Anasayfa Anasayfa

Kendini okuyan kitap


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

il_570xN.571905594_7tx3

 

 

Kitap kendini okuyabilir mi? Bir süredir bu soru takıldı aklıma. Bir tür düşünme, ya da içe bakış mıdır kitabın kendisini okuması? İnsandan ne farkı var kitabın? Kitap da yazarının yaşadığı sancılı bir süreç sonunda doğmuyor mu? Çoğu kitap ölümlü, bazıları da ölümsüz değil mi kimi insanlar gibi?
Bugün sayfalarımı en başa çevirip kendimi okumaya karar verdim. Duyan gelmiş, derler ya tam bir cümbüş! Yazarımı tebrik ediyorum. Her kişiye nasibolmaz bu kadar mevsimi, coğrafyayı, çiçeği, börtü böceği, ırmağı, denizi, dağı, köylüyü, kentliyi, kasabalıyı raftaki bir kitaba sığdırmak… Sıradan bir yazar olmak da yetmez böyle bir mahşer-i cümbüş yaratmaya! Biraz uçuk, biraz kaçık olmalı beni yazan. Meğer ne çok yaşamlar barındırıyormuşum sayfalarımda da haberim yokmuş! Yazarıma ne demeli? İşini gücünü bırakmış, yazmış da yazmış!

 


Pis bir savaşın ortasında kalmış bebeleri, Sirkeci’de simit satan genci, yetiştirme yurdunda taciz ve şiddet gören çocuğu, aç acına sokak merdivenlerinde uyuyup kalmış garibanı yazmış! Garda uzak yol trenini bekleyen gurbetçileri, çatı katında ölümü bekleyen kimsesiz ve yaşlı sanatçıyı, asfalt kıyılarında bedenini pazarlayan cinsiyeti belirsiz zavallıları, asker yolu gözleyen ana babaları,, sevgiliyi yazmış! Barınağa götürecekler sanıp yoldan geçen bütün beyaz arabalara havlayan köpekleri, her sabah ve her akşam ekmeğinin peşinde trafik çilesi çeken işçiyi, yırtık ayakkabısını koli bandıyla yapıştırıp amele pazarına iş kapmaya giden gurbetçiyi, hayatının bütün öfkesini gaza sonuna kadar basarak çıkaran minibüs sürücüsünü, deniz kıyısında ağlarını tamir eden yanık tenli balıkçıları, sacda kışlık yufka pişiren, yanakları al al olmuş köylü kadını, hünerli elleriyle nakış işleyen genç kızları, on iki yaşındayken yetmiş yaşındaki adama iki çul parasına satılan çocuk gelinleri yazmış! Hayratlardan hep aynı tasla su içen köylü ve kasabalıları, pamuk tarlalarında yanık tenleriyle canını dişine takıp çalışan ırgatları, köy ve kasaba kahvehanelerinde memleket kurtaran işsiz güçsüz takımını, doğru dürüst gazete kitap okumayıp, okurmuş gibi görünen mürekkep yalamışları, zabıtaları peşinden koşturan işportacıları yazmış.
Sayfalarımı çevirmeye ve kendimi okumaya devam ediyorum. Rengârenk doğayla, sıcak, soğuk iklimlerle, ilginç coğrafyalarla karşılaşıyorum sayfalarımda. Keyifli bir yolculuğa çıkıyorum. Kahramanlar yine sahnede… Benimle birlikte geziyorlar; birbirimize yol arkadaşlığı yapıyoruz. Neler yok ki yolumuzun üzerinde!
İnsanın başı üzerinde dönen bulut, seherde açan kır çiçekleri, başı dumanlı dağlar, kıyıya vurmuş denizyıldızları, kıyıda dalgaların titrettiği ölü balık, güneşin sularda oynaşan son ışıkları, bozkırda dolu dizgin koşan yaban tayları, sabah ayazında soğuktan kaskatı kesilmiş ters dönmüş böcek, suları çekilmiş dere yatakları, fırtınada pembe çiçekleri sağa sola savrulmuş şeftali ağaçları, yağmur birikintisinde yıkanan kumru, Anadolu’nun sönmüş yanardağları, bozkırları, balta girmiş, yakılmış ormanları, sabahın ilk ışıkları ve gün batımlarında bahçe duvarlarında oynaşan pastel, canlı, soluk, parlak, ebruli renkler, yaz akşamları deniz kıyısında izlenen yakamozlar, rüzgârın önünde bilinmezlere doğru sürüklenen uçurtmalar, eski zaman evlerinin balkonlarından sarkan küpe ve karanfiller, ilk baharda taşların arasında açan mavi mine çiçekleri, gökyüzünü arşınlayan göçmen kuşlar, mis kokulu çiçek tarlalarında nazlı nazlı uçuşan kelebekler, kızılımsı pembe bulutların kıyısını altın kalemiyle çizen güneş, gökyüzünün kapısını aramakla ömür tüketen, yorulunca yalçın tepelerde mola veren kartallar, küçük kasabalarda yeşillikler içinde unutulmuş kırmızı kiremitli evler, yol kıyılarındaki tozlanmış, tozdan rengi dönmüş böğürtlenler, sahilde, kumda incecik izler bırakarak yürüyen yolunu şaşırmış yengeç, dallarını gökyüzüne uzatmış ağaçlar…
Sesler geliyor kulağıma satır aralarından. Gürrr diye havalanan kuş sürüleri, kapkara bulutların ardında gümbürdeyen gökyüzü ve sağanak yağmurlar, rüzgârda hışırdayan yaprak, yâd ellerin türküleri, ikindi güneşinin altın ışıklarının yansıdığı kıyılarda yol alan balıkçı motorları, gecenin sessizliğinde hüzünlü öten cırcır böcekleri, karlı bir kış günü odun sobasında yanan odunların çıtırtısı, sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın fokurtusu, ağaçların dalları arasında ıslık çalan rüzgâr…
O da ne? Sağanak yağmurlar yağıyor sayfalarıma. Yağmur sonrası mis gibi toprak kokuyor. Fabrika bacalarından kömür kokusu yayılıyor varoş mahallelerine. Mis gibi taze demlenmiş çay kokuları geliyor evlerin mutfaklarından. Sokağın köşesindeki fırından taze ekmek, çıtır simit kokuları doluyor sokağa. Deniz kıyısında balık ekmek teknelerinden kızarmış balık kokuları yayılıyor iskeleye. Köydeki inek ahırı tezek, saman, taze süt kokuyor. Saçları bembeyaz olmuş yaşlı bir kadın hortumu çeşmeye takmış, bahçeyi suluyor. Sulanan çiçeklerden mis gibi gül, mor menekşe, gardenya kokuları dolduruyor bahçeyi.
Sayfalarımda bulduğum her şeye dokunuyorum. Uçuk yazarımın kaleminden çıkan her satıra dokunmak, her birini derinden hissetmek istiyorum. Bu mahşer-i cümbüş başımı döndürüyor.
Acaba, diyorum, beni yazan uçuk yazar kaç yaşında? Bir sayfada bakıyorum yirmi yaşında toy bir yazar… Sayfayı çevirince birden bin yaşında birini görüyorum. Bütün cesaretimi toplayıp ona çok özel bir soru soruyorum:
“Nereden aklına geldi beni yazmak? Ne çok yaşam, ne çok mekân yüklemişsin bana! ” Susuyor. Tek sözcük çıkmıyor ağzından.
“Senin konuşkan olduğunu sanırdım, zor mu bu soruyu yanıtlamak?” diyorum.
“Hayır, zor değil, yazıyordum o sırada” diyor.
Sustuğu gibi yazan konuşkan bir yazar. Sustuklarını yazan mı demeliydim yoksa? Demek ki ben de suskunluğun meyvesiyim. Durmadan konuşan suskun bir dünyada, suskunluk ağacının dallarında, yazarının sustuğu gibi konuşan bir meyveyim.
“Hamdın, piştin, yandın” diyor yazarım, Yunus gibi bir deryadan aldığı bir avuç deryayı yüzüme çarparak.
Bin yaşımda olduğumu, binlerce yaşamı tek başıma yaşadığımı, binlerce yıl daha yanarak, yakılarak yaşayacağımı işte o zaman anlıyorum.

 

237 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum Yapın