Anasayfa Anasayfa

Ekmek, simit, emek kokulu dostluklar…


Zelin Artuğ

Şerife Mutlu’ya…

 

Sen geldin… Hoş geldin, sefalar getirdin!

Çaylar da geldi Şerife!…

61490_440064654593_528284593_5049101_3632238_n

 

Sıcacık simit de var!…
Bugün ekmek bulamadık, sokak simidi yiyeceğiz.  Ekmeğimizi bulabilmek için, sabahın ayazında az mı yollara döküldük… az mı simit ve çayla kahvaltı yaptık!…

Yine de bir başkadır çıtır çıtır sokak simidiyle çayın tadı! Hele de dostlarla paylaşılıyorsa, tadına doyum olmaz!

simit-a

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bütün bir yaz, Akdeniz’in sıcağı omuz vurup durmuş omzuna can Şeri… Akdeniz’in sıcağını bildiğimi söyleyemem. Ama bilenlerden dinlemişliğim çok. Güneydoğu’nun sıcağı da ünlüdür. Bir arkadaşım vardı Diyarbakırlı. Öyle hızlı yürürdü ki ona yetişmek için koşmak zorunda kalırdım. Aşırı sıcaklar, bize böyle hızlı yürümeyi öğretti, derdi. Yavaş yürüyeni sıcak, mıhlarmış olduğu yere!

Bizim buralarda, mevsim diye bir kavram yok Şeri. Ne yazımız belli bu koca İstanbul canavarının içinde, ne kışımız! Ne gecemiz belli, ne gündüzümüz! Üçkağıtçıdır bu kent! Dünya kentleri içinde en psikopat olanıdır!  İçimiz ışıdığında yıldızları giyinip kuşanırız, içimiz karardığında lacivert geceyi atarız omzumuza şal diye!

Tesadüfen yaşarız. Mayın tarlasında yürür gibiyizdir. Nerede bir bomba patlayacağı, nereden bir trafik canavarı çıkacağı, ne zaman sağanak yağmur yağacağı, ne zaman güneş açacağı belli değildir bu kentte!

Ne zaman pencerenin yanına oturup uzaklara baksak, yalnızlığımız  havalanır gider, kentin üzerinde uçuşan başka yalnızlıklara karışır. Yalnızlıklarımız kanat çırpar mavisi solmuş, griye dönmüş gökyüzünde. 

Her günümüz biraz daha sarpa sarar. Her gün yeni bir sorumsuzluk skandalıyla sarsılırız.

Bir ölmediğimiz kalır!

Sözlere gelince… Bazen sular gibi ırmaklara, denizlere karışır; bazen de daha anlamını bulmadan buharlaşıverir. Hangi buluta karışır, hangi koşullarda nereye yağmur olur düşer, bilemeyiz.

Yine de yoksul sevinçler yaşamak isteriz. Küçük mutluluklar… Hani resmi yapılabilenlerden… hani bir kır çiçeği gibi saçımıza takılabilenlerden… Bir dost sesi, bir dost gülüşü duymak isteriz.

“Yucel, orda mısın?” diye soruyorsun ya, o ses verene kadar ben anlatayım Yucel’i sana.

Fragment_bird_Syria_Louvre_OA7512

O, kaligrafiye yoğunlaşmış bu günlerde.  İkinizi birlikte çalışırken görmek ve sanatınızı, emekçiliğinizi betimlemek ne hoş olurdu. Senin yontularına, Yucel’in çizgilerine baktıkça Amado’nun deyimiyle, anayurdumu… yani çocukluğumu görüyorum.  Kumsaldaki tek katlı ev, yalınayak bastığım ince ve ıslak kumlar, deniz minareleri, elime alıp baktığım, sonra denize attığım içi dolu küçük midyeler… Bugün doğan bir çocuk için ne kadar olanaksız değil mi içi dolu bir midyeyi avcunda tutmak! Bizim anayurdumuzda, yani çocukluğumuzda  coğrafyanın kimi insanları başkalaşıma uğrayarak yamyamlaşmamıştı daha! Şimdi artık içi boş kabuklar savuruyor dalgalar kumsallara! Yakında kızıl çamurlar savuracak!

Yucel, tabak süsleme sanatından söz ediyordu bir de… Aştı Yucel, kendini! O bir sanatçı! Tıpkı senin gibi! Ne mutlu bana ki böyle sanatçı dostlarım var. Doktorların bireylerin eksiğini gediğini onardığını, sanatçının ise toplumu sağalttığını düşünürüm. Toplum doktorusunuz siz!

Damdaki Kemancı’yı dinliyorum bu arada… Topol! Ne müthiş bir karakter değil mi?

Topol-damdaki kemancı
 

 

TopolJudithHer şeye rağmen, yaşamak müthiş be Şeri… yaşamak müthiş bir şey! Severek yaşamak daha da güzel!

Bilirim, mütevazı olur ölmelerimiz bizim. Yine de inkar etmeyelim severek yaşadığımızı! Bir satıra… bir dizeye sığdırsak da yaşamalarımızı, severek yaşadık, severek yaşıyoruz vesselam!

Çünkü, ekmek kokulu, emek kokuludur bizim dostluklarımız!

 

(Görsel) Topol-damdaki kemancı

***

Zelin Artuğ, Kasım 2010, Yeryüzü

 http://blog.milliyet.com.tr/Ekmek__emek_kokulu_dostluklar___/Blog/?BlogNo=272734

Eski Arkadaş-Ezginin günlüğü

13.522 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (4 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Ekmek, simit, emek kokulu dostluklar…” için 13 Yorum

  1. Şerife Mutlu diyor ki:

    Ah Zeloş!
    ÇAY DOSTLUK BURCUNDA!
    çayın kokusu,geldi burnuma,susamları dökülmeden,simitleri koyayım masaya,ne güzel bir beş çayı demini dostluktan almış.Ekmek kokan,simit kokan dostluklar,bu duygulardır ki,yüreğimizdeki yaşama tutkusunu,yaşama sanatına çevirir,yaşamı sanat yaparız biz.Kenarı kırık hayatları,yürek çizgilerimizle sanat yapar,YÜCELTİRİZ tabağın hüznünü sevgimizle..Kutlarım Yücel’i ne güzel yapmış bu kararla,sanat insanın,kendi olduğu,kendini bulduğu ,dünyada vukubulan deliliklerden kaçmak istediğinde insanın sığındığı,özgür olduğu yerdir.
    Bu güzel sıcacık duygularla hazırladığın çay saatine,herşeye rağmen yaşamaya değen şu hayatı bu kadar güzel içine çekerek soluduğun sözcüklere,emeğine teşekkürlerimle,dostluğuna selamla,SEVGİYLE can Zeloş…iyi ki varsın..

  2. cafer diyor ki:

    Sadece koca bir suskunluktu arta kalan… ve burnumuzda tüten sıcak bir çay, koşaradım yediğimiz taze simit kokusu…doğan günle başlayan sorunlar karmaşasında tozarak eksilen ömrümüzün siyah beyaz kareleri..Ne var ki sevgi ve dostluklar, kirlenen gökyüzünün ortadirekleri…sevgiyle saygıyla sevgideğerim..

  3. zelin artuğ diyor ki:

    Şerife sevgideğeri,

    Özlemişiz “bahane çay”ı!

    Bu güzel çay-simit sohbetinden sonra “bi biskrem versem?” demek çok abes kaçar:)) Ağzımızda çayın tadıyla bi Nazım dinlesek?

    Sevgiyle, saygıyla… benim can dostum.
    “Basit yaşayacaksın basit,
    Mesela,susayınca,su içecek kadar basit.
    Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
    Tek düğmesi olacak elindeki cihazın,
    Tek bir düğme, tek bir cümle gibi.
    Sevince, lafı dolandırmadan söyleyeceksin,
    Seni seviyorum gibi..
    Basit bir öpücük yetecek sana,
    Basit, sıcak bir öpücük ve o öpücükle dolacak tüm günlerin.
    O öpücük için yapacaksın,hayatının kavgasını,
    O öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
    Kabak çekirdeği verecek sana,rakamların veremediği mutluluğu.
    El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak.
    En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.
    İki harekette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin.
    Kısacık olacak,uyanman ve sokağa çıkman arasındaki süre…
    Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman,
    Kendin bile, anlayabileceksin yazdıklarını,
    Bakışların bile anlatabilecek kendini.
    Beklentilerin de basit olacak,
    Kaf dağının, önünde bekleyecek mutluluklar,
    Bir ıslıkta bulabileceksin,en uzun dostluk romanını,
    Ya da, bir damla gözyaşı yaşatacak sana,hayatının en ucuz romanını.
    Pankreasının sağlığına dua edeceksin, kapatırken gözlerini.
    Bir kaşarlı tost olacak aradığın,
    Nasıl oturacağını, bilemediğin sofrada,
    Parmakların en kıymetli çatalın.
    Yine aynı parmaklar çözecek,en karmaşık denklemleri.,
    Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana kontrplak bir gitarda,
    Doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
    Parfümün temizlik kokacak,
    Bilmiyorum diyeceksin, bilmediğinde ve çok normal olacak bilemediğin…
    Saatin sadece saati gösterecek,
    Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
    Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.
    Basit yaşayacaksın basit
    Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit,
    Çay, Simit ve Peynirle…..”

    (Nazım Hikmet Ran)

  4. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Cafer,

    Bazen, susarak konuşur insanlar. Susmaktan susmaya fark vardır; tıpkı konuşmada olduğu gibi.. Bazen iyi susarız, bazen de kötü… Bazen çok susarız, bazen az!
    Şeri’nin çok haklı susma gerekçeleri vardır… O, bir sanatçı!… Ne zaman isterse o zaman yazar!
    Ah siz şairler!…
    Ne diyeyim ben size! Kanatlarınız var sizin… Sevgiyle.. saygıyla.

  5. yucel diyor ki:

    Yontunun Şifresini bulan Şerife ile beni aynı yazıda buluşturdun ..
    Sağol Zelin..
    seni çok severiz..
    Ben bir çok kez söylemeliyim..
    Senin yazılarını “İş” im varken çalışma arkadaşlarıma sesli okurdum..
    Şimdi de “iŞ” siz arkadaşlarıma okuyorum..
    Sana selam söylediler… onur duyarlar seninle..
    Çabana..
    kucukisleri düzenle, sabırla emekle yoğuruyorsun sağol..
    Şerife yazı bitirdi..
    çok güzel algıladın sıcağı..
    bir tanıdık var Silifke’de o anlattı bir gün… telefonla konuşurken bile sıcak yorarmış aralarda…
    Şerife!..
    Yaz bitti haydi..:)
    bir yazı yont..
    sevgiler, saygılar Zelin

  6. zelin artuğ diyor ki:

    Yucel Sevgideğeri,

    “İş”, işçiye aittir. Patron “iş”i yapan olmadığına göre, sahiplenen de olmamalıdır! Zaten, patron diye biri olmamalıdır!
    Tolstoy bir yazısında,”toprağı kim işliyorsa, toprak onundur” diyordu.

    Bu anlamda senin daima bir “iş”in var! Emekçi arkadaşlarının da… İşveren, ortada henüz “iş” yokken “iş”i nasıl veriyor da kendisine “işveren” diyor! “İşçi” “iş”i ortaya çıkaracak, emek verip üretecek ki “iş” olsun!

    Dün büyük bir alışveriş merkezinin terasına çıkıp, taş yığını İstanbul’a baktım. Hemen yan tarafta henüz inşaat halinde devasa bir yapı yükseliyordu. En üstte bir işçi… Tam kıyıda çalışıyor. Korkuluk yok. Ayağı bir kaysa, o kadar yükseklikten düşmenin kurtuluşu yok!

    Uzaktan izledim biraz. Sanırsın, bostanda sebze suluyor… öylesine rahat ve korkusuz! Yüreğim ışıdı. Korkusuz… gözüpek… kolcu!.. O işçide eksik olan tek şey, sınıf bilinciydi sanırım.

    Sınıf bilinci tam olan bir emekçi kitlesi düşünebiliyor musun? Cesaretse, var!… Yetenek.. kol gücü.. bilgi.. hepsi tamam!

    “Bu devasa yapıları biz yaptık, kilometre karelere ulaşan bu alanları biz silip süpürüyoruz… Getirisi… trilyonluk kiralar, şu, ayağına sokağın tozu bile bulaşmayan züppelerin banka hesaplarında! Bu yanlış düzeltilmeli!” demeyi bilecek bir “iş”çi kitlesi, tüm dünyada boşa akan bunca kanı..bunca gözyaşını dindirebilir ancak!

    Bütün dünyada, devasa kitleler, üç beş züppeye hizmet ediyor karın tokluğuna! Tarih, bir gün utanacak bu kara sayfalarından! Şu teknoloji harikası “görevimiz tehlike kasetleri” gibi, bu kara sayfalar utancından kendi kendini yok edecek!

    Neyse…:))))

    Hadi topla arkadaşlarını sofraya! Çayların dumanı tüterken bölelim şu simitleri!
    Güneşe doğrultalım çaylarımızı! Şu renge bak!

    Güneşte çaylar kıpkızıl :) )))

    Şerife’ye içelim!

  7. yucel diyor ki:

    Bilincin negüzel..
    sözettiklerin bana çok iyi geldi,,
    Sağol aydın çabalarına..
    sevgiler, saygılar

  8. isa batumlu diyor ki:

    Heyyyy! beni de alın yanınıza..
    Sanatçılığım kaf dağında yaşayan dev anasının koynunda saklı olsa da..
    Bardaklarınızı yıkarım, çay demlerim ben de..
    Beni de alın aranıza..

  9. zelin artuğ diyor ki:

    İsa! Hey, iyi misin?

    Sen yanımızdasın zaten! İsa’sız sofra olur mu? Ara sıra etrafı keşfe çıkmalarının dışında sen zaten hep yanımızdasın!

    Bardak yıkamaya, çay demlemeye gelince… Gel biz şu işi ortaklaşa yapalım. “Çok iyi çay demlerim” dersen, bir itirazımız olmaz tabii.

    Ben şöyle demliyorum çayı:

    Önce Seylan çayıyla kardığım Rize çayını kapalı çay süzgecine koyuyorum. İnce tozunu silkeliyorum. Yıkıyorum sonra süzgecin içindeki çayı. Demliğe koyuyorum. Alttaki su kaynıyor. Ocağı kapatıp, beş on dakika kaynamış suyu dinlenmeye bırakıyorum. (Çay haşlanmasın diye..) Sonra demliyorum. Kısık ateşte 15 dakika yeterli.

    Burnuna geldi mi çay kokusu?!

    Sen nasıl demliyorsun? Belki yeni bir bilginin hepimize katkısı olur!

    Sevgiyle.. dost selamlarımla, sevgideğer.

  10. isa batumlu diyor ki:

    Ben de benzer şekilde demliyorum çayı..
    Kaynamış ve soğumuş suyla demliyorum çayı ve sonra alttaki su kaynamaya başladığında buharıyla üsteki demliği de ısıtıp hazır hale getiriyor..Kafkasya usulü demleme derler buna.Çay hiç acı olmuyor ve şeker atmaya gerek kalmıyor böylece..

  11. yucel diyor ki:

    Aslan arkadaşım İsa var ya!.. Zelin..
    İsa..
    yüreği temiz aslanım..
    Ben!.. şöyle söyleyeyim..
    İsa !
    sensin..
    zelin!..
    İsa!..
    hep çoklar!..
    yürek!.. “henüz” beyin gibi bence..
    “henüz” bildiğim
    mesaj yok!..
    sizler gibi çokları çok seviyorum
    ben..
    sevgiler, saygılar Zelin..
    sevgiler, saygılar İsa

  12. Şerife Mutlu diyor ki:

    Ah!sevgili Mogambo,
    İsa’sız sofra olur mu,sen hep varsın zaten,hiç yoklamada eksi almadın ki.Sevgilerimle..:)

  13. Şerife Mutlu diyor ki:

    Yücel biliyor musun?
    “çok güzel algıladın sıcağı “cümlesi harikaydı…:)

Yorum Yapın