Sokak şairi
Küçük İşler
ağır adımlarda bir telaş gizlidir
ve kaldırımlarında yitik aşklar bu sokağın
adına nice şairin şiir yazdığı
ve nice rutubetli rastlantının kol gezdiği bu kent’in…
kimi zaman eşkıya
kimi zaman politika muhabbetler içeren..
Sabah işe gelirken, arabada yine gazete haberlerini dinliyorum. Duyduklarım karşısında; ne yapsam, ne yazsam, ne
söylesem bilemedim…
Nietzsche’nin sözü dilime dolandı yeniden….
“Dünyanın en acımasız hayvanı insandır”.
Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve bunlar karşısında her geçen gün artan duyarsızlığımız, tepkisizliğimiz bu cümleyi haklı kılıyor ne yazık ki.
Ne dersiniz ? Nietzsche haksız mı “dünyanın en acımasız hayvanı insandır” derken…
Kendime yeni yalnızlıklar arıyorum
Savuruyorum ütopyalarımı sonsuz bir boşluğa
Ve başlamadan bitiyor,
nedense en uzun yolculuğum
Yaslanıyorum kimsesiz bir çocuk gibi anılarıma..
Haber..
Baba ölmüş oğlum!..
Ağlayacağım bilirdim..
Ağlanamazlığı yeni gördüm.
Söylenemezliği..
Ne çok söyleyemezlik birikmiş içimizde,
Ne çok susmuşuz,
Sus…
…..
ma!..
Duymadı… !
Sanmak farklı… Ama beklemek zorlu… Nasıl da endişeleniyor.
“Bir şey oldu mutlaka!… Olumsuz düşünmek mi gerekli hem de tam bu sırada…”
Hızla dönen bir çark gibi!…
Son sürat hızla koşuyorum. Nereye? İşin aslı nereye olduğu belli değil. Biri beni önce bir güzel icat etmiş, sonra programı yüklemiş ve “başlat” butonuna basmış. Pek bir güzel çalışıyorum. Ortaçgil’in “mekanikleştirme beni” demesine benziyorum. Evet! Mekanik-im ben.
Bunu ne zaman fark ediyorum peki?