Anasayfa Anasayfa

“Bir canlıyı ağlatmak” üzerine değinmeler


Zelin Artuğ

 

24965

Eve gidince bir yazı yazacaktı. “Bir canlıyı ağlatmak” üzerine… “Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak” üzerine… “Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı” üzerine !… “Yaşamanın anlamı” üzerine!…

Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.

Bir kahve yaptı kendine. Bilgisayar geç açılıyordu bu sıralarda.. Arkasına yaslandı, açılmasını bekledi. Beklerken düşündü:

“Bir canlıyı ağlatmak, ne demek?”

Ağlatmak eylemi üzerine düşündü. Bu dünyanın ağlatan ve ağlayan insanlardan oluştuğunu… ağlamanın zayıflık olduğunu… zayıflık olmadığını… çok insanî bir durum olduğunu.. daha bir dolu düşünce gelip geçti kafasından. Bir dolu düşünce ve bir dolu tip! İçinde ağlama ve ağlatma eylemi olan sahneleri gözünün önüne getirmeye çalıştı.

Rire-ou-pleurer“Ağlatsın da görelim!”
“Ne yaparsın?”
“Vurdum mu gözünün üstüne… doğduğuna pişman ederim! Kısasa kısas!”
“Ağlar mı peki?”
“Ağlamayacak da ne yapacak gözünü morartınca! Hem de zırıl zırıl ağlar! Karşılık mı verdi? Bi tane daha yumruk yer!…”

Bir dosya açtı. Klavyeye uzandı parmakları. Yazdı… KOMİK!

(…)

“Bıçak yarası geçer de dil yarası geçmezmiş, derler. İyi bir küfredeceksin, aklı başına gelecek!”Rire-ou-pleurer
“Küfretmeye gerek yok. Dil yarası mı açmak istiyorsun? Bin tane yolu var onun! Hem küfretmek kurnaz işi değil! Açık vermeden… tereyağından kıl çeker gibi delik deşik edebilirsin birinin onurunu!”
“Nasıl yani?”
“Onurun kırılmış gibi yaparak örneğin… Büyük haksızlığa uğramış numarası yaparsın! Linç mi ettirmek istiyorsun birini? ‘Onurumu (!) kırdı… beni linç etmeye kalkıştı ! Ben artık buralarda duramam! Tutmayın beni a dostlar, bırakın gideyim!’ falan der, milleti iyice gaza getirirsin! Sonra çekilirsin bir kenara, kurbanının üzerine çullananları seyredersin zevkle! Şöyle bir dolanır, iki saat sonra da dönersin eteklerinde dalkavuklarınla! ”
“Yok canım, hiç etik değil bu! Bir kişinin üzerine elli kişi çullandırmak! Hiç etik değil, gerçekten!
“Etik mi? Etik mi kaldı artık insan ilişkilerinde! Etik, çetik olup ayağa düşeli yıllar oluyor!”

Yazdı: SAÇMA!…

(…)

Rire-ou-pleurer“Yakarım Roma’yı ulan… tutmayın beni!”
“Roma’dan ne istiyorsun da yakıyorsun? Ne oldu? Bir yol anlat hele!”
“Yakarım! Tutmayın! Aşığım ulan, ben! Aşığım!”
“Aşıksın da, Roma’dan ne istiyorsun!”
“Her yol Roma’ya çıkarmış! Nah Roma’ya çıkar! Bana çıkacak ulan bütün yollar! Benim yürüdüğüm yolları nasıl trafiğe açarsınız!”
“Abi, sende her yol var! Hepsini mi kapatacağız trafiğe!”
“Kapatmayın ulan, alçaklar! Bildiğiniz gibi yapın! Yakarım ben Roma’yı!”
“Yapma abi.. insaf et, yakma! Onca emek… onca sanat yapıtı, onca işçilik…”
“Ya benim duygularım n’olacak? Ya benim döktüğüm gözyaşları… Yakarım!”
Yazdı: ÇOK KOMİK!…

(…)

“Bana büyük haksızlık yaptın!”Rire-ou-pleurer
“Ben mi?”
“Evet sen! Ağlattın beni! İhanet ettin dostluğuma!”
“ ….”
“Madem can dosttuk, gidecektin o konseri izlemeye!”
“Kardeşim, söyledim sana! arabesk konser izlemem ben!”
“Sen karar veriyorsun arabesk olduğuna… Bence gerçek bir sanat gösterisiydi!”
“Canım kardeşim, madem öyle diyorsun, kendin izle o zaman. Ne diye beni de sürüklüyorsun?”
“Sürüklemiyorum. Madem dosttuk, gönüllü gelecektin izlemeye. Gelmedin! Ağlattın beni! Gelseydin, çok sevecektin konseri, eminim! Benim çok istediğim bir konsere benle gelmeyen, benim dostum değildir! Bana saygısı yoktur! “
“Kimseyi ağlatmadım, ben.. Yalnızca o konseri izlemek istemediğimi söyledim sana!
Herkes sofraya seni bekliyor, gelmiyor musun?”
“Yok, siz oturun… Ben başka yere davetliyim.”
“Peki, sonra görüşürüz.”
“Görüşemeyiz artık. Medya’dan izlersiniz. “Maymunlar cehennemi” filminin ardından programa çıkacağım, bir aksilik (!) olmazsa…”

Yazdı: BU, HEPSİNDEN KOMİK!

(…)

Bir canlıyı ağlatmak bu denli komik olmamalıydı. Bunlar olsa olsa “zırlayıp zırlayıp, zırlatmak” olabilirdi. Biraz daha dolandı insanların içinde!… Yeni… yepyeni şeyler anımsamaya çalıştı. Aklına her gelen öykü, küf kokuyordu!

Rire-ou-pleurer“Tansiyonum fırlamış!”
“Eeeee?”
“Seni kim üzdü böyle, diye sordu doktorum!”
“Eeeee?!”
“Birileri bana en galizinden…”
“Eeeee??”
“Çok mutsuzum, çok! Getir omzunu, ağlıycam!”
“Üzüldüğün şeye bak! O senin tırnağın bile olamaz!”
“Sahi mi?”
“Elbette değerli arkadaşım, buna kuşkun mu var?”

Yazdı: ÇOK SAÇMA!… ve de KOMİK!..

***

Kalktı, pencerenin yanına gitti. Perdeyi aralayıp dışarı baktı. Pembe bir bulut gördü, yükseklerde.

Bir canlıyı ağlatmak… Bu kadar basit olamazdı! Ağlamak da öyle…

Pembe buluta daldı gözleri. Bulut pembe, incecik bir tül gibi savruluyor, dertop oluyor, uçuşuyor, şekil değiştirip duruyordu.

***

Yazdı:

Pembe yanakları, masmavi gözleri, buğday sarısı saçlarıyla güzeller güzeli bir kız!..İrem. Henüz on dört yaşında. Yatılı okula vermiş ailesi. Küçükken çocuk felci geçirmiş, bacakları tutmuyor. Koltuk değnekleriyle okula gidip gelmesi çok zor olduğundan yatılı okula vermişler. Yugoslav göçmeni bir ailenin kızı. İrem, annesine benziyor. Anne, çökmüş biraz. Kolay değil, sakat bir kız çocuğu annesi olmak!.. Canı gibi sevdiği yavrusunun koşup oynayamadan büyüdüğünü izlemek… Geleceğin ona daha ne acı sürprizler hazırladığını düşünerek yaşamak!

O gün, İrem’in yatılı okuldaki ilk ziyaretçisi, biricik annesi geliyor. Ziyaretçileri okula almıyorlar. Ziyaretçi salonunda görüştürüyorlar çocuklarıyla. Ama annesi, özel izinli. Sürpriz yapacak ona. İrem, bahçede bir banka oturmuş, koltuk değneklerini dayamış banka, ders çalışıyor. Annesine gösteriyorlar onu. Annesinin yüzü aydınlanıyor. Yavaş adımlarla yürüyor biricik kızına, dünya tatlısı bebeğine doğru.

İrem, dalmış!.. Aralarında üç dört metre mesafe var artık. Birazdan anne, bağrına basacak kızını.

Anne kokusu!.. İrem birden başını kaldırıyor, annesini görüyor. O yaşa kadar bedeninin bir parçası olan koltuk değneklerini unutuyor, ellerini ileri uzatıp, annesine koşmak istiyor. İlk adımda boylu boyunca yere kapaklanıyor!

crying2Annenin yüzünde müthiş bir acı!…

Anne ağlıyor! Annenin yüzündeki bütün hücreler, bütün kılcal damarlar, bütün çizgiler ağlıyor!

İrem annesine bakıyor düştüğü yerden !.. Anne birkaç saniyede koşup kızını kucaklayacak, kaldıracak, öpüp koklayacak, ona bütün acılarını unutturacak.

Ama o birkaç saniye bitmiyor. Bir ömür kadar uzuyor. Anne, bütün varlığıyla, bütün etiyle, bütün kanıyla ağlıyor!

İrem, gülmekle ağlamak arasında kalmış düştüğü yerde. Kalkamadığı için değil, annesinin ağlamasına neden olduğu için kahroluyor, annesini koklayacağı içinse mutlu..

İrem, bütün çaresizliğiyle, annesini ağlatıyor!

***

Kapattı sayfayı. Haber sayfalarında dolaştı biraz. 

Zonguldak… Maden ağzında hüzünlü bekleyiş..

Başbakan koruma ve bürokrat ordusu ile Lale Devri Padişahları gibi alayü vala ile alana girmiş (!)…
İşte bu mağrur geliş görüntüsü, alandaki mahzun vicdanları isyan ettirmiş ve aralarından biri Başbakan’ı ağır sözlerle protesto etmiş!
Başbakan,  tutuklanıp içeri atılan protestocuyu Ankara’dan biri diye sunmuş ve zevahiri kurtarmak istemiş!

İstatistiklere göre, bu coğrafya,  maden kazalarında Afrika’nın kabile ülkelerinin bile önünde, yani şampiyonmuş!..

Bakan Ömer Dinçer kazazedelere ancak 4 gün sonra ulaşırız dedikten 8 saat sonra cesetlere ulaşılmış. Böyle lakaytlık olabilir mi? Bakan meğer hiçbir şeyin farkında değilmiş!..

 ***

“Bu coğrafyada emek karşıtı iktidarlar, ölüm olayını, madenciliğin doğasında varmış, yani ölümler çok normalmiş diye gösterirler! Böylece sütten çıkmış AK kaşık gibi AK PAK  çıkarlar halkın karşısına. ” diye not düştü.

Çok değil, beş ay önce, “Başlatın kendinizi temize çıkarma çabalarını!..” başlıklı bir yazı yazmış, “…hem suçlu, hem güçlü olmanın tadını çıkarın!” diye bitirmişti.

Çok değil, beş ay sonra, resmi ağızlardan, 30 emekçinin NORMAL yollardan ölüm haberleri açıklanıyordu.

Yazdı: ÇOK ACI!

(…)

Bu ölümlere ilişkin yazı yazma(ma)ya  karar verdi! Emeğe bu kadar saygısız bir coğrafyada, ne yazsa, ne söylese boştu!

Hem zaten bütün yazılanlar, bütün söylenenler boşunaydı!

Göçüğün başında beklerken, bir tek, altı yaşındaki Ebrar bebek özetlemişti olayın ciddiyetini, ciddiyetsiz yetkililere!

“ÜZÜLME ANNE! BABAMIN İŞ ELBİSELERİNİ KOKLARIZ!”

(…)

Yazamadı!… AĞLADI!

 

Zelin Artuğ, Mayıs 2010, Yeryüzü

 

Nicoletta- Mamy Blue

 

http://blog.milliyet.com.tr/_Bir_canliyi_aglatmak__uzerine_deginmeler___/Blog/?BlogNo=245006

1.058 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

““Bir canlıyı ağlatmak” üzerine değinmeler” için 7 Yorum

  1. elif eser diyor ki:

    Sevgideğerim Zelin..

    İçime içime işledi her bir satır. Bu konuyla ve başka bi sürü şeyle ilgili yazmak istediğim birkaç sözüm var benim de fakat işler üzerime üzerime yürüyor. İlk fırsatta yazıp göndereceğim sana…

    Kendine çok iyi bak

    Sevgi ve saygımla..

  2. yuevren@hotmail.com diyor ki:

    sen yazdın!..
    sağol zelin sevgideğeri..
    Birini ağlatmayı..
    sağol..
    bir çok sözleri “henüz” bilmemek de kötü şeylerden..
    sağol en iyisi..
    sevgiler, saygılar

  3. zelin artuğ diyor ki:

    Elif sevgideğeri,

    Biliyorum, iş yoğunluğunu.. Biliyorum yazıyla dostluğunu.. Biliyorum, hissediyorum insan yüreğini…
    Hassaslığını biliyorum. İyi ki varsın. Var olman yeter, iş yoğunluğunda!.. Dilediğin zaman, dilediğince yaz…
    Sevgilerimle..

  4. zelin artuğ diyor ki:

    Yucel sevgideğeri,

    Sağ olalım, hep birlikte : “Yönetenler”in, “üretenler”in sağ olup olmamasını taktığı yok, baksana! Demek ki sağ olmak işini kendi kendimize çözmemiz gerekiyor! Bunların eline kalmışsak, halimiz yaman!

    Asarlar, keserler, yakarlar, yaşarken yok ederler!
    Terminatör filmi gibi coğrafya!

    Nasıl sağ olabileceksek…. sağ olalım bakalım!
    Sevgiyle.. yol arkadaşı!..

  5. elif eser diyor ki:

    Sevgili değerlim Zelin..

    Ama bak yazdım bile :) Yazmam gerekiyordu… Bir sürü şey için… Tüm gerekli gereksiz zamanlardan çalıp, tüm gerekli gereksiz işleri elimin terisiyle “çekilin bakayım şöyle bir… Mola! haydee!” deyiverip… sonunda haftalardır kafamın içinde dolananları bir yol bulup aktardım ;) Hafifledim mi? Bir nebze… Yoluna girdiğinde bir şeyler… Daha da hafifleyeceğim.. Umarım…

    Sevgilerimle..

  6. isa batumlu diyor ki:

    Sevgideğer Zelin,

    Yaşamımın duru bir denize dönmesini bekledim hep yazabilmek için..Ne çare ki dinmedi Poyrazı,Lodosu , Fırtınası..

    Ne zaman (edepsizce değil) mahzun mahzun ağlayan bir çocuk görsem, Dünya gemisinin attığı demir ,gelir boğazıma tutunur kazıtırcasına hem de..
    -”Üzülme anne, babamın iş elbiselerini koklarız”… dedi..Başka bir söze gerek var mı?
    Yazan değil sadece, okuyan da ağladı..

  7. Şerife Mutlu diyor ki:

    Yine bir kömür
    kütürdedi sobada
    kayıp bir madencinin
    kalbi rasgeldi
    atıverdi sıcak odada….
    Sunay Akın
    Sevgideğer yüreğine saygımla….

Yorum Yapın