Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 11

Mayıs 2017 için Arşiv

sarı kız


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G)

12106995_408548759340775_7574089536417261791_n

Güz mevsiminin başlarıydı. Birlikte oynadığım, birlikte çitlembik ağaçlarına tırmandığım çocukların ağzından düşmez olmuştu sarı kız sözü. Söylediklerine göre sarı kız götürecekti bizi okula. Saçları sarı olmalıydı, ama saçları uzun mu kısa mı hiçbir fikrim yoktu. Kimse onu tarif etmemişti bana. Bir tek adını biliyordum. Sarı kız…

Evimizin bahçesiyle, az ötedeki kumsal ve iri kefallerin yüzdüğü derenin kıyısı tek oyun alanımdı. Kıyısındaki söğütlerin dallarını serin sularına sarkıttığı bu dere evimizin yakınındaki kumsalda iyice sığlaşır, denize dökülürdü. Çocukluk eğlencelerimizden biri de derenin sığlaştığı kumsalda paçalarımızı sıvayıp, naylon ayakkabılarımızla dereye dalmak, bir yakadan öte yakaya geçmekti.. Böylece büyük bir iş başardığımızı kanıtlamış oluyorduk. Yorulunca karşı yakadaki kayanın üzerine oturur, naylon ayakkabılarımızı ayağımızdan çıkarıp içindeki suyu boşaltırdık. Uzaktan annemin çağırdığını duyunca ayakkabılarımı elime alır, karşı tarafa yalın ayak geçerdim. Kumsalı geçip üç basamaklı merdivenin başına gelince ayaklarıma yapışan kumları silkeler, ayakkabılarımı giyer, annemi daha fazla kızdırmadan eve koşardım.

Bütün yaz koşup oynadığım kumsalda deniz çekilmiş; dışı çok hoş desenli, içi sedefli istiridyeler, denizyıldızları vurmuştu kumsala. Martılar kumsala doğru süzülüyor, gagalarında avlarıyla havalanıyorlardı. Havalar serinlemiş, gökyüzünün mavisi solmuştu. Rüzgâr sert esiyor, ağaç dalları arasında ıslık çalarak dolaşıyordu.

Yazının tamamını okuyun »

İlyas


Ülkü Öztürk Göçmen (Zelin Artuğ)

 

4f024782180236b0481d244b5e8c04dd

 

Ellerini beline koyup arkaya doğru gövdesini esnetti. Eğildi, gözlerini fal taşı gibi açıp aynaya baktı. Gözlerinin akının kızardığını gördü. Sakalını kaşıdı, aynaya yaklaştı, tekrar gözlerine baktı. “Yok canım, uykusuzluktandır!” diye söylendi.
Giyindi, sokağa çıktı. Bugün izin günüydü. İki sokak ötedeki Göz Kliniği’ne gidecekti. Caddeye çıktı. Köşede bir simitçi vardı. Gitti, simitçinin önünde durdu, simitlere baktı. Simitçi de İlyas’ın yüzüne baktı şaşkın bir ifadeyle. Simitçiye diklendi.
“Ne bakıyorsun kardeşim? Filim mi oynuyor suratımda?”
“Yok, abi estağfurullah! Simit mi alacan?”
“Yok! Vazgeçtim!”

Yazının tamamını okuyun »

Özlem


Şerife Karaçayır Mutlu

t

 

 

Hani nerde

hafta sonları

annemin

haşhaşla katmerlediği

sacüstüleri

çıkın edip semaverle

bir faytonun atının yorguluğuna

yüklediğimiz mutluluklar?

Yazının tamamını okuyun »

mezarın açılışı


Leman TOGO

Nisanda Kar adlı romanımdan bir bölüm daha. (1936)

 

f83ac76f284011172e3d7d932a46ea97

 

Şehirdeki yeni yapılanma mezarlığın yerinin değişmesini gerektirmişti. Mezarlığın yerine hastane yapılması kararlaştırılmıştı. Gülayşe Ana’nın Hamursuz dağının dibindeki tarlasını yeni mezarlık amacıyla istimlak etmişlerdi. Kadere bakın ki eskiden tütün tarlası olan ve çoğu kez işçilerin başında giden Halide’nin kemikleri, kendi arazilerine taşınacaktı. Murat ilgilenmedi bu işle. Gülayşe Ana’ya düşmüştü mezarları açtırmak ve taşıtmak. Feyza bunu duyunca anneannesiyle birlikte gitmek için ısrar etmişti. Zaten yalnız olan kadıncağız önceleri karşı çıksa da sonunda kabul etmişti. Küçüktü ama çocuk gibi değildi Feyza. Kolay ağlamaz, korkusuz, dirençli, yorulmaz, yardımsever, kardeşlerini kıskanmayan olgun bir çocuktu.

 

Yazının tamamını okuyun »