Kadınları tanıyabilmek mümkün müdür?
İsa Batumlu
Soframızda; Elif Eser Hanım’ın “Üçüncü Evre” yazısını okuyup bitirdiğimde birden bir ışık çakıverdi beynimde,”Evrekaaaaaaa” diye bağırarak dışarı atasım geldi kendimi.Çözmeye çalıştığım , M.Ö. 210 yılında Arşimet’in bulduğu “sıvıların dengesi kanunu” ndan daha kolay bir problem değildi inanın.
Zaten bu muammayı çözebilme konusunda ilk işaretler, yine soframızda;Aynur Akkaya Hanım’ın ; “Yaredir Yüreğime Eski Sevgili” yazısını yorumlayıp, aldığım yanıttan sonra ortaya çıkmıştı.
Hem yüreğe yare olan , üstelik yıllar sonra karşılaşıldığında ağlamamak için zorlanacak kadar duygu karmaşası yaratan eski bir sevgiliydi sözkonusu olan, hem de; dönüp arkaya bakılmayacak kadar değersiz ve artık heyecanlandırmayan bitmiş bir ilişki.. Bu ne yaman çelişkiydi tanrım..Birileri “şaka” yapıyor olmalıydı.Bazı şarkı ve şiirlerde de bu durum sürekli tekrarlanıp duruyordu..Madem, artık yaşanmayan, hissedilmeyen, değer verilmeyen duygulardı söz konusu olan, ne demeye beste, şiir yapılıp göndeme getirliyordu ki?
Kadınları an-la-ya-mı-yor-duuuum.
Sevgideğer Soframızın cengaver kadın savaşçıları olan;Zelin, Nazan, Şerife sevgideğerleri ve diğerleri , yazdıklarıyla sürekli olarak bir bir çakıyorlardı çözümü, gözüme gözüme ama görebilen, anlayabilen kim..
Ama oldu işte.. beynimin bir köşesini dumura uğratan sis bulutu bir anda dağılıverdi.
Yıllardır beynimi kemiren problemi çözdüm galiba ..(“galiba” ha?Yani daha tam olarak da emin değilim demek ki.)
Kadınları tanıyabilmek ve anlayabilmek konusunda yaptığım en büyük hatayı malesef 48 yaşına geldiğimde keşfedebildim ancak..(Heh heh heee! Ahmet Altan’ı ,Can Dündar’ı istedikleri kadar hava atsın ; “bir kadın şöyle ister, şöyle olursa böyle olur vs vs.. hepsi hikaye..An-la-mı-yor-laaaaarrr!”)
İşte açıklıyorum..Azzz sonraaa!!!(Kendini bu konuda üstad sanan zavallılar bu kıyağımı unutmasın):
Biz erkekler; ençok üç, bilemediniz beş ana kalıp sınıfına dahil olduğumuzdan bu kalıplar doğrultusunda sınıflamak ve tanımlamak oldukça kolaydır.
Sınıflamadaki bu kolaylık da tanımlamayı yüzde yüze yakın doğrulukta oluşturur ki, artık bu aşamadan sonra güdülmemiz, pardon sevk ve idare edilmemiz oldukça basitleşir. Hele hele belirli bir kıvama getirdikten ve elinden kumandasını, önünden yemeğini, bir de arasıra gece.. eksik etmedikten sonra artık hiç bir sorun kalmaz.
Ben bu durumu, büyükbaş hayvanlar kategorisinin en munis yaratıkları olan Öküzlerin durumuna benzetirim.
Sağlıklı bir dana belli bir yaşa ve büyüklüğe geldikten sonra ,azgınlıktan dolayı tutulamaz hale gelir ve genellikle kesimhaneye gönderilir.Baş dölleyici olarak “Boğa” sınıfına terfi eden şanslılardan olamayıp-ki bu da biz erkeklerin başka bir sınıfına tekabül eder-sahibi tarafından ömür boyu kürek cezasına çarptırılan kimi zavallılar ise , hayalarının burulması suretiyle iğdiş edilerek, artık yaşama munis bir gözle bakmaları sağlanır ..Bu aşamadan sonra bu cinslerin üzerine bir ağırlık, bir boşvermişlik gelir ki adeta dünya yıkılsa umurlarında olmaz. Artık “Dana”lık zayi olmuş, “Öküz”lük baki kalmıştır.
Kadınları ise, biz erkekler gibi belirli kalıplarda sınıflayarak tanımaya ve anlamaya çalışmak , çok büyük bir hatadır..Çünkü; her kadın, (malesef elinde olan ve-veya olmayan nedenlerle birey olamamış, düşüncelerini ve kendisini erkeğinin gerisinde tutan ya da tutmak zorunda bırakılan, önceliklerini erkeğine göre endekslemiş bir çeşit sosyal köle durumda olan kadınlar hariç) farklıdır.
Evet evet artık kesinlikle eminim ve biliyorum ki; dünya yüzeyinde yaşayan her özgür düşünceli kadın fark-lı-dır ..Onları asla ve kat’a belirli bir kalıp içinde sı-nıf-la-ya-maz-sı-nııız..Bunun için de “kadınları tanımak ve anlamak”
diye bir kavram bilimsel olarak olamaz ve yoktur.
”Yani her erkek tanısa tanısa ancak muhattap olduğu kadını tanıyabilir “ diye ahkam kesecektim kiiii..Bir düşündüm..Cık! Iııh o da mümkün değil..
Çünkü,belirli kalıplar içerisinde tanımlanamayan bir olgunun; farklı zaman ve mekanlarda ortaya çıkan aynı olaylara karşı, birebir aynı tepkileri vermesi bilimsel olarak beklenemez .
Yani , örneğin bir erkeğin elinde kumandası televizyonda maç seyrederken eşi, ya da çocukları ne zaman önünden geçse, her defasında birerbir aynı tepkiyi vermesi beklenir ama, bir kadının; örneğin sevdiği bir filmi ya da diziyi izlerken aynı davranışla karşılaşması halinde, her defasında farklı farklı tepkiler vermesi, bilimsel bir gerçekliktir.
Tam da ;”Oh beee! rahatladım arkadaş..” diyecekken resmen çarşafa dolandık iyi mi..
Gel de çık bakalım şimdi işin içinden.
(*) Karikatürler,büyük usta ; sevgili Piyale Madra’dan
6 Nisan 2010
İsa BATUMLU
527 okunma


11 Nisan 2010, 10:52 tarihinde.
Sevgili Mogambo,
)) ? ? ? (Şerife fantezi) ama düşünmeye değer bence…
yeni başlayan sabahıma eşlik eden bu tatlı sohbet çok hoştu.
Kadın erkeğin gerisinde bilinçli olarak geri bırakılmış sosyal kölelik modeli, maksatlı bu bırakılış olmasaydı, bu gün yeryüzü cennet olacaktı, ama o zaman, kadın erkek, kürt türk, alevi sünni, kutupllaşması olmasaydı bu bilinçle ayrıştırılmış varoluşmuz pil olmaktan kurtulmuş olacaktı. (yeryüzü cenneti) O zaman ileri galaksilere kim enerji pili olacaktı
Mogambo sohbetine doyum olmuyor yüreğine sağlık…sevgiler…
14 Nisan 2010, 14:09 tarihinde.