Aşk, emek vermektir..
İsa Batumlu
Ey Aşk! nerelere koyayım seni?..
Ruhumun hangi tülüne sarayım da engelleyebileyim kör olmasını o muhteşem pırıltından dolayı, canlı gözlerin?.
Nasıl ayıklayayım seni çürümüş, çoktan toprak olmuş naaşlardan da inandırayım inanmaz dimağları, var olduğuna ve yaşandığına dair birzamanlar bu köhne dünyada?..
Nasıl becereyim de ikna edeyim; zamanımızın derin sularında “Eyy Aşk! geldiysen üç kere vuuuurrr!!” dalgacılığında ve ”hadi canım sen de..” inatçılığında yüzen taka yürekleri..
Biliyorum ki vardın ,biliyorum ki başlar verildi, ülkeler yakıldı, yıkıldı uğruna bir zamanlar..
Ve yine biliyorum ki boşuna uğraşıyor zamane insanları seni tanımlayabilmek ve adını koyabilmek için..
Başka bir zamana aittin çünkü ve geçen zaman, yıkılan mekan içinde yok oldun gittin sessizce..
Nasıl da sade tanımlamıştı senin bir yönünü Büyük Usta Veysel :
“Oğlan kızı, kız da oğlanı sever, kavuşamazlarsa aşk olur” diye..
Ne de güzel betimlemişti bir başka yönünü Cengiz Aytmatov “Selvi Boylum Al Yazmalım” romanında:
“Aşk, emek vermektir..”
Alın size bir başka öykü ;
Kanuni Sultan Süleyman’ın biricik kızı Mihrimah Sultan; Onyedi yaşının verdiği tazelik, topuklarına kadar inen lepiska saçları ve muhteşem güzelliğiyle sarayda arz-ı endam etmeye başladığı sıralarda, Kanuni Sultan Süleyman; kızı adına Üsküdar’da bir cami yaptırtmak için Mimar Sinan’ı saraya çağırtır.
Sarayda Mihrimah Sultan’ı görür görmez gönlüne düşen kor, o sıralar Elli yaşında, çoluk çocuk sahibi bir adam olan Sinan’ı derinden yakar.
Mevkii, konumu ve bilhassa yaşı dolaysıyıyla aşkını platonik olarak yaşamak zorundadır.
O andan itibaren Sultan Kızı’ndan başka hiçbirşey düşünemez olan büyük usta, şairin aşkına şiir yazması, aşığın maşuka türkü yakması misali, eserini; etekleri yerleri süpüren bir genç kadın görünümünde Mihrimah Sultan’ın bir sülüeti olarak inşa eder. (Diğer adıyla Üsküdardaki İskele Camii)
Caminin, (Leb-i derya) yani denizin dudağında kurulmuş olması bile, simgesel olarak “dişi bir sevgiliye ithaf edilen dişi bir anıt “anlamını taşır.
Sonraları Hürrem Sultan’ın desteğini de alarak ülkeyi soyup soğana çevirecek olan Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa’nın Kanunî’ye damat olması da enteresandır.
Bu evlilikten sonra elde edilecek konum, Cihan İmparatorluğu’nun ikinci adamlığı anlamına geldiği için; üst yönetim kadrolarında dedikodu kazanları kaynatılmaya başlar ve Paşa’nın cüzamlı olduğu haberi uydurulur. Peki, gerçekten öyle midir? Bundan emin olmak için, Rüstem Paşa’nın çamaşırları gizlice kontrol edilir.. Evreka!!.. Rüstem Paşa’nın çamaşırlarında bit bulunmuştur! Paşa için vezirlik yolu açılmıştır artık; çünkü cüzzamlı insanda bit yaşamaz..
Bu olay üzerine,
“Olacak ki bir kişinin bahtı kâvi tâlihi yâr,
Kehlesi dahi ânın mahallinde işe yarar!”
(Bir insanın kısmeti okadar açık olmalı ki, biti dahi bulunduğu yerde işe yaramalı) beyiti edebiyat sayfalarında yerini alır.
1540 yılında yapmaya başladığı eserini tamamladığı 8 yıl zarfında, aşık olduğu kadının Rüstem Paşa ile yapmış olduğu evlilik Mimar Sinan’a yaşamı boyunca vurulan en büyük darbe olur. Uzun bir süre içine kapanan Büyük Usta, Üsküdar’da yüksek bir tepeden sevdiği kadına adadığı eserini seyrederek derin düşüncelere daldığı bir 21 Mart akşamı (21 Mart aynı zamanda Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür) büyük bir keşifte bulunur.
Zaman yitirmeden
Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine ikinci bir eser yapmaya koyulur sevdiği kadın adına.
Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerinde yüzaltmışbir adet pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını andırır.
Mihrimah Farsçada güneş ve ay yüzlü anlamındadır. (Mihr ü mah) şeklinde yazılır.
Şayet açık bir 21 Mart akşamında Üsküdar’da(Zeytinburnu’ndan da görülebiliyormuş) her iki camiye simetrik olarak hakim bir tepede gün batımını izlerseniz, Büyük Ustanın keşfine siz de tanıklık edebilirsiniz.. Üsküdar Mihrimah Sultan Camiinin minaresi hizasında Dolunay yükselmekteyken tam, güneş öteki tarafa açılan bir kapı misali muhteşem kızıllığına bürünmüş, İstanbulun yedinci tepesinden, Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nin tek minaresinin sülietinde güne veda etmekte ve Mimar Sinan’ın yaşamı boyunca bir türlü açılamadığı aşkını haykırmaktadır tüm aleme:
“Aşk emek vermektir Mihr-ü Mahım.. Sonsuza dek Güneş ve Ay yüzlüm, sonsuza dek..”
İsa Batumlu
23 Ağustos 2010
Segah Taksim
Etiketler: aşk, mihrimah sultan, mimar sinan



28 Ağustos 2010, 04:34 tarihinde.
İsa sevgideğeri,
Konusu aşk olan bir yazı, ancak ana düşüncesi emekse yetkin bir yazıdır kanımca.
Emeksiz aşk, arabesktir! Emeksiz aşkın dile getirilmesi de arabesk bir tutum içerir!
Aşkın tanımını en iyi yapan yazılardan birini okuttun bize, sağol İsa. Sevgiyle.. dost selamlarımla.
28 Ağustos 2010, 12:54 tarihinde.
Aslanım!..
usandım artık çok sözcük bilmemek kötü demekten..
“henüz” demeli derdim.. “keşke” daha iyi bir sözcük mü yoksa?..
keşke senin gibi baksa canlılar hayata aslan arkadaşım..
“henüz” ve “keşke” arasında kaldığımı sanma..
“henüz”; “keşke” diyebiliyor canlı..
Aslanım benim..
selamlar, saygılar
İsa..
31 Ağustos 2010, 08:53 tarihinde.
Sevgideğer Dostlar,
Ne güzel..
“Çok sözlere gerek yok..” Aslan arkadaşım Yücel’in de dediği gibi..
Ne güzel..
Sevgiler Zelin, sevgiler Yücel..
31 Ağustos 2010, 13:03 tarihinde.
Aşkın;aşkın anlatımıydı sevgili İsa”,İstanbulu’u dinledim,gözlerim kapalı”Mimar Sinan’nın yüreğinden…senin duyarlı kaleminden.Yüreğine sevgiyle,sağolasın..:)
01 Eylül 2010, 13:17 tarihinde.
Teşekkürler Sevgili Şerife..
İyi ki varsınız..