Anasayfa Anasayfa

Haklılık kazanana kadar!…


Bingöl GÖÇMEN

 Le-cycle-capitaliste

Her canlının, canlı olmaktan kaynaklanan “ihtiyaçlar”ı vardır. Her ihtiyaç kendine özgü “dayanılmazlık”larla belli eder kendini. Dayanılmazlıklar, canlının ihtiyaçlarına yönelmesinin itici gücüdür. İhtiyaç nesnelerinin çeşitlenmesi veya değişmesi çevresel olanaklarla ilgilidir. Çeşitlenme ve değişme, iyi yönde ve yapıcı olabileceği gibi; kötü yönde ve yıkıcı da olabilir. Örneğin; hareket eden canlıların otoburlukla başlayan asalak beslenme süreçlerinin etoburlukla ve emek sömürücülüğüyle çeşitlenmesi, sömürücü insanı dışarıda tutarak baktığımızda, bir şekilde doğal dengenin devam etmesi olarak yorumlanabilecekken; sömürücü insanın otoburluğu için de, etoburluğu için de, emek sömürücülüğü için de söylenecek tek söz vardır: Doğayı ve dengesini tahrip etmektedir.

İnsanın diğer canlılara olan üstünlüğü “aklı” olmasına rağmen, sömürücü insanın iktidarı “ akla” dayanmaz. Yani, aklın kendini belli etmesine dayanamaz; çünkü, akıl dışı şeyler savunur. Korkutmak için organize olmuştur. Emekçiden, korkutarak vazgeçirebileceği şeyleri ister. Her abuk sabuk iddiasının arkasına ya tanrının zulmünü, ya kendi zulmünü koyarak, emekçi insanı, aklını kullanmaktan; yanlış olanı, kendi çıkarına olmayanı reddetmekten alıkoyar.

Sömürücü insanın, emekçi insanın emeğini sömürmek için organize ettiği sömürü sistemi; “sahiplik” üzerinden tüm yaşama olanaklarına el koymasıyla başlar. Sömürü ilişkisinin temeli atılmış olur böylece. Bilinçsiz emekçinin bilinçli sömürücü karşısındaki; kendisine sömürücüsüne muhtaç halde yaşamanın dışında bir şansın bırakılmadığı, bedeli en büyük boyun eğmesidir bu. Emekçi bundan böyle; artık, sömürülmelerden sömürülme beğenebilir yalnızca.

Emekçinin, sömürücüsüyle ilişkisi; kendisine karşı haksız olduğu bilinen birine, çaresizlik içinde her gün devam eden bir boyun eğme ilişkisidir.

Sömürücünün düzeninde, emekçinin yaşama olanakları seviyeleri geniş bir yelpaze oluşturur. Bu emekçi “kast”larının sömürücünün sistemi hakkındaki değerlendirmelerinin, bu yelpazedeki bulundukları yerle birebir örtüşecek şekilde, kabul etmenin ve reddetmenin bütün tonlarını taşıması; bu, tutarsızlık komedisi; sadece kendi yaşama çıkarlarına olan bu bencil bağlılık; bu, hiçbir erdemin tutunamadığı; bu, kaypak; bu, kendine bile söz geçiremeyen; bu, yaşama isteği gözlerini kör etmiş; bu, ne idüğü belirsiz bir yaşamak uğruna her türlü aşağılanmayı kabullenen; bu, depresif; bu, asosyal; bu, örgütlenemez kişilik; “boyun eğme”nin emekçide yarattığı derin güvensizlik, değersizlik, gurursuzluk, onursuzluk, lanetlenmişlik duygularının sonuçlarıdır.

Emekçinin iş bulmak veya daha yüksek bir emekçi “kast”ında yaşamak için verdiği mücadele; sömürücünün, boyun eğdirdiği emekçinin önüne dayatarak koyduğu bir yaşama mücadelesi biçimidir. Sömürücü tarafından tasarlanan bu mücadele biçimi; emekçiyi, sömürücünün ve sömürü düzeninin menfaatleri doğrultusunda davranışlar göstermeye zorlar. Sömürücü, bu mücadelede, kendisiyle emekçi arasındaki eşitsizliğin; kendi abuk gerekçeleriyle veya benzer gerekçelerle emekçiler arasında da oluşmasını sağlar.

Emekçiler arasında oluşturulan eşitsizliğin ve eşitsizlik vesilelerinin, eşitsizliğin kârlı tarafında duran emekçilerin neredeyse tümü tarafından, diğer emekçilere karşı yıldırıcı bir ısrarla savunulması; sömürüye sömürücüyü aratmayan bu ürpertici yatkınlık; emekçiyi, sömürücünün eşitsizlikçi düzenine karşı mücadelede, insanı samimi bulmamaya; sömürücünün eşitliksizci düzenini, kötü ama kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmeye götürür.

Sömürücünün istediği de tam olarak budur: Emekçiyi sömürüye, haksızlığa, adaletsizliğe karşı emekçilerin bir araya gelerek mücadele edebilecekleri konusunda yılgınlığa düşürmek; insanı sömürüye, haksızlığa, adaletsizliğe kolayca uyum sağlayan, bencil, kendi çıkarları için başkalarının çıkarlarını kolayca satabilen bir canlı olarak göstermek ve onu sömürüye, haksızlığa, adaletsizliğe karşı birlikte verilebilecek bir mücadelenin, bireysel çıkarlar için birbirlerini satmalar yüzünden, mutlaka hüsranla sonuçlanacağına inandırmak. Böylece; tek tek boyun eğdirdikleri emekçileri, bir araya gelerek de baş kaldıramayacakları konusunda ikna etmek; ve, emekçilere karşı sürekli bir hak yeme suçu işleme üzerine bina ettikleri sömürü düzenlerinin sürgit devam etmesini sağlamak.

Her insanın bir canlılığı, bir biyolojik ihtiyacı, bir yaşam mücadelesi; bir de erdemleri ve erdemsizlikleri vardır.

Erdemlilikler; insanın, kendisi için istediklerini başkaları için de istemesidir; dolayısıyla toplumcudur. Erdemsizlikler ise; insanın, kendisi için istediklerini başkaları için istememesidir veya umursamamasıdır; dolayısıyla bencil ve bireycidir.

Bir insanın yaşam mücadelesi, onun erdemlerinin ve erdemsizliklerinin belirleyicisidir. Erdemler ve erdemsizlikler de yaşam mücadelesini belirlerler. Erdemlerin belirlediği bir yaşam mücadelesi, erdemleri güçlendirir ve çoğaltır; erdemsizliklerin belirlediği bir yaşam mücadelesi ise, erdemsizlikleri güçlendirir ve çoğaltır.
Erdemler ve erdemsizlikler, birbirlerini dışlayan değerlerdir; bu nedenle, yaşam mücadelesini birlikte belirleyemezler; bunlardan yalnızca biri yaşam mücadelesine hakim olur; diğeri, ancak gücü alınmış bir şekilde – yani; değersiz, geçersiz bir şekilde – var olabilir.

Erdemler de, erdemsizlikler de güçle korunur, güçle iktidar olur. Dolayısıyla; erdemlerin de, erdemsizliklerin de yaşama hakim olması, bu değerlerden çıkarı olan insanların ortaya koydukları güçle alakalıdır. Ortaya konulmuş bir gücü olmayanların; üzerine gidilmez bir erdemleri de olmaz, erdemsizlikleri de. İnsanların erdemlerinin veya erdemsizliklerinin üzerine gidilmezliği, ortaya koydukları güçleri kadardır. Buradaki güç; insanları peşin bir ölümle veya acıyla tehdit etmek  ya da  bu tehditleri püskürtebilmek veya bu tehditlere boyun eğmemek anlamındadır.

Sömürücü insan, erdemsizliklerin; emekçi insan, erdemlerin doğal tarafıdır.

Erdemler ya da erdemsizliklerden hangisi iktidarsa; insanlarda diğerini küçük görme,ciddiye almama, boş söz gibi algılama duyguları oluşur; çünkü, diğerinin hiçbir yaptırım gücü olmaz. Bu durumları; onları, uğruna savaşılası olmaktan da uzaklaştırır. İnsanlar, iktidarda olanın gücüne kapılarak, kendileriyle eş zamanlı olarak güçsüz bırakılan, kendi doğal değerlerine bağlılıklarını,güvenlerini, saygılarını kaybederler. Bu yanılsama, bu koruyacağı dalı kesme gafleti; ancak, bir bilinçle aşılabilir. Bu; sistem bilinci, sınıf bilincidir.

İnsanı öldürme, acı çektirme veya bunlarla tehdit etme erdemsizliği; sömürücünün eşitsizlikçi düzenini ve buna bağlı diğer erdemsizliklerini hayata geçirmek için başvurduğu en açık erdemsizliğidir. Emekçiyi dünyevi bütün umutlarıyla, bütün şanslarıyla tehdit ederek; onu, canı karşılığında, sömürü düzenine ve onun bütün erdemsizliklerine boyun eğdirir. Tabii bu can; erdemlerinden vazgeçmiş, erdemlerin belirlediği yaşama mücadelesi biçiminden vazgeçmiş, canını korumak için gerekli olan biyolojik ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının iplerini, haksızlıklarına boyun eğdiği sömürücünün eline vermiş bir candır. Sömürücünün çalışmadan ve zenginlikler içinde yaşamak için yaptığı erdemsizliği; emekçi; sömürücünün çalışmadan ve zenginlikler içinde yaşaması için, sömürücünün hesabına çalışarak  ve onun eline bakarak sürecek bir yaşam için yapmaktadır. Pezevenkliğin erdemsizliğiyle fahişeliğin erdemsizliği gibi. Özetle emekçi, sömürücünün çalışmadan ve zenginlikler içinde yaşaması için, sürecin bütün fiziksel ve ruhsal yıpratıcılığını üstlenmektedir.

Erdemler de, erdemsizlikler de kendi içlerinde bir bütün oluştururlar; bir organizmanın organları gibi, yaşamak için diğerlerine ihtiyaç duyarlar.

Erdemlilik ve erdemsizlik, insanın yaşamak için yöneldiği, iki yaşama mücadelesi biçimidir. Erdemsizliğin esasını, sömürücülük; erdemliliğin esasını ise sömürüye karşı olmak oluşturur. Diğer erdemsizliklere, bu esas erdemsizliğin; diğer erdemlere de bu esas erdemin hayata hakim olması için gerek duyulur.

Herkesin yaşam hakkını savunmak; bu anlamda eşitliği savunmak; özel mülkiyete karşı olmak; çalışmaya inanmak ve çalışmayı savunmak; saygıyı, sevgiyi savunmak; onuru, şerefi savunmak; boyun eğmemeyi savunmak ve benzerleri, erdemliliğin diğer hayati parçalarıdır. Sömürüye karşı olmak esas erdemiyle birlikte, erdemler bütününü oluştururlar.

Eşitsizliği savunmak; özel mülkiyeti savunmak; çalışmaya inanmak ve çalışmayı savunmak yerine şansa, kadere, kısmete inanmak ve şansı, kaderi, kısmeti savunmak; saygıyı, sevgiyi, onuru, şerefi, boyun eğmemeyi, bunları oluşturan maddi nedenlerinden kopararak, birer fıtrat olarak savunmak ve benzerleri de erdemsizliğin diğer hayati parçalarıdır. Bunlar da sömürücülük esas erdemsizliğiyle birlikte, erdemsizlikler bütününü oluştururlar.

Erdemsizlik; canlının, biyolojik ihtiyaçlarına ulaşmasında, her türlü yolu mubah görür. Yaşama mücadelesinin içeriği, onun ilgi alanı dışındadır. Üzümü yer, bağını sormaz. Bu yüzden öz olarak sömürücü, eşitsizlikçi ve bireycidir.

Erdemlilik ise; canlının biyolojik ihtiyaçlarına “nasıl” ulaştığını “es” geçemez. Yaşama mücadelesinin içeriği, onun “esas” ilgi alanıdır. Pire için yorgan yakar. Bu yüzden bütün halleriyle sömürüye karşı, eşitlikçi ve toplumcudur.

connected-people

Sömürücü insan, sömürü düzenini kurmak için, emekçi insanın karşısına çıkar ve ondan dünya malının sahipliğini ister; ilkel örneklerinde, bu mala, emekçi insanın kendisi de “açıkça” dahildir. Buna karşılık olarak, canını bağışlayacağını söyler. Bu tehdit; emekçi insanın bütün erdemlerinin nedenidir. Bu tehdidi aşmak ise, bütün erdemlerinin amacıdır. Erdemlerin, bu tehdidi aşamaması; onları itibarsızlaştırır, onlara olan yönelmeyi keser, onları rafa kaldırılmış değerlere dönüştürür. Bunlar, erdemsizlikler için de geçerlidir. Dolayısıyla; erdemler de erdemsizlikler de, alıcılarının olması için, yaşama işinin üstesinden gelme sorunsalına olumlu bir yanıt veriyor olmaya muhtaçtırlar. İktidarda olmak, onlara bu şansı verir. Bu yüzden; sömürücünün düzeninde erdemsizliğin, emekçinin düzeninde de erdemin bir çekim merkezi oluşturmasına, kolay yönelinen  değerlere dönüşmesine tanık oluruz.

İnsanın imkansızı isteyecek kadar zamanı yoktur. İnsanın körü körüne erdemsizliklere bağlılık gösterdiğini düşünmek nasıl anlaşılmaz ve saçmaysa; aynı şekilde, körü körüne erdemlere bağlılık gösterdiğini düşünmek de anlaşılmaz ve saçmadır. İnsanın erdemlere bağlanma nedenleri, erdemsizliklere bağlanma nedenleriyle aynıdır. İkisine de yaşama işinin üstesinden gelebilmek için ihtiyaç duyar. Onların her haline değil, iktidar olmuş haline bağlılık gösterir. İktidarda olmayan erdem de erdemsizlik de, insanın yaşama çıkarları açısından yok hükmündedir. İktidarda olmak ya da olmamak; insanın erdemlerle de erdemsizliklerle de arasına koyduğu mesafenin nedenidir. Bu durum, erdemlerin emekçi insanın doğal tarafı; erdemsizliklerin de sömürücü insanın doğal tarafı olduğu gerçeğini değiştirmez. Erdemlerin iktidarı; emekçi olmanın yaşamaya yettiği iktidarın adıdır. Dolayısıyla emekçi, erdemlerin iktidarının sahibi, kurucusu ve koruyucusudur. Erdemsizliklerin iktidarı ise, apaçık zorla veya sahiplik ve benzeri şeyler gerekçe gösterilerek emekçi insanın sömürüldüğü; erdemsizliğin yaşama işinin maddi yanını açık ara iyi götürdüğü; emekçi insanların erdemsizliğe yönelmeyi, hiç olmazsa yaşama işinin maddi yanının üstesinden gelmek için, zorunlu gördüğü; herkesin herkesten erdemsizlik bekleyebildiği maddi ve manevi bir kokuşmuşluğun adıdır. Emekçi, bu erdemsizliklere çok küçük maddi çıkarlar yüzünden katlandığı için veya hayatını çarçur eden bu erdemsizliklere sessiz kaldığı için; erdemsizliğin iktidarı, esas ruhsal tahribatını emekçiler üzerinde gösterir. Sömürücü insan, erdemsizliklerin iktidarının sahibi, kurucusu ve koruyucusudur.

Erdemsizliği ele almış (rehber edinmiş), kendi payına hak etmediği zenginlikler, emekçinin payına hak etmediği mağdurluklar reva gören ve zulmüne güvenen bu sömürücü insanı, zulmüne güvenemez haline getirerek tarihteki iktidarına son vermek için, emekçinin “ sömürüye, haksızlığa, zulme birlikte karşı çıkma erdemi” ne ihtiyacı vardır.

Emekçinin sömürüye, haksızlığa, zulme birlikte karşı çıkma erdemi; sömürücü insanın tarihteki tüm var olma olanaklarını ortadan kaldırır. Çünkü; sömürü düzeninde, sömürücüsüne muhtaç hale getirilmiş emekçi insanların; sömürüye, haksızlığa, zulme “birlikte karşı çıkma”ları yerine; sömürücülerin sömürü payıyla mukayese edilmeyecek küçük, geçici çıkarları için ve esasta ve ne yazık ki sömürücülerinin kalıcı çıkarları uğruna, onların erdemsizliğine bulanıp, “birbirlerine karşı çıkma”larıdır ki; sömürücülerin, emekçiler üzerindeki  tayin edici yaptırım gücünü oluşturur.

Sömürüye , haksızlığa, zulümle tek tek boyun eğdirilmiş emekçilerin, sömürücülerine muhtaç halde tutulduğu ve her türlü erdemsizliğin geçer akçe olduğu, bilerek düşünülerek oluşturulmuş bu erdemsiz ilişkiler zemininde; erdemsizlik bu kadar para ederken ve sadece erdemsizlik para ederken; emekçi insanların sömürüye, haksızlığa, zulme birlikte karşı çıkma erdemliliğini gösterecekleri bir olgunluğa ulaşmaları mümkün müdür? Yoksa bu, adalet adına, ceylanların aslanlar tarafından yenilmediği safça bir dünya düşü müdür?

İnsanları sömürüye, haksızlığa boyun eğdirme eylemi; kendi yaşamının onların yaşamından daha değerli olduğunu, onlara, zulümle kabul ettirme eylemidir.Sömürüye, haksızlığa boyun eğmek ise, zalimlerin yaşamının kendi yaşamından daha değerli olduğunu kabul etmektir. Boyun eğdirmek, boyun eğdirenin erdemsiz onurunun; boyun eğmek ise, boyun eğenin erdemsiz onursuzluğunun kaynağıdır. Alçaklıkla korkaklığın karşılaşması bir güçlü- güçsüz karşılaşmasıdır. Alçak, alçak olduğu için güçlüdür; korkak, güçsüz olduğu için korkaktır.

Emekçinin, boyun eğmenin maddi ve manevi yok ediciliğinden kurtulmak için; güce ve cesarete ihtiyacı vardır. Sömürüye, haksızlığa, zulme birlikte karşı çıkma erdemi; emekçiye, ihtiyacı olan bu gücü ve cesareti verir. Sömürücü ise, boyun eğdirmenin kendine sağladığı maddi ve manevi kazançların devam etmesini sağlamak için; ortaya koyduğu yaşama biçimi önerileriyle emekçiyi bin bir türlü erdemsizliğin içine çekerek, onu bu birlikte hareket etme erdeminden uzaklaştırmaya, tek başına halde tutmaya çalışır.

Emekçi insanın, sömürücü insana ihtiyacı yoktur. Halbuki; sömürücü insan, emekçi insan olmadan var olamaz. Dolayısıyla; emekçi insanla sömürücü insan arasındaki ilişki, bir sömürücü insan dayatmasıdır ve bir asalaklık, musallatlık ilişkisidir. Sömürücü insanın ürettiği bütün değer yargıları; bu asalaklık, musallatlık ilişkisini ters yüz etmeye, anlaşılmaz hale getirmeye yöneliktir. Bu nedenle; kanunları, kurumları, dinleri, bilimleri, kültürleri ele geçirerek; onları, kendi değer yargılarının savunulduğu alanlara dönüştürür. Böylece; sömürü düzeninin değerler sisteminin, emekçinin kafasında genel geçer bir gerçeklik olarak anlaşılmasını sağlar.

Sömürücü; bilerek, isteyerek emekçinin yaşama çıkarlarıyla çelişki halinde olan, emekçiye karşı sürekli suç işleyen sisteminin suçlarını ve günahlarını; ya her şeyin nedeni olan, hikmetinden sual olunmaz, yaptıklarına akıl sır ermez gibi nitelemelerle takdim ettiği, korkularından arınıp baktığında kendilerinin huyundan suyundan olduğu besbelli bir tanrının üstüne atar; ya bir türlü istedikleri vasıflara ulaşmayı başaramadıklarından dem vurarak, sistemlerini hayatlarını çalmaları üzerine kurdukları emekçinin üstüne… ya da tüm bunlardan dolayı “insan böyle bir şeydir”e getirerek, çaresizce kabul etmemiz gereken bir genel insan doğasını hedef gösterir.

Sömürücünün, sömürü düzeninin emekçi üzerindeki tüm yaptırım gücünü emekçinin yaşamına doğrultarak yürüttüğü, sömürüsünü inkar politikası; emekçiyi beterle daha daha beter arasında gererek, beteri kaybetmeme paniğine sokar ve karşı sesler çıkarmasını engeller. Emekçinin, ufkunu “beter”le sınırlaması, emekçiyle sömürücü arasındaki barışın temelidir. Sömürücünün düzeninde, suç işleyen bir insanın gücüyle suçunun görünürlüğü arasında ters bir orantı vardır. Gücü arttıkça suçunun görünürlülüğü azalır; gücü azaldıkça, suçunun görünürlüğü artar. Bu nedenledir ki, sömürü düzeninin suçsuzu, sömürücü; suçlusu, emekçi insandır. Sömürü düzeni; emekçiye, kendinden başka birine suçlu deme cesareti bırakmaz. Emekçi, sömürü düzeninde; kendine yetmeyen, isyan da etmeyen, aşağılık, değersizlik, suçluluk duyguları içerisinde, moral grafiği sürekli yerlerde sürünen biridir.

hasta-siempreErdemsizliğin iktidarında; korkutularak , güveni kırılarak, gerçek algısı bozulmuş, ufuksuzlaştırılmış emekçi; kendini, sömürücü insanın biçimlendirmesinden kurtarmak zorundadır. Emekçi, sömürücünün erdemsizliklerine karşı geliştirdiği erdemlerini hayata geçirme işini bir emekçi iktidarına erteleyip, sömürü düzeninde, kendi sınıf içi ilişkilerinde bile sömürücünün erdemsizlikleriyle idare ederek; sömürücüyle mücadele etme bilincini, inancını, onunla baş etme ve onu tasfiye etme kabiliyetini geliştiremez. Cesur, kendine güveni, gerçek algısı ve ufku olan emekçi insan; ancak , emekçinin kendi sınıf değerleriyle yetişebilir. Ve ancak kendi sınıf değerleriyle yetişen emekçi insan, sömürücüye karşı mücadelede birbirlerinin eylem kırıcısı olup, cılız sınıfsal güçlerini daha da parçalamak yerine; sınıfsal bir güç oluşturabilir; birleşik güçleri karşısında, sürmesi anlamsız ve imkansız hale gelen sömürüyle baş etmeyi ve onu tasfiye etmeyi düşünebilir.

2.833 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (2 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Haklılık kazanana kadar!…” için 1 Yorum

  1. sömürülen insan diyor ki:

    Yazı gerçekten mükemmel olmuş, sorgulatan ve düşündüren ve doğal haklarımızı hatırlatan bir yazı….

    teşekkür ederim.

Yorum Yapın