulaklarımda birbirine karışan sözlerin yankısı,
Duymaktan sıkıldığım…
Uzaklaş diyor,
Ya akla!
Ya uzlaş!
Ya aş!
Oysa ben dördüncü seçeneğin peşindeyim…
Yaşanacaklarla hayata “ bis “ yaptıracak bir seçenek olmalı mutlak…
Karaya vurmuş kelimelerin ölü gözlerinde seyrediyorum bozkırı, geceyi ve geçmişi…
Yaşamın kum taneleri
kaçtı içime.
Kırgınlık, öfke, acı,
korku, gerilim, savunma,
küskünlük, içerleme…
Bir salgı yaptım
hoşgörü, farkındalık,
sabır, empati ERDEMİYLE
kapladım kumları birer birer
dönüştürdüm inciye,
yan yana dizdim
gönül ipine,
kolye oldular,
imrenenler taksın diye,
ilişkiler SEDEFLENSİN
HOŞGÖRÜ ERDEMİYLE..
[14/03/2010 Antalya]