Anasayfa Anasayfa

Veda


Leman TOGO

 

20bf7bbcda864a90e56696baf777d1cc

 Uyku tutmamış, uzun süre kitap okumuştu. Kaldığı sayfaya bir ayraç koyarak kitabı başucundaki komodinin üzerine koydu. Uykusu yoktu ama belki karanlıkta uykusu gelir diye başucundaki abajura uzanıp ışığı söndürdü. Sokak lambasının ışığı yavaş yavaş aydınlattı odayı. Dışarıda oldukça şiddetli yağmur yağıyordu. Bir süre sonra sokak lambasından gelen ışık karşı duvarda küçük bir sinema perdesi oluşturdu.

Rüzgâr da şiddetini iyice arttırdı. Lambayla pencerenin arasında kalan ağaçlar belli bir ritimle film perdesinde oraya buraya savruluyorlardı. Perdede hareketli bir fırtına sahnesi gösteriliyordu. Dallar sağa sola, yukarı aşağı savruluyor, daha hızlı gelen bir rüzgarla birbirine giriyor, ayrılıyor, tekrar tekrar dönüyordu.

Bu hareketli sahneyi seyrederek uyumayı denedi. Böylesine bir ivme onu nasıl da sakinleştirmiş, ta uzaklara götürmüş, dejavü yaşatmıştı.

Yaşamın kendisine kurduğu tuzaklarla çok uğraşmış, güçlenmişti. Ama bu tuzakları atlatırken o yenilen miydi, yoksa yenen mi? Galip geldiğini sandığında mağlubiyete boyun eğdiğini düşündü.

Bütün olayları lehine çevirmeye çalışmış ancak olaylar her defasında aleyhine sonuçlanmıştı. Kendi doğrusunu yaşayamıyordu hiçbir zaman. Onu engelleyen de kendisiydi. Direniyor, bir süre dayandıktan sonra yorulduğunda akışa teslim oluyordu. Bunun nedeni sevgisi miydi? Hayır, ondan eser kalmamıştı. Aslında yazgısı olduğunu düşünüp susuyor ya da susturuluyordu. Yaptıklarıyla yapmak istedikleri aynı değildi. Her zaman geri püskürtülmüş, çıkardığı tırnaklarını geri çekmek zorunda kalmış, ya da zorla çektirilmişti.

 

Kalktı, pencereye gitti. Park lambalarının ışığı yerdeki su birikintilerinde oynatıyordu ışıltılarını. Az önceki gök gürültüleriyle yağan sağanağın öfkesi hafiflemişti biraz. Üst üste çakan şimşekler ve arada yükselen gök gürültüleri yeni bir boranın yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu. Karşı tepenin üstünden çakan şimşek, birden ortalığı ışığa boğdu. Işık yağmurla yıkanmış ıslak ağaçları ve evleri parlatmış, arkasından da gürültü patlamıştı. Lambanın yanındaki köknar ağacının tüm iğneleri birer damla yakalamış, Noel ağacı gibi ışıklandırmıştı kendisini. Ardı ardına şimşekler çakıyor, şimşeğin biri sönerken ilerideki onu yakalıyor, flaşlar patlatıyorlardı. Yerdeki su birikintisi kımıldıyordu sanki.

Sokakta kimsecikler yoktu. Herkes kendine sığınacak bir yer bulmuştu anlaşılan. Kimi mutlu evlerinde ailesiyle bir arada, kimi istemeden de olsa, başka gidecek yeri olmadığından zorunlu olarak evine gidip evdeki sıkıntıyı göğüslemeyi göze almıştı.

Su birikintisi hareketlendi birden. Sağa sola yansıyan ışıklar küçük bir yakamoz görünümündeydi. Park lambasının geniş sacayağının üzerine yerleştirilmiş şapkadan düşüp birleşerek büyüyen damlalar hızla akan derecikler gibiydi.

Yatağına dönemedi. Ertesi gün için karar aşamasındaydı. Çaydanlığı ocağa koyup çalışma odasına geçti. Çalışma masasının yanında duvarda kaybettikleri kızının resmi vardı. Gülümseyen gözlerle bakıyordu kendisine. “İkim” dedi kızının sesi kulaklarında.

Gözyaşları kendiliğinden akıyordu. Boğazındaki düğüm her an daha da büyüyordu. Gitmeliydi. Kimseye hesap vermek zorunda değildi. Yanına sokmazlarsa zorla girecekti. Onu görmesine kimse engel olamazdı. Ona son bir kez bakmak ve dokunmak istiyordu. Kimse anlayamazdı bunu. Anlamaları da gerekmiyordu. Uzun yıllar birlikte geçmişti. Birbirlerini bir daha görmelerine belki yaşları belki de sağlıkları izin vermeyebilirdi. Küskünlüğünü bir kenara koyabilmeyi beklemişti bir süre. Artık belki de son şanslarıydı.

Geceki fırtınadan eser kalmamış, bütün kötülükler yeryüzünden temizlenmişti sanki. Hastane bahçesinde biraz bekledi. Gözyaşlarına hâkim olmak istedi. Bunu başarmak oldukça güçtü. Çünkü istem dışı akıyordu gözyaşları.

Kararlı bir şekilde kapıdan girdi. Danışmadan oda numarasını öğrendi. 501 numaralı odaydı. Asansörle beşinci kata çıkması gerekiyordu. Asansörün önünde beklemeye başladı. Asansör gelene kadar bekleyenler çoğaldı. Kimsenin kendisini fark etmesini istemiyordu. Soran, ilgili bakışlar istemiyordu. Asansörün bir köşesine çekildi. İçerdeki aynada kendine bakmayı bile istemedi. Asansörün kapısı açılır açılmaz, kendini tecrit ettiği köşeden kapıya atıldı. Kapı numaralarını takip ederek odayı buldu.

Kapı kapalıydı. Önce derin bir nefes aldı. Yanında kimlerin olduğunu tahmin etmeye çalışıyordu. Birlikte oturduğu kadın vardı muhakkak. Başka ziyaretçi varsa içeri girmeyi geciktirecekti. Ama kadından izin alması gerekmiyordu. Kapıyı yavaşça araladı. Gözler kapıya döndü. Kadından başka kız kardeşi de vardı. Yandaki kanepede birlikte oturuyorlardı. Kadın onu tanımadı. Soran bakışlara onu süzdü. Ama rahatsız olduğu belliydi. Ya yabancı ziyaretçilere doymuştu, ya da kendi resmi olmayan konumundan rahatsızdı. Kız kardeşi ise huzursuz oldu. Onunla da uzun zaman önce iletişimi kesmişlerdi.

Hasta yerinde doğrulur gibi yaptı. En çok o şaşırmıştı. Yatağa doğru birkaç adım attı. Kadın da bu sessizlikten tedirgin olmuş beklemediği bir anı yaşayacağını düşünmüştü.

Odada çıt çıkmıyordu. Gözleri kıpkırmızı olduğu için ağladığı hemen anlaşılıyordu. Zaten gözyaşları yine akmaya başlamıştı. Yatağın yanına gelip yakındaki sandalyeyi çekti ve oturdu. Hastanın yatağın üzerine uzattığı elinin üzerine yavaşça elini koydu. Sadece bakıyordu. O da hiçbir şey söylemiyor, elini tutan eli sıkmaya çalışıyordu. Elleri sessizce kenetlendi. Onun da gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Kız kardeşi de ağlıyordu. Kadın ne yapacağını ne diyeceğini şaşırmış, donup kalmıştı. Tahmin etmişti anlaşılan.

Ne bir hıçkırık ne de bir ses vardı. Sadece sessizlik. Çok şey söyleyen bir sessizlik… Yıllarca konuşan elleri konuşuyordu şimdi. İkisi de birbirinin elini kavramıştı. Bu dilden başka kimse anlamazdı.

İçeridekiler yavaşça dışarı süzüldüler. Ama bu umurlarında bile değildi. Zaten sözcüklere ihtiyaçları yoktu. Bir süre öylece kaldılar. Saat mi dakikalar mı geçti? Anlamadılar.

Yavaşça yerinden kalktı. Elindeki eli okşadı, tekrar göz göze geldiler. Biraz geriledi, elindeki eli bıraktı, sırtını dönmeden kapıya kadar geldi. Kapıyı açtı, son bir kez ona baktı. Gözlerindeki teşekkürü gördü. Kapıyı yavaşça çekip koridorda bekleyen iki kadına hiçbir şey ifade etmeyen bakışlarıyla baktı, sonra geldiği gibi sessizce uzaklaştı oradan.

***

 

 

 

750 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (175 oy, ortalama: 2,14 / 5)
Loading ... Loading ...

Etiketler: , , , ,

“Veda” için 1 Yorum

  1. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Leman, doğanın gecesiyle insanın gecesini; doğadaki yağmurla yürekteki sağanağı nasıl da güzel anlatmışsın.
    Yağmur, berekettir. Gözyaşları da öyle… İnsan gözyaşlarıyla beslenir, büyür, gelişir, olgunlaşır. Bir de bakmışsın, gözyaşları öylece birikmiş, göz nuru satırlara dökülmüş.
    Kalemin daim olsun. Sevgiyle…

Yorum Yapın