Anasayfa Anasayfa

8 Mart, Dünya Kadınlar Günü değildir!


Zelin Artuğ

 

3683

8 Mart, Dünya EMEKÇİ KADINLAR Günüdür!

Bunu, işi gücü yemekçilik ve ayakçılık olanlar bilmez! Bunu, sofralarında, kadına öküzden sonra yer veren ve bu durumu toplumsal bir kuralmış gibi kakalayan “öküz”ler bilmez! Nazım, o ünlü şiirinde, “öküz muamelesi gören” kadınlardan çok, ona “öküz muamelesi yapan” öküz oğlu öküzleri vurguluyordu. Ama onlar, yüz yıl daha geçse bile, Nazım’ı da onun nazımını da anlayamazlar!

 

Kadını “öküzden saymasa, ona el kaldırmasa” bile, onu evi süpürüp silen, yemek yapan, ast işlerde ömür çürüten bir modern köle olarak gören “taş fırın”erkekleri de , onlara hizmette kusur etmeyen köle ruhlu kadınlar da 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olmadığını bilmez!

Yine de en çok onlar konuşurlar!

“Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş… millet fakr-ü zaruret içinde… Dahili ve harici bedhahlar kaplamış ülkenin dört bir yanını… İktidar sahipleri gaflet ve dalalet ve hatta….” olmuş, umurlarında mı!

En çok onlar konuşacaklar! Kendileri gibi düşünmeyen herkesi el birliğiyle susturup, hep onlar konuşacaklar! Daha doğrusu… zırvalayacaklar! Günde üç öğün konuşmazlarsa, yedikleri herzeler içlerinde kalır!

4378

 

8 Mart, “ezen” sınıfından bir erkeğe sırtını dayayıp, hiç çalışmadan, elinde ev anahtarı, araba anahtarı sallayan, evinin işini temizlikçiye, yemeğini aşçıya yaptıran ve başkalarını ezmekten keyif alan kadınların günü değildir!

 

8 Mart, dişi doğmayı meziyet sayan, dişiliğini ömür boyu yan gelip yatmak için kullanan kadınlarla, bu asalaklara özenip duran ve onlara imrenerek bakan sınıf bilinçsiz  kadınların günü değildir!

 

4374

8 Mart, ağzına burnuna bulaştırarak çikolata ısırıp (ağzındaki yiyecek bulaşığına sahip olamayan kadın meclise girse ne olur!) sonra da “uçuşup duran” ve böylece, reklamını yaptığı maldan çok cinselliğini pazarlayarak kolay yoldan eşek yükü para kazanan  kadınların günü değildir! (Gerçi elindeki elmanın suyunu akıtmadan yiyemeyen erkek siyasetçiler Meclis’e girmiş de ne olmuş! Canımızı emanet ettiğimiz doktorlar beş gün sonra meydanlarda olacak!) Bugün, muhtemelen midemizi bulandırmadan elma yiyemeyen bazı erkekler, midemizi bulandırmadan çikolata yiyemeyen bazı kadınların Kadın Günü’nü, onlara halktan çarptıkları paralarla, pahalı armağanlar alarak kutlayacaklar! Marka firma sahiplerine yine gün doğdu!

 

8 Mart, içindeki fesatlığı ve kıskançlığı, Osmanlı saraylarının kadınlarına taş çıkartan entrikalarla4108 taçlandırıp, her türlü cilveyi de katık ederek varlıklarına dayanamadıkları kadınları “tasfiye” etme başarısının sarhoşluğunu sağda solda gizleyemeyecek kadar kendinden geçmiş olan  kadınların günü de değildir!

Kısaca 8 Mart, bilinçleri küflenmiş, yürekleri paslı, kafasının içi örümcek ağlarıyla kaplanmış kadınların günü değildir!

 

***

3684(1)

 

8 Mart, emeğin ve alın terinin güzelleştirdiği, önce insan, ana, kardeş, arkadaş, dost, yar, sonra kadın olan dünya emekçi kadınlarının günüdür!

 

 

 

 

Zelin Artuğ, 8 Mart 2011, Yeryüzü

http://blog.milliyet.com.tr/8_Mart__Dunya_Kadinlar_Gunu_degildir____/Blog/?BlogNo=294187

 

1.756 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“8 Mart, Dünya Kadınlar Günü değildir!” için 8 Yorum

  1. cafer diyor ki:

    Dünya emekçi kadınlar günü, sosyalist devrim ruhuyla donanmış emekçi kadınların günüdür can…kutluyorum…saygı sevgi selam emekçi dostum…

  2. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer şair,

    Ne yazık ki kadınlarımızın büyük çoğunluğu -hatta emekçi kadınlarımızın da azımsanamayacak sayıda bir bölümü- başımıza gelmekte olan bir başka felaketten habersiz!

    Eşitliğin ve ADALET’in olmadığı bir yerde özgürlük, bazen en ağır tutsaklıktan da tehlikeli olur!

    Dilerim, torunlarımız birbirlerine ve dünyaya peçelerin ardından bakmazlar!

    Sevgiyle…

  3. Şerife diyor ki:

    8 Mart televizyonların, evlenme proğramlarında çıkıp “BENİ SAHİPLENECEK, BENİ TAŞIYABİLECEK BİRİNİ ARIYORUM”diyen, kendine, kedi gibi, sahip arayan (kediyi küçümsemiyorum, zira evdeki kedim, o programlara çıkan kadınlardan özgür)günü değil…senin de çok güzel ifade ettiğin gibi, reklamlara, siyasete alet olan kadının günü değil… Bilincinin IŞIĞIYLA toplumun önünde giden KADININ GÜNÜDÜR.
    Sevgideğerim, harika bir anlatımın ardından, ben de içimdekileri döktüm, YÜREĞİNE, AÇIK BİLİNCİNE SAYGIM VE SEVGİMLE…:)

  4. zelin artuğ diyor ki:

    Şeri sevgideğerim,

    “Kedim daha özgür” dedin ya, yazımda söz ettiğim bir bölüme değinmek istiyorum şimdi. Hani şu “kadına öküz muamelesi yapan öküzler”!!! “Öküz muamelesi yapmak”… bunları tırnak içinde verdim. Çünkü öküzden saydığına el kaldırmak da öküze el kaldırmak da ‘mecazî öküzler’i bağlar!

    İnsan olan insan, hiç bir canlıya el kaldırmaz! Ne öküze, ne kediye köpeğe, ne kadına, ne çocuğa, ne de gözünün kestiği herhangi bir canlıya!!!

    Bu “mecazi öküzler”i cesaretlendiren, onların kendilerini bir şey sanmalarını sağlayanlar, yine aklı bir karış havadaki kadınlar! “Hanım, bu akşam sen otur, ben sana bir kahve getireyim!”i haklarını kazanmış olmak sanan zavallı düz beyinliler!

    Konu, kadın erkek meselesinin de ötesinde bir SINIF meselesidir. Ezen bir sınıfa karşı, ezilen bir sınıf vardır. Ezilen sınıftaki emekçi kadının hiç şansı yoktur. Eşi ezmese… babası, kardeşi ezmese, patronu ezecektir! Patronu tarafından ezilen erkek, sınıf bilincine sahip değilse, hırsını kendinden güçsüz olanı, karısını, kızını ezerek çıkaracaktır. Kısaca ezilen sınıfın kadını ikinci cins insan olacaktır. Eğer emperyalistlerin ezdiği bir ülkede yaşıyorsa durum daha da vahim! O zaman kadının ÜÇÜNCÜ DÜNYADA İKİNCİ CİNS olması, kaçınılmazdır!

    Bu konu, inanlık tarihiyle, dünya coğrafyasıyla da sınırlı değil! Ama sevgideğerim, “bilincinin ışığıyla toplumun önünde giden kadın”ları sevmez bu yarasalar! Bence onların asıl korkusu kadınlar değil; ANALAR!

    Çünkü insanı, bireyi, dolayısıyla toplumu öncelikle ANALAR şekillendirmekte. Anaların ışığını kapatmak demek, bir toplumu… bir ülkeyi karanlıkta bırakmak demektir! Sonuçta kadını aşağılayan, onu mal gibi gören, cinselliğini şu ya da bu şekilde pazarlamasına yol açan, onu taciz ya da darp eden düz beyinli erkekler de bu durumdan nasibini almakta!

    Akrep kuyruğunu kendine çevirip, kendi kendini zehirlemekte! Bu işten kârlı çıkanlar da yine emperyalistler!

    Yani hangi taşı kaldırsak, altından onlar çıkmakta!

    Bu arada….

    3-6 Mart tarihleri arasında İstanbul Yeşilköy’deki fuar merkezinde tesettür fuarı düzenlendi. soL-Kadın’ın haberinden bir bölüm alıntılıyorum:

    “Defileler ve çeşitli görsel showların yer alacağı Tesettür Fuarı, son yıllarda katlanarak büyüyen tesettür giyim pazarının sermaye sınıfının iştahını nasıl kabarttığının da bir göstergesi. Zira fuara ilk kez gerçekleştirildiği 2009 yılında 65 firma katılırken, bu sayı geçen yıl 120’ye ulaşmıştı.”
    Firma sayısı bir yılda ikiye katlanmış!

    Coğrafyada “Dini bütün Müslüman”ların sayısı mı katlanıyor, yoksa kapitalistlerin firma sayısı mı???

    Dini bütün Müslüman’ın defileyle, modayla ne ilgisi olur!

    Bunları sorgulayacaklarına, 8 Martlarda Ahmet’in Mehmet’in bir günlüğüne Ayşe’ye Fatma’ya yumurta pişirip, sofra toplamasıyla uğraşıyorlar!

    Sevgideğerim,

    Yazımı yazarken umutsuzca bulutlara yazıyordum… öylesine… isteksiz…
    Ama şimdi senin pırıl pırıl yorumuna ses veriyorum. Sen varsın karşımda. Seninle konuşuyorum!

    “Bilincinin ışığıyla toplumun önünde giden” Şerife sevgideğerimle konuşuyorum!

    O nedenle döktüm içimi. Çünkü sen SESsin… RENKsin… IŞIKsın…

  5. isa batumlu diyor ki:

    Sevgideğer Zelin,
    Öküz munis bir hayvandır..İnsan eliyle, dişisiyle hertürlü muhabbeti ortadan kaldırıldığı için; ne etliye dokunur ne de sütlüye..Varsa yoksa işkembesini otla doldurmak hepsi o..
    Ha! bir de trene çok bakar..

    Demem o ki; öküzlere yazık..

    Sevgiler, saygılar..

  6. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer İsa,

    Evet, yazık! Öküzlere yazık tabii…

    Mecazi öküzlere gelince… Onlar ne insan olmaktan… ne de öküz olmaktan nasiplerini alamadıkları için, onlara daha da yazık! Mecazi dişilerine de yazık tabii…

    İnsan olabilmenin koşulları çok ağır insanlığa… çok ağır!

    Mücadeleye devam!

    Sevgiyle.. saygıyla.

  7. Sedat USLU diyor ki:

    Milliyet blogları aracılığıyla, gazetenin internet sayfasına, küçük bir not olarak yansıyan yazınızı beğeni ve takdirle okudum. diğer birçok önemli gün gibi içi boşlatılmaya, romantikleştirilerek politik ve sosyal anlamından uzaklaştırılmaya çalışılan çok önemli bir tarih 8 MART. maleasef bir çeşit sevgililer günü havasına sokulmaya çalışılıyor. anlamı unutturuluyor, yozlaştırılıyor.

    yazdıklarınız, halen zihni aydınlık, gözleri açık, çok şey gören, duyan ve bilen kadınlarımız olduğunu göstererek içimi biraz olsun ferahlattı. tebrik ediyorum ve başarılar diliyorum.

  8. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Sedat Uslu,

    Yazdıklarınız, “umut için senfoni”nin ezgileri gibi bilincime işleyip, yüreğime aydınlık getirdi. Sağolun.

    Nihat Behram’ın bugün okuyup da çok etkilendiğim bir yazısını paylaşmak istiyorum sizinle ve tüm gönül dostlarım sevgideğerlerle. Esen kalın.
    Zelin Artuğ

    Masumiyete Tecavüz
    09.03.2011 – 07:30

    Yazıya bu başlığı irkilerek koyduğumu belirtmeliyim. Dilime ilk düşen söz ‘Masumiyete Ağıt’tı. Ruhuma yatkın olan da o. Ama şu anki halim ağıta değil lanete dönük. Ağıt diye başlasam, ağıtın duygusu yaralanırdı. Kendimi lanetin örsünde korlanmaya bıraktım.

    ‘Masumiyete Ağıt’ sözünün hayatımda çok eski ve derin bir anlamı var. Adını ‘Darağacında Üç Fidan’ koyduğum kitaba başlarken yazacaklarımı, iki sözcüklü bu sözle tanımlamıştım. Katledilen masumiyetti, kalbimde alazlanan masumiyetin çığlığıydı. Ağıt sesi anacıl, yarcıl bir sestir. Ağıtı doğuran ve yoğuran kadın sesidir. Acıdan kurumuş nefeste çığlığa dönen sestir ağıt.

    Tecavüzün en sıradan tanımı, ‘zorla ele geçirip kendi çıkarına kullanma’dır. Zaten beni de öfkeyle dolduran, bana ‘ağıt değil lanet’ dedirten de budur.

    Boşuna aramayın: tecavüze uğramamış masumiyet bulamazsınız! Ne Kazdağları’nın ardıcı kaldı tecavüze uğramamış, ne Kafkasör Yaylası’nın çamları. Denizden esen rüzgârın yamaçlarla öpüşmesi olanaksız, önünde gökdelenler var. Gök mü, o zaten delik deşik! Toprak, göller, ırmaklar, arı diye saymaya başlasam, doğada tecavüze uğramışlığın sonu gelmez. Hayatımız mı, o da gökyüzü gibi delik deşik. Bebek mamasına dek her şeyin üstünde kâr hırsıyla dolanan tecavüzcünün gölgesi var! Bir dostunuzla telefonda dertleşmeniz, şakalaşmanız bile tecavüzcü için pusu olanağı! Merak, özlem, yurtseverlik duygusu diye saymaya başlasam, toplumda tecavüze uğramışlığın da sonu gelmez. Kalıntılarına dek tarihe bile tecavüz ettiler. Belkıs Harabeleri’nde bulunan ‘Çingene Kızı’nı ‘bakire’ kimliğine bağlamak tecavüz değil mi? Yani ‘zorla ele geçirip kendi çıkarına kullanmak’…

    ‘Siyasi mücadele’nin düzeyine bak: Muhalefet liderinden yazara, hakime, subaya, gazeteciye, belediye başkanına dek ‘porno tuzağı’ kurdular. Tecavüzcü cürreti, kararmış ruh halinin en zifirisine ulaştı: karnındaki bebeği polisin tekmesine hedef olmuş öğrencinin özgürlük çığlığına salya sıçratmaya, sarkıntılık etmeye yeltenecek denli rezilleştiler. Şimdi yandaş gazeteci uslûbu bu! Bu ‘yem’den beslenen nasıl bir kuşak geliyor onu da göreceğiz!

    Hiçbir dönemde olmadığı kadar solun değerleri de tecavüzün hedefi oldu. Erdal Eren’in körpecik bakışından, Deniz’in bükülmez duruşuna kadar, iktidarbaşının söylemlerinde ‘kendi çıkarına’ kullandığı değerlerimizi saysam, tecavüze uğramış değerlerimizin de sonu gelmez.

    Eskiden de tartışır dururduk, ama, sol içi karşıtlığımız aynı yönde bir karşıtlıktı. Kimisi ‘yarı faşist diktatörlük’derdi, kimisi ‘faşist diktatörlük’! Kimisi ‘burjuva diktatörlüğü’, kimisi ‘komprador ağa devleti’ kimisi ‘oligarşi’ derdi. Ama sol soldu. Solculuk, sistemi savunmak değil, savurup ondan kurtulmak için mücadele işiydi. Ak aktı, kara kara. Soldan dönüp sisteme yanaşmış kişi, işinin sola küfür olduğunu iyi bilirdi. Şimdiki dönekler kara ve para hesaplarını ‘solculuk halleri’yle Ak ipeklere sardılar, üstelik sırıtarak!

    Kökü eskiye de dayansa, bu akıl almaz boyuttaki tecavüzcülük bugünkü iktidarın eseridir.

    Sistem ‘ileri demokrasi’ içinde mi, ileri faşizmin kıçında mı? Sosyalistler ve sosyaldemokratlar sistemi faşizm olarak niteliyor. Aralarında birlik yok, mücadele anlayışları çok farklı, fakat, sisteme getirdikleri tanım ile solda durma mantığı tutarlıdır. Manzarayı çorbacı dükkânına çevirenler sistemin temsilcileridir. Yani, demokrasi kavramına ‘ileri’ tanımını da ekleyerek bu değeri ‘zorla ele geçirip kendi çıkarları için kullanan’ gerici dinci iktidar ile onlara solun bütün değerlerini kullanmada hizmet sunan liberaller.

    Sistemin emekçi halka, halkın değerlerine, ülkeye, ülkenin zenginliklerine tecavüzünde liberallerin payı büyüktür. Çünkü tıpkı doğadaki yağmurun, ırmağın, üveyiğin, ardıcın masumiyeti gibi toplum hayatının masumiyeti olan sol değerlere tecavüz sürecinde, bu kesim sisteme yol gösterici oldu; ‘sol söylem’le faşist tecavüzcünün medyada yalancı tanıklığını yaptılar. Üstelik, en basit tanımıyla hırsızlar, çünkü, önceki kaldıkları yerin değerlerini çalarak gittiler. Bir şeyi hesap edemediler: çaldıkları sadece konuydu, ruh değil. Çünkü ruhu çalmanın mümkünü yok! O yüzden ki yaptıkları taklittir, aslı değil!

    Tarih bir bakıma da, masumiyeti katledenlerin zaman içinde cüceleşmesidir; masumiyetse aynı zaman sürecinde devleşir. Erdal Eren’in ceylan bakışını yüzünde donduranların, Deniz’i darağacında boğduranların bugün ne halde olduğuna bakmak bile bunu anlamak için yeter.

    Yine de insan alçaklıkla yüz yüze iken lanetsiz, çırpınmasız edemiyor. İnanmayacaksınız ama, şu tecavüz ve tecavüzcüyle mücadele işinde avukata bile danıştım. “Tecavüzün men’i davası nasıl oluyor?” diye! “Menkul veya gayrimenkul bir mala yönelik tecavüzü kaldırmak için zilyed yani o malı elinde, tasarrufunda bulunduranlar tarafından açılan dava” dedi! “Peki bizim değerlerimiz ya da en azından masumiyete yönelik tecavüz için” diye başlayan sorumu ise, “Orda benim sözüm biter!” dedi.

    Sabrım bitti, “Benim sözüm de biter!” dedim… (Nihat Behram-soL)

Yorum Yapın