Anasayfa Anasayfa

Sayfa 5 / 10« İlk...«34567»...Son »

‘Deneme’ Kategorisi için Arşiv

Açık denizde dizeler


Zelin Artuğ

Şiiri bir filikaya benzetiyorum. Açık denizlerde can kurtaran, sığ sularda karaya oturan bir filika!

O nedenle engin adamların dizeleri de engin oluyor kendileri gibi…

Adam gibi adam, şair gibi şair Neruda, “Yaşadığımı itiraf ediyorum” adlı yapıtında “hep başkalarının hayatını yaşadım…” diyordu. Bu söz üzerine epeyce kafa yormuştum. Kafa yormak deyince… İnsan, en çok, işinde gücündeyken kafa yorar. Yürürken.. çayını yudumlarken…

Yazının tamamını okuyun »

Galileo yüzünden bunlar!…


Zelin Artug

Boyun eğmeyecekti engizisyon yargıçlarına!

“(…)evet, hepsinden kötüsü senin boyun bükmendir / Galileo Galilei / hâlâ da büküyorsun / sen boynunu büktükçe / Galileo Galilei / bil ki / kanıyor dünyanın bütün çiçekleri!”(A.Kadir Paksoy)

Gelişmemişlerin coğrafyasında çalışmadan köşe dönenler, emeğe ve emekçiye bırakın saygı duymayı, emeği ve emekçiyi aşağılamayı iş edinirler! Uzun araştırmalar yapmaya, bu berbat tutumun sebeb-i hikmetini derin araştırmalarla ortaya çıkarmaya hiç gerek yok! Her şey açık seçik ortada!

Yazının tamamını okuyun »

Asalakları ödüllendirme onursuzluğu


Zelin Artuğ

Sevgideğer eşime…

Rüzgar hızını artırdı. Camların dışında ıslık çalıp duruyor. Dışarıda olmak zor olmalı. Tıklım tıklım bir otobüsten inip, rüzgara karşı, yokuş yukarı yürümek…

İskender Kebap’ın ışıkları E-5′e vurmuştur şimdi. Sıkışan trafikte kristal avizelerin altındaki masalara tıkış tıkış doluşmuş kadınlı erkekli kalabalığa bakmış, “Yahu bunların evinde bir çorba kaynatan yok mudur?” diye hayret etmişsindir yine. Yemek yapmayı bilmemeyi modernliğin ölçüsü, yemek yakmayı da sevimlilik gibi gören.. gösteren bir anlayışı,  emekçi tavrıyla kınayarak!..

Biliyorum, otobüsten inince rüzgara karşı yürüyecek, yürürken de yazacaksın kafanda…

Ve ben… yazdıklarını bir bir okuyacağım. Sabırla… ve saygıyla…

Yazının tamamını okuyun »

Dide-i huffaş ve sürü psikolojisi


Zelin Artuğ

Erbâb-ı kemâlî çekemez nâkıs olanlar
Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan

ziya paşa

Düşünce ürünleri ucuzlayıp da sokaklara dökülmeye başlayalı yıllar oluyor. Sokak tezgahlarından da geçtim, korsan yayıncıların elinde kaldı onca düşün emekçisinin alın teri!

Günümüzdeki yavanlığın, sığlığın kökü, doymak bilmez yarasaların düşünceyi ve düşünce ürünlerini karanlıklara gömdüğü o yıllara dayanıyor.

Düşünce ürünleri ucuzlayınca, düşünce de ucuzladı.

Yazının tamamını okuyun »

Engizisyon temizliği


Zelin Artuğ

(Bu öyküdeki kişi ve olaylar tamamen düş ürünüdür.)

Birinci kadın arabasını yolun sağına çekti, yeni açılmış alışveriş merkezine baktı. Hazır durmuşken bir iki telefon konuşması yapacak, akşamki toplantı için yeni mekanın yerini bildirecekti. Gözünü devasa yapıdan ayırmadan, herkesi aradı, buluşmanın adresini bildirdi. Arayamadıklarına da aradıkları haber verecekti.

Yazının tamamını okuyun »

Çok zevzek hareketler bunlar!..


Zelin Artuğ

Hiç yolda yürürken ayağınız çamura saplandı mı? Çamurlu bir yolda,  ne kadar sakınsak da çamur gelir, vıcık vıcık ayağımıza bulaşır!

Yazının tamamını okuyun »

Kan damlıyor kalemimden


Zelin Artuğ

Bir gün Tanrıya sorarlar “yağmurları neden yarattın” diye. “Gökyüzü başka nasıl yıkanırdı ki?”der. Bu kez yıldızların niye yaratıldığını sorarlar. Tanrı, yanıtlar: “Geceyi aydınlatmak için. ” Bu sorular döner, dolaşır… “Peki düşünen insanı neden yarattın”a gelir. Tanrı şöyle bir bakar soru soranlara…”Onu ben yaratmadım ki!” der.

Yazının tamamını okuyun »

Soğan kabuğundan papirüs


Zelin Artuğ

Herkes yazar, herkes bilgedir bu masal memleketinde…

Evvel zaman içinde, paçalar çamur içinde.. bir varmış, bir yokmuş, yokluğun derdi çokmuş. Develer peygamberlerin, pireler devlerin iken, yoksullar analarını da alıp yollara düşer iken, bir garip memleket varmış. Bu memleketin başında birkaç heybetli baş varmış.

Yazının tamamını okuyun »

Dünden bugüne hegemonya ya da h-ego-manya!


Zelin Artuğ

“Her solcu genç, şiddeti tadacaktır!…”

İşte böyle buyurur hegemonya! Egemenlik, kayıtsız şartsız Allah’ındır diyen hegemonyacı hegemonya, yani kraldan çok kral, tanrıdan çok tanrı olan hegemonya; gözünü kör edip,  karanlıklarda karanlıkla beslediği gençliği hegemonyacı hegemanyanın korumasına alır, kendisine benzetemediği gençliği ise yerlerde sürükler!

Yazının tamamını okuyun »

Alçaklığın ayak sesleri!.. rant..rant..rant..


Zelin Artuğ

Bu coğrafyada yalnız ormanlar, tarihi anıtlar, kültür merkezleri, hatta hastanelerin yoğun bakım üniteleri değil; aydınlar, yazar çizerler, şairler, düşünürler de KENDİ KENDİLERİNE yanarlar!

On yıllardır sen yanarsın, ben yanarım, biz yanarız… ama bu coğrafya bir türlü aydınlığa çıkmaz Nazım usta! Aydınlığa çıkmadığı gibi, biz yandıkça daha bir yoğunlaşır karanlıklar! Buna ne diyorsun usta?

Haydarpaşa garı yıkılıp da yerine Asya’dan Avrupa’ya doğru, KANUNÎ Süleyman’ın Süleymaniye’sine nisbet olsun diye bir başka “referandum KANUNcusu sultan”ın diktirdiği SEKİZ minareli bir cami KENDİ KENDİNE inşa edilirse, hiç şaşmam! Hele de o caminin altına içinde sıra sıra tesettür giyimlerinin, cübbelerin, takkelerin, tesbihlerin satıldığı mağazalarla; sultan ve dalkavukları seçim propagandalarının yorgunluğunu atsınlar diye göbek taşlı, havuzlu bir de hamam yapılırsa, hiiiiçççç şaşmam!

Okan Bayülgen, “Çok kızgınım” diye başlıyor açık mektubunu okumaya… Aman Okan, dikkat! Çok kızgın biri, her an KENDİ KENDİNE tutuşabilir, o yangın, medya itfaiyesi tarafından “kontrol altına” alınabilir. Ama bu kez, tepeden inme soğutmayla…

Unutmadan…
Haydarpaşa Garı yerine öyle bir SEKİZ minareli cami inşa edilir ki KENDİ KENDİNE!… Mimar Sinan’a inat, hangi yönden bakarsak bakalım, SEKİZ minareden hiçbirinin ŞEREF’esini göremeyiz!

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)