Anasayfa Anasayfa

Laik-antilaik farkı


Zelin Artuğ

“Konya’nın Balcılar beldesinde dini içerikli eğitim veren kız öğrenci yurdu tüp patlaması sonucu çöktü. Çökmenin etkisiyle bina yerle bir olurken ilk belirlemede yaşları 12 ile 16 arasında değişen 50′den fazla öğrenci enkaz altında kaldı. Kurtarma çalışmalarının devam ettiği binadan 15 öğrencinin cesedi çıkartıldı. Enkaz altında hâlâ yaralılar var.”

Geçtiğimiz yıllardaki sinir bozucu haberlerden biri de buydu. Bu ülkede sinirlerimiz bozulmadan bir gün geçiremeyecek miyiz? Ölen çocuklara mı yanalım? Cahil halkın din duygularını sömürüp, hiçbir üretim yapmadan, dayanaksız, kanunsuz, işlerine geldiği gibi davranıp kendilerine tatlı kazanç kapıları açan ve bu işi ülke genelinde tehlikeli boyutlara ulaştıran fırsatçılara mı kızalım? Yoksa oy avcısı siyasetçilerin böyle cinayetlere göz yummalarına mı kahrolalım?

Diyanet görevlileri bu işten haberleri olmadığını, kendilerinden izin alınmadığını söyleyip işin içinden sıyrılma peşindeydiler. Sanki haberleri olsaymış, kendilerinden izin alınsaymış, bu felaketler önlenirmiş gibi!

Son zamanlarda toplumda bir kavgadır gidiyor. Laikler… Laik olmayanlar… Ne demekse? Böyle, insanları ikiye ayıran bir söylem kullanmayı, bu sözler üzerine görüş bildirmeyi düşünmüyordum. Çok önemli bir konunun “fenerliler”, “gassaraylılar” dermiş gibi basitleştirildiğini düşündüğümden, sessiz kalmayı yeğliyordum. Ama siyasilerin ağzından inciler dökülüp dururken insanın kafası karışıyor. Dökülen incileri toplayıp, sahte mi gerçek mi anlamak için karşı konulmaz bir istek duyuyorsunuz. Bu konuda çok şey yazıldı söylendi. Günceli izleyen kişiler için bunları yeniden gündeme getirmeyi gereksiz buluyorum. Okuduk, dinledik, tartıştık. Biraz da sözlerinden ibret alınacak ustalar ne yazıp ne çizmiş, ona bakalım istiyorum. Her sözü özdeyiş değerinde ulu çınarlarımız var. Şu üç günlük dünyadan göçüp gitse de arkalarında bir hoş seda, bir muhabbet bırakan, aklımızdan, yüreğimizden bir an bile olsa silemediğimiz, bilincimize ışık tutan aydınlarımız…

Elimde 1997 baskılı bir kitap var. “Gelin Canlar Söyleşelim”. Yazarı, Anadolu topraklarına yaraşır biçimde ürünler vermiş, derya gibi engin bilgi birikimine sahip, güzel bir insan: İsmet Zeki Eyuboğlu. Onun “Can”ları olan bizler, onu çok sevdik. Toprağında rahat uyusun. Şimdi ben usulca, onun kitabından bir sayfa açıp okumak istiyorum:

“İslam dinine göre, kaynağı Kur’an’da bulunmayan, ona aykırı düşen eylem, işlem, uygulama yasaktır. Yasak ikiye ayrılır, birine ağır suç (küfr), ötekine yanılmadan doğan, ağır suç sayılmayan davranış (kabahat) denir. İslam tüzesine (fıkıh) göre bunların özel kavramları vardır. Ağır suçun karşılığı da kendi oranındadır, türüne göre değişir, bu tür suçları yalnızca tanrı bağışlayabilir. İkincisi işlendiği yere göre karşılık bulur, sözgelişi bu suçtan dönülür (tövbe). Bu suç bir eksiklikten, yanılmadan doğduğu için pek önemli sayılmaz. Kur’an “küfr” denen ağır suçların kimini bildirmiştir: öldürme (gereksiz yere) “haram” sayılan nesneleri yeme (kan, domuz eti, tanrı adından başka bir varlık adına kesilen yaratık), tanrıyı yadsıma, ürem (faiz), aşırı içki düşkünlüğü (hamr) gibi. Ülkemizde ulusal bütçenin kaynakları bellidir. Bankalardan alınan üremler, tekel ürünlerinden, kumarhanelerden, uyuşturucu nesnelerden, genelevlerden, kaçak sayılan nesnelerden, sözün kısası yasak (haram) kavramı altında toplanan nesnelerden, kaynaklardan sağlanan gelirler (vergiler). Bugün, devlet bütçesinden aylık alanların hepsinde bu yasak gelirlerin belli bir oranda birikimi vardır. Öyleyse neden dinciler, din görevlileri, şeriat devleti kurmak isteyenler bu “haram”la karışık bütçeden aylık alırlar? İslam adına, İslam’la ilgisi olmayan sarığı, başlığı giyeceksin, sonra o başlığınla gideceksin, yasaklı birikimden aylık alacaksın, ne güzel Müslümanlık !”

İsmet Zeki Eyuboğlu bu saptamayı yaptığında “haram” yiyenler bu kadar çoğalmamış, bu kadar kadrolaşmamıştı daha. Şimdi devlet bütçesinden aylık aldıkları için dolaylı olarak “haram” yiyenleri de sınıflandırmak gerek. En az “haram” yiyenler, en düşük katsayıdan aylık alanlar oluyor bu durumda. Milletvekillerinin sorgu melakeleriyle işleri var, desenize! Bir de devlet bütçesinden aylık aldıkları için dolaylı olarak “haram” yiyenlerin besledikleri kesim var ki onların bazıları ”çifte kavrulmuş haram” yemekteler. Bunları teşhir etmeye gerek yok. Bunlar, kendi kendilerini teşhir ediyorlar zaten. Daha zengin grupları “elit”, yoksul insanları da “Recep İvedik tiplemesinin birer sürümü gibi gösterip, “Kurtlar Vadisi’nden başka dizi izlemediklerini söyleyerek mafyaya yarandıklarını; karşılığını bulabildikleri bütün Türkçe sözcüklerin Arapçasını telaffuz ederek de din sömürüsü yaptıklarını, çok isteseler de gizleyemiyorlar! Mafya uzantılı “Elit” sosyetenin umre merakının nedeni de anlaşılmış oluyor böylece. İslamî tarzda bir tür günah çıkarma! Bunlar eleştirilmeye de gelemez; kendilerini eleştirmeye kalkışanları ya aşağılayarak, ya da duymazdan gelerek yok saymaya bakarlar. Bizim “500″ yıllık ulu çınarlarımız var. Onlar varken dersinizi vermek bize düşmez.

“Sen Hak’kı yabanda arama sakın

Kalbini pâk eyle Hak sana yakın

Âdeme hor bakma gözünü sakın

Cümlesin âdemde buldum erenler. “(Pir Sultan Abdal)

Bu konu çok uzar. Şimdi biz şu laiklik kavgasına dönelim yeniden. Madem herkes bir tanım yapıyor, madem herkes “demokrasiden dem vuruyor, ben de demokrasi istiyorum, ben de tanım yapacağım:

Son tahlilde laik, asgari ücretten “haram” yiyene denir, antilaik ise haramın içinde boğulana!

Sevinin, işsizler! Cennete gidiyorsunuz!

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

18 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.