Anasayfa Anasayfa

“ Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti.”


Hatice Atalay

Görsel: Neyzen Tevfik (Fikret Mualla)

fikret-mualla-neyzen-tevfik12

 

Zaman zaman, öyle bir hal alıyor ki yaşam;
MÜNZEVİ HAYATLARA sığınmak istiyor insan.
Çünkü görüyor ki;
“ Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti, Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!!”

Başlık Neyzen Tevfikten.
Ve bu dörtlükler de Neyzenden….

 

Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden
Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,
Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü….
Cümleler 1800 lerde kurulmuş….
Sene 2011….

 

haticea

 

Oldum olası hikaye anlatmayı severim…..
Hep Babama benzediğimi söylerler bu konuda…:))))

yellow_189122748_std_14183120_std_7150039_stdGeçen gün Karaköy den bir taksiye bindim, günlerden Cuma ve biraz sinirliyim sanırım. Gideceğim yeri söyledim ve telefonum çalınca konuşmaya başladım hemen .
Bir 4-5 dakika konuştum neyazık ki ..
Ve şoför beye; – selam vermeden telefonum çaldı kusuruma bakmayın lütfen – dedim.
O da konuşmaya başladı bana hak verdiğini söyleyerek .
Lafın arasında; sesinizi birine benzettim dedi ….
Kime deyince : Cem Radyoda  program yapan bir hanım var, adını hatırlayamadım şu an ama çok güzel masallar hikayeler anlatıyor, ona benziyordu sesiniz .
Ve ekledi; ama öyle böyle değil anlattıkları diyerek en son anlattığım masalı bana anlattı…

Yani adımı hatırlamamıştı ama masalımı – tekrar bana anlatacak kadar iyi hatırlıyordu.

Çok mutlu oldum tabi ve dedim ki, Demades haklıymış.

Demades, Eski Yunanda yaşamış bir söylevci.
Kral da dahil olmak üzere halka söylenmek istenen bütün önemli oluşumlar, olaylar hep Demades aracılığıyla iletilirmiş . Çünkü Demades söyleyeceklerini masal havasında söylermiş ki; akıllarında kalsın ve hiç unutmasınlar.
 

Belki bir varmış bir yokmuşla başlamıyor ama, bir masalım var sizlerle paylaşmak istediğim.
Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı diye derin derin düşünmeye başlar…
Fikrine itimat ettiği süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi ‘ ye güzel bir yazı eşliğinde sorusunu gönderir: “sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker?
Yahya Efendinin yanıtı çok kısadır…

SuleimanMagnificent-748102“NEME LAZIM BE SULTANIM!”
Topkapı Sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir anlam veremez, soluğu süt kardeşi Yahya Efendinin yanında alır ve sorar: “Ağabey, lütfen sorumu ciddiye al ve tekrar yanıtla bir şey anlamadım mektubundan, ne demek istersin neme lazım be sultanım derken…”
Yanıtlar Yahya Efendi:
“Sultanım!
Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de “neme lazım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa. Fakirlerin, muhtaçların yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimad ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…”

Nedenini her zaman kendime sorduğum sorulardan bir kaçını sizlere de sormak istiyorum. Bir olunca yanıtını buluruz belki.
Kimbilir ?

Neden hiç soru sormuyoruz?
Neden hiçbir şey canımızı sıkmıyor?
Neden bu tepkisizliğimiz?
Ve neden bakar kör bir vaziyette yaşıyoruz ?

Ne olur bir düşünelim ve ilk bulan diğeriyle paylaşsın yanıtları .

 Ola ki yanıtlardan biri : AMA TEK BAŞINA BEN NE YAPABİLİRİM Kİ olabilir diye bir serçeserce hikayesiyle bitireyim istiyorum yazıyı :)

 

Bir çiftçi tarlasının ortasında sırtüstü yatmış, ayaklarını havaya kaldırmış bir serçe görmüş ve sormuş, “Yaralı mısın?”
“Yoo, ben iyiyim” demiş serçe, “Bugün gökyüzünün düşeceğini duydum da ona hazırlanıyorum”.
Çiftçi serçeye gülmüş: “Sen kendini ne sanıyorsun ki o kibrit bacaklarınla gökyüzünü tutasın”.
Serçe şöyle cevap vermiş:

“ herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır…”

 

 

Hatice ATALAY, Mart 2011, İstanbul

 

3.198 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (2 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

““ Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti.”” için 4 Yorum

  1. güneşinsuları diyor ki:

    :) ))Güzel bir paylaşım olmuş.Radyo dinlemiyorum ama programlarınızda oldukça düşündürücüdür.Ellerin dert görmesin Zelincim.Video en beğendiğim zaman zaman özellikle dinlediğim bin yılların demi.Bunun için ayrıca teşekkür ediyorum.Düş ve Düşüncelerinize Saygılar…

  2. Şerife diyor ki:

    Sevgideğer Bacım,
    kendini kurtarmayan insan, dünyayı kurtarma rüyasına yatar hep, insanımız, önce kendi iç savaşlarında galip gelmeli, kendinde kendini yenmeli. Bu gün henüz iç kalelerinde, kendini fethedememiş insan, yalanıyla, dolanıyla, rekabet hırslarıyla, kıskançlıklaryla, özü ile sözü birliğiyle baş edemeyenin NASIL BİR SERÇENİN GÜVENİYLE AYAĞI YERE BASABİLİR??? Bu görevde insan önce kendi ucundan başlamalı, sonra da o ZATEN DIŞ DÜNYASINA yayılacaktır diye düşünüyorum..Dileğim DÜŞLERİMİZ, ERDEMLERİMİZLE GÜÇLENİR, GÖKYÜZÜNÜ YERE DÜŞÜRMEZ… DÜNYA BU GÜN BU HALDEYSE BİZİM KENDİ HEYKELLERİMİZİN KIRIK OLUŞUNDANDIR… HARİKAYDI,YÜREĞİNE SEVGİMLE…
    Ne demiş bilge? “Neyle titreşirsen onunla buluşursun.”

  3. isa batumlu diyor ki:

    Merhaba Hatice Hanım,
    Güzel ve düşündürücü yazınız bana ,yaşadığım şehirde (Bursa)çok eskiden beri anlatılan bir öyküyü anımsattı..
    Yeni kurlulmakta olan imparatorluğun ilk payitahtı olan Bursa’da,Musevi ve Hıristiyan tüccarların ticarethanelerinin bulunduğu , o zamanlar adına “Çıfıt Çıkmazı” denilen (Şimdiki Arap Şükrü Sokağı) bir çıkmaz sokakta nasıl olduysa Müslüman bir tüccar da boy göstermeye başlamış.
    Dinleri imanları para olan bu tacirler , galiba biraz da “yol olur” korkusuyla yeni tacire iş yaptırtmamak için her türlü hile,desiseye başvururken;üstüne üstlük asıl kazığı Müslüman ahalinin umursamazlığı ile yiyerek ,güvendiği dağlara kar yağan kahramanımız, çok içerlediği bu durumu kendince protesto etmek adına; Çıfıt Çıkmazı’nın tam girişine bir hayrat çeşme yaptırıp üzerine de “Her kula helal,Müslümana haram çeşmesi ..” yazdırmış.

    Bunu duyan ahali, infial halinde, zamanın sertliğiyle namlı Kadısı Çandarlı Kara Halil Efendi’ye şikayete koşmuş..
    Kadının emriyle adam huzura yaka paça getirilimiş.
    Kadı Efendi ;”Bre teres,bu nasıl fitnedir, dini islam, ahalisi müslüman olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu müslümana yasakla… Olacak iş midir? Nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmış ve “tiz kellesi vurula..” emrini vermiş.
    Kelle korkusuyla iyice pısmış olan tacir eteğe yapışmış;” Aman Kadı Efendi,müsade buyrun sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır !..”Kadı Efendi ;”Neymiş bakalım delilin?” diye merakla sormuş. “Size değil ancak Sultan’a söyleyebilirim..” yanıtını alınca da köpürmüş..
    Köpürmüş köpürmesine de işin içine Sultan lafı girince adamın kellesini almaya cesaret edememiş..
    Olayı önceden haber alan Padişah ta çok kızgınmış ama diğer yandan da meraklanıp dururmuş; “-De bakalım ne diyeceksen, bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın hemde her kula helâl bir tek müslümana haram yazarsın…”

    - (Adam başı önünde) delilim vardır, lâkin ispat ister

    - Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin

    - O zaman hükme kıldan incedir boynum sultanım

    - Eeee??

    - Sultanım Çıfıt Çıkmazı’nın sonunda bir havra(sinagog) vardır bilirsiniz..O havranın hahamı çok namussuz bir insandır kimse sevmez onu.İşte bu haham ı izahsız yaka paça tutuklayın, bir hafta zindana tıkın bakın neler olacak..

    Dediği yapılmış adamın.

    Olayın duyulmasıyla tüm azınlıklar bir olmuş, başlarında museviler, “ne oluyor, bu ne zulüm, bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…”
    Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, mektup üstüne mektup getirmiş..
    Bir hafta dolunca,” sultanım artık bırakmak zamanıdır” demiş adam, haham bırakılmış..
    Bu sefer aynı işlemi bir Papaz için istemiş Tacir..Aynı işlemle, aynı usulle bir papaz derdest edilmiş, yaka paça alınmış pazar ayininden, Tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış..
    “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle..Başkentimiz Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen alimi, aynı zamanda Orhan Camii imamıdır.Cuma vakti onu alınız mimberinden..”

    Dediği gibi olmuş, Orhan Camiinin imamını, cuma hutbesinin ortasında almışlar… Yaka paça götürmüşler…

    Ve ne olmuş bilin bakalım ?

    Bir Allah’ın kulu tek bir kelâm etmemiş..Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?Hiç olmasa vaazı bitene akdar bekleyeydiniz.. dememiş. Peşinden giden , arayan soran olmamış…
    Bir hafta geçmiş, “hocamız nerede acep?” diye soran da olmamış…
    Aptal,yobaz ve cahil bir imam atanmış yerine.
    Halk halinden memnunmuş..
    Üstelik bir de geçen hafta derdest edilen koca âlim için dedikodular başlamış;

    -Biz de onu adam, hoca bellemiştik..

    - Kimbilir ne haltlar etti de tutuklandı..

    - Vah vah! acırım arkasında kıldığım namazlara..

    - Sorma sorma…

    Padişah, kadı ve Tacir izlemiş olanı biteni..

    - Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böylesi insanlara SU HELAL edilir mi?

    Sultan acı acı tebessüm etmiş;

    - “Hava bile haram bunlara hava bile…” demiş…

    Düşünüyorum da o zamandan bu zamana pek birşey değişmemiş öyle değil mi?

    Saygılar..

  4. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Hatice,

    Öyle bir yazı yazdın ki, İsa’nın senin yazına yorumundan bir başka yazı çıktı!

    Yazın, yazı doğurdu, kısaca…

    Sevgiyle…

Yorum Yapın