Anasayfa Anasayfa

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (2)


Zelin Artuğ

 

 

Untitled-2

 

Hadiye Hanım evin kapısında durdu, arkasına dönüp gözleriyle kızları saydı. Bu arada Adil Bey kapıyı açmış, nazikçe yana çekilmiş, Hadiye Hanım’a eve girme önceliğini vermişti. Hadiye Hanım’dan sonra kızlar sırayla eve girerken Adil Bey ciddi bir yüz ifadesiyle bekledi.

Kızlar ellerindeki valizlerini, çantalarını, torbalarını sofaya, duvarın kıyısına bırakıp, Hadiye Hanım’ın arkasından oturma odasına girdiler. Ayakta, Hadiye Hanım’ın etrafında toplandılar.

Nasihatlerin ardı arkası kesilmiyordu. Nuran öğretmenlerini dinlerken kâh sağ ayağını, kâh sol ayağını ileri uzatıyor, böylece yorgunluğunu gidermeye çalışıyordu. Kızların yüz ifadeleri pür dikkat söylenenleri dinlermiş gibi gözükse de bazılarının gözleri odanın ufak penceresine ya da kapıya yakın duran kuzineye kayıyor, bazıları da bu odada çok eski yıllarda yaşamış olan köylüleri merak etmekten kendilerini alamıyordu.

 

Mücella’nın gözleri pencerenin yanındaki sedirin kanaviçe işli örtüsüne takıldı. Kim bilir kim işlemişti bu örtüyü. Hadiye Hanım’ın sesiyle irkildi:

“Haydi bakalım kızlar, birbirinize mukayyet olun. Yüzümüzü kara çıkarmayın. 6-G sınıfı bizi üzdü. Sizler onlar gibi başınıza buyruk olmayın. Biz arada bir ziyaretinize geleceğiz. Her an bizi karşılamaya hazır olun.”

Adil Bey’le Hadiye Hanım, kızları getiren cipe binip gittiklerinde hava kararmaya başlamıştı. Nebahat’la Gülümser taşlıktaki kovaları alıp köşedeki çeşmeden su doldurmaya gittiler. Ellerini yüzlerini yıkayıp eşyalarını yerleştirmeye koyuldular. Yataklarını da hazırlayıp valizlerini yataklarının altına sürdüler. Bu arada Yaşar kuzinenin sobasına odunları özenle yerleştirip sobayı yakmış, kuzinenin üzerine bir çaydanlık oturtmuş, sofadaki ikili ocağın bir gözüne makarna suyu koymuş, diğer gözde makarnanın sosunu hazırlamaya başlamıştı bile.

Nuran’la Nebahat Altay masaya tabakları yerleştirirken, Mücella da özenle ekmeği dilimliyordu.

“Makarnayla ekmek mi yiyeceğiz?” diye sordu Süheyl. Nuran, yıkadığı marulu kayık tabağa doğrarken “Valla ben pilavla da makarnayla da ekmek yerim. Ekmeksiz yemek eksik gibi geliyor.” dedi. Kıvırcık kâkülünü elinin tersiyle yana atarak “Nasıl olsa yaşlandığımızda ekmeği de pilavı da makarnayı da rüyalarımızda görürüz” diye gülümsedi.

Sofraya oturduklarında yorgunluktan yemek yiyecek halleri kalmamıştı. Ama Yaşar öyle bir makarna yapmıştı ki tadına doyamadılar. Gülümser, sofrayı toplarken keyiflendi. “Yaşar, bundan sonra yemeklerimizi hep sen yap!” dedi. Yaşar bu işe pek sevindi. “Kabul” dedi, “Ama peşin peşin söyleyeyim, bulaşık yıkamam. Yemek işi bende.”

Yemekten sonra masada toplanıp çaylarını içerlerken Yaşar’ın başkanlığında iş bölümü yapıp, kağıda döktüler. Bir de haftalık yemek listesi hazırladılar. Yemek listesini Süheyl’in el-işi dersinde yapıp getirdiği ve pencerenin karşısındaki duvara astığı panoya iğnelediler. Sonraki günlerde pano program, plan kağıtlarıyla dolacak, panoda boş yer kalmayacaktı.

Süheyl mandolinini akortlayıp tıngırdatmaya başladı. Baktı ki kızların gözleri kapanıyor, mandolini bırakıp ayağa kalktı: “Haydi kızlar, yatalım, yarın okulda ilk günümüz. Sabahleyin uykumuzu iyice almış olalım ki ilk günümüz verimli geçsin” dedi.

Yataklarına yattıklarında Gülümser Yaşar’a fısıltıyla sordu: “ Bu köyde güzel bir hamam varmış. Hafta sonunda hep birlikte hamama gider miyiz?” Yaşar, gözleri kapalı yanıtladı: “Gideriz tabii… ama uyuyalım şimdi, yarın konuşuruz.”

Gülümser, solundan sağına döndü, gözlerini kapadı. Uzaklarda bir köpek uluyordu. Hava oldukça soğumuştu. Yorganı başına çekti, uyudu.

Akşam yemeğinde cıvıl cıvıl olan ev, derin bir sessizliğe büründü.

 

(Sürecek)

 

 

249 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (2)” için 1 Yorum

  1. Leman Togo diyor ki:

    Yatılı okul ve staj günleri. Birlikte yaşamanın ve paylaşmanın en güzel yapıldığı yerlerdir. Eline, yüreğine sağlık.

Yorum Yapın