Anasayfa Anasayfa

Darbe çocukları


Elif Eser

1127-2048-thickbox 
Ortaokul yıllarımın geçtiği sokaklardan yürüyoruz. Uzun zaman olmuş buralara gelmeyeli, geçerken ayrımsıyorum.

—Aa! Dilek vardı hani, bu evde oturmuyor muydu?, diye soruyorum, bir anlığına, gözümde o yılların büyüsü…
—Evet. Doğum günü partisine gelmiştik. diyor, muzipçe gülümseyerek.

Ergenlik, başa bela… Kendini, hayatı, insanları tanımaya çalışma yıllarımız… Dünyayı keşfimiz… Çocukluğumun sokak aralarında çocukluğumuz önümüzde, biz arkalarında, o yanımda hep birlikte yürüyoruz.

 
—Bak, Nilüfer de bu binada oturuyordu. diyor, karşımıza çıkan başka bir sokaktaki başka bir apartmanı göstererek.
—Evet, anımsıyorum. Hani İlker vardı bir de, Sarı İlker derdik. diyorum, gözlerim yine o yılların izdüşümünde.
—Nilüfer de boşanmış kocasından. İki çocuğu varmış, görüşmüyoruz ama duydum… derken, kayıtsız çıkıyor sesi, yılgın…

—Biliyor musun bizim jenerasyonda bir tuhaflık var. Dikkat ettim de; kızların çoğu boşanmış, erkeklerin de büyük kısmı evlenmemiş ya da onlar da boşanmış durumda. Hatayı nerede yapıyoruz, anlamıyorum. Oysaki biz doğru erdemlerle yetiştik. Değerlerimize ve öğretilerimize sahip çıkarken, üzerine bilgimizi pekiştirdik. Neden bu aldatmacalar, bu oyunlar? Aile yapımıza bakıyorum; anne ve babam hâlâ birbirini seviyor ve sayıyor. Seninkiler, birçok arkadaşımınki öyle! Peki, ben neden çocuğuma aynı samimi aile ortamını oluşturamadım, diye ister istemez soruyorum kendime.

Manidar bakıyor yüzüme. Son aylarda ani şoklarla yaşadıkları, on üç yıllık eşinin ihanetleri, bir anda patlayan maddi-manevi başka birçok yıkımı üst üste yaşamış olması onu yorgun düşürmüş. Hiç kolay değil. Alışık değilim onu böyle görmeye. Yorgun bakıyor gözleri ve buna rağmen; vakur, dimdik, gururlu tavrını bozmamaya çalışması bana yıllar önceki kendimi hatırlatıyor.

—Çünkü hayatım, onlar çok dürüst yaşadılar. Eskiden insanlar daha dürüst ve yalansızdı. Görüyorsun, on üç yıllık kocamı tanımamışım. Bu nedenle senin yolundan yürüyeceğim. Oğlum büyüyene, kendini tanıyana dek ailemle yaşayacağım. Aile kavramını; sevmenin, sevilmenin, saygının, bağlılığın ne ifade ettiğini, kişiliğine nasıl olumlu yansıdığını öğrenmeli. Hayat yeterince karmaşık. İstemeden on yaşında bir çocuğa bir anda çok sorumluluk yüklendi. Evin içinde kavga gürültü dahi yokken babasının hatalarını ona izah etmemiz çok zor.

—Erken olgunlaşıyorlar. Çocuklukları yarım kalıyor. Biz bu kadar şahane bir çocukluk ve ilk gençlik yaşamışken; onlara sunduğumuz yaşam, her ne kadar her istediklerini yapmaya çalışsak da haksızlıkmış gibi geliyor. diyorum kederli.
—Söylesene kime güveneceksin? Kime inanacaksın bundan sonra?

Pierre Loti’nin kahvehanelerinden birine oturuyoruz. Kahve söylüyorum ben, o loti_cafe7836çay istiyor.
Avuçlarımızı keserek kanlarımızı karıştırdığımız sahici Kan Kardeşimle aynı anda yakıyoruz sigaralarımızı efkârlı… Anlattıkları, yaşadıkları çok üzücü, yıpratıcı.

—Bizi bundan sonra nasıl bir yaşam ve nasıl bir yaşlılık bekliyor bilmiyorum. Yolun yarısındayız. Anneannem ve dedemi geçtim, annem ve babam gibi olamayacağımı seziyorum yalnızca, diyorum uzaklara, bir dönemin “Altın Boynuz”u Haliç’in semalarına dalgın bakarak.
—Kendini şimdiden hazırlasan iyi olur. Senin, benim ve bizim durumumuzdaki diğer Darbe Çocukları’nın yaşlandıklarında yanlarında kimse olmayacak.

Her zaman kendinden emindi, her zaman benden güçlü ve mantıklı bir kadındı. Şimdi daha da güçlenmişti. Nietzsche’nin sözü geçiyor aklımdan “Beni öldürmeyen acı güçlendirir.” Karşımda kısa kesim, bakımlı saç stili, yorgun ifadesine rağmen güç timsali tavrıyla bu sözün hakkını verir gibiydi.

—Sanırım sorun bu… Biz bir Darbe gördük! Belki çok küçüktük, belki olanları kavrayamıyorduk ama gözümüzün önünde, kapalı perdelerin ucunu aralayarak, gecenin koyu karanlığında bahçe duvarlarımızın dışında, kafaları o duvarlara küt küt vurulan gencecik insanların sesleri yankılandı kulaklarımızda. Siyah-Beyaz televizyonlarımızda Kenan Evren’in kati söylemlerini -ne anlama geldiğini bilmesek de- dinleyerek yaşadık ihtilâli… Şimdi çocuklarımıza bıraktığımız miras tam da bu! Kendi çocukluğumuzu nasıl ihlâl edip, sokağa çıkma yasağı koyduysa bu milletin darbecileri, bizlerde çocuklarımızın yaşamlarını, parçalı bulutlu hale getirip ailelerini darbeliyoruz! Bizim kuşak korkuyu ve bastırılmışlığı tanıdı önce! Bastırılmış kişiliklerimizin ego tatmini doyumsuz yaptı çoğumuzu. Sorun bu işte!, diyorum öfkeli.

—Biz dürüstüz, yalansızız, dosdoğruyuz! Biz nasıl koruduk egolardan kendimizi öyle ise? Kaç kişi kaldı bizden? Kaç kişi sayabilirsin bu gün yakın çevrenden? Kimi dinlesem, kime baksam herkes birbirini aldatıyor. Kadın-erkek fark etmiyor artık. Bu açgözlülük, bu doymazlık, psikolojik sapmalar… Kafamı nereye çevirsem dejenere ilişkiler! Aşka saygım sonsuz. Ona sözüm yok. Bana gelip mertçe “âşık oldum” deseydi üzülmezdim. İhanetin bıçağı ölümden ağır. Mide bulandırıyor. Yakışmıyor. Bu yaşta olanları ona, kendime yakıştıramıyorum. Senin anlayacağın, bundan sonra beni ilgilendiren tek şey oğlumun geleceği…

—Seni anlıyorum. Hayata olan öfkeni, insanlara duyduğun güvensizliği… Fakat inan geçiyor. Bir gün başa dönüyorsun. Hedeflerine ulaştığında, hayat sana beklentilerinin büyük kısmını verdiğinde, yapacak başka bir şey kalmadığında, içindeki boşluğu fark ediyorsun. İzi mutlaka kalıyor ama yaralar kapanıyor. İşte o zaman kendine ait bir düzen istiyorsun. Gerçek bir Can Yoldaşı’nın bir yerlerde seni beklediği masalına inanmak istiyorsun.

Alaycı gülüyor:1157-2195-thickbox
—Sen buldun mu o Can Yoldaşını? Ben şu an ihtimal bile veremiyorum.
—Aramıyorum ki bulayım. Bu bir masal ve bu masala inanmak şimdilik bana iyi geliyor. Eğer varsa ve gerçekse nasılsa o gelir beni bulur.
—Hiç değişmedin. Hâlâ hayalcisin. Ben çekiştirmesem iki ayağın birden havada dolanacaksın. Gerçekçi ol biraz güzelim gerçekçi! Biz seninle yaşlanınca karşılıklı dairelerde oturup birbirimize çaya, kahveye, kahvaltıya gidip geleceğiz! Bize birbirimizden başka Can Yoldaşı çıkmaz.

Gülüyor.

Parmağının ucunu dudağıyla ıslatıp masaya çentikliyor;

—Aha buraya yazıyorum! Çocukluğumuz gibi -ömrümüz olursa- yaşlılığımızda Pierre Loti’de Haliç’e karşı sigara tellendirerek geçecek.

Kahkahayla gülüyoruz birlikte. Garsondan hesap isterken ona dönüp:

—Hadi bakalım Darbe Çocuğu, oğlun babasından gelmeden evde olmalısın. Annenden önce seni evde görmek isteyecektir. Daha sık görüşelim de, tecrübelerimden faydalan. Ana oğul aramıza Hoş Geldiniz…

Buruk, kırık ama dimdik ve yere rap rap sağlam basan adımlarımızla kahvehaneden ayrılıyoruz…

Eylül’09

elif eser

 

Zerrin Özer – Ham Meyvayı Kopardılar Dalından

600 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Darbe çocukları” için 10 Yorum

  1. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Elif,
    O darbenin asıl kurbanları, o dönemin çocukları, bugünün yetişkinleri oldular. Yozlaşma kaçınılmazdı. Darbe çocuğu olup da İNSAN kalabilmiş olan yüreğine, beynine saygım ve sevgimle..

  2. yucel diyor ki:

    Elif!..
    sen çağına tanık olanlardansın.. sağol!… bir kaç başka daha sözcükler var sana söz edilecek ama bilmiyorum.. sevgiler, saygılar

  3. elif eser diyor ki:

    Sevgideğer Zelin,
    İltifatın ve verdiğin değer karşısında ne diyeceğimi bilemedim… Öyle güzelsin ki… … … sözün bittiği yer bu olsa gerek…….

  4. elif eser diyor ki:

    Bir de Sevgili Zelin,
    Öyle bir günde yayımlandı ki bu yazı; 21 Mayıs ve 12 Mart darbecilerinden; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararını veren, idamlarını gözünü kırpmadan izleyen Ali Elverdi’nin yemek yerken boğularak öldüğü haberi geldi…

    Bir dönem üç can idealleri ve düşünceleri uğruna pisi pisine gitti. Yine de dünyanın ve Tanrının adaletinin Ali Elverdi’nin ölüm şekliyle geç de olsa yerine geldiğini düşünüyorum. O üç güzel insan için hâlâ ağlasam da bugün bir nebze de olsa yüreğime su serpilmedi değil…

    Sevgi ve saygımla..

  5. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Elif…

    Unutmadık… unutmayacağız!… İyi ki varsın(ız)! Umutsun(uz)! Sağol..

  6. elif eser diyor ki:

    Yücel…

    Selamlarım… Sen de sağ ol…

  7. Şerife Mutlu diyor ki:

    Sevgili Elif,
    geride bıraktığımız dizilerin,”Yalan Rüzgarları,Dallas’ları”kirletti saf aile ilişkilerimizi,değerlerimiz yıkıldı,darbeden nasibini herşeyimiz aldı.”Bir çınar kimbilir kaç ağacın kesimine tanık olmuştur,asırlarca yaşarken”Tanık olmak yıllara…..acılardan gelen bir kuşağın tanığıyız…Yüreğine sevgiyle paylaşım tanıdık geldi….:)içtenliklerimle…

  8. elif eser diyor ki:

    Çok teşekkür ederim Sevgideğer Şerife… O kocaman yüreğine benden selam olsun…

  9. isa batumlu diyor ki:

    Merhaba,
    “Bizim kuşak korkuyu ve bastırılmışlığı tanıdı önce! Bastırılmış kişiliklerimizin ego tatmini doyumsuz yaptı çoğumuzu. Sorun bu işte!, diyorum öfkeli.”
    diyorsunuz..

    Bu saptamanız kısmen doğru olsa da eksik , bence tabi ki..

    Korku ve bastırılmışlığın yanı sıra; bilinçli,planlı ve alabildiğince sınırsız bir şekilde uygulanan vahşi kapitalizm gereği sürekli pompalanan arsız – sonsuz tüketim hırsı ile birlikte gelen genel bir ahlaki çöküntü..
    “bir muzu beş kardeş eşit bir şekilde paylaşırdık” yerine ; ” her kişiye beş çikita muz ” uygulamasının bu fakir ama onurlu coğrafyaya ahlaksızca, onursuzca yedirilişi..

    Güzel yazıyorsunuz..sizi okumak iyi geliyor..

    Saygılar..

  10. elif eser diyor ki:

    Sayın Batumlu,

    Tespitiniz ve tamamlayıcı paragrafınız için çok teşekkür ediyorum. Evet, kesinlikle haklısınız! Kapitalizmin yarattığı hezeyanları birçoğumuz fark edemeden içine çekildik. Kurbağa Teorisi, diyorum ben buna. Benim kuşağımdan birçok arkadaşım da böyle düşünüyor. Bizi bir kazana attılar ve bu kez kaçmayalım, karşı çıkmayalım diye suyumuzu yavaş yavaş ısıtıp pişirmeye koyuldular… Yapılacak ne çok şey varken, cümlelerimizin sonunu bile gerektiği gibi getiremeyişimiz hep bundan değil mi?

    Yurt dışında yaşayan çok sevdiğim bir abim var, geldiğinde sabahlara dek konuşur tartışırız. Sizi sanırım tarz olarak biraz ona benzetiyorum ve fikir paylaşımlarında bulunmaktan inanın ben de çok keyif alıyorum…

    Sevgi ve Saygıyla, hürmetler benden…

Yorum Yapın