Beriki ile Öteki
Elif Eser
Eş zamanlarda düşmüşler aydınlık dilimli uzantılardan pat edip karanlık bir yola. Yan yana yürümüşler epey bir süre. Beriki ötekinin gölgesi, öteki berikinin sureti. Yürümüşler, yürümüşler. Bir arpa boyundan daha fazla yol gitmişler. Dokunmadan, bakmadan, görmeden.
Karşılarına başkaları çıkmış. O başkaları “merhaba” demiş ikisine de yakın süreçlerde. İkisinin de başı ya hep önde ya hep karşıdaymış. Bu sebeple başkalarını selamlamışlar da, yana doğru bakmayı akıl edememişler. Beriki sağa, öteki sola çevirse başını göreceklermiş birbirlerini halbuki, ama demek ki bu gayri ihtiyari devinimi düşünememişler.
Hayret ki bedenleri de temas etmemiş birbirlerine, kokularını da estirmemiş hafif bir meltem burun deliklerine. Öylesine kendileri ile; akıllarından geçen farazi, marazi, mecazi, gerçekçi ideolojilere kaptırmışlarmış ki kendilerini, başlarını kaşıyacak vakitleri dahi yokmuş.
Derken bir gün tesadüfen beriki, baş oynatmadan göz ucuyla yan taraftan minicik bir yeşilimsi ışık sezmiş karanlığına göz kırpan. Çok şaşırmış! Öteki fark etmemiş bile kendisinden berikine yansıyanı. Hoş, beriki de bu huzmeye pek bir anlam yüklemeden dudak bükmüş ya, neyse… Sanmış ki gölgesinin uzantısı, üşenmiş başını çevirmeye, aldırmamış. Böyle bir süre daha ilerlemişler kendi karanlıklarında konuşmadan, paylaşmadan. Başkaları ile sohbete devam. Başkaları da beriki ile ötekinin birbirlerinden bi-haber olduğunu ayrımsayamamış nedense.
Öteki neden sonra bu karanlık yolda çok yalnız olduğunu fark etmiş. Ancak akıl edebilmiş sağa sola bakınmayı. Tam da o sırada görmüş karşısında sarımtırak mum haresini andıran parlaklığı. Bir anlam verememiş önce. “Yok canım, ben hayâl görüyorum” demiş kendi kendine, ovuşturmuş gözlerini bir daha bakmış. “Hiç de hayale benzemiyor ama!” diye geçirmiş bu kez de muammalı, üst üste kırpıştırmış kirpiklerini ‘pik, pik’. “Dokunsam kaybolur mu ki?” demiş hemen ardından heyecanlı.
Hafifçe yanındaki sarı surete parmak uçlarını değdirmiş. Çok dalgınmış o sırada beriki her zamanki gibi başı öndeyken birden irkilmiş “Ay aman! Sende kimsin? Çok korkuttun beni!” Bu sefer o yapmış aynısını yanında kendisine bön bön bakıp duran yosunlu su kayganlığındaki gölgeye. Gözlerini ‘pik, pik’ kırpıştırmış, olmadı bastıra bastıra ovuşturup tekrar kırpmış. “Dokunsam uçar mı ki?” diye düşünmüş. Ağzını büzüp ürkekçe değdirmiş parmak uçlarını.
“AAAAAAAAAAAAA!!!!!!!! AAAAAAAAA!!!!!! AAAAAAAAA!!!” avaz avaz bağırarak, tabanlara kuvvet koşmaya başlamış öteki de beriki de. İkisi de bir daha başlarını çevirip bakmaya çok ama çok korkmuş.
Koşmaktan tabanları patlayıp yorulunca nefes nefese durmuşlar.
“Sende kimsin?” diye sormuş beriki.
“Asıl sen kimsin?” demiş öteki.
İkisinin de kalbi bu fark edişten ve koşmanın etkisinden güm güm çarpıyormuş.
“Ne zamandır buradasın?” demiş öteki.
“Asıl sen ne zamandır yanımdasın?” demiş beriki.
“Ben geleli çok oldu!?” demiş aynı anda ikisi.
“Eyvah!” deyip, başkalarının duymasından endişe edercesine “tıp” oyunuyla susup iç sesleriyle bakmışlar birbirlerine fal taşı gibi açılmış gözlerle;
“Peki ne olacak şimdi?!”
Beriki düşünmüş “Olmaz ki, hiç görmemeliydim sendeki rengi. Başkaları duyarsa sonra ne düşünürler? Yazılı değil
elbette ama kural böyle. Yalnızlık bakidir bu yolda.”
Öteki geçirmiş “Yapamam ki. Yoluma çıkmamalıydın, benim yolum uzun. Hem bendeki maviyle alaşım.”
Beriki çok üzülmüş “Daha geç açmalıydım gözlerimi seninle karşılaşmamak için karanlığa ya da sen erken mi davranmalıydın aydınlığa? Bu işte bir zamanlama hatası var ama anlamadım!”
Öteki yere indirmiş gözlerini “Belki birbirimize daha az bakarak yürüyebiliriz birlikte. Hem bu başkalarının da gelir işine. Söze, göze, öze dokunmadan…”
Beriki çaresiz hissetmiş kendini bir an, hak vermiş sonra “Haklısın… Sanırım budur doğru olan…”
O günden sonra başkalarını kızdırmadan çok şey paylaşmışlar. Yazısız kuralları da ihlâl etmemişler hem. Öteki el sürmeden berikinin yaralarını sarmış. Beriki susarak ötekinin eski acılarına kör şahitlik etmiş. Yeri gelmiş başkalarının arasına karışmışlar.
Öteki berikini az solgun görse ses etmiş “Ne oldu neyin var?” Beriki ötekinin gözlerinde biraz endişe fark etse yaklaşmış “İyisin değil mi?”
Böylece bir yanıp bir sönmüş, bir sönüp bir yanmışlar… Pir yanıp… Bir sönmüş… Buna rağmen bir daha hiçbir zaman, yola ilk çıktıkları eş zamandaki kadar mutlak karanlıkta kalmamışlar… Yollarında hep sarı-yeşil ışık huzmeleri süzülüp akmış…
…………..
Derler ki “pervaneler ışığa koşar…” Oysa ateş böcekleri bir araya gelirlerse karanlığı dağıtacak kadar yoğun ışık saçar… Aslolan ışık kendi içlerindedir… Eğer şans ve yol verilirse, onlar kendi yörüngesini önünde sonunda bulacak kocaman yüreklere sahiptir…
elif eser
Greek- De me Ponese Kaneis



12 Mayıs 2010, 22:45 tarihinde.
Sen de öyle Elif.. sen de öylesin! Işıklı mı ışıklı, kocaman bir insan yüreğin var senin. Ne güzel bir yazı bu.. Elinden tutup koşturuyor insanı!.. Dikkat.. sürüklüyor, demedim.. koşturuyor
13 Mayıs 2010, 11:21 tarihinde.
Zelin… Yeryüzü’nün pamuk kalpli kadını…
Güzel sözlerin için çok teşekkür ediyorum. Lakin, ne kadar ışıklı, ne kadar kocaman bilmem ama bir şekilde atıyor işte bu yürek…
Her ne şekilde olursa olsun koşmak mı? Koşmaya devam
Hadi hep birlikte koşalım o zaman
Sevgim ve Saygımla…
13 Mayıs 2010, 11:23 tarihinde.
Zelin!..
Bir de… Yunan ezgilerini oldum olası severim… Bu şarkı çook yakışmış yazıya. Hisseden, empati, telepati kuran yüreğine sağlık
13 Mayıs 2010, 13:18 tarihinde.
Elif!..
Aslan arkadaşım diye bir şey söyleyeyim sana oldu mu?..
Temizlerdensin sen!..
çok sözcük yok!..
olsa iyi..
uzun tümcelerin çok kısa..
sonra!..
sonra..
Zelin var ya sağolsun.. burada buluşturan Zelin..
seni kattı buraya..:)
seni okuyunca ..
birkaç senin gibileri..
sağol!..
sevgiler, saygılar Elif..
14 Mayıs 2010, 11:14 tarihinde.
Yücel..
Haklısın, Zelin iyi ki var, temizleri ve temiz kalmaya direnenleri buluşturdu burada..
Aslan Arkadaşım güzel
Sevdim
Sen de sağol