Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 0

arşiv-3

Uzaylılar yeryüzünde…

Yeryüzünde asayiş berkemal… Yeryüzünün bütün kalelerine uzaylılar ağ örmüş!
Bütün toplar ağlarda… Bütün taraftarlar aynı renk kaşkol takmışlar…Taraftarlardan çok, oyunculardan birinin sesi çıkıyor. Mikrofon Hipotenüs!.. Konuşmaktan sesi kısılmış. Ne çok konuşuyor, üff !.. Elinde bir cep telefonu, sağa sola telefonlar yağdırıyor. Tur rehberleri gibi ezberlemiş söyleyeceklerini, her bip sesinden sonra “yalelli” gibi sayıp, döküyor.
Arada bir kaleden geri gelen topa bir çalım atıyor, sonra konuşmaya devam…

“Tamam kanka… sen tezgah işini bana bırak. Anlamadım… Sesin gelmiyor, kanka.. Ne güzel… mal mı olacaktın? Haa şimdi anladım.. Tamam tamam, anladım.. tekrarlamana gerek yok, aptal değiliz heralde!.. Sağlam bir tezgah biliyorum ben.. Bizim Kumpirci  Mete ihtiyaçtan satıyomuş, onu alayım ben kendime. Tüh ya Selamet! Lafa tuttun, şike fırsatını kaçırdık!”

Uzaylılardan öykücü olanı sordu:

“Pardon bir şey mi kaçırdınız?”

Mikrofon  Hipotenüs bu soruyu duymadı, arkasını döndü, yeni bir numara çevirdi.

Öykücü kendi kendine söylendi:

“Hep, şu cinsiyet ayrımcısı insanlar yüzünden çektiğimiz bu çile.. Kadınla erkek cinsini yok edecek ne vardı! Böyle cinsiyetsiz, cibiliyetsiz varlıklara döndük de iyi halt ettik! Neymiş, erkek kadına düşmanmış, kadın yine kadına düşmanmış… Cinsiyetsiz oldunuz da ne oldu ha! Hepiniz hepinize düşman değil misiniz şimdi de?… Uzayı paylaşamadınız, yeryüzüne indiniz! Geç kaldın uzaylım, geeççç! Yeryüzünde paylaşılacak yer mi bırakmış insanoğlu insan!”

Hipotenüs, hışımla öykücünün üzerine yürüdü. Uzay gemisine kaçak binip uzayın derinliklerinden gelmiş olan meraklı  yavşak* sürüsünden bazıları hipotenüsten çok hipotenüsçü kesilip, öykücünün tepesine çullandılar. Yavşaklara alerjisi olan öykücüyü bir kaşıntıdır aldı.

Hipotenüs mikrofonu elinden attı:

“Bana baksana sen… Kime küfrettin az önce insanoğlu insan diye, ha?”

“Yok abla, ben küfür bilmem, estağfurullah!”

“Neee? Abla mı? Şimdi sen bana abla mı dedin ha? Bana bak öykücü! Çabuk sözünü geri al, yoksa hemen.. şimdi… şuracıkta şu dünyanın kaosunu terk eder, uzayıma dönerim, haberin olsun. Bi daha da gelmem kaosa!..”

***

Saha birden karıştı. Uzaylıların hepsi karışıklığın olduğu tarafa akın ettiler. Yahu bu canlıların hepsi de aynı  soydan!.. Yüzyıllardır boşuna ırkçılık yapmışlar. Ha uzaylı, ha dünyalı!.. Bir kavga görmesinler… Koşarlar hemen! Suçlu suçsuz ayırmazlar hiç!

“Söyleyin! Kimi dövüyoz? Söyleyin ha, kimi dövüyoz?”

Bu sahanın dövücü oyuncuları da hep aynı takımdan! Hepsi de aynı renk forma giymişler. Uzaylılara “insanoğlu insan” diyen öykücüye bir temiz sopa çektiler. Sopayı yiyen öykücü, kafasına bir de mikrofon darbesi yiyince kendinden geçti. Upuzun uzandı çimlerin üzerine. Sırt üstü…

Uzaydaki köyünü, anasını, babasını, kardeşlerini, çocukluğunu özledi.. Kötü.. çok kötü bir darbe yemişti kafasına. Bir sürü uzaylı tepesine dikilmiş, sırıtarak hep birlikte dövdükleri, “asi uzaylı”ya bakıyorlardı. Hepsinin üstünde aynı renkten forma vardı: Kafasına darbe yiyen öykücü, darbenin de etkisiyle çok eskilerden aklında kalan dizeleri mırıldandı:

“Garabet asla NECABET mi verir hiç FORMA, zerdûz  sensör taksan,  yavşak yine yavşaktır.”

*Pediculus humanus (Yavru bit)

Zelin Artuğ, Kasım 2009