Masal bu…
Elif Eser
Ev deyince gülümsüyorum. Ev dediğin bol ışıklı olmalı. Ahşap seviyorum ben. Bir de çatı katı. Deniz gören. Hele bir de mevsimlerden baharsa değme keyfime…
Merdiven altını ve hemen yanındaki duvarı kitaplık yaptığımız iyi oldu. Bir CD seçiyorum. En sevdiklerimden. Ilık bir esinti yayılıyor verandanın açık kapısından, müziğin sesi de eklenince…
“Su olsam, ateş olsam/ Göklerdeki güneş olsam…
Konuşmasam, taş olsam / Yine de oynar mısın benimle?” Ortaçgil… Ne güzel insansın…
Kırmızı rugan pabuçlarının içindeki minik ayaklarıyla koşarak yanıma geliyor;
- Ne yapıyoyşun buyda?
- Hiç… Seni bekliyordum tatlım.
- Hadi beni yukayıya çıkayt.
Önünde yarım bir reveransla eğilip;
- Elbette küçük hanım. Önden buyurunuz lütfen.
- Şimdi buyası bizim mi?
- Evet… Bizim.
Tek tek çıkıyor ahşap basamakları. Hep önce sağ adımını atarak. Tırabzana tutunuyor sol elinle. Minik, yumuk elleri, gamzeli tombul dirseklerine bakıp alt dudağımı ısırıyorum bu şahane sevimlilik karşısında. Bukleli kumral saçları neredeyse beline gelecek.
- Peki benim odam yukayda mı?
- Evet tatlım yukarıda.
- Ben hey gün nasıl çıkıcam bu meydivenleyi?
- Sen iste, ben seni indirir, çıkarırım.
- Olmaj! Ben kendim çıkmak istiyoyum ki.
O böyle biraz asabi söylenerek çıkarken, üst katın tavanı ahşap çatı katının holüne varıyoruz. Balkon kapısının tülleri uçuyor içeri doğru. Balkonda rengârenk balonları, her renk tül kurdeleleri görünce… Bir çığlık atıyor, minik ellerini çırparak;
- Hiiih!! İnanmıyoyum! Bunlay da neyden çıktı kiii Peyi?
Adı Masal. Bana Peri der. Boncuk gibi iri iri cam mavi gözleri var. Minicik kiraz dudakları, pembe yanakları. Üç yaşında henüz. Dünyayı keşfediyor. Yeryüzünün renklerine her seferinde mucizevi ışıltılarla bakıyor. En çok kırmızı seviyor. Meyvelerden çilek. Masallardan “Polyanna.” Yemek seçmiyor, insan ayırmıyor. Her yaşta insanla sohbet edebiliyor. Konu sıkıntısı çekmiyor. Onun, her zaman anlatacak bir şeyleri var.
Kırmızı fırfırlı elbisesinin eteklerini yanlardan tutarak dans edip şarkı söylüyor. Holün kanepesine ilişip ona gülümsediğimi fark edince koşarak yanıma geliyor. Ellerinin yardımıyla kanepeye, yanıma konuşlanıp başlıyor ayaklarını sallamaya;
- Bi şey mi vay bugün Peyi? Payti mi yapıyoyuz? Kimley geliyoy? Ablamın aykadaşı Keyem’de gelecek mi? O bana bayılıy ama bi sıy veyeyim sana… Ben onu seviyoyum ki… Madem payti vay ben neden bilmiyoyum peki?
- Dur tatlım, sakin ol… Tüm sorularına cevap verebilmem için tek tek sormalısın, unuttun mu?
- Haklışın tatlım, özüy dileyim. Ama… ama… çok heyecanlandım, ne yapabiliyim?
Bazen, onun bu kadar fazla bilmesi beni ürkütüyor. Bu yaşta bir çocuk için soruları, yanıtları, sorma biçimi, tepkileri şaşırtıcı! Fakat baktığımda, kendi neslimle, büyük kızımın nesliyle bile kıyaslayamayacağım bir farkındalığa sahip olduğunu görüyorum. Bazı çocuklar seçilmiş olarak dünyaya gözlerini açıyor, bu yadsınamaz. Masal’da bu çocuklardan biri ve ben her gün ondan yeni bir şeyler öğreniyorum.
Sorularını yanıtlıyorum. Yeni evimize taşınmamızın şerefine, dostlarımızla bir araya gelmek istediğimizi anlatıyorum.
- Sen bu evi çok sevdin.
- Evet Masalcığım. Çünkü biz bu evi hak edebilmek için çok çalıştık.
- Sen sevdiysen benim de seveyim. Yalnız şu meydiven işi biyaz canımı sıkacak gibi.
- Merak etme, ben sana yardımcı olacağım. Hem benim odamda senin odanın hemen yanında biliyorsun.
- Yıldızlaya ve denize bakacağız hey gece… Ne güzel. Hah haaa!
Bir çocuğun kahkahasını duyabilmek için neler feda edebileceğimi düşünüyorum. Küçücük şeylerden böylesi büyük
mutluluklar yaratan kaç yetişkin var? Olanların adını da “deli”ye çıkartmıyor mu, diğerleri? Onun gözünden bakabilmek için tüm algılarımı sonuna dek açıyorum ve aynı coşkuyu içimde duyumsamaya çalışıyorum.
- Babam neyde?
Daldığım düşüncelerimden sıyrılmam birkaç saniye alıyor. Anlamsız bakıyorum yüzüne:
- Efendim? Anlamadım?
- Buyda ikimiz olduğuna ve duvaya konuşmadığıma göye, sana söylüyoyum Peyi, benim babam neyde?
İrkiliyorum. İncecik bir sızıyı, kalbimin düzensiz atışları takip ediyor. Bir anda buz gibi oluyorum. Oysa, bir gün bana bu soruyu soracağını ve zamansız ve böyle sapmasız soracağını biliyordum. Cevap vermemi beklemeden atılıyor;
- Bana doğyu söylemelişin Peyi. Yalan kötü bi şey. Heeyy jamaan, heeyy yeydee düyüst olmalıyız. Kelebekleye soydum geçen gün bahçede, “Peyi’ye soymalışın” dediley. Evet? Şeni dinliyoyum?
- Masal… Bunu sana şu an izah etmem gerçekten çok güç. Şimdi ben sana bunu açıklamaya çalışacağım, sonra sen başka bir soru daha soracaksın.
- Çok basit Peyicim şekey payem, tek soyu; baa-baam neee-yeee-dee?
- Bilmiyorum.
Kaşlarını kaldırıp gür kirpiklerinin altındaki gözlerini daha da kocaman açıp, minik ağzını büzerek beklemediği bu cevap karşısında afallıyor.
- Ne demek bilmiyoyum?
Birazdan patlayacak… Bu ifadeyi çok iyi tanıyorum. Yüzümü buruşturup oturduğum kanepeden başımı suçlu gibi öne eğmiş yan gözle ona bakıyorum. Yanakları al al oluyor, bir eliyle omzuna gelen bukleyi hışımla arkasına itiyor. Masal bu… Büyüdüğünde ne cevval olacağı şimdiden belli. Tezimi kendime doğrularcasına yutkunuyorum, çünkü nefes almadan beni azarlamaya başlıyor;
- Peyi! Şen benim annem olduğuna göyee, benim biy de babam olmalı! Ablamın bi babası vay! Başka bi yeyde ama ablam onla telefonla konuşuyoy! Biy keye de ben konuşmak istemiştim, bana kıjdı! “Duy Masalcım, o şenin baban değil” dedi! O jaman benim babam neyde?
- Senin baban… Çok uzakta bir tanem…
- Ne kaday mesela? Yıldızlay kaday vay mı?
- Hayır… O kadar değil ama yine de çok uzakta…
- Neyde?
- Bilmiyorum!
Meltem nerede kaldı? Masal’ın hakkından gelebilen, onun aklını başka şeylerle oyalayan tek insan Meltem. Meltem benim manevi kızım. Biz, dört kız, hepimiz aynı evde yaşıyoruz. Bir süre sonra, sırayla Meltem, Bahar ve Masal bu evden ayrılacaklar. Kendi düzenlerini kurmaları gerekecek. Masal benim son umudum. Hayatla aramızdaki yıpratıcı savaşta galip gelmemi sağlayan son kalem.
- Ben onu tanımak iştiyoyum anne!
Bana nadiren anne der. Çok istediği bir şey olduğunda, yanımda uyumak istediğinde, çok mutluysa…
- Bebeğim, bazı gerçekleri net olarak sana söyleyebilmem için zamana ihtiyacın var…
- O dediğin ne ki? Yeniyoy mu?
- Hayır, hayır… Büyümen gerekiyor.
- Büyüdüm ki ben! Bak, elleyimi uzatınca kocaamaan oluyoyum ki hemen! Hadi anlat.
Bir de bu kadar sabırsız ve inatçı olmasa… Bir de bir şeyi sonuna kadar götürmese… Hani orada bıraksa… Yok… Olur mu? İkna olana dek böyle diretecek.
- Bak ne diyeceğim, Meltem gelecek birazdan. O geldiğinde çilekli dondurma yemek ister misin?
- Tamam yeyiz ama önce soyuma yanıt veyiy misin yica etsem?
Aşağıdan rüzgâr çanının sesi duyuluyor. Meltem kapıyı açmadan önce ona elinin ucuyla sertçe vurur. Derin bir nefes alıyorum.
- Aa! Haydi aşağı inelim, bakalım Meltem bize neler getirmiş?
- Sen git bak, ben seni buyda bekliyoyum.
Minik asilzademiz, bacak bacak üzerine atmış, üstteki bacağını sallayarak burnunu yukarı kaldırıp dudaklarını büzmüş, kollarını da göbeğinin üzerinde düğümlemiş ifadesiz karşı duvara bakıyor.
Hızla merdivenleri iniyorum. Panik bir ifadeyle kapıda eli kolu dolu Meltem’e bakıyorum. Elindekileri girişte bir kenara bırakıyor. Sessizce koluma giriyor.
- Canım, iyi misin ablacığım?
- Ben… İyiyim… Sen nerede kaldın?
- Alış veriş uzun sürdü. Masal’ı almışsın yine kucağına? Hayırdır?
Merdivenin başına çöküyorum. Elimden sarkan kırmızı elbiseli, mavi gözlü, uzun bukleli saçlı porselen oyuncak bebeği dizlerime koyuyorum. Gözlerimden süzülen yaşlar elbisesine damlıyor.
- Yaşasaydı… Bugün onun doğum günü olacaktı…
- Tamam canım, ne olur ağlama… Bak birazdan Bahar gelecek, seni böyle görmesini istemezsin değil mi?
Elimle yüzümdeki yaşları siliyorum. Gülümsüyorum;
- Haklısın tatlım… Hazırlıklara başlasak iyi olur. Kızlara haber verdik… Bahar’ın arkadaşları gelecek… Bu gece Masal’ın şerefine her şey çok güzel, kusursuz olmalı… Fakat bunu bir tek ikimiz bilmeliyiz…
- Elbette… Az şey mi yaşadık seninle? Canım Ablacığım, sakın üzülme… Hayatımızın geri kalanı hep mutlulukla dolu olacak, öyle söz verdik biz birbirimize.
Sarmaş dolaş mutfağın yolunu tutuyoruz… Ortaçgil devam ediyor fonda;
“Uzadıkça uzamakta dört kişilik düşüm
İçimdeki sancım büyüdükçe büyümekte…”
…
Mayıs/2010
elif eser
SertapErener – Yara



03 Haziran 2010, 10:57 tarihinde.
Sevgideğerim,
Asıl gerçek, masallarda gizli. Bize asıl masalları gerçek diye yutturdular! Hem de burnumuzun dibini göremeyecek kadar inandırıcı masalları!!!
Bu yazın, bir ilaç gibi oldu yor(ul)an emeklerime!
Çünkü bir süre hep masallar (contes) okuyup, gerçeği aramaya karar verdim.
Sen sevgideğersin!..
03 Haziran 2010, 11:06 tarihinde.
İşte okumaya başladığım masallardan bir paragraf (Türkçesi):
“Eskiden söz, demirdendi. İnsanın ağzından çıkan her sözcük bir demir halkaya dönüşüyor, konuşma zincirini tamamlamak üzere bir başka demir halkaya bağlanıyordu. Herkes zincirini peşi sıra sürüklüyordu. Güneş doğduktan batıncaya dek, sokaklarda korkunç bir gürültü patırtı duyuluyordu. O zamanlarda insanlar yalan söylemiyorlar, ya da çok az yalan söylüyorlardı, çünkü her uydurma söz, yalancının ağzından biçimsiz çıkıyordu. Böylece, iyice yamuklaşmış zinciriyle yalancıyı herkes kolayca tanıyordu. Biri öfkeye kapıldı mıydı ağzından çıkan demir halkalar kor gibi kızarıyordu. Böyle olunca da insanlar, dudaklarının ve dillerinin yanacağı korkusuyla bir daha hiç öfkelenemiyorlardı. (…)”
Contes à Moha (Moha Souag)
(Moha masalları)
03 Haziran 2010, 11:09 tarihinde.
Elif,
Masal’ın öyle gerçekti ki… Sağol!
03 Haziran 2010, 12:52 tarihinde.
OfF yaaaa!
En baştan hissetmiştim , hayran hayran okurken yazdıklarını ve canlandırırken hayalimde Masal’ı ..
-”Maşallah de,aman nazar değmesin..de”
diye geçirmiştim içimden sürekli.
O koca geminin çapası yine geldi takıldı boğazıma..Kaptan da biteviye demir almaya uğraşıyor üstelik..
Gerçek miydi Masal?
Yoksa masal mı zaten tüm yaşadıklarımız?
Çok etkiledi beni yazdıklarınız..
Kaleminize kuvvet, yüreciğinize sağlık..
03 Haziran 2010, 15:27 tarihinde.
Sevgideğerim Zelin..
Masallar’ı (Contes) çevirmen mümkün mü? Eğer mümkünse ve olabiliyorsa, işlerin azaldığında, zihnin dinlendiğinde lütfen bu masalları bizlere kazandırabilir misin?
Bir de… Emekler yorulmadan karşılığını bulmuyor… Ne kadar yorulsan da gün gelir öyle bir şey olur ki için çığlık çığlık gülümseyerek “işte buna değerdi” deyiverirsin
Emeklerinin fazlasıyla karşılık bulacağına ben inanıyorum
Bir de… Masallar içlerinde hep mesaj taşır (anlayabilene;) ve gerçektirler, çünkü onlar yalnızca gerçekler bilinsin diye anlatılırlar. Bizlere anlatılanlar ise masallara benzetmeye çalıştıkları uyduruk şeylerdir, yani Yalandır! Ben hiç inanmadım, senin de inanmadığını biliyorum
Sevgimle ve mutlu kal…
03 Haziran 2010, 15:38 tarihinde.
Saygıdeğer dost Batumlu…
Yazdıklarınız, yorumlarınız, benim için önemli, çok önemli. Çünkü o zaman bir şeyleri başarıp başaramadığımı anlayabiliyorum. Yaşamın içinde övülmekten hiç hoşlanmayan bir yapım var fakat iş yazıya gelince… Sizin gibi değerli biri bana övgü dolu sözler edince, hem utanıyor hem de yüreğimdeki kuşlar sevinçle havalanıyor
“Gerçek miydi Masal?” sorusuna ise yanıtım:
Az önce Sevdiğeri Zelin’e de söylediğim gibi; içinde mesajlar barındırır masallar ve ben masal yazmayı seviyorum
Küçük kız Masal’a gelince… Bir arkadaşımın kızının tamamen karakterini alıp başka bir forma soktum
Yani adı Masal olmasa da böylesine şahane bir şey var, evet
Oyuncu sahnede rolünü seyirciye, yazar ise yarattığı kurgu kimliği okuyucusuna ulaştırabiliyorsa, bir sevgi dolu yüreğe temas ediyorsa o karakter… Ondan daha mutlusu, daha coşkulusu var mıdır acaba?
Yürekten Sevgi, Reveransla Selamlarım…
03 Haziran 2010, 17:51 tarihinde.
Elif sevgideğeri,
Başladım bile…
İlk masal bitti. Yoğun günler iki hafta daha devam edecek. Sonra bütün dikkatimi bu çeviriye vererek 73 sayfalık bu kitabı Türkçeye çevireceğim. Tabi yayımlanma aşamasında neler olacağını şimdiden bilemem. Bekleyelim, görelim.
Arkadaşının kızı… Ona sevgilerimi ilet.
En üstteki fotoğrafa gelince… Yanlış anımsamıyorsam, hem Elif’in küçüklüğüne benziyor, hem de Elif’in biricik kızının küçüklüğüne… Elif’e ve şeker kızına da sevgilerimi yolluyorum.
04 Haziran 2010, 11:16 tarihinde.
Yaşasın!
Günün en güzel haberi bu olsa gerek Sevgideğer Zelin
Okumak için şimdiden sabırsızlanıyorum
Evet, en üstteki fotoğraf kesinlikle Cemre (kızım) ve benim çocukluklarımıza çok benziyor. Hatta bir arkadaşım “Cemre’nin bu fotoğrafını ben niye görmedim hiç?” demişti
Arkadaşımın kızı Sera, şu an 5 yaşında. 3 yaşında okumayı, tek basamaklı iki sayı yanyana geldiğinde nasıl okunur, daha sonra onları toplamayı kendi kendine öğrendi. Gördüğüm ilk fırsatta senin yerine de kocaman sarılacağım
04 Haziran 2010, 11:48 tarihinde.
Sevgili Elif,
Pembe bir saflıktı
Çocukluğumuz,
Kralımız çıplak
Küçüktü burnu
Pinkyomuzun.
Cesurdu yüreğimiz
Halılarda ucan..,
Kapalı kulelere
Tıkılsa da aşklarımız
Rapunzel’in saçlarında
Bir yol bulurduk…
Büyüdük
Grilendi gökyüzümüz,
Masallarınız sizin olsun
Büyükler
Estetik cerrahlarınızın
kapısında,
Binlerce PİNKYONUZ
sıra bekler….
12 /03 /2006
Şerife Karaçayır Mutlu
Sevgili Elif kutlarım seni,Masal’ın beni derinden etkiledi,harikasın…en içten sevgilerimle,yüreğine selamla..:)
07 Haziran 2010, 16:29 tarihinde.
Sevgideğeri Şerife
Bu güzel şiir için ben de sana çok teşekkür ediyor, yürekten selamlıyorum…