Hayat:2×2=5
Cafer Demirtaş
Ey Aşk! nerelere koyayım seni?..
Ruhumun hangi tülüne sarayım da engelleyebileyim kör olmasını o muhteşem pırıltından dolayı, canlı gözlerin?.
Nasıl ayıklayayım seni çürümüş, çoktan toprak olmuş naaşlardan da inandırayım inanmaz dimağları, var olduğuna ve yaşandığına dair birzamanlar bu köhne dünyada?..
Nasıl becereyim de ikna edeyim; zamanımızın derin sularında “Eyy Aşk! geldiysen üç kere vuuuurrr!!” dalgacılığında ve ”hadi canım sen de..” inatçılığında yüzen taka yürekleri..
Çadır tiyatroları, yerini Orta oyununa bırakmış! Biletler bedava! Az önce TV’de izledim birini daha… Haber spikeri kılığında Meddah! O ne sevimlilik, o ne yapmacıklı cilve öyle! Eskiden haber spikerleri büyük bir ciddiyetle ve tarafsızlık içinde okurlardı haberlerini. Akşam ezanı okununca, “Allah kabul etsin!” falan demezlerdi. O görevi din adamları yerine getirirlerdi. Bir din adamının duasıyla iftar açılırdı. Tiyatro da olsa, alışmamışız ya şaştım da kaldım!
Çadır tiyatrolarının iç dekorunu hiç görmedim. Başkaca görmeyenler de pek azımsanacak sayıda olmasa gerek. Daha dün denecek kadar yakın bir tarihte, kocaman kocaman çadırlar kuruluyordu, panayır çadırı gibi. İbadet gizlidir ya, oruç açma da ibadetin bir parçası olduğuna göre, boy boy ilan verilse de o çadırların içinde, az çok gizli sayılıyordu “yoksul”un iftar açması… “Yoksul”a iftar açtıran “dindar”lar!

Kopya çektiğiniz ülkenin adı değildi…
Yaşadığın yerin..
Ortaklaşa sürülen tarlada payına düşen de eşit değildi senin!…
Dert bile etmedin…
İlk sınıfsal temellerin…
Sana düşen; sonu 68′le biten yılların sonu da olsa…

O zamanlar ateş bilinmiyordu daha. Prometheus da yoktu. İskra* da!
Kocaman kentler, köyler de yoktu. Bomboştu olmayan sokaklar, olmayan caddeler, olmayan otobüsler…
Çakallar ulurdu yine dağ başlarında, aç kurtlar dolanırdı av peşinde.
Yıllar, bin yıllar sonra… Rusya’da bir yazar, Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in Sibirya’ya sürülen Dekabristler** ’e hitaben yazdığı şiire karşı Vladimir Odoevsky şöyle diyecekti:
“Kıvılcımdan ateş çıkacaktır!”
Kendi kendine konuşmak delilik değildir ki… Bir gece çocukluğunuzla konuşurken yakalarsanız kendinizi sakın korkmayın kendinizden… Bağdaş kurun yatağınızın içine ve izleyin siyah-beyaz cızırtılı sessiz filmi…
Karmakarışık. Neden? Bilsem… Düzelsin istiyor muyum? Öyle çok ki… Neden düzelmiyor peki? Bilmem…