Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 212»

‘Çeviri’ Kategorisi için Arşiv

İşçi olmak üzere doğanlar


Zelin Artuğ

İşçi çocuğunun sahip olduğu şansla, burjuva çocuğunun sahip olduğu şans aynı değildir. Bir burjuvanın çocuğu daha beşikteyken iyi ve sağlıklı yetiştirilme olanağına sahiptir; ayrıca ebeveyninin mirasçısı olacağına dair yazgısı daha o bebekken belirlenmiştir. İşçi çocukları ise bulundukları koşullardan pek uzağa kaçamazlar. Birileri milyarder olarak doğarken, büyük çoğunluk işçi olarak doğuyor.

Alsace potas maden ocağında çalışan kırk üç yaşındaki Aimé, yaşadığı yeri şu sözlerle dile getiriyor.

Yazının tamamını okuyun »

Ürkütücü atölyeler


Zelin Artuğ

Birkaç yıl önce, Serflex (sıkıştırma bantları) ve Citroen ham metal işleme fabrikasında birkaç hafta çalışmış olan François, olaylara bir başka açıdan bakıyor:

“Yirmili yaşlardaydım, ilk kez bir fabrikaya ayak basıyordum. Orada güler yüzle karşılandığımı söyleyemem. Soyunma odası, içinde muhtemelen eskiden sağlam olan çelik dolapların yer aldığı ufacık bir odaydı. Duş kabinlerinde ışık yoktu; ama sürekli kir pas içinde kaldığımız için gerçekten oraya gitmeye can atıyorduk. Sonra, her yere kimyasal ürünlerin, işlenecek metallerin daldırıldığı küvetlerin kokusu sinmişti.

Yazının tamamını okuyun »

Gözaltında çalışmak


Zelin Artuğ

Gençler, işyerlerinin gerçekte nasıl yerler olduğunu, yıllarca sömürülmüş eski işçilerden daha iyi kavrıyorlar. Çalışma koşulları, eski işçilerin günlük yaşamlarının bir parçası olmuş, onlar işyerindeki uygulamaları normal karşılamaya alışmışlar; oysa genç işçiler iş yerindeki uygulamalara yeni ve farklı bir bakış açısıyla bakıyorlar. Örneğin, bir yıldır otomobil endüstrisi fabrikasında çalışan Christian, 10 000’den fazla işçi çalıştıran bu büyük işletme hakkındaki görüşlerini şöyle özetliyor:

“Fabrikaya ilk girdiğim gün beni en çok şaşırtan şey, fabrikanın büyüklüğü ve fabrikada çalışan insan sayısıydı. Çok geçmeden ustabaşılar tutumlarını ortaya koydular. İş yeriyle ve formasyonlarla ilişkili uzun bir söylev çektiler. Şefler arkadaş rolü oynayıp, babacan tavırlar takınıyorlar, ortalarda görünmemenin risklerine karşı bizleri uyarıyorlardı. “İşe, en iyiler alınıyor, fazla mesai yapmaya hakkınız var, sizler iyi olmasaydınız işe alınmazdınız” diyorlardı. (Ama kimse, mesaiye kalmama hakkımız da olduğunu söylemiyordu!)

Yazının tamamını okuyun »

Geçici işçi olmak


Zelin Artuğ

Yıl, 1999. Önce, Alsace’taki maden kömürü havzaları, ardından, potas madenleri kapanmak üzeredir. 2004’te hepsi kapanacaktır. Ama bu, maden kuyularının işletilmesine son verilmesi anlamına gelmiyor. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden maden çıkarılmaya devam ediliyor. Bu ülkelerde işçi ücretleri çok düşük olduğundan; kömür, maden filizleri ve çeşitli mineraller, maden işçileri açısından, Fransa’dakilerden çok daha kötü koşullarda çıkarılıyor.

Yazının tamamını okuyun »

Çağdışı güvenlik sistemleri


Zelin Artuğ

Büyümenin yavaşlamasından bu yana, yani 70’li yılların ortalarından beri, özellikle de taşeron şirketlerin büyük patronları, çıkar sağlamak için eski makineler iş görmeye devam ettikçe yeni makinelere yatırım yapmaktan olabildiğince kaçınıyorlar. Kuşkusuz bu durum, çok eskiden kalmış bu makineleri kullananların çalışma koşullarını oldukça zorlaştırmaktadır. Geçici işçilerden Alain, XX. Yüzyılın sonlarında bir atölyede güvenlik sistemlerinin nasıl müzelik olduğunu anlatıyor bize:

“Benim ilk işim, bir ilaç endüstrisi fabrikasındaydı. Ürünlerin ambalajlanması işinde çalışıyordum. Kartonları doldurmaktı işimiz. Bu iş için birçok insanın çalıştığı çok hızlı bir çalışma ağı vardı. Başlangıçta işin ağır olmadığını düşünüyorduk, ama bir günde binlerce kartonun elden geçmesi gerektiğini düşünürsek, tonlarca ağırlığında bir iş çıkıyordu karşımıza.

 

Yazının tamamını okuyun »

Aşk gemisi


Zelin Artuğ

Elimde Fransızca yazılmış bir kitap var. Bir süredir kitabı okuyor, fırsat buldukça da Türkçeleştirdiğim bazı metinleri not alıyorum. Kitaptaki bir bölüm, beni alıp çok uzaklara, geçmiş yıllarda TV’de gördüğüm Amerikan yapımı bir dizi filme götürdü. “Aşk Gemisi” adlı diziye…

Masmavi, durgun sularda bütün heybetiyle yol alan bir gemiydi bu. Yolcuların hepsi birbirinden şık, birbirinden şen şakraktı. Geminin üst düzey çalışanları da öyle… Pırıl pırıl, bembeyaz denizci giysilerinin içinde çevrelerine ışık saçarlardı.

Yazının tamamını okuyun »

“Terorist”in babası…


Zelin Artuğ


“Bir kutu boyam vardı / Parlak, güzel, göz alıcı / Bir kutu boya / Soğuk renkler, sıcak renkler / Yaralıların kanını boyamaya kırmızım yok / Öksüzün yasını belirtmeye siyah /Sarı yok ezilmiş kumları renklendirmeye / Yaşamın güzelliklerini, sevinçlerini çizmeye portakal rengi boyam var / Yapraklar, tomurcuklar için yeşilim var / Düşler için pembem var / Oturdum çizdim ben de ‘BARIŞ’ın resmini.” 


Tali SOREK (Filistin)

Yıl 1987. David Grossman… İsrailli genç bir romancı. İsrail’de çıkan haftalık dergi “Koteret Rashit” İsrail-Arap savaşının 20. yıldönümü nedeniyle Grossman’dan Filistin’le ilgili bir söyleşi yapmasını ister. Savaşın başlangıcında, 1967′de henüz 13 yaşında olan Grossman, 1987′de karısı ve iki çocuğuyla Kudüs’te yaşamaktadır. Gözünü budaktan esirgemeden ve yansız bir gözlemcilikle hemen işe girişir. “Koteret Rashit”in “İşgalde yolculuk” başlığıyla 29 Nisan 1987′de eksiksiz yayımladığı bu söyleşinin ardından Grossman’ın “Sarıyel” adlı kitabı, İbranice’den Fransızca’ya çevrilmiş olarak adını duyurur. Yalnızca bir yılda 50.000 adet satan bu kitap, İsrail’de gerçek bir şok yaratır.

Yazının tamamını okuyun »

Moha Souag ve dilin gücü


Zelin Artuğ

Emperyalistlerce geri bırakılmış ülkelerin en büyük umudu, o ülkenin aydınlarıdır. Global bir emek sömürüsü karşısında dünyanın bütün emekçileri birleşmeli diyorsak, öncelikle üçüncü dünya ülkelerini, onların sorunlarını, kültürlerini, toplumsal yapılarını, aydınlarını tanımalıyız.

Çünkü düşman yalnızca dışarıda değil; nifak tohumları saçıp, nifak fidanları büyüten gerici çevrelerde de yuvalanmış durumda!

Yazının tamamını okuyun »

Matoub Lounès


Zelin Artuğ

Matoub Lounès’nin dile getirdiği metinler, önemli bir yer tutan Berberî kültürünü ve haklarını açıkça savunur. O, Cezayir’deki İslamcı diktatörlüğü reddeder, kendisi için yaşamayı katlanılmaz kılan tek tip Araplaştırma politikasına karşı çıkar. Berberice ve Fransızca konuşur, Arapçayı anlamakla birlikte çok az konuşur. Matoub Lounès, laikliğin ve demokrasinin ateşli bir savunuculuğunu, herkesin reddettiği kişilerin ve kadınların sözcülüğünü yapar. İslamcılığa ve İslamcı terörizme karşı çıkıp, aydınların katledilmesini kınar; 25 Eylül 1994’te GIA (Silahlı İslamcı Grup) tarafından kaçırılır, daha sonra, Kabyle kamuoyunun seferber olmasıyla kurtulur. Aynı yıl, Direniş adı altında otobiyografik bir kitap yayınlar ve Danielle Mitterand eliyle Anı Ödülü alır.

Mart 1995’te  Kanada’da S.C.I.J. kendisine İfade Özgürlüğü Ödülü verilmesinin ardından, 1996’da İtalya’da bir grubun ölüm cezasının kaldırılması için yaptığı yürüyüşe katılır.

Yazının tamamını okuyun »

bukalemun okulu


Zelin Artuğ

Amadou Hampaté Bâ. Mali’li bir yazar. Bir etnolog.* 1900 ya da 1901’de Mali’nin Bandiagara kentinde doğmuş ve 1991’de Abidjan’da (Fildişi Sahili) ölmüş.

Amadou Hampaté Bâ’nın şu sözünü çok sevdim: “Bir şeyi bilmediğini biliyorsan, mutlaka öğreneceksin, demektir; ama bilmediğini bilmiyorsan, asla öğrenemeyeceksin.” Yine aynı Amadou’nun şu sözü de oldukça düşündürdü beni: “ Afrika’da, yaşlı birinin ölmesi, bir kütüphanenin yanması demektir.”

Yaşlıları dinlemek gerek. Bir köşeye atılıp suskunluğuna terk edilmiş yaşlılar, kütüphane raflarında tozlanmaya bırakılmış kitaplara benzerler. Bu sonuncuyu da ben söyledim. Yaşlanıyorum ya, şimdiden önlem alıyorum.

Yazının tamamını okuyun »