Anasayfa Anasayfa

Öğle arası, siesta


Ülkü Öztürk Göçmen (Zelin Artuğ)

Sevgideğer Resim hocam İHSAN BİÇER’in emeklerine teşekkürlerimle…

Görsel: İhsan BİÇER

34133631_2082105958733274_305830628144709632_o

Güneş tam tepedeydi. Köyün serçeleri, kır kırlangıçları, sığırcıkları, kumruları öğle güneşinin kızdırdığı kiremitlere ayak basar basmaz havalanıyor, kavaklığın kıyısındaki gölgeli çite konuyordu. At sineklerinin vızıltısıyla çekirgelerin kavgacı ötüşleri kurbağaların yaygarasına karışıyordu sazlıkta. Uzak tarlalarda tiz kadın sesleri, çocuk sesleri yankılanıyordu. Köyün erkekleri ya dağda bayırda sığır peşindeydi, ya harman yerini düzenlemekle uğraşmaktaydı. Harman zamanı yaklaşmış, köylüleri bir telaş sarmıştı. Güzün sökülüp samanlığa kaldırılmış öküz arabaları yeniden kurulacak, delce* onarılacak, mazu denilen (dingil) kısımları iç yağıyla yağlanacaktı, Traktörü olmayanlar tarlaya, çayıra, oduna, ekine, gübreye, taşa, toprağa yine bu atadan görme öküz arabalarıyla gideceklerdi. Köyün gelinleri harman yerlerine, tarlalara, bostanlara çay tepsisi, azık taşımaktan, beşikteki bebelere süt verip, yayık çalkamaktan, hamur yoğurup ekmek yapmaktan, inek sağıp dam süpürmekten yorgun düşmüşlerdi.

 

Ali İhsan, köyün şanslılarındandı. Ellili yaşlarda, kır saçlı, kır bıyıklı ufak tefek bir adamdı. Üç erkek kardeşin en büyüğü idi.  Şanslıydı, çünkü yirmi beş yıl önce Almanya’ya çalışmaya giden biraderleri, bacayı tüttürüp otuz yıldır söndürmeyen ağabeylerine bir traktör, bir de batöz makinesi almışlardı. Saçı başı ağardığında Ali İhsan artık tarlada tırpanda çalışmayacak, köyün işini yevmiye ile tuttuğu mevsimlik işçilere devredecek, harmandan harmana oğlu İrfan’la birlikte köylünün ekinini harman edecekti. Böylece daha az yorulup kazancını ikiye katlayacaktı.

Zamanında babası Rasim Çavuş, onu ailenin bacasını tüttürecek kişi tayin etmiş, akrabalarından ufak tefek bir kızı, Şaziye’yi eve getirtip Ali İhsan’ın karşısına dikmişti. “Ben gözümü yummadan önce bu kızla evleneceksin, dünya gözüyle beni torun torba sahibi yapacak, reisliği ele alacaksın” demişti.

Babası askerde çavuştu. Çavuşluk lakabı o zamanlardan kalmıştı. Aksi adamdı Rasim Çavuş. Sözünün üzerine söz söyletmezdi. Ali İhsan göz ucuyla Şaziye’yi süzmüş, hiç mi hiç beğenmemişti Onun gözü Çakır Ayşe’nin kızı Döne’deydi. Babaya karşı gelmek olmazdı. Yine de babasına acınası bir bakış atmış, yüzünü çaresiz yere eğmişti. Rasim Çavuş anlamıştı oğlanın gönülsüz olduğunu. Yine de son sözünü söylemiş,“ Ben ahretliğim Hıdır’a söz verdim. Bu iş olacak!” diye kestirip atmıştı. Ertesi gün köyün imamı gelmiş, Şaziye imam nikâhıyla Rasim Çavuş’un gelini olmuştu.

Şaziye ilk çocuğu İrfan’ı doğuruncaya kadar Ali İhsan hep gönülsüz durmuştu Şaziye’nin yanında. Ama Şaziye, öteki gelinlerden daha ferasetli, daha cebbar çıkmış, köyün işini tek başına çekip çevirdiği gibi yatalak kaynanasına da gözü gibi bakmış, son günlerinde onun da hayır duasını almış, Ali İhsan’ın gözüne girmeyi başarmıştı.

Yıllar su gibi geçip gitmiş, yatalak karısından beş altı yıl sonra Rasim Çavuş da bu dünyadan göçmüş, Şaziye de Ali İhsan’a bir erkek, dört kız evlat vermişti. Kızlar birer birer evlenip yuvadan uçunca Ali İhsan, oğlu İrfan, gelini Gülendam ve karısı Şaziye ile üç katlı köy evinde kalakalmışlardı.

En üst katı misafir yatak odası yapmışlardı. Almanya’dan yazları köye izne gelen kardeşler ve çoluk çocukları köy evini şenlendirirler, izinleri bitip de Almanya’ya döndüklerinde ev yine sessizliğe bürünürdü. Torunların da pek sesi çıkmazdı. Serkan’la Erkan bir ağacın gölgesine oturup kitap okurlar, Gülcan da anasına yardım eder, işler bitince bir köşeye çekilir, çeyizi için dantel örer, nakış işlerdi.

O yaz, başka yazlardan çok daha sıcak geçiyordu sanki. İrfan yaz başında aldığı gri renkli Fiat Linea’sına atlayıp kasabaya erzak almaya gitmişti. Ali İhsan bu defa oğluyla gitmedi. Traktör ses yapıyor, biraz da su kaynatıyordu. İrfan anlamazdı bu işlerden. Ona kalsa, traktörü servise götürür, üstüne bir de yıkatıp paklatır, bir tomar para öderdi.

Alt kattaki ince sofanın harman yerine bakan yanına bir odacık yapmışlardı. Burayı yapmayı Şaziye akıl etmişti. Evin en güneş almaz, en serin bu odasını kuruluk olarak kullanıyorlardı. Şaziye güzün gelini Gülendam’la birlikte kış hazırlıklarına girişir, evin salçasını, tarhanasını, bulgurunu, meyve kurusunu, ekşisini, reçelini, turşusunu, salamura yaprağını burada saklarlardı. Son zamanlarda öteki köylü kadınlardan özenip, Gülendam da İrfan’a bir derin dondurucu aldırmış, onu da kuruluğa kurmuşlardı.

Traktörü alınca, Ali İhsan oğlu İrfan’ın yardımıyla iki kanatlı bir tahta kapı yapmış, kuruluğun önündeki boş alanı traktöre garaj haline getirmişti. Patozu samanlığın bitişiğindeki ardiye yerine kaldırmışlardı. Sıva kaplı duvarlarında koca koca çivilerin çakılı olduğu penceresiz bir yerdi burası. Duvarlara ağaç, demir anadutlar, dirgen, yaba, gegek gibi aletler, elek, kalbur, tırmık, tırpan, orak asılıydı. Hasat zamanı yevmiye ile işçi çalıştırırlar, alet edavatı işçiye imza karşılığı verirlerdi. Dededen beri böyleydi kural. Sonradan Ali İhsan, bu imza işini kaldırmıştı. İnsaflı adamdı. “Allah yapısı değil ya, kul yapısı” diyordu, “ eğilecek de, bükülecek de kırılacak da… yeter ki insanın gönlü kırılmasın! İşçi de köle değil ya, alın terinin hakkını vermek gerek!” Garaja babası el koyunca İrfan’a da arabasını evin önüne kurduğu derme çatma çardağın altına park etmek düşmüştü.

Ali İhsan, başına keten kasketini geçirdi, beyaz keten gömleğinin kollarını sıvadı, ayağına siyah keslerini taktı, aşağıya indi. Garajın kapısını açtı, traktöre bindi, çalıştırdı. Traktör homurdanarak bir iki adım beriye geldi. Bu kadar yeterdi Ali İhsan’a. Boş bir zamanında odunluktaki tahtalardan yaptığı takım sandığını ortaya çıkarıp kapağını açtı. İngiliz anahtarı aradı sandıkta. Üç tane İngiliz anahtarı buldu. Aslında Almanya’dan izinli gelen biraderlerden biri armağan olarak bir traktör tamir seti getirmişti Ali İhsan’a. Ama İrfan arabayı alınca takım sandığından bazı aletleri yolda kalma olasılığına karşı bagaja atmıştı. Aradığını bulamayınca Ali İhsan’ın keyfi kaçtı. Güneş de ortalığı yakıp kavuruyordu. Birden başı döndü, gözleri karardı. Tansiyonu yükselmişti besbelli.

Büyük torun Serkan’ın saman balyalarını üst üste koyarak yaptığı “koltuk” imdadına yetişti. Serkan’ın koltuğuna çöktü, ayaklarını uzattı. Yerinden kalkıp elinde kalan İngiliz anahtarını takım sandığına koymaya mecali yoktu. Orada öylece oturup dinlenecek, oğlu İrfan’ı bekleyecekti.

Köyün emektar fare bekçisi Sarman tembel adımlarla geldi, Ali İhsan’ın tam karşısına oturdu. Ağzını kocaman açıp esnedi, bir süre tüylerini yalayıp temizlendi, sonra dimdik oturup gözlerini Ali İhsan’a dikti. Ali İhsan kediye gülümsedi. “Sen de benim gibi kocadın he Sarman!” dedi. Gözlerini yumdu. Etli ekmek yanında buz gibi yayık ayranından sonra sıcakta bir de uyku bastırmıştı. İrfan gelene kadar şuracıkta kestirmek ne güzel olurdu. On beşine yeni basmış büyük torun Serkan, çınarın gövdesine yaslanmış kitap okuyordu. Başını kitaptan kaldırdı, dedesine seslendi: “ Dede! Siesta mı yapıyon?” Dede, kasketinin altından tek gözünü kısıp baktı torununa. Gülümsedi. “Siestaymış! O ne ki evlat? Okuduğunuz kitaplardan iki gâvurca laf kapıp bize satıyonuz! Bırak gevezeliği, git bana bi bardak su getir! İki dakka kestiriyoz işte şurda!”

Şaziye evin güneyinde kalan bostana yeni doğmuş iki buzağı için pancar yaprağı toplamaya gitmişti. Önlüğünün eteğine eğik bıçağıyla sapından kestiği pancarları doldururken bir de türkü tutturmuştu. “Bahça duvarından aştım, sarmaşık güllere dolaştım…”

Şaziye’nin türküsü uzaktan Ali İhsan’a ninni gibi; yumuşacık saman balyası kuş tüyü yatak gibi geldi. Torun su getirinceye kadar içi geçti,  başı omzuna düştü, uyudu.

 

30393088-old-wooden-horse-cart-in-the-farm

 

 

 

 

 

 

 

 

*15 e 20 cm kalınlığında yaklaşık 2 metre eninde 3 metre boyunda kerestelerden dikdörtgen şeklinde ve kerestelerin üzerine açılan deliklere 1,5 metre uzunluğunda sopalar takılarak oluşturulmuş kafese benzeyen bir aparat.

 

 

 

 

 

180 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Etiketler: , , , ,

Yorum Yapın