Anasayfa Anasayfa

İnanırsan gerçek olur


Elif Eser

foules-rues-istanbul-turquie-8426629901-888794

           Işık…

Sana; kaosu bol, ekonomisi çalkantılı, siyasetçileri dalavereci, gelir düzeyi dengesiz, hakları eşitsiz insanları yorgun ama yine de umutlu bir ülkenin en gürültülü şehrinden yazıyorum…

 

Burada yaşam zor. Sen, bu ülkenin küçük bir kentinden yıllar önce arkana bakmadan çekip gittiğinden beri daha da zor. Değişen değerler, kaybolan gelenekler, Avrupa ve Asya’nın arasında sıkışmış kültürüyle dengesini bulamayan, bocalayan halkı ne kadar suçlayabilirim? Ya da illâ birilerini suçlamam mı gerekiyor, artık emin değilim.

med-moulins-en-hollande-visoterra-11423Senin yaşadığın ülkeyi hiç görmedim. Avrupa’nın her yerine sinmiş steril yaşamlarınızı ancak uzaktan; dergilerden, kitaplardan, filmlerden takip edebiliyorum. Bir de buraya gelen turistlerden. Empati kuramasam da anlamaya çalışıyor, lisanını hiç bilmediğim insanlarıyla kendi insanım arasında küçük de olsa ortak yön bulmaya çabalıyorum. Gurbetliğin ne demek olduğunu senin gibi bilmem mümkün değil. Aileye, toprağa, dostlara, sevdiğin bir sürü şeye hasretlik nasıldır, yaşamadığım bir duyguyu tanımlamam imkânsız. Hani hep deriz ya “kendini benim yerime koy…” İşte burada kendimi senin yerine koyamıyorum, bağışla. Çünkü ben kuralsızlıkların, yasakların, direnişlerin, kayıpların, darbelerin orta yerine gözlerimi açtım. İçimin asi çocuğu bu yüzden hiç uslanmadı, dik başını eğmeyi bilemedi.

Yıllarca birbirimizi hiç görmeden, seslerimizi duymadan, dokunmadan, göz göze bakmadan mektuplaştık. Hiç kimseye anlatamadıklarımızı, içimizde çürümüş kalmış, kurumuş ezilmiş, mutlu olmuş gülmüş ne varsa geçmişlerimizde, şimdimizde, gelecek hayallerimizde; kana kana içmek istercesine parmaklarımız ağrıyana, ellerimiz uyuşana dek yazdık, paylaştık. Birbirimizin kalbi olduk, kalbimizin derinliklerinden duyumsamaya çalıştık. Bana kalırsa başardık da.

Başardık ki; mesafelerin ve zamanın bizi örselemesine izin vermedik. Başardık ki; birbirimize olan sevgimiz ve inancımız koşulsuz devam ediyor.

Birbirimizi görmeye çok da gereksinim duymuyorduk. Çünkü önce yüreklerimiz tanıştı, buluştu, beyinlerimiz aynı anda düşündü, anladı, hissetti insana dair ne varsa.

Sonra sen geldin. Dokunuşum oldun. Kurumaya yüz tutmuş içimin pınarına çağlayan oldun.  Galata Kule’de güngalata_kulesi4 batımının, şehrin üzerine çöken akşamın alacasının seyrine daldığımız sıra, tam da o  esnada ezan sesini duyup irkildin. Derin bir soluk alıp şehrin her yerinden yankılanan ezanı tüm hücrelerinle hasretle dinleyişin, dudağının kenarındaki o titrek kıvrım, gözlerinin buğusuyla hayretim oldun. İşte o zaman gördüm; karanlıkların ardına sakladığın, kimselere açmadığın kalbindeki sonsuz ışığı… O zaman anladım, köklerinden sökülüp başka topraklarda gövdesini kalkan yapan çınarın tarifsiz hüznünü… Ve bana çok benzeyen asi ruhunun inatçı gücünü.

Geldiğin ülkeye geri döndüğünde; her daim ensende küçük bir kuyruk yaptığın açık kumral saçların, hüzünlendiğinde neftileşen, mutlu olduğunda ise berraklaşan yeşil-elâ gözlerin, sarı pırıltılarla şavkıyan sakalın, bana göre dünyanın en şahane gülümsemesine sahip biçimli dudakların gözümün önünden bir an olsun silinmedi.

Geçenlerde, “bir şey oldu! Burada bir kaza geçirdim, ayaklarım tutmuyor! Kulaklarımda korkunç bir uğultu var, hiçbir şeyi net duyamıyorum. Sen yine de korkma, iyi olacağım” dediğinde titreyen puslu sesinle, önce sendeledim. Kızdım sonra sana. Çok sevdiklerine kötü şeyleri konduramayan, yakıştıramayan insanların çocuksu öfkesiyle kızdım. “Güçlü ol. Sen güçlüsün. Çok güçlü. Unutma bunu.” diyebildim sanırım.

Sonra yine arayıp iyi olduğunu, telaşlanmamı söyledin. Hala hastanede yattığını, belki ameliyat olacağını, henüz hiçbir şeyin netlik kazanmadığını en sakin ve kısık sesinle anlatmaya çalıştın. Bense avaz avaz bağırıyordum sesimi duy diye…

Sen iyiyim diyorsun ama ben inanamıyorum. Dün akşam servisle değil de dolmuşla eve dönüyorum. Kulağıma radyonun kulaklıklarını takıp, frekansı bozup cızırtıyı son ses açıyorum. Korna sesi, dışarının gürültüsünü duymamak için. Altı yol ağzı bir ana caddeden geçmem gerekiyor. Gözüm trafik ışıklarında, bana yeşil yanarsa geçeceğim. Kulağımı yırtan o cızırtıdan başka hiçbir şey duymuyorum. Önümden geçen araçları anlamsız izliyorum.  “Korna çalıyorlar mı? Sen de böyle mi hissediyorsun? Bak üzülme, bu gürültüyü duymuyorsun diye bir şey kaybetmiyorsun inan.. Sadece biraz şaşkın olduğunu söylüyorsun. Şükret ki gözlerin görüyor, ellerin tutuyor, yediğin yemeğin tadını alabiliyorsun. Yakında yürüyeceksin yine, bana koşarak geleceksin. Sımsıkı sarılacağız. Bak, bende duymayacağım senin uğultun düzelene kadar, hep böyle kulaklarımı kapatacağım dışarının seslerine, içimin seslerine kulak vereceğim bir tek… Çünkü onlar daha güzel şarkılar söylüyor…”

94798432Dolmuştan indikten sonra yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum… Seslerin daha az duyulacağı, sessizliğin hakimiyet kazandığı yere geldiğimde duruyorum. Kulağımdan kulaklıkları, ayağımdan ayakkabılarımı çıkarıyorum. Toprağa basıyor ayaklarım. Onlar sen iyileşene dek ikimizin ayakları. Ellerimi iki yana açıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Bedenimi bırakıyorum salınsın, karışsın, kaybolsun. Hafif bir rüzgâr esiyor. Parmaklarımın, saçlarımın arasından geçiyor, yüzümü okşuyor. Rüzgârın ninnisini duyuyorum. Arının mor salkıma aşk şarkısını duyuyorum. Kelebeğin papatyaya masalını ve benimle “bir tek Periler masal anlatmaz ya” diye alay edişini duyuyor, gülümsüyorum. Kulağımla değil, içimin ücrasınla duyuyorum. Bir yağmur boşalıyor aniden. Yağmurun yanağımdan boynuma doğru süzülüşündeki nihavent ezgiyi duyuyorum… Yüreğimin ortasında sıcacık, şefkatli elin… İşte buradasın. Hoş geldin ışığım, seni kucaklıyorum. Bu an hiç bitmesin istiyorum.

Aşkın tek bir çeşidi olmadığını defalarca konuşmuştuk. Aşkın her türlüsünü saç diplerime dek hissedebildiğim için nasıl mutluyum…

Sana; her bir yerinden mantar gibi alış veriş merkezi türeyen, insanları tüketim çılgını haline gelmiş, trafiği, egzoz dumanı, insanın üzerine yapışan ağdalı sıcağı, düşüncenin değil, yapay zekânın klonlandığı ve beyinleri anti-virüssendikahakki programı olmadan işlevselliğini koruyamayan; aşkı, sevgiyi ayaküstü yiyecekler gibi çabucak yenilip yutulan bir şey zanneden yeni nesil ile; gelenekçi, baskıcı eski nesil arasında sıkışıp kalmış, kültür karmaşası yaşayan bir dev kentten yazıyorum.

Bizim buralar, senin oralara hiç benzemiyor biliyorum. Ve her şeye rağmen, tüm zıtlıklara rağmen, gözlerimi kapadığımda nasıl ki seni görebiliyorsam, senin de beni duyabildiğini biliyorum.

Her şey iyi olacak. İnan. Yeter ki inan… Ben inanıyorum.

Haziran / 2010

elif eser

 

 

SezenAksu-Ah İstanbul, İstanbul olalı…
 

632 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“İnanırsan gerçek olur” için 6 Yorum

  1. zelin artuğ diyor ki:

    Elif sevgideğeri,

    Her şey iyi olacak. Ben de inanıyorum buna. Senin yüreğinde kocaman, iyi dünyalara yer oldukça, her şey iyi olacak. Yazma hızına ancak okuma hızımla yetişebiliyorum. Sen, gençliksin… Yeni, güzel insansın!

  2. Şerife Mutlu diyor ki:

    Yüreği,
    iyi dünyalara yatırım yapanların,bir gün o güzellikllerin çiçeklerini toplayacakları günler olmalı diyorum,sevgili Elif,güzelliklere inan ki,güzeli yarat değil mi? Çok hoş bir anlatımdı,yüreğin dert görmesin,kalemine sağlık,SEVGİLERİMLE…:)

  3. yucel diyor ki:

    Herşey karşın!.. umutlu olmak ne demek?..
    Umutlu olmayı açıklamak ne demek?

  4. zelin artuğ diyor ki:

    Bu soruları yanıtlamak yazara, Elif’e düşer tabii.. Ben yine de bu güçlü kalemin bir okuru olarak Elif’in sözlerini kendimce yorumlamak isterim. Bir okur gözüyle…

    Herşeye karşın umutlu olmak, demek… “HENÜZ”ün ne olduğunun farkında olan insanlar da var, demek! SÜREÇ… tamamlanmak zorunda, demek! “Her karanlık, aslında ışığın çocuğudur!” demek! (Başkalarına ait sözler, tırnak içinde gösterilir! Tırnak, o yüzdendi!!!!)

    “Herşeye karşın”daki “herşey”, yaşadığı çağın sorumluluklarının altında zaten ezilen insanların, bir de “dedin ki….dedim ki…”lerle daha da ezilip, yorgun düşmesi, enerjilerini gereksiz kavgalarla ve kısırdöngü tartışmalarla tüketmeleri demek!

    Herşeye karşın!…ise, bu sistem, gençleri acımasızca yutup, beyinleri dumura uğratırken ve gençliği otlaştırmaya devam ederken, ELİF ESER gibi… daha nice kafası çalışan, yüreği güzel, bilinci aydınlık gençlerin var olması demek!

    Son söz: İyi ki varsın Elif! Sen gençliksin, sen yeni, güzel insansın, SEN UMUTSUN!!!

  5. elif eser diyor ki:

    Bugün… Çok karışık ve gergin bir gündü aslında… İki şey beni silkeledi ve kendime getirdi… Birincisi, günün en çıldırma noktasına gelmiş anında, bir kargo paketinden, çok sevdiğim 17 yaşında bir genç adamdan gelen izleyemediğim bir film CD’si idi. Herşey unutuldu… Gerginlikler, uçuşan evraklar, telefonlar :)

    İkincisi, günün bittiği ve şööyle keyifle ayağımı uzatıp küçük işler’ime bakmak istediğim andı :) Okudum, gülümsedim, okudum kıkırdadım, kızardım, utandım… “Şiişşt, çok ayıp!” ufaktan çektim kulağımı ;)

    Güzel insan, iyi yürekli Sevgideğeri Şerife…

    Sizleri tanımak, beni böylesine onurlandırmanız…. öylesine başka bir duygu ki… Yüreğimin, yazılarımın, düşüncelerimin “Tamam” olduğunu hissediyorum. İyi ki can yürek Zelin beni bulmuş, tutmuş elimden “koş, koş tam senlik bir soframız var, senin iştahını körükleyecek” demiş :) Ne diyebilirim… Güzelliklere, güzel olana inancımı yitirdiğimi sandığım anlarda bile aslında inanmaktan vazgeçmemişim ki bugün sizin kadar güzel insanların sofrasında bağdaş kurabilmişim…

    Can Zelin, Sevgisi sonsuz büyüklükteki Zelin…

    Hep derim ya, “sen benim aklımı okuyorsun.” Sevgili Yücel’e verdiğin yanıtın üzerine cevap veremem… Bu kadar olur! Beni bu kadar iyi görebildiğin için (beni onurlandırmanı şeref kabul ediyorum), anne arkadaş yüreğin için, sayenizde yeniden yazıyla barıştığım için :) milyon teşekkür, hürmet, saygı ve sonsuz sevgimle…

    küçük işler benim yurdum… bu sofrada yer almak ayrı bir kıvanç… Minnet ve sevgiyle hepinizi kucaklıyorum…

  6. yucel diyor ki:

    elif!.. iyi günler..

Yorum Yapın