Anasayfa Anasayfa

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (1)


Zelin Artuğ

ev1

 

Bahar dendiğinde çiçek kokuları doldurur dört bir yanı. Yol kıyılarında üstüne çiğ damlaları düşmüş mavi mineler, sarı kır çiçekleri, tarlalarda narin gelincikler salınır. Sanki karın kalkmasını bekliyormuş gibi körpe, yeşil gövdeleriyle papatyalar başlarını çıkarır çimenlerin arasından. Kuşlar gagalarında kıştan kalmış incecik kuru dallarla çevrede dört döner, kuluçkaya yatmak için kendilerine yuva yapacak güvenli bir yer ararlar. Ama yine de o bahar bir başka güzeldi.

 

Doğanın usulca uykudan uyandığı bir bahar gününde okulun cipine doluşup Hamamlıkızık Köyünün yolunu tuttular. Eğitim Şefi Adil Ural ve Uygulama Öğretmeni Hadiye Yenigün önde, şoförün yanında; kızlar arkada Bursa’dan çıkıp, kıyısında çiçeklenmiş şeftali, erik ağaçları olan yollardan geçip köy yoluna saptılar. Önden giden bir kamyonet, erzaklarını, eşyalarını taşımaktaydı. Cip, kamyonete uygun bir mesafede çukurlarda, tümseklerde zıplaya zıplaya yol aldı.

Yaşar’ı başkan seçmişlerdi. Hareli gözlerinde ışıklar yanıp sönen alımlı, bir o kadar da alçakgönüllü bir kızdı Yaşar. Hepsinin ablası gibiydi. Hem ciddi ve disiplinli, hem de anaç bir kız… Çok güzel yemek yapardı. Köyde yemek işlerini de o üstlenecek, kızlara anne yemeklerini aratmayacaktı.

Süheyl, köyde bakımı zor olur diye saçlarını kısacık kestirmiş, kulakları üşüdüğü için anacığının ördüğü kilim desenli bereyi kulaklarını da örtecek biçimde başına geçirmiş, cipin camından tablo gibi doğayı seyrediyordu. Çok güzel resim yapardı Süheyl. Camın dışındaki manzara kayıp giderken, Van Gogh’un uçsuz bucaksız bahçeleri geldi aklına. Bir ara gözü sınıfın maskotu Nuran’a kaydı. Nuran, arka koltukta Gülümser’le Mücella’nın arasına üşür gibi büzülmüş, elindeki bloknota bir şeyler karalamaktaydı. Nebahat Altay arkasını döndü, Nuran’a baktı: “Kopya mı hazırlıyorsun?” diye fısıldadı. Kızlar gülüştüler. Hadiye hanım başını arkaya çevirip asık suratıyla tek tek süzdü kızları. Bıçak gibi kesildi gülüşmeleri. Ayfer, Nebahat Salmaz ve diğerleri gözlerini yummuş bir an önce yolculuğun sona ermesini bekliyorlardı.

Uzaktan tek tük beyaz sıvalı, tuğlalı, bahçeli köy evleri görünmeye başladı. Bir yerlerde köpekler uluyordu. Köye yaklaştıkça bir inek böğürmesi duydular. Cip köye girdiğinde inişli yokuşlu yolda bir iki zıpladı.   Adil Bey cipin camını açtı. Cipin içini mis gibi taze köy ekmeği kokusu doldurdu. Bir köy evinin bahçesindeki fırından ekmek çıkarıyordu köylü kadınlar. Kızlar birbirlerine bakıp mutlulukla gülümsediler.

Köyün camisini biraz geçince, beyaz badanalı, sıvası yer yer dökülmüş, tek katlı bir köy evinin bahçe kapısında durdu cip. Cipten heyecanla indiler. Alçak bahçe duvarının üzerinden kafalarını uzatıp merakla eve baktılar.

Öndeki aracın şoförüyle yardımcısı kızların eşyalarını kapı önündeki taşlığa indirmişler, araçlarına geri dönmüşler, ayaküstü cipin şoförüyle muhabbet ediyorlardı.

Adil Beyle Hadiye Hanım bahçe kapısından girerlerken, kızlar kenara çekilip öğretmenlerine yol verdiler. Sonra teker teker kapıdan girip, evlerine doğru yürüdüler.

(Sürecek)

 

122 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum Yapın