Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 0

arşiv-1

 

Çağdaş Rafine Barbarlığı

3037898045_9799cf1f10_mÇağdaş Batı’nın davranışlarını yeri geldikçe ölçüp biçiyoruz. Eski çağlardan.. kölelerin haraç mezat alınıp satıldığı o dönemlerden ne farkı var son çağda gördüğümüz barbarlıkların? Belki biraz rafine edilmiş, yakasına bir tutam insan haklarından iliştirilmiş, biraz uygarlık parfümü sıkılmış, böylece XVI. Louis’den kalma “pislik” kokularının parfümle ört bas edilme geleneğine uyulmuş, el altından köle alıp çalıştıran, işine gelmedi mi kapı dışarı eden bir barbarlık işte!

 

*****

Spartacus ayaklanması, ezilenin ezene karşı başlattığı, kendiliğinden gelişen, toplumu özünden değiştirecek alt yapıdan yoksun olduğu için de başarısızlıkla sonuçlanan bir mücadeleydi.
Köleliği ortadan kaldırmak için böylesi bir kitle ayaklanması yeterli değildi. Öncelikle köleliği yaratan ekonomik nedenlerin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bunu yapmak ise o yürekli Spartacus’ün ve köle ordusunun harcı değildi. Tıpkı bugün de olduğu gibi.. Bir sınıfsal dayanışma kültürü olmadan, bireysel yardımlaşmayla aylarca ücretini alamayan emekçimizin, aylarca iş arayan ve iş bulamayan işsizimizin sorunlarını çözebiliyor muyuz?

Durum böyleyken, kim söyleyebilir köleliğin ortadan kalktığını? Kim söyleyebilir büyük kitlelerin bir lokma ekmek uğruna onurlarını rehine vermediğini! Dünyalığını elde etmiş üç beş kapitalist mi? Dünya nüfusuyla orantısına bakıldığında evet.. üç beş kapitalist demek doğru oluyor!
Almanya’da 1990 öncesi halktan kişilerin solculara, Doğu Almanya’yı kastederek “Geh nach drüben!” (Öte tarafa git) dediklerini okumuştum yıllar önce. Sistemden yana olanların kendileri gibi düşünmeyenlere yol göstermelerine sıkça rastlarız günlük yaşamda. Gençliğimde “Komünistler Moskova’ya” sözlerini duymaktan öyle bir gına gelmişti ki bana, bir sokak gösterisinde ben de “Mollalar İran’a!” diye bağırmış, sonra kendim de şaşmıştım bu sözü söylediğime.. Neden gidiyorlardı Mollalar İran’a? İran’da Molla sıkıntısı mı vardı ki?

Bu dünya kimsenin değil! Kimsenin de olmamalı. Ey Alman! Ey Fransız! Ey İngiliz! Ben senin pislettiğin tuvaleti temizliyorsam, bana teşekkür edeceksin! Çünkü ben işçiyim! Sen pislettiğin yeri temizlemek istemediğin için ben temizliyorum. Benim ve üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan kardeşlerimin o işe ihtiyacımız olmasaydı, sen b..kun içinde oturacak, Fransız Kralı XVI. Louis gibi şişelerce parfüm harcayarak b..k kokmaktan kurtulacaktın!
Almanya’daki yabancı düşmanlığına karşı Alman Sosyal Demokratları bir broşür hazırlamış. Yabancı düşmanları diyorlar ki: Yabancı işçiler gitsin ki işsiz Almanlar’a çalışma olanağı doğsun. Demokratların yanıtına bakın: “Yabancılar döküm, madencilik, otelcilik, temizlik, plastik sanayii gibi yıpratıcı işlerde çalışıyorlar. Almanlar’ın büyük çoğunluğu bu işleri yapmak istemiyor. Yabancılar giderse ekonomimiz durur.”

Fransa için de durum aynı, diğer batılı emperyalist ülkeler için de.. En pis işleri yapanlar Türkler, Kürtler, Faslılar, Cezayirliler, Pakistanlılar.. vb.
14.07.2008’de milliyetblog’da “Trakyalı Spartacus” başlığıyla bir yazı yazmıştım. Halikarnas Balıkçısı “Hey Koca Yurt” adlı yapıtında Spartalılar’ın köleleri nasıl işlerde çalıştırdıklarını anlatmış. Ben de söz konusu yazımda yer vermiştim bu alıntıya. Bir kez daha vurgulamam gerekti şimdi:

“(…) Hellenistan’da Spartalılar Hellen sayılırdı: Bunlar, savaşta yendikleri Messenia halkının hepsini de köle saydılar. 3134502298_479c6cacd7_mOnları en murdar, en alçaltıcı işlerde kullandılar. Üstelik, köle olarak yaşayıp öleceklerini unutmasınlar diye sık sık kamçıyla döverlerdi onları. “Helot” denilen bu köleler çoğalıp da başkaldırmasınlar diye, iki üç yılda bir, sürüler halinde öldürülürlerdi. (…) Köle alım satımlarının merkezi Atina idi. Orada haraç mezat satılan, her ulustan kölelerin kaça satıldığını gösteren listeler bulunmuştur. Aynı yaşta ve güzellikteki erkek ya da dişi Anadolulu, İonyalı, Karialı ve Suriyelilerle Filistinliler, başka uluslardan olan kölelere göre daha pahalıya satılıyorlardı.(…) Sparta emperyalizmi ile Atina Emperyalizmi arasında Peloponessos savaşı çıkınca, kimi Anadolulular, Atina’ya isyan ediyorlar; isyan bastırılınca da bu Anadolulular köle olarak Atina’da satılıyorlardı. (…)”

Barbarlık! O günün vahşi barbarlığı ile bugünün rafine barbarlığı arasında pek de bir fark yok gibi geliyor bana. En düşük ücretlerle en pis işlerde çalıştırmak bugün de var.. Fransızlar’ın Cezayirlilere yaptığı işkenceleri anımsayın. Anımsayamayanlar için kaynak da vereyim. [Yeryüzünün Lanetlileri, Frantz Fanon] Kitap Mayıs 1994’te Sosyalist Yayınlar’dan çıkmış ilkin. Kasım 2007’de yeni baskısı Versus Kitap’tan çıktı.

Yine milliyetblog’da “hazandagüzeldir” rumuzuyla yazan sevgideğer Taner Yılmaz arkadaşımız da bu konuya ilişkin 06- 10-19 Ekim 2008 tarihlerini kapsayan bir yazı dizisi yayımladı: “Yeryüzünün Lanetlileri”. İşkence.. kitleler halinde öldürülmek.. Peki ya satılmak? Bekleyin şimdi.. ona da sıra gelecek!

Metin Gür. Almanya’da yaşıyor. Yurt dışına kaçak işçi götüren şebekeleri araştıran bir kitap yazmış. Kaçışın Öyküsü. O kitap önümde duruyor şimdi: Yazarın bir insan kaçakçısıyla yaptığı söyleşiyi aynen aktarmak istiyorum:

(…)
“Şimdiye kadar kaç koyun elinden geçti?”

“Ağabey, ne deyim; belki on bin, yirmi bin olabilir.”

“Ortalama ne kadar ücret alıyorsun? Fiyatı nasıl belirliyorsun?”

“Adamla konuşmama bağlı. İnsanı insana satıyoruz. Buradan alıp Yugoslavya’ya, Romanya’ya götürüyor, orada başkasına satıyoruz. Fiyat adamına göre 200, 300 marktan başlar. Grup çok olur ucuz düşer, az olur, pahalı gider.”

“Şebeke olarak kendi aranızda ne diyorsunuz?”

“Koyun parası. Koyun sattık, para aldık, diyoruz.”
(…)
“Burada daha çok dikkatimi çeken “koyun” ve “çoban” kelimeleri. Çoban siz; koyun, götürdüğünüz insanlar oluyor. Neden böyle diyorsunuz?”

“Koyuna çoban gerekir. Çoban olmazsa nerede otlanacağını bilmez. Koyun melerse, meleme diyemezsin. Çünkü anlamaz. Örneğin adamı götürürken, en tehlikeli yerlerden sürünerek geçerken yanındakine: “Almanya’da işçi olup Mersedes alırız.” diyor. Koyun gibi adamlar bunlar.”

*****

Koyun diye anılan bu insanların sırtından para kazananların zincir halkalarını izlersek, yolumuz ucuz işçi çalıştırarak zenginliğine zenginlik katan emperyalist Batı ülkelerine çıkar. “Soylu ruhları ırkçı” Batı’ya..

Rafine barbarlığının içinde barındırdığı ve bir türlü bastıramadığı şiddet ve nefret duygularıyla Batı ve onun kuklası olan devletler, köleleştirdikleri halkların içinde günden güne çoğalan “yeni insan”a ne tuzaklar hazırlarlar, onu bilemem. Ancak, şunu iyi biliyorum: Avcılar, özellikle de sürek avlarında, ilk çağlardan bu yana her türden tuzak hazırlamaya devam ediyorlar. Dahası, mevsimsiz avlanmalarla doğanın o güzelim dengesini bozmaya da devam ediyorlar.

O acımasız avcılara rağmen, kuşlar da yüz yıllardır, maviliklerde kanat çırpmaya devam ediyor. Tabi.. şairin deyişiyle.. göğün kapısını aramaya da.. Bir gün o kapıyı bulmaları umuduyla..

kus2

önce insanlık, sonra ilke… ülke!..

1825699666_b0945a0c86_mYunus, giyecek urbası olmasa da İNSAN olunabileceğini; urbasının hatırına sözünü geçireninse, İNSANLIK’tan zerre kadar nasibini alamamış olduğunu yedi koca yüzyıl önce söylemiştir.

İnsanlıktan nasibini alamamış olanların urbaya saklanması çok görülen bir durumdur. Örneğin, kadının cıbıldak olanı sorgusuz sualsiz fahişe; biraz örtünmüş olanı modern; biraz daha örtünmüş olanı muhafazakar, kapanma dozunu artırdıkça mutaassıp, umacı gibi kapanmadık yeri kalmayınca da namuslu (!) oluverir.

 


Kültüründe maçoluk varsa bir erkeğin, istediği kadar yontulsun, biçilsin.. kadın cinsini aşağılamak, yeri geldiğinde bütün nezaket kurallarını rafa kaldırıp, kapıdan geçerken müthiş bir ikiyüzlülük içinde “önce siz buyurun” dediği kadın cinsine saldırmak ve bir türlü kurtulamadığı komplekslerini bilinç altından çıkarmak için fırsat kollar!
Böyle biri, insan olmanın erdemlerini sürekli rafa kaldırdığı için, hayattaki duruşunu “insanî değerlere” göre değil, “inandığını sandığı ilkelere” göre belirler. İnandığını sandığı diyorum, çünkü eğer biri, içinde insanı yok sayan kimi inanışların ilke olduğunu savunuyorsa bu, gaflettir.
Elbette önce insan, sonra ilke..
 

 

 

*****
 
Yine de sözlerime “İLK” vermeden önce “hakikatlı sevgideğer”lere kısa bir öykü anlatmak istiyorum. “Bir insanı sevmekle başlar her şey!” diyen Sait Faik’in bir kitabında okumuştum. Aklımda kaldığı kadarını paylaşmak istiyorum.


Bir eleştirmen, bir sanatçı, bir tarihçi ve bir yazar birlikte oturuyorlar: Şöyle bir soru soruyor yazar: “Louvre Müzesi yanıyor. İçeride altı yaşında zenci bir çocuk ve Leonardo’nun bir tablosu kalmış. Yalnızca iki dakikanız var ve yalnızca birini kurtarabilirsiniz. Hangisini kurtarırdınız?”

Sanatçı diyor ki: “Kesinlikle Leonardo’nun tablosunu… İnsanlığa mal olmuş bir sanat yapıtı. Oysa her gün on binlerce zenci çocuk açlıktan ölüyor zaten…”

Eleştirmen itiraz ediyor buna: “ Hayır, diyor, çocuğu kurtarmak gerek. Ne malum onun da ileride bir Leonardo olmayacağı ve böyle sanat yapıtları yaratmayacağı?”

Tarihçiye geliyor söz sırası. Yazar ona da yöneltiyor soruyu: 966650780_f63f6b2f39_m

“Çocuğu!..” diyor, tarihçi.

Yazar soruyor: “Neden peki?”

Tarihçi, hayretle bakıyor yazarın yüzüne:

“İnsan olduğu için, tabii, ” diyor.

*****

Ben biliyorum ki, benim sevgideğer dostlarımın hepsi de gözlerini kırpmadan zenci çocuğu kurtarırlardı..

İnsan olduğu için…

***** :)

Zelin Artug , 2009, İstanbul

http://blog.milliyet.com.tr/kucukisler

Zelin Artuğ diyor ki:

Merhaba,” belki onbin, yirmibin de olabilir”… Sanki gerçek koyundan bahseden bir canlı hayvan tüccarı? Öylesine kanıksamış! Oysa kendisi de bir çeşit koyun. Hani koyunlar mezbahaya götürülürken dağılıp kesim işini zora sokmasınlar diye başlarına kösem denilen bir koç katarlar ya! İşte o… İlk çağın köleleri köle olduklarını biliyorlardı. Ne yazık ki, şimdikilerin büyük bir kısmı bunun bile farkında değil. Allah bizi böyle yaratmış deyip kendini sömürene av olmaya devam ediyorlar. Gün gelip, göğün kapısı aralandığında orda olmak isterdim doğrusu. Değerli arkadaşım, kalemine, emeğine sağlık. Sevgiler, selamlar.
Sevgideğer arkadaşım, bu yorumunuz bu yazıya ilk yorum. Üç gün gecikmeyle geldi. Bu durum rahatsız edici.. Çünkü, her iki taraf da geriliyor haklı olarak. Bir çok arkadaşımız da aynı dertten yakınmakta. Umarım, düzeltirler bu teknik arızayı.. Çünkü başka bir olasılık getirmek istemiyorum aklıma! Her neyse..Baş kaldıranın başını ezme kültür(süzlüğ)ü yaygın olduğu için… ve bir takım köşeler de ezmekten müthiş keyif alanlarca tutulduğu için insanlar çoğu konuda koyun gibi davranmayı alışkanlık haline getirmişler. Özel kurumlarda çalışanların hiç biri yüksek sesle şikayet etmez:)) Ne o? Kapitalizmde kölelik yokmuş.. Feodalitede varmış kölelik.. Yugoslav ozan Brana Crncevic’in şu sözünü çok seviyorum: “Ne ilerleme yahu… köleydi babası, oğluysa robot oldu!” Sağolun arkadaşım, iyi ki varsınız.. Sevgiyle.. 13.02.2009 12:18:03

16.02.2009 22:22:13 hazandagüzeldir

İnsan BİLİNCİ,”kendi DİZİNE eğilmeyi öğrendiğinde,GÖK KAPISININ arasından sızan IŞIK yüzüne vuracaktır.”Ş.mutlu Başka dizlere eğilmenin filmidir seyredilenlerin acısı. Işığı bulan yüreğine sağlık.SEVGİLER.
Sevgideğer Şerife, çok küçükken sinemaya götürmüşlerdi. Herkes film seyretmiş, ben makine dairesinden perdeye vuran ışığı seyretmiştim. Filmden daha ilginç gelmişti herhalde. O gün bir şey keşfettim. Işık her yanı kaplamıyor da karanlığın bir bölümünü kaplıyorsa, ışığın içinde uçuşup duran tozları net olarak görebiliyorsun. Bu anlamda huzursuzluk duyuyorum sevgideğer arkadaşım, galiba bulduğum ışık pek iç açıcı değil, toz toprak dans ediyor içinde. Belki bütün ışıklar yandığı zaman.. toz toprak yine olacak ama böylesine gözüme batmayacak. Sevgiyle.. 13.02.2009 12:20:40 13.02.2009 23:45:40 Şerife Mutlu

Tarihin derinliklerine gidip günümüze gelen…Bu değerli ve anlamlı analizinde yerden göğe kadar haklısın değerli kardeşim. Konunun biraz dışında ama reel-politiğin de tam içinde olan ve güncele ilişkin bir saptama yapmak gerekirse… Niyazi Berkes’in 1965 basımı “İkiyüz yıldır neden bocalıyoruz?” adlı eserindeki bir tespiti geldi aklıma: “Türk kalkınma tarihinin kesintisiz bir devrim şeklinde gelişmesini tekrar tekrar köstekleyen üç engel vardır: ‘Gericilik’, ‘Yabancı politik çıkarların zararları’ ve ‘Halkın çoğunluğunun yoksullaştırılması. Bunlardan toplumu sıyıran, ulusa bir süre dinlenme, nefes alma, toplanıp kalkınma fırsatını veren tek devre Kemalizm’in açtığı devre olmuştur. Onun için ona, Türk kalkınmasının normal yolu ve geleneği olarak bakıyoruz” (s.142). Bu üç engel hala var ve biz bu engellerle sürükleniyoruz….İçten sevgi ve dostça selamlarımla…
Sevgideğer arkadaşım, gericilik, çıkarcılık ve eşitsiz paylaşım… Bu kavramların kösteklemediği bir insanî değer var mı yeryüzünde? Kemal Atatürk, yalnız bu ülkenin değil, tüm dünyanın saygısını kazanmış bir devrimcidir. (Bu, nesnel bir tümce.) Ancak, Kurtuluş Savaşı’nın isimsiz şehitlerinin çocuklarına yalnızca M.Akif Ersoy’un ve benzer şairlerin, şehitlere övgü dolu dizeleri miras kalmış; bu şehitlerin kanları pahasına savundukları topraklar ise Kemal Atatürk’ün bütün uğraşlarına karşın, toprak reformunu engelleyen o günkü “dahili bedhahlarca” talan edilmiştir. Yurtseverlik evet.. ama içinde ırkçı duygular barındıran bir milliyetçiliği son derecede tehlikeli buluyorum. (Bu da öznel bir tümce). Gerçekten nerelere sürükleniyoruz, bunu da bilmiyorum ve aslında bilmek istiyorum. En derin sevgi ve saygılarımla.. 13.02.2009 15:53:32 13.02.2009 23:29:23 Ersin Kaboğlu

Sevgili Zelinİnsan neye hizmet ettiriliyor, insan neye hizmet etmek zorunda bırakılıyor? Bunların yanıtı yazında var. Düşünsel gelişimin beşiği Avrupa’da ironik bir şekilde tam tersi oluşumlar da olabiliyor. Bu bir mücadele ve süreç. Acımasız avcılara karşın mavi gökyüzü özgür kanatlara her zaman açık.. Çok güzel bir yazıydı, teşekkürler..

Sevgideğer arkadaşım, dünyanın her yerinde doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, haklı-haksız var. Bu ülkede yok mu? Var tabi. Burada siz-biz kavgası da yapmıyoruz. Güçlünün güçsüze karşı insani olmayan tavırlarını eleştiriyoruz. Şimdiki durumda Batı güçlü. Ezilmiş halklar Batı’da olabilirdi. O zaman da barbarlık el değiştirirdi. Aslolan insanlığın kurtuluşudur. Gökyüzünün kapısını bulmadan özgür kanatlara rahat yüzü yok! Sevgilerimle.. 13.02.2009 16:09:57 13.02.2009 22:58:56 Hakan Şahin

Ben susayım…Pir Sultan Abdal söylemiş çünkü zamanında; uyur idik uyardılar / diriye saydılar bizi / koyun olduk, ses anladık / sürüye saydılar bizi…Deniz Som da şöyle söylemiş; Tarih boyunca kimi ruh dengesi bozuk diktatörlerin insan topluluklarını hayvan sürülerine benzetip gütmeye kalkıştıkları görülmüştür. Ne var ki insanlar, kendilerine hayvan muamelesi yapmaya kalkarak kendini sürünün sahibi sananları yanlarındaki çobanları ve köpekleriyle birlikte tarihin çöplüğüne göndermiştir. Bundan böyle de gönderecektir!
Sevgideğer Tülin, hep merak edip dururum. Bu ruh dengesi bozuklar nasıl oluyor da diktatör olabiliyorlar? Kim, niçin izin veriyor bunlara? Bunun yanıtını bulamadım. Umarım, dediğin gibi olur Tülin.. Tarihin çöplüğü dedin ya.. İçimden “mouse”u “geri dönüşüm kutusu”na sürüklemek, tarihin çöplüğünü de boşaltmak geldi. Çok dolmuş olsa gerek bunlarla.. Sevgilerim ve selamlarımla.. 13.02.2009 23:57:15 14.02.2009 00:40:01 Tülin Aksoy

Sevgili Zelin,Yazını baştan sona beğeniyle okudum. Aynı zamanda da sarsıldım. Bilmediğimden değil. Aslında bildiğim şeyleri yazmışsın. Ama ne derler bilirsin. Neyi anlattığın değil, nasıl anlattığın önemlidi. Uzun lafın kısası harika olmuş. Aklına bereket. Bu arada seninle şunu da paylaşmak istiyorum. Tıpkı senin gibi, okumaktan keyif aldığım sevgili yeşilsoğan’ın yazdığı, “Hadisenin vukuatı” başlıklı yazısı başında kopan kıyametin üstüne, serin ve şifalı bir su gibi geldi bu blogun, çok üzülen yüreğime. Tabi bütün bunlardan haberin var mı bilmiyorum elbette. Her neyse, şahsen tanışmak umuduyla. Hoşça kal. Sevgiler. Selamlar. Ali Nail.

Sevgideğer Nail arkadaşım, yazdıklarımın serin ve şifalı su gibi olduğunu söylemen çok hoş tabi.. Ama ortada kıyametin kopacağı bir durum görmemiştim ben. Yorum yazacaktım aslında, baktım ki söyleyeceklerim sığmayacak o pencereye, öylece bir blog yazayım dedim. Bu konu, salt sevgideğer Levent’in yazısı başında kopan kıyamete ya da yangına müdahale eden bir yazı gibi dursa da, çoktandır yazmayı düşündüğüm bir konuydu. Sırası gelmişken ve yoruma sığmazken, blog yazayım bari dedim. Böyle düşünüyordum, böyle yazdım. Herkes de öyle yazmalı. Bağımsızlığı yazılarımızdan başlatmalıyız, öyle değil mi? Görüşmek umuduyla sevgiler, saygılar. 14.02.2009 00:51:53 15.02.2009 01:46:03 Ali Nail

Çağrı…Aklı sadece başında olan, hayatın, siyasetin her çizgisindeki, kendini ister ümmet,ister yurttaş isterse toptaş (küresel dünya kölesi) olarak tanımlasın… Her insan, bu yazıyı okumalı. Ben bu emeği döken ve kendini savaşsız ve sömürüsüz bir dünyanın, özlemine ve o dünyanın vatandaşlığına adayan Sevgideğer teşekkür ediyorum. Daha fazla aydınlanma istiyorsanız… Sevgideğeri okumaya devam edin…

Sevgideğer Levent, bir istatistik var önümde, bir kitabın önsözünden alınma: “1980/95 arası.. 15 yılda siyasal nedenlerle 650 bin gözaltı olmuş, 210 binine sıkıyönetim mahkemelerince dava açılmış, 6 bin 353 kişinin idamı istenmiş, 50 kişi idam edilmiş, yüz binlerce insan fişlenmiş, 388 pasaport yasağı olmuş, DİSK 11 yıl kapalı tutulmuş, gazete ve dergiler süresiz kapatılmış, gazeteci ve yazarlar ağır hapis cezalarına çarptırılmış,10 binlerce kitap yakılmış, 937 film yasaklanmış..” Cem Karaca, gençliğimizin idolüydü. Yurt dışından döndükten sonra “onu getirten”e nasıl minnet duyduğunu hepimiz anımsıyoruz. Demek Alamanya.. yaramamış Cem babaya. Onca zılgıt yemeseydi oralarda, kolay kolay diz çökecek adam değildi o, 12 Eylül’ün başa getirdiği kişiye.. Sevgilerimi ve selamlarımı yolluyorum bizim buralardan.. 14.02.2009 09:48:06 15.02.2009 00:56:42 yeşilsoğan

sevgideğerPost-modern bir kölelik çağı..Ahhh ne de ruhuna denk düşen bir ifade:PARFÜMLÜ KÖLELİK DÜZENİ=KAPİTALİZM.Elinize yüreğinize bilincinize derin saygıyla can arkadaşım..

Sevgideğer şair, şu köleliği yüzyıllar boyu öyle bir benimsetmişler ki insanımıza, “kulun kölen, kapında köpeğin olayım..” diye başlıyor insanımız zora geldiğinde.. Ahhh nerede o eski köleler:)) Hiç değilse köle olduklarını biliyorlar, yenileceklerini bilseler bile ayaklanıyorlardı. Özellikle de gelişmiş ülke ve kentlerde kölelik ad değiştirdi. Robotlar var artık,robot insanlar. Kapitalizmin yeni oyuncakları.Trenlerde, otobüslerde, bürolarda, gökdelenlerde… vahşi kapitalizmin robot oyuncak insanları var! Bunları kuruyorlar, ne isterlerse yaptırıyorlar bunlara. 8 saate.. 12,14,16 saate kuruyorlar. Çalış babam çalış bizim robotlar! Mekanizması mı bozuldu? At gitsin! Çok ucuza çok var bunlardan! Hele üçüncü dünya ülkelerine bi sipariş verdiler mi, yok fiyatına alırlar. Emperialist! Emret! ayağına getirsinler! Çöpe attırdıkları parfümler bugün kaldırımlarda satılıyordu “işçi sevgilisi kızlar için!” Ahtapot gibi kolları var, her yandan dolanıyor. Sağol sevgideğer dost, kal sağlıcakla. 14.02.2009 15:41:37 14.02.2009 23:55:53 CAFER DEMİRTAŞ

Tesekkürler degerli arkadasimÖnce coban ve koyun. Yeterli oldu. Sonra beni cok sevdigim Frantz Fanon’a yönlendirdiniz. Gittim, gezdim, geri geldim. Prensip sudur: Köle köleligini, efendi efendiligini bilecek. Efendi kendisini hicbir zaman köle gibi hissetmez. Ama köle “ben efendiyim” diye orta yere cikarsa, tiyatro baslar. Cok tesekkürler tekrar bu güzel yaziniz icin. Dost selamlarimla.

Sevgideğer arkadaş, Frantz Fanon’u beğeniyorsunuz madem, Henri Alleg de sevdiğiniz bir yazar olmalı. “Sorgu”nun yazarı..”‘demokrasi’nin doğum yeri sayılan bir ‘uygar ülke’nin bir başka halka karşı sömürgeci vahşetini bütün çıplaklığıyla anlatan gerçek bir eser..”(arka kapaktan) Kölenin de efendinin de olmadığı bir dünya özlemiyle sevgiler.. saygılar size. 14.02.2009 17:22:14 14.02.2009 23:24:47 Pirmete

Köle!..Öğretirler köle değiliz dmeyi önce.. “Şükür etmekle başlar bu coğrafyalar da.. sonra dışarıda… baksana!. ne güzel diye sürer yine bir şükür kıvamında..” Yazın ne kadar güzel senin.. Kölelik vardır!.. şekli değişse de!.. onuru kırılanlar gönüllü evet çiler.. çok sözcüklere gerek yok sevgideğerin zelin’i.. hiç gerek yok.. güveniriz sana.. yazılarına.. saygılar…
Sevgideğer Yücel..Araştırdım. “Köle” ve “Kul” sözcükleri aynı kökten geliyor. Birinde patrona ibadet şart, ötekinde tanrıya ibadet! Biraz paran varsa, her iki tarafta da kurtarıyorsun postu.. Bu dünyada sorun yok zaten.. Zekat, hac, kurban..derken, paranın gücüyle öteki tarafta da epeyce yırtıyorsun cehennemden. Yoksa paran… biri bu dünyada yakar çıranı, öteki de öte dünyada.. Yine de unuttukları bir şey var. Kendimiz köle olsak da yüreklerimiz köle değil bizim. Söyleriz bizim sevgideğer şairimize.. Bir yağmur yağdırır.. coozzz.. diye söner yangınları! 14.02.2009 22:19:42 15.02.2009 02:27:47 yucel evren

merhaba arkadaşım,Nasıl da yakışmış ”koyun” sözcüğü! Sanki genlerindeki bir sözlükten alınmış gibi… Bilirsiniz, koyunlar mezbahaya götürülürken, kan kokusunu alıp dağılmasınlar diye sürünün başına kösem denilen bir koç geçirirler. Kösem yürüdüğü için koyunlar onu takip ederler. Ama koyunlar kesilirken, kösem bir daha ki sürü için hep sağ bırakılır. Kösem de işin farkındadır. Yaşamasını neye borclu olduğunu bilir. Bizim de kösemlerimiz var. Kimi özendiğimiz biri, kimi arkasından gittiğimiz bir din adamı, kimi siyasetçi, kimi yazar vb. Spartacus’un arkadaşları köle olduklarını biliyordu. Bizimkiler hala ham hayaller peşinde, mutlu yaşamı öbür dünyada yaşayacağı yalanıyla oyalanıp koyun gibi yaşamaya devam ediyorlar. Çünkü kösemlerini çok seviyorlar. Çok düşündürücü aydınlatıcı bir yazıydı. Sevgi ve selamlar arkadaşım.

Merhaba arkadaş, Yorumunuzu beklediğime değdi! Bir kösem hikayesi daha: “(…) Çocuklardan birini bana vereceği sırada ayağı taşa takılınca ikisi birden suya düştü. Çocuk babasının elinden suya fırladı. Bağırdım.. ağladım.. Eşim çocuğu yakalayıp bana verdiği halde ağlıyordum. Sandım ki çocuk suya gitti. Kucağımda olduğuna inanımıyordum. Sımsıkı bağrıma basmıştım onu. Ağlayınca kucağımda olduğunu anladım, aklım başıma geldi. Karşıdaki adama bağırdım, aklıma geleni söyledim: “Allah belanı versin. Neden getirdiniz bizi buraya? Aldattınız bizi! Dedi ki: Dün burdan 80 yaşında bir kadını geçirdim. Sen neden korkuyorsun? Gerçeği söylesek, kimse gelmez peşimizden.” (Bu hikayedeki “kösem” yardım etmiyor bunlara.. ne çocuklardan birini alıyor kucağına.. ne bir çantalarını taşıyor. Diyor ki: “Polis görürsem, kaçarım.. bilesiniz.” Ben bunları yazmak istedim arkadaşım. Döner fabrikaları zinciri olan üç beş Türkiyeliyi değil! O cahil, yoksul, çaresiz anayı! Sevgilerimle.. Saygılarımla.. 15.02.2009 14:56:29 15.02.2009 23:54:03 hazandagüzeldir

Küçük bir ek…(1)Yazınız, Sayın Çelik ve Culduz arkadaşların yorumları ile daha da anlam kazandı. Muammer Aksoy öldürülmeden kısa bir süre önce Jeofizik Mühendisleri odasının bir panelinde bize şunu öğretmişti:”değerli fikirler birbirinin aynı görüşlerden değil, zıt görüşlerden ortaya çıkar.” O nedenle bu iki değerli yazarın görüşlerini önemsiyorum. Ama küçük bir şey var: Kölelik feodalizmden önce de vardı. Toprak ve tarım araçlarının mülkiyetinden önceye, toplayıcı-avcı toplum düzeninden sonraya düşen evrede herkes ilkçağ krallarının kölesiydi. Din ise çok tanrılıydı. Krallar ve geniş topraklara el koyan derebeyleri mülkiyetlerini daha rahat koruyabilmek için çok tanrılı dinlerin yerine, daha korkunç ve acımasız, ama inananlara çok merhametli olan ”tek tanrıyı” icad ettiler. Yalnız savaşlarda yenilen ülkelerin halkı değil, kendi halkları da köleydi. Sanayi çağına gelindiğinde bu tarım kölelerine ‘makine başında’ iş verilemeyeceğini gören kapital sahipleri köleliği kaldırmak zorunda kaldılar.
Sevgideğer arkadaşım, sizin görüşlerinize , bilginize, felsefenize daima saygı duydum. İzin verirseniz, bir küçük hatırlatmada bulunmak istiyorum. Sevgideğer Muammer Aksoy’un sizlere söylediği şu söz: Değerli fikirler, birbirinin aynı görüşlerden değil, zıt görüşlerden ortaya çıkar.” Görüş.. bu çok önemli. Perspektif de diyoruz bazen. Bir borunun ucundan bakıyorsa kişi, ben buna perspektif diyemeyeceğim, beni bağışlayın! Eğer bir insan birinin tek yazısını okumadan, sırf bir paranoyadan yola çıkarak ona saldırıyorsa.. saldırırken de asılsız ithamlarda bulunuyorsa, borunun ucundan bakıyordur. Bu anlamda ben Sayın Çelik’in görüşlerini büyük oranda önemsiyor, Culduz’un ise bir görüşü dahi olduğuna inanmıyorum. Bu çok önemsiz konuyu geçelim. “Ama küçük bir şey var: (…)” diye başladığınız bölüm, aslında “büyük bir şey”! Aklınıza, bilginize, bilincinize sağlık. Sevgilerimle.. saygılarımla.. 16.02.2009 13:40:11 17.02.2009 02:42:09 hazandagüzeldir

Küçük bir ek’in devamıTabii ki bu özgürlüğün bir bedeli vardı. Ücret ve çalışma süresi patronun keyfine bağlıydı. Yatacak yerini ve günlük maişetini ise kölelikten işçiliğe terfi eden modern köle kendisi temin edecekti. İstediğini satın alıp yiyebilir, istediği yerde yatıp kalkabilirdi. Sadece bir şartla, fabrikaya tam saatinde gelecek, paydosa kadar durmaksızın çalışacaktı. Ama iş saatlerinin dışında özgür(!) biri olacaktı. C.Chaplin’in bir sessiz filmi vardı. Bütün gün makinelerle uğraşmaktan kendisi de makineleşen bir adamı anlatıyordu. İşten çıkınca kendisini zor bela attığı döküntü kulübede bu sefer rüyasında sabaha kadar makinelerle, dişlilerle uğraşıyor, sabah olunca yine fabrikanın yolınu tutuyordu. Yaşayacak zamanı bile yoktu. Ama özgürdü! Galiba sizin anlatmak istediğinizi Şarlo daha o zamandan kavramış gibime geliyor. Küçük bir ek demiştim ama, affınıza sığınarak uzatıverdim. Böylesi aydınlatıcı yazılarınızda buluşuncaya dek esen kalın. Sevgi ve selamlarımla.
En alttaki yorumunuza verdiğim yanıtta da yazmıştım. Ama galiba en çok da bu yorumunuza uyuyor: Yugoslav ozan Brana Crncevic’in şu sözü: “Ne ilerleme yahu…köleydi babası, oğluysa robot oldu.” Saat 03:37 uykuya yenik düşünceye dek yorumları yanıtlamaya çalışacağım. Sevgi ve selamlarımla.. 16.02.2009 13:58:22 17.02.2009 03:38:49 hazandagüzeldir

rafine yorumlu bir yazı…. (I)Rafine yorumları olan bir yazı ki,beni sevindiren…. Zaman fukaralığından yorumları okuyamadım; şöyle kabaca göz attım ve bu tartışma ortamına sevindim…Özetle; uygarlık sürecine girmiş insanlığın tarihiyle başlar kölelik,yani insanın insana kulluğu… Batı’nın da ”tek dişi kalmış canavarlığı da,Antik Yunan’dan beslenir… Çünkü ilk köle kırımını yapan da onlardır…Atinalılar ve İsparta’lılar,belli zaman dilimleri içinde,ortama alışan köleleri,başkaldırmasınlar diye ,toplu kırımdan geçirirlerdi!… Yakın yüzyıllarda,o günkü dünya nüfüsuna bakılırsa,büyük rakamlar arz eder; yaklaşık otuz milyon insan feodalizmin Batı’da en gelişkin dönemlerinde, XVII. ve XVIII.yüzyıllarda köle olarak kullanıldı… Dünyanın en ileri ve en insani imparatorluğu olan ve köleleri ”insan” kategorisinde sayan XVI. ve XVII. yüzyılın Pax Ottomana’sında bile ülke sınırları dışından olmak koşuluyla,kölelik serbestti!…Sonraki zamanlarda, Doğu bölgelerinde bu konuda bir gevşeme görüldü… Batı’da olduğu.
Sevgideğer arkadaşım, derin bilgisine ve görgüsüne daima saygı duyduğum bir insansınız. Her sözcüğünüzü saygıyla değerlendiriyorum; yazdıklarınızın önüne geçmek ve yorumunuzun önünü kapatmak istemiyorum. Saygılarımla.. 16.02.2009 15:39:09 17.02.2009 14:29:21 zeki etferat

rafine yorumlu bir yazı…(II)Gürcüler,Çerkezler ve Tatarlar,çocuklarını köle olarak sattılar…Bu onların coğrafyadaki,zor ve sıkıntılı yaşamlarının ve o coğrafyada,Çar Korkunç İvan’la zirve yapan Rus kırımının da bir yansımasıdır… İstanbul bir köleler kentidir!… Fatih,Konstantiniye kentinin etrafında, getirdiği, Arnavut,Boşnak ve Sırplardan biner nüfuslu otuzbeş köy kurdurup; kentin tarım sorununu,bu çalışkan insanlarla çözmüştür!… Ayrıca Osmanlı’nın tarımda ve savaşda temel yapılarından iki kurum; ortakçılık ve kapı kulluğu ki sonu yeniçeriliğe gider,köle kökenli alt yapıya sahiptir…O yüzyllardaki Batı feodalizmi ve kolonyalist yapılanmalar, paylaşım savaşları sonrası form değiştiren sömürgecilik,kapitalizmin emek sömürü sistemi, modern zamanlarda farklı versiyonlarda,çağdaş köleliklerle, sizinde örnekleyip, yorumladığınız gibi yaşamlarını sürdürmeye maalesef devam edecektir… Bir de aile içi ”halkalı köle’lik” (!) sistemi var ki, o da apayrı bir konudur!… Sevgiyle. Dostça selamlarımla.
Yazılarınızı okumaya devam edeceğim. “Rafine” katkılarınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla.. 16.02.2009 16:34:31 17.02.2009 14:35:09 zeki etferat

SelammSevgili Zelin iyi ki sen MB de varsın, senin bu ışıldıyan blogların beni çok umutlandırıyor. Senden öğreneceğimiz çok şey var. Gerek geçmişte, gerek günümüzde insanın insanı sömürmesi kutsanmış soylularca. Ve bunun tarihi yazılmış. Nice söylemlere, isyanlarla ve direnişlerla direnç oluşturulmaya çalışılmış olsada günümüze kadar ulaşmış. Günde 12 saat, haftanın 6 günü çalışan biri olarak sömürünün bizzati öznesiyim. Kendini yakıp, Sosyal devlettik hani? diyen vatandaşın, sağlıksız koşullarda ölen, hasta olan insanların, yaşadığı bir ülkede, kölelik yoktur demek kişinin kendini kandırmasından başka birşey değildir. Beğeniyle okudum. Tebrikler.

Sevgideğer Meyman, galiba bu seferki bloğum, önyargılı bir kundakçı dinamiti fitillediği için.. ışıldıyor :-) Kısıtlı olanaklarımla ( yorumlar, yanıtlar.. trafiğe takılıp durdu) yangını söndürmeye çalışırken güler yüzünle ve güzel yüreğinle sen geldin. Hoş geldin, sefalar getirdin arkadaşım. İyi ki seni tanımışım. Sevgilerimi, selamlarımı yolluyorum. Nice paylaşımlara.. 17.02.2009 11:44:33 17.02.2009 14:43:33 Meyman

Sn. Çelik’inçeşitli ‘küresel’-’Postmodern’ve piyasacı mantık yürütme ve akıl oyunlarına taş çıkartırcasına, ‘Sömürü’ devam ettikçe köleliğin de adı, şekli ve formatı ne denli değişirse değişsin devam ettiği gerçeğini yadsımaya çalışma girişimlerini hayretle okudum. Yoksa ’sömürü’ de ‘emperyalizm’ gibi ortadan kalktı da bizim mi haberimiz yok! İnsanın ‘çalışma hayvanı’ndan ‘tüketimin hayvanına’ dönüşmesi nasıl birebir radikal ve insan lehine bir dönüşümmüş onu da tam olarak anlayamadım. Eski kölelik biçimlernde hiç olmazsa doğa ve onun kaynakları bu denli zarar görmüyordu. Oysaki bu ‘tüketimin hayvanı eksenli kölelikte’, uzayda yaşam olan bilinen tek gezegende kaç yüzyılımız kaldı onun hesapları yapılmakta! Bu da mı bilinmezden gelinmekte? İlginç hem de çok ilginç!
Merhaba Ersin, 68 öğrenci hareketlerinin Almanya’daki önderlerinden biri olan Daniel Cohn-Bendit, o dönemlerde kapitalist sistemin radikal bir karşıtıyken 80′li yıllarda Yeşiller’e katılıyor. Yıllarca Frankfurt’ta farklı kültürlerin birlikte yaşamalarından doğan sorunlarla ilgili resmi bir danışmanlık yapıyor. Artık yazılarında ve yaptığı konuşmalarda kapitalizmden, sömürüden ve sınıflardan söz etmiyor. Moda haline gelen modernleşme kavramını kullanıyor artık kapitalizm yerine. Kaybedenlerin kapitalizm nedeniyle değil, modernleşme.. daha doğrusu modernleşmeye ayak uyduramama nedeniyle kaybettiklerini savunuyor. Yabancı işçiler ve Neo-Naziler, modernleşme kurbanıdırlar ona göre. Sevgideğer Ersin, Alman tarihinde “devrim”le sonuçlanan toplumsal bir hareket de yok. Lenin şöyle demiş Alman toplumu için: “Bir tramvayı işgal etmek istediklerinde önce bilet alırlar.” Aman, yanlış anlaşılmasın.. Bütün Almanlar kastedilmiyor burada. Emekten yana ve kapitalizm karşıtları hariç. Selamlar. 17.02.2009 23:31:39 18.02.2009 00:31:57 Ersin Kaboğlu

Bir de Çin’e bakalım…Koskoca İngiltere -tümüyle hırsız olmayabilir- ama unutulmamalıki bu ülke XIX. yy.’ın başlarında (1815′ler) Hindistan’da yetiştirdiği afyonu tüccarları aracığıyla ve yasadışı yollarla Çin’e sokarak bu dev’asa ülkenin kamu düzenini bozup insanlarını hasta, ahlaksız, uyuşuk ve beceriksiz bir konuma düşürmekte hiç bir tereddüt göstermemiştir. Tarihe I. Afyon Savaşları (1843) ve Ok Savaşı (ya da II. Afyon Savaşı) olarak geçen savaşlar meydandadır. Problem 1860′lara kadar sürmüş ve Çin’in elinden Hong-Kong dahil beş önemli liman ve akla hayale gelmeyecek ticari tavizler bu yolla alınmıştır. Sonuç mu? Çok dramatik, 1860 Pekin Anlaşması ile Çin’e afyon satışı da serbest bırakılmıştır. Hollandalılar ve Fransızlar Yemen’den kahve fidelerini alenen çalmışlar ve uygun koşullu birçok yere (Jamaika, Latin Amerika, Antiller vb.)dikerek tröst olmuşlardır! Çayın, muzun, mısırın, pamuğun, koka’nın kanlı tarihlerini bilmemek (ya da unutmak) ne mümkün!
XIX. YY. başlarında denizlere hakim olmuş, liberalizmin yükselmesiyle de bir takım toplumsal değişmelere imza atmış. Köleleri koruma adına bazı yasalar çıkarmış, böylece Asya ve Afrika’da küçük devletlere müdahale etme hakkını elde etmiş. Sanayi devrimiyle birlikte de dünya pazarlarını ele geçirmiş. Bizde, paranın şımarttığı sonradan görmeler, nesnelerin ya da kavramların İngilizcesini söylerler ya hani… İngilizler de bütün müslümanların adının “Mohamed” olduğunu sanıyorlardı bir kitapta. Aden’e demokrasiyi kendilerinin getirdiğini söylüyor, sonra da Farid’e bunu onaylatıyordu: “Öyle değil mi Mohamed?” Şimdi ben Almanya’ya gidip Alman’dan çok Almanlaşmış “bizimkiler”le karşılışsam, “Merhaba Hans!” mı demeliyim? Hans’ın biri titreyip kendine döndüğünü söylüyordu. “Titrek hamsi örgütü” diye bir kitabı anımsattı bana. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. O [6+2] değerli yorumu yanıtlayabilmek çok zordu gerçekten.. İyi ki şu cahilin imdadına koştunuz. Saygılar, selamlar, Ersin. 17.02.2009 23:55:34 18.02.2009 02:44:03 Ersin Kaboğlu

Rica ederim, ne demek…Zelin hanım. Bilinen gerçekler birkaç değerli yorumcu tarafından iyiniyetle de olsa sanki bir ‘puzzle’ haline getirilmeye çalışılmış, bir iki noktayı da ben yerleştireyim dedim… o kadar. İçten selam ve esenlik dileklerimle.

(…) :-( 18.02.2009 12:12:54 18.02.2009 14:43:35 Ersin Kaboğlu

son bir not (1)Bu sabah ‘rafine batı uygarlığı’ yazınızı yeniden okudum. Amacım sakin kafayla, kölelik konusunu işleyen bir yazının nasıl olup da bir tartışma ortamına dönüştüğünü anlamaktı. Söze gerçekten üzüldüğümü belirtmekle başlayacağım. Yazınız; ”köleliğin, yasalarla kaldırılmış olsa da, başka ad ve biçimlerde var olmaya devam ettiğini yadsıyan, konuyu işçi ücreti ve işin niteliği (tuvalet temizliği)gibi bir düzeye indirgeyen, binlerce yıllık kanlı bir mücadele tarihini bir-iki slogan basitliğine havale eden, yıllardan beri Kastamonu’da çocuklarını kiraya (!) veren ailelerin varlığından dahi habersiz, konuyu çalışılan ülkenin refah düzeyi ile, milliyet ile, nasyonal sosyalizm vs. ile ilişkilendiren ve böylece konuyu bambaşka bir mecraya taşıyanlar yüzünden” yazılma amacından uzaklaşıp, adeta bir zıtlaşma ortamına dönmüş. Her birini MB’un kültür düzeyi yüksek yazarları olarak kabul edip, yazılarını, fikriyatları ne olursa olsun ilgiyle, severek okuduğum kişilerin kölelik gibi bir konuda böyle ………. saygıyla.. 21.02.2009 16:17:54 21.02.2009 22:39:17 hazandagüzeldir
Rafine batı barbarlığı son bir not (2)…konuyu bulandıran yorumlar yazmasını yadırgadım. Üzülmemin nedeni budur. Yoksa her yazarın; sizin de, yorum yazan yazarların da kendine has bir bilgi birikimi, ifade tarzı ve üslubu olabilir. Bunlar yazıların zenginliğine renk katan olağan şeylerdir. Ama bunlar bir blog yazısını çığrından çıkarıp başka mecralara sürüklemenin gerekçesi olamaz. Şimdi bu satırlarımı ”ısmarlama” diye nitelemeye heveslenecek olan olursa peşinen söyleyeyim: Bu yazının yazarına ve yorumculardan bilhassa ikisine ilişkin düşüncem bizzat benim yorumlarımdan birinde mevcuttur. O yorum nasıl ki ısmarlama amacı ile yazılmadı ise bu yorumda ısmarlama amacıyla yazılmadı. (Bu arada sayın Culduz’un gönderme yapmayı düşündüğüm bir yorumunu ise yorumların içinde bulamadım(?)) Son olarak şunu belirterek bitiriyorum. Bu yorumuma ilişkin yazılacak hiçbir yazı ya da yoruma cevap vermeyeceğim. Altını çizerek tekrarlıyor, MB’da buna benzer bir durumla bir daha karşılaşmamak umuduyla herkese saygılar sunuyorum. ………….. saygıyla.. 21.02.2009 16:37:54 21.02.2009 22:40:21 hazandagüzeldir

Bu anlamlı yazınızı da…’Önce İnsan’, insanlık, hümanizma adına içtenlikle selamlamak gerekiyor… İnandığımız ilkeler, fikirler, ideolojilerle ulaşmak istediğimiz nihaî nokta son kertede “insan”ın özgürlüğü, mutluluğu ve bilinci olmalıdır. Eğer amaç ve içerikte bu türden bir “insanîlik” yoksa, tasarladığımız dünyaya ulaşmak konusundaki samimiyetimizin boş olduğunu zamanla görür ve anlarız. Gönlümde yatan da tarihsel emek-sermaye ikilemi bazında emeğini kullanan, savunan, ona yabancılaşmadan baştacı eden bir insan ve ona dayalı insanîyetdir… Sizin gibi yazınızda sevgideğer olmuş, hem sevgi hem de saygıdeğer…İçten selam ve esenlik dileklerimle.
Sevgideğer Ersin, düşünüyorum da, barbarlığın kuyusuna atılmış edebiyatın, sanatın, bilimin, teorinin insana ne yararı olabilir ki? Büyük büyük insanlar, büyük büyük büyük laflar ederken; sesleri, sözcükleri.. kulağıma kan şıpırtısı gibi geliyor. Bebekleri düşünüyorum, kolu bacağı parçalanmış.. günlerce boğazından tek lokma geçmemiş insanları.. İnsanlık kan kaybediyor arkadaşım… Acele taze kana ihtiyaç var. Hissediyorum, siz de insanlığa taze kan vermeye uygun bir sevgidersiniz.. Kalın sağlıcakla.. 20.02.2009 13:14:24 20.02.2009 19:58:47 Ersin Kaboğlu

Sevgideğer ZelinBir kişiyle iletişime geçtiğimde iradem dışında aradığım tek bir kriter vardır: İçtenlik. İçten kopup gelen ne varsa, üstünde düşünülmüş ve sindirilmiş olduğuna inanırım. Ardından o kişi tutarlı olur gözümde; ve şunu düşünürüm iradem dışında; İçten olan insan, iyi insandır; tutarlıdır ve samimidir. Çünkü her sözü gönülden çıkar, yüreğinden çıkar. Ön yargısızdır, alçak gönüllüdür, yapıcıdır. İyi insan dedin ya; iyi insan var oluşunu faklılıklarla dengeleyen insandır; iyi insanın oturuşunda, kalkışında, yazısında ve yorumunda iradeniz dışında bunları görürsünüz. Bu görüşü, bilerek yapamazsınız. Gönülden dersiniz; dersiniz ki :”bu iyi insandır” ve “iyi insan insana önem veren kişidir” ve kişiler ancak zamanla tanınır… Saygılar benden sana, sağlıcakla kal.

Sevgideğer arkadaşım, ilk kez bir kitap kurdu olarak tanıdım seni.. Tamam, dedim.. insan, insanı yine buldu … Sonra başka dostlarım da oldu. Sonra.. birlikte başka dostlarımız.. Her birimizin, diğerlerinden bağımsız başka dostları var. Herkes için, herkesin yeri ayrı.. gökkuşağı gibi.. ebruli de diyebiliriz. Biz tutarlı ve samimiyiz. İyi ki birlikte varız. Sevgiyle.. 20.02.2009 13:14:58 20.02.2009 23:08:18 Hakan Şahin

merhaba,Sürücü Kursları ilk açıldığında ehliyet almak için müracaat edenlerden biri de bendim. O sıralarda kimi kursların gerekli, kimisi de: ” kursta verilen bilgi mi direksiyonu idare edecek yani?” tarzında gereksizliğini savunuyordu. Kurs hocamız 50 yaşlarında görmüş geçirmiş biriydi. Hala ondan öğrendiklerimi unutmadım. Ve onun sayesinde hayatımda hiç kaza yapmadım. Bir derste, karmaşık bir kavşakta öncelik sırasını bir türlü kavrayamayan çok genç birine söylediğini hatırlattı yazınız bana. Ne dedi hocamız biliyor musunuz? ” Bakın çocuklar, size öğretmeye çalıştığım kuralların bir kısmını ilerede unutacaksınız. Bunu biliyorum. Ama bir kural var ki, onu asla unutmamalısınız. O kuralın adı NEZAKET kuralıdır. Öncelik sırasını hatırlayamadığınız zaman, işte bu kuralı uygulayın.” Nezaket! Ne güzel bir kelime! Ama ne yazık ki,unutuldu. Üstelik unutanların çoğunluğu tahsilli, okur- yazar insanlar. Yoksa köylüler değil. Onlar da hala bu mükemmel inceliği bulabilirsiniz. Sevgilerle.
Merhaba hazan arkadaşım, demek hiç kaza yapmadınız hayatınızda.. Tebrikler. Aslında kaza yapmak, yanlış kullanım bence. Arabayı devirene, adam yaralayana ya da öldürene “kaza yapmış” denmemeli. Kaza, irade dışı olur. “Hata yapmış” demek daha doğru, kanımca. Heyelan, hata! Mıcırlı yol, hata! Bir ihmal, bir bilgisizlik vardır mutlaka. Şoförü konuşturmak, onun konuşması.. onu uykusuz bırakmak.. şoförün kendisinin uykusuz kalması.. neresi kaza bunların? Siz aslında kaza değil.. hata yapmamışsınız sevgideğer arkadaşım. Demek ki kurs hocanızın öğrettiği en önemli kuralı hiç unutmamışsınız. Kim unutursa unutsun.. Siz unutmamışsınız. O kural ki.. insan olmanın en önemli kuralıdır. İçten bir nezaket, sömürüyü, savaşları ve güçsüzü ezmeyi de engeller! Belki de kitaplar dolusu felsefelerin ZİP dosyasının adı, SEVGİDEĞER dosyasıdır. Burada her ünsüz harf tektir. Sözgelimi, birileri gelir de R harfini yedi sekiz adet çoğaltırsa, öteki harfler tek olduğundan, eşitsizlik olur. Sevgilerimle.. 20.02.2009 14:13:17 20.02.2009 23:34:19 hazandagüzeldir

Nasıl?.. Sevgideğer Hayatı kavrarken doğalki bilimsel bakış önemli.. İnsan ilişkilerindeki davranışlarda dahil buna.. Neye ve neden?.. nasıl tavır alırız adına kısacık bir yazı yazdım biliyorsun.. İnsanların diyaloglarda neden böyle tavır aldığını irdeledin bu yazıda.. iyi bir irdeleme.. bir ek yapmak istedim.. Hayatı kavrarken, tavır alırken.. durduğumuz yeri belirlerken sınıfsal konumumuz belirleyici dürüstsek.. değilsek sapmalar başlar.. emekçiyken yalaka.. okumuşken cahil.. sürüp giden bir yıkılış kısaca.. İnsandan yana olmanın.. ezilenden yana olmanın bir çıkarı yok öğretisi her şeyi yaptırır insana.. tersi ise tarihten bu yana en onurlu kazanımlarımız… Farkında olduğunu sanıyorum ama yazmadan edemedim.. Seni çok iyi anlasalarda zavallı “ben” lerinin “aç ve boş” çıkarcılıkları, durdukları yeri, tavırlarını.. saldırganlıklarını.. belirleyecek bundan böyle de.. gördükleri rüya ne zaman sona erecek bilirmisin?.. Gri sakallı’nın kanıtlanan sözüyle “İflas ettikleri zaman” Seni severiz.. saygılar
Sevgideğer yol arkadaşım, hayatı kavramak… Neye ve neden tavır almak.. sınıfsal konum.. Bir sınıf bilinci varsa tabi.. Eğer bir sınıf bilinci yoksa insanların, gece yatarken, yerli yerinde duran “en çok bu yazına yorum almışsın.. değerini de bilememiş, cevaplayamamışsın..yok artık sana yorum, hak etmiyorsun çünkü!” şeklindeki saldırgan ifadeli yorum, sabah uyandığında bir bakmışsın ki görünmeyen becerikli eller tarafından aniden yok edilmiş! Kaşla göz arasında!.. Ama becerikli eller, nasıl olmuşsa o yoruma verilen yanıtın içinden, işlerine geldiği biçimde cımbızla çekilip alınan sözcükleri de yok etmeyi akıl edememişler! İzninle yol arkadaşım, bir belge olarak.. bu yorumun bir çok kopyasını sevgideğer dostlara mesaj olarak yollayacağım. Saldırganlığın pasif türlerinin de olduğunu.. her aklı başında sevgideğerin bilmeye hakkı olduğunu düşünüyorum. Böylece, tek yanlı bir korumacılığa ve çıkar ortaklığına karşı tavır almış oluyorum. Sevgiyle.. 20.02.2009 14:14:16 21.02.2009 00:04:56 yucel evren

can sevgideğer! Birgün insan;kendi türünü tamamen yok ederse,insanı hayatın merkezine oturtamayan o aklı malumların tanrılarından eser kalır mı acaba diye sorasım geliyor.Tabii ki;ÖNCE İNSAN…insan yüreğinize saygıyla
Şair sevgideğeri, hayır.. tanrılarından eser kalmaz tabii.. O aklı malumların akılları sevgiyi üretmeye yetmediği için tanrılar yaratmışlar kendilerine.. Brana’nın şu sözünü seviyorum: “Maymun ağaçtan indi, insan oldu; şimdi yalnızca darağacına çıkabilir yeniden..” Darağacı da olmasın sevgideğer.. İnsan, ayağını, adam gibi sapasağlam bassın işte yere! Sevgiyle.. 20.02.2009 15:20:56 21.02.2009 02:47:15 CAFER DEMİRTAŞ

Yazarsa insan yazar, insanca…İlim bende kelam bende- Nice nice alem bende- Yazar levhi kalem bende- Madem ki ben bir insanım- Bunca temmenni dilekler- Vız gelir çarkı felekler- Bana eğilsin melekler- Madem ki ben bir insanım-Aşık Daimi- Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yoktu,nice elbiseler gördüm içlerinde insan yoktu. Mevlana. Yalnız kendisi için çarpan yürekleri yalnızca kanpompası olanlar insan görünüşünde yaratıktırlar, Tanrı’yı bile şaşırtacak kadar korkunç yaratıklar. Yaşama hakkının yalnız kendisinin olduğunu sanan, kan ve kan emen korkunç ve korkak yaratıklar. Kendi içsesini duyamayan, yüreğinde sevgi yeşertemeyen, başka yürek seslerini dinleyemeyen insan olamaz, üstünde ipek, atlas elbiseleri olsa… Yüreğine sevgilerim ulaşacak biliyorum, yüreğinle duyan güzel insan, Sevgideğer Zelin.
Sevgideğer mavili, yüreğime sevgilerin her daim ulaşıyor. Bu arada “yaşam yolunda insan” başlıklı yazın müthişti, üzerinde konuşamadık daha.. Bu aralar hem yoğun çalışıyorum, hem de başım bulutlu biraz.. Keşke senin yazındaki çocuk olsam.. unutuversem neye küstüğümü..Oyuna katılsam hiçbir şey olmamacasına.. Yine de yürüdükçe yaşam yolunda..kara çukurlarla karşılaşıyor değil mi insan? Yine de tüketmeyelim insan yanımızı.. Senin dediğin gibi adımlarımızı kararlı ve insana inancımızı yitirmeden atalım. Sevgiyle.. saygıyla güzel arkadaşım.. 20.02.2009 19:03:10 21.02.2009 01:24:14 mavidüşlerim

MerhabaSevgideğer Zelin, şiir sitesinden bir dostun tanıtım yazısı beni çok etkilemişti. ( Bazen, benim ifade edebileceğimden çok daha anlamlı yazılmış bir yazıyı, yorum yazarken kullanıyorum. Bunun, o yazıyı yazana saygısızlık değil, aksine gururlanmasını gerektirecek bir durum olduğunu düşünüyorum. Tabii intihal anlamında bir alıntı değilse. Yanılıyorsam ne olur beni uyar.) Yazı şöyle; Sürü sürü insan imal ettiler…Birbirilerinin aynısı…İnsansılar..İnsanlığa düşman olanlar sürümden ve sürülerden kazanıyorlar…Sürüm ve sürü en büyük nefretim oluyor…Sürüm varsa değersizliktir ve sürü varsa insansızlıktır…İmalat hatası olma uğraşındayım…Yazıyorum…
Sevgideğer Tülin, dostunun tanıtım yazısı çok hoşmuş. Demek “imalat hatası olma uğraşındaymış ve yazıyormuş.. Sürüm ve sürü olmaktansa.. imalat hatası olacak ?! Belki de en iyisi, hiçbir sıfatı olmayan, dümdüz insan olmaktır. Sıradan.. Belki bir dağ köylüsü.. Belki bir gezgin.. bir rençber.. denizlerde bir kaptan. Bir köylü.. BARIŞÇI ve sevgideğer. Mujik gibi.. sıradan ve doğal. Her kim ne olursa olsun Tülin, ben kırlara gitmek istiyorum, al uçurtmanı sen de gel. İçim darlandı benim.. Az uçurtma uçuralım, sonra kaldığımız yerden devam ederiz, yazmaya.. 20.02.2009 22:56:06 21.02.2009 02:22:37 Tülin Aksoy

Bazen de insan taraf olmak zorunda bırakılıyor. Kendi düşüncelerin olamazmış gibi. Düşündüklerin, bir tarafın düşündükleriyle aynıysa, işte taraf olmuşsundur. Belki de başka konularda uyuşmuyorsundur ama bir konuda uyuşunca, taraf ilan ediliyorsundur. Sanki bizim düşüncemiz olamaz. Sadece tartışan iki taraf insandır. İkisi de birbirini insan görür ama aynı düşüncedeki başkalarını hep taraflıkla suçlar. Sadece o ikisinin düşünceleri varmış gibi davranırlar. Aslında birbirleri ile bu kadar çekişmelerinin altında, birbirlerini ne kadar ciddiye aldıkları, önemsedikleri yatar. Ben de karar verdim, taraf olmam gerekirse, kimin tarafında olmayacağımı biliyorum:) En doğrusu düşünceni söyleme, taraf yapmasınlar. Başka düşünen, insan değil mi? tabii ki insan. Herkes farklı düşünür. Önemli olan farklılıklarımızı anlayıp, saygı duymaktır. Bütün mücadelemiz bunun için değil mi zaten. Ben katıldım, pişman oldum. Bundan sonra seçiciyim. Siz de bırakın herkes kendi düşüncesiyle yaşasın. Sevgiler.
Söylediklerini çok iyi anlıyorum Melda.. Ayrıca olanı biteni hayretle izliyorum.. Ben işinde gücünde, sıradan bir insanım. Böyle tartışmaların içine bilinçli olarak çekildiğimin, aslında benim değil.. tarafsız ve sevgideğerlerce okunan bir sayfanın peşinde olduklarının farkına varmış bulunuyorum. Bu nedenle senin söylediklerini de dikkate alacağımı bilmeni isterim. Özellikle de seçici olmak konusunda.. Daima sevgiyle.. 21.02.2009 17:56:06 21.02.2009 21:28:05 mmelda

sonuna kadar tartışmaya açık bir insanım. Ama argo ağızlardan hiç hoşlanmıyorum. Birbirimize hakaret etmek yerine, tartışabilmeyi öğrensek, bu sorunlar olmayacak. Anlatmaya devam ettikçe, kötü bir dil kullanırsanız, karşınızda ki, sizi asla anlamayacaktır. Güzellikle anlatsanız, belki de haklı bir yönünü göreceksinizdir. İşte hata bu gibi geliyor.Yani size bana yapılan. Bazen de hiç anlatmamak en iyisi. Susmak bazen tek çözüm. Çünkü söyledikleriniz sadece, anlamak istenen gibi anlaşılıyor. Size bir blog yazdıracak kadar sizi üzen şeyi, görmezden gelseniz, mutsuzluğunuza mutsuzluk katılmayacak. Boşverin. Üzmeyin kendinizi. Sevgiler size.

Sağol Melda, sen güzel bir insansın. Ayrıca, dürüst ve sevecensin.. Seni böyle tanıdım. Üzüldüğümden değildi, blog yazmam. Mutsuz da değilim, meraklanma. Bir şeylere boşvermiş de değilim. Yaşıyoruz işte.. Kal sağlıcakla. Daima sevgiyle.. 21.02.2009 18:09:16 21.02.2009 21:04:06 mmelda

önce insanlık, sonra ilke… ülke!.. SEVMEK,SEVEBİLMEKHER ŞEYE RAĞMEN /BEN DEMEDEN /DEĞİŞMEDEN,DEĞİŞTİRMEDEN /BİR OLABİLMEK /İKİLİĞİN TUZAKLARINDA /BİR EBRU SANATI OLMALI /YAŞAM /HAYATIN PLAZMASINDA /RENGARENK /AKIŞAN… İNSANIN MABED SEVGİNİN İBADET OLDUĞU DÜNYALARA. SEVGİLER ZELİN’E İÇTENLİKLE.

Güzel insan, bu dizelerin de tıpkı bir çiçek dürbününden yansırmış gibi , dingin akan bir ırmaktan, güneşin son ışıkları altında, ebruli pırıltılarını saçtı sayfama. Saygıyla aldım, daha dingin, daha barışçı, üstelik de ebruli bir diyara yolladım bu dizeleri.. Sevgiyle.. 21.02.2009 21:34:32 21.02.2009 22:37:00 Şerife Mutlu

önce insanlık, sonra ilke… ülke!.. Sevgideğere…
Yoksulluk ve yolsuzluk ‘Teğet’ geçtiği zaman, ‘Hayvan Larus’un sayfalarındaki ‘engerekler ve çiyanlar’ bölümünün sayfaları yırtılıp ceplere konur. Sonra, Galileye yapılan tüm bsakıların asırlar sonrasındaki versiyonuyla, AB nin ve ABD nin medeniyet olduğuna, ölüm korkuları sarararak inandırmaya çalışırlar. Dünya globaldir demenin anlamı aslında hala dünyanın yuvarlak olmadığına inanmaktır. Sövenler, ceplerinde taşıdıkları engereklerin ve çiyanların o yırtık sayfalarıyla, Hollywood maskeleri takarak, sayfalarında sövgülere yataklık yapanlar, sövgüdeğeri oynarlar. Evrim artığı, iki ayak üzerinde durabilme özürlüler her zaman bir dayanağın arkasından vahşet çığlıkları atarlar… Sana şöför Nebahat, bana yeşilzerzevat, ve bir çok insana bir çok laf söylerler. kendileri AB ci ilan edenler, aslında ne kadar da ortadoğulu olduklarını gösterirler. Vahşet, terbiye edilebilir bir sorundur. Üzülme sakın… Daha önce terbiye ettik ve yine edeceğiz… Sevgi ve saygımla… 22.02.2009 15:57:29 yeşilzerzevat

  • Zelin Artuğ diyor ki:
    Emeğe saygıda kusur etmemek adına, MB sayfalarımdan kendi isteğimle kaldırdığım bu iki yazıyı, sevgideğer dostların da yorumlarıyla birlikte http://www.kucukisler.com sayfalarına taşımayı uygun buldum. Her iki bloğu ve yorumları da birleştirdim. Bu arada küçük değişikliklerle yazıları yeniden düzenlediğimi de sevgideğerlerin bilgisine sunuyorum.Bu sayfayla ilgili eleştiri ve önerileri değerlendirmeye de hazırım. (Sayfayı kaldırmak, yeniden düzenlemek..vb.) Sevgimle.. saygımla..
  • Zelin Artuğ diyor ki:
    Sevgideğer Levent arkadaşım, 22.02.2009 tarihli yorumun bugün az önce ulaştı sayfama!..[Tam da o ikindi saatlerinde ben sözcüğün her anlamıyla (gerçek.. mecaz..) çok uzaklardaydım.]
    Bu acımı bilerek, yorumunu tuttuklarını hiç sanmıyorum. Nedeni ne olursa olsun.. yorumunun gecikmesinin benden kaynaklanmadığını bilmen yeterlidir.
    İki yazıyı birleştirdim, yoruma benzemeyen kaba ve saldırgan sözleri çöplüğe attım, geride kalan insanca yorumlarla birlikte “küçük işler”de yayımladım. Küçük işler, önemsiz işler demek değildir.
    İnsanlar aynı görüşü paylaşıp savunmak zorunda değillerdir. Yaşadıklarımız, görüp geçirdiklerimiz, eğitimimiz, okuduklarımız.. kısaca, bütünüyle yaşantımız belirler yaşam felsefemizi.. İnsanların birbirinin aynı düşüncelere sahip olmamaları, kimseye başkalarına hakaret etme hakkı vermez! Bunun bilincinde olarak, yola devam ediyoruz. Desteğin için teşekkürler.. Sevgi ve saygımla.. (Not: MB’den yazılarımı sildiğim için, MB yorumlarıma gelen bu yorumu yerinde değil, bu sayfada yanıtlamak zorunda kaldım. O nedenle yanıtım yorumdan ayrı düştü, özür…)