Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 812345»...Son »

Nisan 2021 için Arşiv

İşçi olmak üzere doğanlar


Zelin Artuğ

İşçi çocuğunun sahip olduğu şansla, burjuva çocuğunun sahip olduğu şans aynı değildir. Bir burjuvanın çocuğu daha beşikteyken iyi ve sağlıklı yetiştirilme olanağına sahiptir; ayrıca ebeveyninin mirasçısı olacağına dair yazgısı daha o bebekken belirlenmiştir. İşçi çocukları ise bulundukları koşullardan pek uzağa kaçamazlar. Birileri milyarder olarak doğarken, büyük çoğunluk işçi olarak doğuyor.

Alsace potas maden ocağında çalışan kırk üç yaşındaki Aimé, yaşadığı yeri şu sözlerle dile getiriyor.

Yazının tamamını okuyun »

Ürkütücü atölyeler


Zelin Artuğ

Birkaç yıl önce, Serflex (sıkıştırma bantları) ve Citroen ham metal işleme fabrikasında birkaç hafta çalışmış olan François, olaylara bir başka açıdan bakıyor:

“Yirmili yaşlardaydım, ilk kez bir fabrikaya ayak basıyordum. Orada güler yüzle karşılandığımı söyleyemem. Soyunma odası, içinde muhtemelen eskiden sağlam olan çelik dolapların yer aldığı ufacık bir odaydı. Duş kabinlerinde ışık yoktu; ama sürekli kir pas içinde kaldığımız için gerçekten oraya gitmeye can atıyorduk. Sonra, her yere kimyasal ürünlerin, işlenecek metallerin daldırıldığı küvetlerin kokusu sinmişti.

Yazının tamamını okuyun »

Gözaltında çalışmak


Zelin Artuğ

Gençler, işyerlerinin gerçekte nasıl yerler olduğunu, yıllarca sömürülmüş eski işçilerden daha iyi kavrıyorlar. Çalışma koşulları, eski işçilerin günlük yaşamlarının bir parçası olmuş, onlar işyerindeki uygulamaları normal karşılamaya alışmışlar; oysa genç işçiler iş yerindeki uygulamalara yeni ve farklı bir bakış açısıyla bakıyorlar. Örneğin, bir yıldır otomobil endüstrisi fabrikasında çalışan Christian, 10 000’den fazla işçi çalıştıran bu büyük işletme hakkındaki görüşlerini şöyle özetliyor:

“Fabrikaya ilk girdiğim gün beni en çok şaşırtan şey, fabrikanın büyüklüğü ve fabrikada çalışan insan sayısıydı. Çok geçmeden ustabaşılar tutumlarını ortaya koydular. İş yeriyle ve formasyonlarla ilişkili uzun bir söylev çektiler. Şefler arkadaş rolü oynayıp, babacan tavırlar takınıyorlar, ortalarda görünmemenin risklerine karşı bizleri uyarıyorlardı. “İşe, en iyiler alınıyor, fazla mesai yapmaya hakkınız var, sizler iyi olmasaydınız işe alınmazdınız” diyorlardı. (Ama kimse, mesaiye kalmama hakkımız da olduğunu söylemiyordu!)

Yazının tamamını okuyun »

Geçici işçi olmak


Zelin Artuğ

Yıl, 1999. Önce, Alsace’taki maden kömürü havzaları, ardından, potas madenleri kapanmak üzeredir. 2004’te hepsi kapanacaktır. Ama bu, maden kuyularının işletilmesine son verilmesi anlamına gelmiyor. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden maden çıkarılmaya devam ediliyor. Bu ülkelerde işçi ücretleri çok düşük olduğundan; kömür, maden filizleri ve çeşitli mineraller, maden işçileri açısından, Fransa’dakilerden çok daha kötü koşullarda çıkarılıyor.

Yazının tamamını okuyun »

Yağmur


Zelin Artuğ

Yağmur başladı. Birazdan gök gürüldeyecek. Her yağmur yağdığında gökyüzü ilençle inilder böyle.

“Turnalara bir semahı çok gördün” diyordu şairin biri. Hangisiydi, anımsamıyorum.

Tozlu köy yolları nasıldır şimdi? Yağmur damlaları iri iri yola düştüğünde, kalın toz tabakası suyu yutar, toprak bir süre kuru kalır. Sonra, yağmur suları ince dereciklere dönüşür, kıvrılarak akar yokuş aşağı.

Yazının tamamını okuyun »

Baba malı Titanic


Zelin Artuğ

Bu coğrafyada soyut ya da somut ne varsa, hepsi de birilerinin babasının malıdır! Din, iman, kitap, cami, medrese, bankalardaki banknotlar, evler, apartmanlar, hamamlar, gemiler… Ne varsa!

Babası olmayanın vay haline!

Babası olmayan ya “yanaşma” olacak, ya da “yanaşma” olmayı onuruna yediremiyorsa, “babası olanlar” tarafından itilip kakılacak! Kural böyle.

Yazının tamamını okuyun »

Pervaneli uçakla Axum yollarında -3


Oğuz Serdar Öztürk

Ben de, Camelia da sıkılmıştık ve turu yarım bırakıp otellerimize dönelim diye anlaştık. Haa, bu arada, pazarda (market diyorlar burada) gezerken, 50 Birr’e (ETB) (o da yaklaşık 5 dolar yapıyor) (ve uzun süren pazarlıklardan sonra) ince bir kep aldım güneşten korunmak için.

Otelime geldim, odama çıktım ve hemen bilgisayarı açıp, Skype ile oğlumu aradım. Uzun uzun konuştuk, arada kamerasını açtırıp onu hasretle seyrettim. Bir müddet sonra, konuşacak fazla bir şey kalmadı, zira daha dün akşam birlikteydik ailecek. Tekrar arama umuduyla kapatıp bu kez Skype kontörü ile onun cep telefonundan sarı şekerimi aradım, hasret giderdik. Fazla uzatamadım zira çok hızlı tükeniyordu kontörüm (onu da Gökhan’ım kendi harçlığından yüklemişti). Zaman hızla tükeniyordu şimdilik. Asıl yaşayacağım ve çalışacağım yere geldiğimizde, saatlerin hiç geçmeyeceğini adım gibi biliyordum.

Yazının tamamını okuyun »

Addis Abeba yazında bir kış yolcusu -2


Oğuz Serdar Öztürk

“16. 03. 2009 sabaha karşı saat 02. 30 sıralarında Addis Abeba’ya indi uçağım. Körükten çıkıp, Avrupalı olduğunu sandığım yaşlı bir kadını takip ederek, nereden çıkabileceğimi anlamaya çalıştım. Çünkü ilk kez yurt dışı seyahati yapıyordum, hiçbir kültür ve kural bilgim de yoktu. Üstelik, İngilizcem yetersiz olduğu için, kendime olan güvenim biraz sarsılmış, hatta epey tedirgin olmuştum : “Ulan b..u yedik galiba. Nereye geldim lan ben? Hiç mi Türkiyeli yok acaba yanaşabileceğim? Keşke gelmeseydim” söylentileriyle yaşlı kadını takibe devam ediyordum ki, kısa boylu, kendisine güvenlik görevlisi yakıştırması yapılmış kavruk bir oğlan yanıma geldi ve kendine has bir aksanla İngilizce olarak bana bir şeyler söyleyerek, belli bir bölgeyi işaret etti. Anlamadım, yoluma devam etmeye çalıştım, zira yaşlı kadını kaybetmemem lazımdı. Ama güvenlik tarafından engellendim. Baktım, aynı şeyleri diğer yolculara da söylüyorlar. Çaresiz işaret edilen bankonun başına gittim. Baktım, bir kâğıt parçası, hem İngilizce hem de Amharikçe* bir şeyler yazıyor : “isminiz nedir? Pasaport no? Ethiopia’yı ziyaret nedeniniz?” türünden sorular (İngilizcem zayıf dediysem de, o kadar da “Fransız” değilim hani).

Yazının tamamını okuyun »

Afrika Güncesi – Etiyopya Yolcusu -1


Oğuz Serdar Öztürk

Mart 2009

“Hayatımda ilk kez 23 yıl sonra işsiz kaldım. Tüm çalışma hayatım boyunca pratik, sonuç odaklı ve üretken olmaya gayret ettim. Ama hayatım boyunca da şikâyet etmekten geri kalmadım. Bu da benim nazar boncuğum olsun.

İş hayatıma, abimin arkadaşı olan ATE’nin açtığı kısmet kapısı sayesinde başladım. Hani eskiden kurmalı arabalar vardı, kurardın makarasından, bırakırdın, bir yerlere giderdi. İşte ben de ATE tarafından kurulup, bırakıldım ve 23 yıl boyunca bir yerlere gittim. Uğradığım yerlerde bazen çok eğlenceli molalar verdim, bazen küçük hasarlı kazalar yaptım. Ama pert olmadım çok şükür.

Yazının tamamını okuyun »

“Bir canlıyı ağlatmak” üzerine değinmeler


Zelin Artuğ

Eve gidince bir yazı yazacaktı. “Bir canlıyı ağlatmak” üzerine… “Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak” üzerine… “Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı” üzerine! “Yaşamanın anlamı” üzerine!

Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.

Yazının tamamını okuyun »